Anasayfa > Günün Haberleri > Sitene ekle > Arşiv > İletişim > Künye > Reklâm
__________________________________________________________________________________________
Güncel -
Spor - Siyaset - Ekonomi - Medya - Polemik - Dünya - Teknoloji - Sağlık –Kültür Sanat- Eğitim – Röportaj – Reklâmlar

   Üyemiz Değilseniz! Tıklayın   SİYASET HABER KARIŞIK, NÛÇA NÛ (10) HER BÎJI KURDİSTAN   SİYASİ HABERLER (10)   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (10) HER BÎJI KURDİSTAN   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (10) HER BÎJI KURDİSTAN   Ferhat Sarıkaya diye biri   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (08) HER BÎJI KURDİSTAN   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (10) HER BÎJI KURDİSTAN   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (10) HER BÎJI KURDİSTAN   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (07) HER BÎJI KURDİSTAN   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (10) HER BÎJI KURDİSTAN
Onur Yazarımız

Konuk Yazarlar

Ana Menü
 
Ana SayfaAna Sayfa
    Ana Sayfa

    Konu Başlıkları
    Haber Gönder
    Haberler
Diğer Başlıklar
    Evo UserBlock
    Yazarlar
    Site Haritası
    Haber Arşivi
    Yönetici Notu
    Reviews
    Tavsiye Et
    NukeSentinel
    İletişim Formu
    Sorularınız
Üyeler
    Üye Bilgileri
    Üye Hesabınız
    Üye Listesi
    Üye Grupları
    Özel Mesaj
Birlikte
    Forumlar
    Destekleyenler
    Anket
    Arama
Sayfa İstatistikleri
    Top 10
    İstatistikler
Linkler
    Yararlı Programlar
    Web Siteleri

Arama
 



Bağış - Reklam
Sitemizin yaşaması ve daha iyi bir içerikle yayın hayatına devam etmesi için reklam ve bağışlarınıza ihtiyacımız var. Lütfen Buraya Tıklayarak bizimle ilişkiye geçin... Şimdiden teşekkür ederiz....

Top 10 Links
 

Günün Haberi
 

 
Medya


01)MESUD BARZANI: DÜŞMAN BIZI PARÇALARA BILE AYIRSA EĞILMEYIZ-10..06.2018
Başkan Mesud Barzani, “Düşman bizi parçalara bile ayırsa eğilmeyiz. Kürdistan halkının mücadele geleneğinde teslimiyet yoktur” dedi.
Başkan Barzani, 9 Haziran 1985’te Baas rejiminin Zêwe Sığınmacı Kampı’nı bombalamasının yıldönümüne ilişkin bir mesaj yayımladı.


Mesajında Barzani, “9 Haziran 1985’te Baas rejiminın vahşi bir şekilde Zêwe Sığınmacı Kampı’nı bombalaması sonucu çok sayıda masum kadın, çocuk, halk şehit düştü, yaralandı” ifadesini kullandı.

“O gün milletimizin başına büyük bir felaket geldi ama halkımızın verdiği bedeller ile direniş tarihi açısından önemli, derslerle dolu bir gündü” diyen Barzani, mesajına şöyle devam etti:

“Zêwe felaketi, hepimiz için, dostlarımız için bir dersti. Amina Anne gibi yüreği yanan bir kahraman, çocuklarının parçalanmış cesetlerini toplayıp gururlu bir şekilde şu dersi verdi: Düşman bizi parçalara bile ayırsa asla eğilmeyiz. Kürdistan halkının mücadele kültüründe teslimiyet yoktur. Bu mazlum bir milletin özgürlük yoludur. Özgürlük bedel ister, kurban verebiliriz ve ümitsiz olmamalıyız, devam etmeliyiz, teslim olmamalıyız.”

Zêwe felaketinin düşman için de bir ders olduğunu vurgulayan Başkan Barzani, “Ne kadar zalim ve vahşi olurlarsa olsunlar, halkımızın iradesini kıramayacaklarını anladılar. Bu, milletimizin vicdansız düşmana karşı gerçek zaferiydi” diye devam etti.

Başkan Barzani son olarak şehit ailelerini ve Amina Anne’yi anarak, “Bu felaketin yıldönümünde, Zêwe evlatlarının kutsal bedenlerini ve parçalanmalarını asla unutmayacağız. Onlar mücadelemizin çırasıdır” dedi.

ZÊWE KATLİAMI

Dönemin Baas rejiminin saldırılarından kaçan çok sayıda Güney Kürdistanlı sivil, Doğu Kürdistan’ın (Rojhılat) Urmiye kentinin Zêwe köyü yakınında, aynı ismi taşıyan kampa yerleşmişti.

Ancak Baas rejimi, 9 Haziran 1985’te, yani Irak-İran savaşının ortasında 8 uçakla, uluslararası anlaşmalara yasaklanan bombalarla Zewê Kampı’nı vurdu. Bombardımanda 150 kişi hayatını kaybetti, 373 kişi de yaralandı.

Barzani, referandum dönemindeki halkla buluşmalarda, Amina Anne örneğini sık sık şu sözlerle paylaştı:

“1985’te Zêwe’de bir hava saldırısı düzenlendi. Hemen oraya gittim, karşılaştığım manzara korkunçtu. Etrafa yayılmış başsız çocuklar, parçalanmış cesetler, tarifi mümkün olmayan bir vahşet manzarası...

