Anasayfa > Günün Haberleri > Sitene ekle > Arşiv > İletişim > Künye > Reklâm
__________________________________________________________________________________________
Güncel -
Spor - Siyaset - Ekonomi - Medya - Polemik - Dünya - Teknoloji - Sağlık –Kültür Sanat- Eğitim – Röportaj – Reklâmlar

   Üyemiz Değilseniz! Tıklayın   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (10) HER BÎJI KURDİSTAN   Ibrahim Güclü:HUDA-PAR, KONGREYA WÊ YA 3-EMÎN   Îbrahîm Güçlü:PDKê Ji Bona Temsîlkarê Şoreşa Milî ya Siyasî Ye: Bû Yekemîn / B.   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (10) HER BÎJI KURDİSTAN   Nizamettin Taş:Belirleyici olan PKK değil, Öcalan ve Ankara'dır   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (10) HER BÎJI KURDİSTAN   İbrahim Güçlü:Şêx Seîd Êfendiyê Pîranî û Hevreyên Wî/ ENFAL   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (10) HER BÎJI KURDİSTAN   Dr. İsmail Beşikçi: Selahattin Demirtaş’ın Şarkısı   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (14) HER BÎJI KURDİSTAN
Onur Yazarımız

Konuk Yazarlar

Ana Menü
 
Ana SayfaAna Sayfa
    Ana Sayfa

    Konu Başlıkları
    Haber Gönder
    Haberler
Diğer Başlıklar
    Evo UserBlock
    Yazarlar
    Site Haritası
    Haber Arşivi
    Yönetici Notu
    Reviews
    Tavsiye Et
    NukeSentinel
    İletişim Formu
    Sorularınız
Üyeler
    Üye Bilgileri
    Üye Hesabınız
    Üye Listesi
    Üye Grupları
    Özel Mesaj
Birlikte
    Forumlar
    Destekleyenler
    Anket
    Arama
Sayfa İstatistikleri
    Top 10
    İstatistikler
Linkler
    Yararlı Programlar
    Web Siteleri

Arama
 



Bağış - Reklam
Sitemizin yaşaması ve daha iyi bir içerikle yayın hayatına devam etmesi için reklam ve bağışlarınıza ihtiyacımız var. Lütfen Buraya Tıklayarak bizimle ilişkiye geçin... Şimdiden teşekkür ederiz....

Top 10 Links
 

Günün Haberi
 
Bu gün için henüz önemli bir haber yok.

 
Medya


00)EFRİN - ÖSO halkın evlerine el koyuyor-10.04.2018
Özgür Suriye Ordusu’nun (ÖSO), Rojava’nın Efrin kentine bağlı Hesen Dera köyünde sivillerin evlerine el koyduğu bildirildi.

Rûdaw’a konuşan Azez’den bir kaynak, “Hesen Dera köyünden Azez’e göç etmek zorunda kaldım. Otomobilimi ÖSO mensuplarına vermediğim için üzerime ateş ederek ağır bir şekilde yaraladılar” dedi.

Hesen Dera’dan başka bir kaynak ise, 200 ÖSO mensubunun Hesen Dera köyüne yerleştiğini söyledi.

ÖSO mensuplarının, köyde el koydukları 4 eve ailelerini yerleştirdiğini belirten kaynak, ÖSO’nun köye dönmek isteyen 15 aileye izin vermediğini ifade etti.

Sivillerin otomobil, traktör ve eşyalarına el koyan ÖSO mensupları, Hesen Dera köyünün yanı sıra Naza ve Şorbe köylerindeki sivillerin de evlerini terk etmesini istediği belirtildi.

ÖSO mensupları ayrıca, bölgedeki sivillerin evlerinden çıkmalarına izin vermiyor.

Türkiye ve ÖSO’nun 18 Mart’ta Efrin kent merkezine girmesinin ardından yüzbinlerce kişi evlerini terketmek zorunda kalmıştı.

01)Marx’ın öncülü bir Arap materyalist (1)-10.04.2018

Avrupa’da aydınlanma çağıyla eşzamanda, Kuzey Afrika’nın Müslüman toplumunda başka bir aydınlanmanın kıvılcımları çakıyordu. Böyle bir aydınlanmanın ilk tohumlarını ortaya çıkartanlardan biri de 14. yüzyılın ortalarından 15 yüzyılın başına kadar Kuzey Afrika’da yaşayan İbni Haldun’dur (1332-1406)

İbni Haldun, Mukaddime (Kaynak Yayınları) adlı eserinde daha o zamanlarda tarih ve sosyoloji biliminin temel taşları niteliğinde ilerici görüşler ortaya koydu. Bu yönüyle İbni Haldun Arapların Montesquieu’su olarak kabul edilir. Birçok yorumcuya göre İbni Haldun tarih filozofu ve çağdaş sosyolojinin önderi sıfatını hak etmektedir. Ayrıca İbni Haldun coğrafik ve ekonomik determinist anlayışıyla Karl Marx ve Montesquie’unun öncülü sayılır.