Bir anne, ölen dört çocuğunun parçalarını bir torbada toplamıştı. Bomba evlerinin tam ortasına düşmüştü. Bu manzara karşısında dayanamadım, sarsıldım, yıkıldım. O anne bana sarıldı ve, ‘Tek bir gözyaşını görmeyeyim. İki çocuğum daha var, onları da Kürdistan uğrunda vermeye hazırım’ dedi. Bu annenin eşi ve iki kardeşi de daha önce şehit düşmüştü. Bu kadın, hayatımın kahramanı oldu.” (K24)

02) BINALI YILDIRIM: KÜRT SORUNU FILAN YOK! 10-.06.2018

"OHAL'in kaldırılması küresel yatırımcılar açısından önemli bir rahatlamayı getirecek"
Başbakan Binali Yıldırım, NTV ekranlarında yayınlanan 'Seçim Özel' programında Oğuz Haksever'in sorularını yanıtladı.

Yıldırım'ın açıklamalarından satır başları şöyle:

Kandil en ağırlıklı konulardan biri. Kuzey Irak içlerindeki operasyonun durumu nedir?

Tabi bizim FETÖ ile PKK ile onun uzantısı PYD-YPG ile ve DEAŞ’la mücadele eden 3 örgütle aynı anda mücadele eden başka ülke yok. Biz son iki yılda terörle mücadelede bir konsept değişikliğine gittik. Savunma değil taarruz esaslı bir mücadele yöntemi seçtik bunun da sonuçlarını gördük. Gittiğim doğu ve güneydoğu illerinde insanların üzerinde terörün baskısı kalkmış, özgüvenleri artmış insanların. Bayraklarını dalgalandırıyorlar, yaylalarda sürülerini otlatıyorlar müthiş beklenti geleceğe yönelik müthiş bir heyecan gördüm. Yurtiçinde terörü gündemin birinci maddesi olmaktan çıkardık. Cumhurbaşkanımızın liderliğinde bu çalışmaları yaptık ve gerek silahlı kuvvetlerimiz gerek jandarmamız, polisimiz, güvenlik korucularımız, özel kuvvetlerimiz çok iyi bir koordinasyon içinde başarılı bir faaliyet yaptılar. Ancak sınırlarımız dışından da girişler devam ediyor. Bunu Suriye’de büyük oranda önledik. Cerablus’tan Afrin’e kadar bu bölgedeki bütün terör unsurlarını temizledik. Gerek ülkemize dönen gerek başka yerlere gitmek zorunda kalan oranın yerli halkı memleketlerine döndüler. Ama Fırat’ın doğusunda sorunumuz devam ediyor. Şimdilik Irak sınırına kadar olan bölgeyi bir kenara bırakalım. Münbiç meselesine malum Amerika ile görüşüyoruz. Ama Kuzey Irak’taki olay yeni değil. Yıllardır biz en büyük sıkıntıyı Kuzey Irak’tan yaşıyoruz. Irak merkezi hükümeti zaman zaman kendi iç meselelerine daha çok yoğunlaştığı için bölgedeki PKK faaliyetlerine karşı tedbir almakta zorlanıyor. Özellikle Kerkük’te Musul’da olup bitenler. Önce PKK daha sonra DEAŞ’ın orada yaptıkları bütün güçlerini de DEAŞ’ı yok etmeye harcadılar dolayısıyla oradaki PKK yapılanması konusunda fazla bir katkı sağlayamadılar. Biz de terörden vatandaşlarımızın zarar görmesini önlemek can ve mal güvenliğini sağlamak için hudut ötesi sıcak takip de yapıyoruz. Bu yeni değil yıllardan beri yapıyoruz. Ama şimdi biraz daha farklı bir modele geldi. Suriye’dekine benzer bir uygulama Kuzey Irak sınırlarımızın 30 kilometre derinliğinde 300 kilometrekarelik bir alanda silahlı kuvvetler unsurlarımız konuşlandı. Yani içerilerden gelecek terör faaliyetlerini sınırlarımız içine girmeden etkisiz hale getirmek için faaliyetlerini sürdürüyorlar. Havadan bunu çokça yapıyorduk ama karadan sahada yok etmeye yönelik ciddi bir adımdır. Bunun ötesi Kandil de olabilir, Mahmur da olabilir, Sincar da olabilir. Tehdit neredeyse, terör nereden bize zarar veriyorsa oralar bizim için hedeftir. Tabii bunu biz komşu ülkelerimizle birlikte yapmayı tercih ederiz. Defalarca bu konuda görüşmelerimiz oluyor. Onlarda bu konuda isteksiz değil ama ellerindeki imkanlar içinde bulundukları şartlar buna elvermiyor her zaman. O bakımdan biz terörle mücadelede uluslararası hukuktan doğan haklarımızı bugüne kadar kullandık bundan sonrada kullanmaya devam edeceğiz. Bizim ne Irak’ın ne Suriye’nin topraklarında gözümüz yok. Bizim derdimiz ülkemizin güvenliğini sağlamak insanlarımıza kasteden terör örgütünün zararlarını ortadan kaldırmak. Bölge ülkeleri İran, Bağdat yönetimi ve hatta Irak bölgesel Kürt Yönetimi buralarla iş birliği olmadan Kandil’in tamamen bertaraf edilemeyeceğine dair yaygın bir kanaat var. İş birliği var mı?

Bir sorunumuz yok. İran da PKK’ya karşı, Irak merkezi hükümeti de karşı, Peşmerge yönetimi de karşı PKK’ya. O bakımdan bir sıkıntı yaşayacağımızı zannetmiyorum.

Menbiç konusunda önce heyet görüşmeleri oldu, ardından iki bakan bir araya geldi ve diplomasi ile ilerliyor. 4 Haziran’da başladı; Türkiye'nin ısrarı ile hızlı sonuç alma söz konusu oluyor.

90 günlük bir takvim var. Bu takvim uygulanmaya başladı. Ama biz tedbiri elden bırakmıyoruz. Geçmiş dönemde verilen sözler sahada yansımadı. Obama yönetimi PYD ve YPG’lileri Fırat’ın doğusuna geçireceğiz dediler ama sözde kaldı. Şimdi bu yazılı bir doküman var, gereğinin yapılmasını yakından izleyeceğiz. Hedef Münbiç’in güvenliğinin sağlanması, Münbiçlilere ait olması onlar tarafından yönetiminin ele alınması. YPG’nin PYD’nin SDG’nin baskılarının tamamen yok edilmesi. Bu konuda bir fikir birliği var bir irade hem Amerika’da hem Türkiye’de var. Umarım kısa sürede hayata geçer.

Türk askerinin oradaki varlığı ne zaman olur?

Bu iki ülke arasında yapılacak bir faaliyet olduğu için koordinasyon gerektiren bir şey. O yüzden benim tek taraflı bir takvim telaffuz etmem yakışık olmaz. Planlamalar yapılıyor.

Menbiç konusunu diplomasi ile çözdünüz Fırat’ın doğusu içinde aynı model uygulanabilir mi?

Bizim tercihimiz diplomasi. Zaten Amerikalıların PYD/YPG ile iş birliği yaparken bize söyledikleri, “Bu bir tercih değil bir mecburiyet”. DEAŞ’ı yok etmek için mecbur kaldık dediler. DEAŞ bitti şimdi hala ne işi var bu adamların orada. Amerika bizim müttefikimizse NATO’da ortağımızsa yapacağı tek şey “hadi kardeşim güle güle işinize” onun dışında bir tutum dostluğa sığmaz. Ülke güvenliğinin terörle mücadelenin Fırat’ın doğusu batısı diye bir şey olmaz. Biz Fırat’ın doğusunda da bir yakın tehdit görürsek öncelikle muhatabımıza bunu bertaraf edelim deriz. Olmadı kendimiz yaparız.

Kampanyanız boyunca Doğu ve Güneydoğu illerine epey zaman ayırdığınızı gözlüyoruz. Orada ne gözlüyorsunuz?

Hemen hemen bütün illere gitmeye gayret ettim. Orada gördüğüm hava beni çok umutlandırdı çok memnun etti. Biz bu çukur hendek siyaseti, PKK’nın isyan başlatması şehirlerde, köylerde baskı uygulaması insanları canından bezdirdiği dönemle şimdiki dönemi karşılaştırıyorum. Muş’un caddesinden giderken o zaman insanlar yan gördüğü zaman pencerelerini kapatıp perdelerini çekiyorlardı ya da sırtlarını bana dönüyorlardı. Ama şimdi müthiş bir şekilde selamımıza karşılık veriyorlar bize çok hoş bir karşılama yapıyorlar. Diyorlar ki, “bizi bir daha terör örgütünün eline bırakmayın”. “Biz devletimize güveniyoruz ama hala kafamızda tereddüt var. Tamam temizlediniz ama burada bırakmayın kalıcı hale getirin, terörün izlerini silelim.” İşyerleri açalım gençlerimize işyerleri açalım. Bölgenin zaten altyapısı tamam. Bitlis’in, Muş’un yolları altyapısı İstanbul’dan Ankara’dan farklı değil. 4.5G internet orada da var. Ama güvenlik olmayınca huzur olmayınca uzun vadeli yatırımcı da gitmiyor oraya. Şimdi artık bunu da hallettik, bundan sonra daha fazla bölgeye pozitif ayrımcılık yaparak yatırımları teşvik edeceğiz. Oradaki gençlerimizin gelecek hayallerini gerçeğe dönüştürmesi için projeler üreteceğiz. Hem eğitim alanında hem spor alanında hem üretim, ekonomi, kalkınma bu konuları artık konuşacağız. Terörü, silahı, öldürmeyi, bölünmeyi bunları artık kenara bırakacağız. Biz Kürt olabiliriz, Türk olabiliriz buna biz karar vermiyoruz ki. Anamızı babamızı biz mi seçtik? Ne önemi var. Etle tırnak gibiyiz. Bazı emperyal güçler bölgede Kürtlerin kanı ve canı üzerinden bir proje geliştiriyorlar. “Biz size devlet kuracağız” diyorlar. Kürtler, Türkler Anadolu topraklarında bin yıldır beraber yaşıyor. Kürtlerin de Türklerin de, Arapların da, Çerkezlerin de kim olursa olsun bizim devletimiz belli Türkiye Cumhuriyeti devletidir. Bayrağımız belli. Bir olacağız, beraber olacağız, kardeş olacağız, birlikte Türkiye olacağız, farklılıklarımızı her zaman zenginlik olarak göreceğiz. Yani hepimizin birbirimizden farklı özellikleri var. Saçlarımız farklı ten rengimiz farklı göz renklerimiz farklı olabilir ama gözlerimizden düşen yaşların renkleri hep aynı. Onun için ne Türk’ü ne Kürt’ü ne Sünni'si ne Alevi'si bizi yakar bizim ateş söndürmektir çaresi.

"Kürt sorunu filan yok"

Sosyal ve kültürel alanda yapılması gerekenler var mı? Cumhurbaşkanı Kürt sorunu bitti demişti.

Ben de Kürt sorunu filan yok diyorum. Sorun PKK sorunudur terör sorunudur. Terör sorununu çözdüğümüz zaman mesele kendiliğinden halloluyor. Ondan sonra kalkınmaya odaklanacağız. Haklar konusunda zaten çok adım attık. İlçe isimlerinden tutun ana dilde seçmeli eğitim yapmayı. Kürtçe klasiklerin basımına, Kürtçe televizyonların yayınına kadar, Kürtçenin üniversitelerde enstitü düzeyinde dil olarak eğitim olarak kabul edilmesine kadar birçok reformu gerçekleştirdik. Tek sorunumuz PKK ile Kürt vatandaşlarımızı birbirinden ayırmak. PKK’nın Kürtler diye bir sorunu yok Kürtlerin PKK diye bir sorunu var. Bu sorunu da büyük oranda gündemden çıkarmış vaziyetteyiz.

Bir mitingde benimde geçmişim Kürt dediniz.

Ben Erzincanlıyım ama bizim büyüklerimizin bir kısmı Urfa’da bir kısmı Bursa’da bir kısmı da Ağrı’da bulunmuşlar. Ağrı Tahir bölgesinde yaşamışlar. Dolayısıyla oradan bizim dedelerimizin babaları Erzincan gelmişler ve bizim köyümüze yerleşmişler. Bizim köyümüzde bize Kürtler diye hitap ederlerdi. Bunun sebebi de köye sonradan gelenlere Kürt diyorlar. Daha önceden yerleşenler yerlisi sonradan gelip yerleşmişiz bizi Kürt diye tanımlıyorlar. Biz Kürtlerle Türkler Erzincan’da bir arada yaşıyor. Alevi hemşerilerimizle biz Sünni hemşerilerimiz iç içe yaşar. Benim ilçemde 125 köy vardır bunun neredeyse 3’te 1’i Kürt köyüdür, diğeri Sünni köyüdür ama hiç aralarında bir sorun olmaz. Alışveriş yaparlar, misafirlik yaparlar, kirve olurlar. Bizim böyle bir sorunumuz hiç olmadı. Hatta benim adımı da koyan bir Kürt komşumuz. Onun ahlakı, yaşamı insanlığından etkilenip onun ismini koymuşlar. Böyle bir ilişkimiz var. Benim orada söylediğim bundan ibaret.

03) BAKAN SOYLU: İSTEDIĞIMIZ AN KANDIL'I ELE GEÇIREBILIRIZ 10-.06.2018

Süleyman Soylu CNN Türk'te soruları cevapladı. Soylu 'Kandil bizim için yakın hedef' dedi.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu CNN TÜRK’te Hakan Çelik’in sorularını yanıtladı.

Kandil’e başlatılan askeri operasyonu cevaplayan Soylu “Kandil bizim için yakın hedef. Kandil terör örgütü PKK’nın dünyayla iletişime geçtiği bir yer.

Türkiye çok yakın bir zaman içerisinde bizim kahramanlarımızı görecek. İstediğimiz an Kandil’i ele geçirebiliriz.

Ağrı Van ve Iğdır hattında önemli tedbirler aldık. Yakında kahramanlarımız Kandil’de olacak.” ifadelerini kullandı.

04) Türkiye Seçimlerinin Kilidi Kürdler 10-.06.2018

Kürdlerin blok olarak öne çıkan Demirtaş etrafında bloklaşmaları ikinci tura yol açacak ve ilk ikiye kalan adaylar üzerinden kazanımların elde edilmesi sağlanabilir. Sonuç olarak artık iktidar meclis üzerinden değil başkanlık üzerinden şekilleneceği için doğal olarak Kürdler yine iktidar ortağı olma ve taleplerini dillendirme imkanına sahiptirler.

Türk siyasal sisteminin çok partili hayata geçtiği 1950 ve sonrasındaki tüm seçimlere damgasını vuran tek kesim Kürdlerdir. Ancak seçimlere damga vurmalarına rağmen sonucu hiçbir dönemde kendi lehlerine kullanma becerisi gösterememişlerdir. Kürdlerin bu süreç içerisinde bloka yakın olarak oy vermediği hiçbir parti tek başına iktidar olabilme şansı yakalayamamıştır. Ama oy verdikleri her parti şöyle veya böyle iktidarın belirlenmesinde başat rol oynamıştır.

1946 seçimlerini bir kenara bırakırsak, tarihsel süreç Kürdlerin eğilim gösterdiği her partinin iktidar nimetlerinden yararlanması sonucunu doğurmuştur. Bir siyasal sistem içerisinde bu denli belirleyici olan bir kesimin aslında kazanımlar açısından da tahminlerin ötesinde getiriler oluşturması lazımdır. Ancak böyle bir sonucun gerçekleştiğini söylemek mümkün değildir. Çünkü söz konusu tutum siyasi düzeyde toplumsal varlığın ortaya konulması anlamı taşısa da reel de ailesel veya aşiretsel kazanımları önceleyen öncülerden dolayı sonuç üretemediğini vurgulamak gerekir.

1950 seçimindeki ürkek tutum dışında 1950’lerde Kürdler blok olarak DP’ye yönelmişlerdir. Ki Parti on yıllık iktidar süreci yaşamıştı. 1960 darbesinden önce DP içerisinde Bayar ve Menderes’in politikalarını eleştiren Muhafazakâr kesimce 1961 yılında kurulan YTP bu seçimlerde neredeyse Kürdlerden blok oy almıştı. 1961 seçimlerinde 54 milletvekili çıkartmış çoğu Kürd bölgesindendir. İnönü Başkanlığındaki Hükümette yer almıştır. Ancak AP’nin başına Demirel’in geçmesi ve muhafazakâr söyleme sahip çıkması nedeniyle Kürdlerin blok oyları AP’ye kaymıştır. 1965 seçimlerinde YTP ancak 19 vekil çıkarabilmiştir.

AP’nin Kürdlerden blok oy almasını 1970’lerde ortaya çıkan MSP önleyerek onun yerine geçmiştir. MSP 1970’lerde hemen hemen kurulan her hükümette yer alan bir ortak olmuştur. Ancak 1970’lerde TİP’iyle yollarını ayıran Kürd Sol kesiminde yerel siyasette etkin olmaya başladığını unutmamak gerekir. 1980 darbesi sonrasında Kürdlerin Blok oyları ANAP’a kaymıştır ki ANAP seksenlerin iktidarıdır. 1991 seçimlerinde SHP ile kurulan ortaklık sonucu bu parti Refah Partisi ile Kürd oylarını paylaşmıştır. Daha sonra ise oylar Bağımsızlarla Refah geleneği arasında bölüşülmüştür. 2000’lerde ortaya çıkan AKP muhafazakâr kanadın oylarını alırken Bağımsızlar gittikçe etkinliğini artırıcı bir etkiyle güç kazandılar.

Bu kısa veri izahatından sonra siyasal sisteme dahil olan Kürdlerin siyasal ve sosyolojik tutumlarına dönelim.

1950 seçimleriyle birlikte Kürd eşrafının Demokrat Parti içerisinde siyasal sahaya sürülmesiyle birlikte, Kürdlerin Türk siyasal seçimlerinde belirleyiciliği ortaya çıkmıştır. 1950 seçimlerindeki ürkek tutum da biraz kenara alınırsa ondan sonraki süreçlerin tamamıyla belirleyicisi Kürdler olmuştur. Kürdler bu sürecin ilk dönemlerinde geçmişte (Cumhuriyetin ilk on beş yılında) yaşanılan travmaların ve sürgünlerin etkisiyle siyasal söylem oluşturmaktan çekinmişlerdir. Ancak siyasal sistem içerisinde yer bulanlar bu söylemi dillendirmeyi istemelerine rağmen süreçte bireysel veya ailesel kazanımların etkisi altına girerek siyasal söylemi bir kenara itmiş olduklarını ileri sürmek abartı olamaz.

Siyasal söylemin siyaset sahnesine inmemesi sonucu, siyasal sistem içerisinde yer alan eşrafın hareket alanlarını genişletmiş süreç içerisinde daha çok ailesel ve aşiretsel çıkarların korunması esas alınmıştır. Bu esas üzerinden toplum kesimlerinin de deforme düşüncelere yenik düştüğü sonucunu çıkarmak mümkündür. Bu durum siyasal sistemin genelin beklentisini yansıtmaktan uzak olduğu düşüncesini pekiştirmiş ve toplumsal kazanımlar yerine bireysel menfaatlerin korunması esasına yönelinmiştir. Belki şöyle bakmak daha doğru olur. Sistem içerisinde yer alan Kürd eşrafının perişan halde çıkarak orta sınıf veya burjuvazi kesime doğru yol alması alt kesimlerde de benzeri bir pay alma düşüncesinin oluşumuna yol açmıştır. Daha sonraki dönemlerde alt tabakanın okuyan çocuklarının siyasal sistem içerisinde yer alma taleplerini buradan okumanın daha doğru olacağı kanaatindeyim

Burada bir noktayı vurgulamak gerekir ki, yukarıda sözü edilen kesim takındığı tutum toplumsal algının devletin istediği biçime evirilmesinde etkili olmuştur. Ancak dönemsel olarak buna tepki göstererek ortaya çıkan aktörlerin hiç olmadığını söylemek de mümkün değildir. 1960 ve sonrasında oluşan siyasal ortamda ortaya çıkan Yeni Türkiye Partisinde Yusuf Azizoğlu’nun başkanlığı dönemiyle Türkiye İşçi Partisi içerisinde kendisine yer bulanların bir kısmı siyasal talepler açısından öne çıkmışlardır. Ancak bu taleplerin Kürd halkı nezdinde siyasal niteliğe istenilen düzeyde büründürülmemesi ilerleyen süreçte halkın doğru kanalize edilmemesine de yol açmıştır. Belki de bunu daha önceki dönemlerin bireysel veya ailesel menfaatin getirdiği göz kamaştırıcılığıyla okursak daha sağlıklı sonuçlar üretebiliriz.

Ancak Kürd halkı lehine siyasal taleplere dönüştürülemeyen bu istekler ister istemez ideolojik ve inançsal alana doğru kaymasına yol açmıştır. 1960 ve 1970’lerde Kürd halkı içerisinde de keskinleşen bu tutumlar devletin blok taleplerle karşılaşmasını önlemiş ve devletin rahat nefes almasını sağlamıştır. Muhafazakâr Kürd kesimi gittikçe dinsel veriyi öne çıkaran partilere yönelmiş ve ulusal talepleri bu veriyle doğal biçimde kazanacakları düşüncesine teslim olmuştur. 1970’lerle birlikte Kürd sol kesim siyasal taleplerin itici gücü olmayı başarmıştır. Bu talepler siyasal alanda Ecevit başkanlığındaki CHP de vücut bulmuştur. Ancak süreçte siyasal sistem içerisinde takınılan tutum ve dinsel veriyi önemseyen partilere yönelen kesimin de ağırlık kazanması onların da sonuç almasını engellemiştir.

Seksen ve sonrasındaki gelişimde Kürd siyasetinde kısmen de olsa Eşraf yerini alttan gelen muhafazakâr ve okumuş kesimlere bırakınca siyasal anlamdaki taleplerin öne çıkmasına engel oluşturmuştur. Bu kesimin dinsel ve ekonomik beklentileri siyasal taleplerin önüne geçtiği için sonucun akamete uğramasında etkili olduğu ileri sürülebilir. 1990’larda PKK’nin öne çıkması ve Devletin takındığı tutum Siyasal taleplerin hiç olmadığı biçimde yükselmesine vesile olmuştur. Aslında önemli oranda yol alındığın da ileri sürmek mümkündür. Ancak PKK çizgisinde gelişen siyasal talepler PKK’nin süreç içerisinde rota değişikliğine gitmesi nedeniyle istenilen düzeye çıkarılamadığı da savunulabilir.

Son dönem tahliline artık gerek duymadan konuyu toparlamak gerekirse, Türk siyasal sisteminin kilidi olan Kürdler siyasal taleplerini gereği gibi ortaya koyamadıkları için yol alamadılar. Oysa 60 yılı aşan sürede her iktidarın başarısında rol oynayan Kürdler ideolojik, dinsel veya ekonomik talepler yerine siyasal talepler ortaya koyabilselerdi şu an durumun çok faklı olacağını ileri sürmek mümkün olacaktı.

Bunun dışında kanaatimce Kürdler hiçbir dönemde kilit rol oynadıklarını fark edemediler ya da bunu dillendirecek önderlerden yoksun oldular. Bireysel olarak bir elin parmaklarını geçmeyen bireylerden gelen taleplerde de toplumda gerekli karşılığı bulamadılar. Bugün olduğu gibi sistemi kilitleme gücüne sahip olan Kürdler bir araya gelerek tali konularda ayrılıklarını öne çıkartma yerine ulusal taleplerini dillendirebilselerdi devletin adım atmaktan başka çaresi olmayacaktı.

Sonuç:

Bugün içinde bulunulan koşul bakımından konu irdelenirse Kürdler aynı pozisyonlarını korumaktadırlar. İki ana akım çerçevesinde tercihlerini belirleyen Kürdler tek bir akım üzerinden tercihte bulundukları anda Türkiye Cumhuriyeti siyasal sistemi ya çözüm üretme yoluna gidecek veya kilitlenerek toplumsal dip dalgaların gelişmesine yol açacaktır. Bugün Yusuf Azizoğlu’nun partisi gibi muhafazakâr sağ cenahtaki boşluğun doldurulamıyor olması bir problemdir. Ancak HDP’nin Türkiyelileşme perspektifi Kürdlerin kazanım elde etmesini engelleyen bir başka veridir.

Bu nedenlerle kanaatimce önem kazanan Başkanlık seçimidir. Kürdlerin blok olarak öne çıkan Demirtaş etrafında bloklaşmaları ikinci tura yol açacak ve ilk ikiye kalan adaylar üzerinden kazanımların elde edilmesi sağlanabilir. Sonuç olarak artık iktidar meclis üzerinden değil başkanlık üzerinden şekilleneceği için doğal olarak Kürdler yine iktidar ortağı olma ve taleplerini dillendirme imkanına sahiptirler.

05) İRAN 2 KOLBERI DAHA KATLETTI 10-.06.2018

Doğu Kürdistan'ın Kirmanşan ve Serdeşt kentlerinde İran rejim güçlerinin müdahalesinden kaçan bir kolber açılan ateş sonucu diğer bir kolber ise kaçmak isterken uçurumdan düşerek hayatını kaybetti.

İnsan Hakları Derneği’nin verdiği bilgilere göre, dün akşam saatlerinde Kirmanşan bağılı Pawe kentinde Sebur Qadrî (47) isimli bir kolber, sınır hattında yük taşırken,uçurumdan düşmesi sonucunda yaşamını yitirdi.

7 Haziran’da ise İran güçlerinin Serdeşt kentine bağlı Kepran ilçesinde kolberlere ateş açması sonucunda İskender isimli bir kolber yaşamını yitirdi.

Öte yandan İnsan Hakları Örgütü (Hengaw) yaptığı açıklamaya göre Pîranşar'ın Spîrêz bölgesinde 3 Kürt kolberi güvenlik güçlerince gözaltına alındı.

Kolberlerin atlarına da el konulduğı belirtilen açıklamada yakalanan kolberlerin nerede tutulduğuna dair bilgi bulunmadığı kaydedildi.

06) 10-.06.2018

07) 10-.06.2018

08) Jerusalem Post: İsrail Kürtleri değil, kendi ulusal çıkarlarını önemsiyor 10-.06.2018

Jerusalem Post'ta yer alan bir yazıda Kürt halkının İsrail’in sadece kendi ulusal çıkarları söz konusu olduğunda Kürt sorunu ile ilgili görüş belirttiğini, gerçekte ise Kürtlerin sorunlarını umursamadıkları dile getirildi.

İsrail'in önde gelen yayın kuruluşlarından Jerusalem Post’ta Diliman Abdulkadir tarafından kaleme alınan bir yazıda, Kürt halkının İsrail’in sadece kendi ulusal çıkarları söz konusu olduğunda Kürt sorunu ile ilgili görüş belirttiğini, gerçekte ise Kürtlerin sorunlarını umursamadıkları dile getirildi.

Türk Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ABD büyükelçiliğinin Kudüs’e taşınması ile ilgili yorumlarına yanıt veren İsrail Başbakanı Netenyahu’nun “Türkiye’de Kürt köylerini bombalayan, gazetecileri tutuklayan, uluslararası yaptırımları delerek İran’a yardım eden bir ülkenin liderinden ahlaki konularda ders almaya alışkın değilim” şeklindeki sözlerine atıfta bulunulan yazıda bu yorumların gerçeği yansıtıp yansıtmadığı irdelendi.

Kürtlerin, İsrail’in sadece kendi ulusal çıkarları söz konusu olduğunda Kürt konusu ile ilgili yorumlarda bulunduklarına dikkat çekilen yazıda, İsrail’in Ankara’ya yönelik politikalarında değişikliğe gitmesi gerektiği vurgulandı.

Erdoğan’ın İsrail’in son Gazze protestolarındaki tavrını Nazi Almanya’sı ile özdeşleştirdiği, Yahudilerin Almanlar tarafından uğradığı soykırımın bir benzerinin de İsrail tarafından Filistinlilere uygulandığı hatırlatılan yazıda, tüm bu söylemlere rağmen iki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerin gelişmeyi sürdürdüğü çelişkisine dikkat çekildi.

Türkiye’nin 1948’de İsrail’i tanıyan ilk Müslüman ülke olduğu hatırlatılan yazıda, iki ülke arasında günümüze kadar devam eden bir çok ekonomik anlaşmanın yapıldığına dikkat çekildi.

Ekonomist Hatice Karahan’ın dile getirdiği verilere göre, Türklerin 2016 yılında yaklaşık 2,5 milyar dolar olan İsrail’e ihracatı 2017 yılının ilk 10 ayında yüzde 14 arttı.

Türkiye’nin 1995'ten 2015'e kadar, İsrail’e gerçekleştirdiği ihracat Uluslararası Ticaret ve Yönetim Dergisi'nde açıklandığı gibi dünya ihracatındaki payının ortalama 4.26 katı olduğu dile getirilen yazıda 2017 yılından sonra Türklerin İsrail’e yönelik ihracatının yüzde 20, İsrail’in Türkiye’ye ihracatının ise yüzde 40 artarak 3.9 milyar dolardan 10 milyar dolara ulaştığına dikkat çekildi.

İsrail’in 2017 Eylül’ünde gerçekleştirilen Kürdistan Bağımsızlık Referandumu’nu tanıyan yegane ülke olduğu hatırlatılan yazıda, İsrail’in Kürtleri desteklemesi ile Türklerin Filistinlileri desteklemesinin birbirine benzemediği, Filistinlileri çevreleyen 22 Arap ülkesi ile İran ve Türkiye’nin bağımsız bir Filistin için çağrılarda bulunduğu vurgulandı.

İsrail hükümeti’nin, Kürt halkını, İslamcı otoriter hükümetlere hızla kaymış bir Orta Doğu'da ortak çıkarlarla hareket edecek ortak bir müttefik olarak öngörüyorsa ve Kürtleri destekleme konusunda sağlam bir tavır takınacaksa hızla hareket etmesi gerektiği dile getirilen yazıda bunun yolunun İran etkisi altındaki İran ve Suriye’deki Kürtleri desteklemekten geçtiği vurgulandı.

Türkiye’de 20, İsrail’in güvenliği için en büyük tehdit olan İran’da ise 12 milyonu aşkın Kürd’ün ağır koşullar altında yaşam mücadelesi verdikleri dile getirilen yazı, İsrail’in Kürt siyasetini Türkiye ile ticaret bağlarına uyumlu bir şekilde devam ettirmesi halinde Kürt desteğini kaybetme riski ile karşı karşıya bulunduğu uyarısı ile sona eriyor.

Çeviri: Nerina Azad

09) 10-.06.2018

10) 10-.06.2018

11) 10-.06.2018

12) Peşmerge oyları neden iptal ettirildi? 10-.06.2018

​Irak Parlamentosu Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) Parlamenteri Şahevan Abdullah, Irak Parlamentosu’nun, Değişim Hareketi’nin (Goran) talebi üzerine Kürdistan’da peşmerge ve güvenlik güçlerinin oylarını iptal ettiğini söyledi.

Irak Parlamentosu 6 Haziran’da gerçekleştirdiği oturumda, Irak genelindeki seçim sonuçlarının yüzde 100’ünün elle sayılması ve Kürdistan’daki özel seçimlerin iptal edilmesine karar vermişti.

Şahevan Abdullah, konuyla ilgili sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamada, Goran’ın talebi üzerine Kürdistan’da peşmerge ve güvenlik güçlerinin oylarını iptal edildiğini ileri sürdü.

Goran’ın Peşmerge Güçleri’ni ulusal bir güç olarak görmediğini belirten Şahevan Abdullah, “Asıl üzücü olan sahtekarlık olup olmadığını bilmeden Goran’ın peşmerge oylarının iptalini istemesidir” ifadelerini kullandı.

KDP’li parlamenter, elinde konuya dair belgeler olduğunu da belirtti.

Irak'ta yapılan genel seçimlere şaibe iddiaları damga vurmuştu. Kerkük'teki Türkmenler başta olmak üzere Kürdistan’daki 6 siyasi parti, seçimlerin nihai olmayan sonuçlarına büyük tepki gösterip oylarının çalındığını iddia etmişti.

Kürt siyasi partiler seçimin tekrarını talep ederken, Türkmenler ise oyların elle sayılmasını istemişti. Eski başbakanlardan Vatanniye Koalisyonu lideri İyad Allavi de seçimlere hile karıştırıldığını iddia ederek tekrarını isteyen tarafta yer almıştı.

Parlamento, daha önce yurtdışındaki tüm seçim sonuçları başta olmak üzere Musul, Anbar, Salahaddin ve Diyala'daki iç göçmen kamplarındaki oyların iptal edilmesi kararı almıştı.

Seçimlerde Mukteda es-Sadr'ın öncülüğündeki Sairun Koalisyonu 54 sandalye elde ederek birinci olmuştu. Sadr'ı, Haşdi Şabi komutanlarından Hadi Amıri liderliğindeki Fetih Koalisyonu 47, Irak Başbakanı Haydar Abadi'nin Zafer Koalisyonu ise 42 sandalye ile takip etmişti.

Ülkede yeni bir hükümet kurulması için hem Bağdat’ta, hem de Erbil'de siyasi partiler arasında görüşme trafiği devam ediyor, ancak henüz hükümetin kurulması için siyasi partiler arasında bir anlaşmaya varılmadı. Basnews

13) Kanada, Peşmerge'ye verdiği askeri desteği durdurdu 10-.06.2018

.

Kanada, Haziran 2014’te IŞİD’ın Kürdistan bölgesi ve Irak'ın büyük bölümünü işgal etmesinin ardından Peşmerge güçlerine verdiği askeri desteği durdurdu.

.

Kanada Savunma Bakanlığı,IŞİD’ın ilerleyişini durdurmak için Kürdistan Peşmerge güçlerine verdiği desteğin sona erdiğini açıkladı.

Kanada askeri birliklerinin Musul’u kurtarma operasyonunda büyük katkıda bulunduğunu belirten Savunma Bakanlığı, IŞİD’e karşı mücadele veren Peşmerge güçlerinin eğitimine gerek kalmadığını duyurdu.

IŞİD’e karşı mücadele etmek için kurulan Uluslararası Koalisyonun askeri operasyonlarına katılan Kanada, 2016’nın Şubat ayında özel kuvvetler sayısını 210’a çıkarmıştı.

14) Türkmen ile Araplardan Kürtlere karşı ortak girişim 10-.06.2018

Kerkük’teki Irak Parlamento Seçim sonuçlarından Kürtlere karşı istedikleri sonuçları alamayan Türkmen ve Arapların Kerkük İl Meclisi Seçimleri’ne ortak bir listeyle girecekleri bildirildi.

Kürtlerin Kerkük İl Meclisi Seçimleri’ne Kürdistani bir listeyle girmesini umut ettiğini söyleyen Kürdistan Yurtseverler Birliği (YNK) Başkanlık Konseyi Üyesi Halid Şıwani, Konuya ilişkin Rûdaw’a yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullandı:

“Kerkük İl Meclis Seçimleri’ne hazırlandık. Kürdistani bir listeyle seçimlere katılmayı umut ediyorum. Çünkü Türkmen ve Araplar şimdiden İl Meclisi için plan yapmaya başladılar. Kürtlerin rolünü zayıflatmak istiyorlar. Arapların Havice’deki gibi biyometri sistemi olmadan oy kullanmalarına izin vermeyeceğiz.”

Türkmenler, Kerkük’teki Bağımsız Yüksek Seçim Komisyonu çalışanlarının tamamının değiştirilmesini istiyor.

Türkmen İli Partisi Başkanı Riyaz Sari Kehiye, “Türkmen İli Partisi olarak Irak Parlamento Seçimleri’nden iki ay önce Kerkük’teki seçim komisyonunun Kerkük seçimlerine müdahale edeceğini ve değiştirilmesi gerektiğini açıklamıştık. Ama sahtekarlığın bu boyutta olacağını tahmin etmemiştik” dedi.

Türkmen ve Araplar gibi Kürtlerin de özellikle Havice’deki çalışmayan biyometri sistemi ile Kerkük’teki seçmen kayıtlarına yönelik kaygıları var.

Irak Hak Partisi Kerkük Teşkilatı Sorumlusu Hatem Tayi, “Yasalara göre İl Meclis seçimleri Kerkük’ü de kapsıyor. Arap ve Türkmenler olarak seçmen kayıtlarının incelenmesi yönünde şartımız var” diye konuştu.

41 üyeli Kerkük İl Meclisi’nde 26 üyesi, Kürt, Türkmen, Arap, Keldani ve Asurilerin oluşturduğu Kardeşlik Grubu’ndan oluşuyor.

15) 10-.06.2018

16) 10-.06.2018

https://www.youtube.com/watch?v=oURdiMgLEFU&feature=youtu.be

Kurdistana Bakur
http://www.kurdistana-bakur.com/index.php

-

.

…

FOTO / KAYNAK: ŞENGÜL ÖZER'DEN

VARTO / GIMGIM DEYİP GEÇMEYİN (GÜZEL GIMGIM'IM)

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

YENİ HABER, NÛÇA NÛ (10) HER BÎJI KURDİSTAN


01)-10..06.2018

02) 10-.06.2018

AFRİN - VİDEO / https://www.youtube.com/watch?v=fWynQmT0wUk
https://www.youtube.com/watch?v=6oJwuVLKjAM
OSMAN ÖCALAN. VIDEO / https://www.youtube.com/watch?v=FCsYHbREbTs
Erzurum Müftüsü Afrin İçin istifa etti / https://www.youtube.com/watch?v=uc1hOeR1bqI
Am 30.01.2018 veröffentlicht
erzurum müftüsü afrine yapılan saldırıdan dolayı görevinden istifa etti

Ek.Tarihi Sun Jun 10, 2018 6:33 pm Gön: Oezer

Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden biz sorumlu değiliz.

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun
 
İlgili Bağlantılar
· Daha fazla Medya
· Haber gönderen Oezer


En çok okunan haber: Medya:


Haber Puanlama
Ortalama Puan: 0
Toplam Oy: 0

Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü


Seçenekler

 Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa

 Bu Haberi Arkadaşına Gönder Bu Haberi Arkadaşına Gönder





Bu Site Ali Usta tarafından yapılmıştır.


>Powered by Nuke-Evolution