Doğu toplumlarındaki çağdaşları tarih yazımını kuşaktan kuşağa aktarılan söylencelerle süsleyip, tarihi gelişmeleri mistik bir dille aktarırken, İbni Haldun tarihi yaklaşımını çok erken bir dönemde diyalektik ve maddeci bir temele oturtuyordu. Her ne kadar o güçlü dini inançları olan bir insan olsa da.

İbni Haldun’a göre toplumlar doğar, gelişir, olgunlaşır ardından durma ve gerileme safhalarından sonra yıkılırlardı.

“Tarih bilimi ile uğraşanları yanıltan şey, ulusların hal ve durumlarının değişmekte olduklarını unutmaktır. Değişme, tanrının bütün varlıkları için koyduğu bir yasadır… Toplumlar da insanlar gibi doğar, gelişir ve ölürler. Hüner ve sanayinin gelişmesi toplumsal gelişmenin başında gelir. Hüner ve sanayinin gelişmesi, insanı düşünsel bilgilerle uğraşmaya yöneltir. Değer emekle belirlenir (abç B.B), pazarda satılan buğdayda, iş ve emeğin değeri açıkça görünmez ama buğdayın değeri, onu elde etmek için harcanan iş ve emeğin değeridir. Toplumsal olayların temeli ekonomiktir.” S.29

İbni Haldun’un bu yaklaşımı Marx’ın artı değer ve fiyat kavramlarıyla ne çok örtüşmektedir, değil mi?

İbni Haldun’un geliştirdiği kavramlar içinde toplum (toplumsal yaşam), ümran (uygarlık) ve asabiyet (dayanışma) önemli yer alır. Asabiyet toplum ya da topluluk üyelerini bağlar, örneğin kabilelerdeki kan bağı, yakınlık-akrabalık ilişkiler, dayanışmayı sağlayan etkenler anlamında kullanılır. S.31

İbni Haldun evren ve toplumdaki değişim ve dönüşüm ilkesinin altını çizer.

İnsanlığın toplumsal yaşamını bir zorunluluk olarak gören İbni Haldun; “Ancak, insanın besinini elde etmeye tek başına gücü yetmez…” der. “Bir ölçüde sağlayacağını düşünsek bile-ki, olsa olsa bir günlük geçimine yetecek tahıl elde edebilir- birçok iş ve işlemden sonra gerçekleşebilir bu da. Tahılı öğütüp un durumuna getirmesi, unu hamur yapması, hamuru pişirip ekmek yapması gerekir…

“Bu üç işten her biri için de kap kacak, araç gereç gerekli olur o insana ve söz konusu işler için, birtakım zanaatlar olmadan sonuca ulaşamaz. Demirci gerekli olur, marangoz gerekli olur, çömlekçi gerekli olur…. Bunların her biri birçok araç gereç, birçok zanaat ve ustalık ister. Bütün bunların tümüne ya da bir bölümüne yalnızca bir insanın gücünün yetebileceği düşünülemez. Öyleyse insanın kendi türünden kişilerin güçlerini birleştirmeleri gerekir...”

“Öyleyse toplumsal yaşam, insan türü için kaçınılmaz bir zorunluluktur. Toplumsal yaşam olmasaydı, varlıkları olmayacaktı insanların.” S.122

İbni Haldun’un, insanların göçebelikten tarıma ve yerleşik hayata geçişlerine ilişkin anlatımı şaşırtıcı derecede açık, sistematik ve anlaşılırdır.

“İnsanların bir arada yaşamaları, geçim olanaklarını elde etmekte yardımlaşma amacına yöneliktir. İlk aşamada insanların dayanışması ancak yaşamlarını korumaya ve geçimlerine yetecek ölçüdedir. Bundan fazlası değildir. Ancak daha sonra zorunlu geçimleri için gerektiğinden fazla üretip zenginleştiklerinde, bu durum onları yerleşik hayata, yerleşim merkezleri kurmaya iter. Bu durum onların daha çok dayanışmasına ve üretmesine yol açar. Sonra refah durumları ve uygarlıkları artar. Daha mutlu ve gösterişli yaşam gelir ardından. Hayatın bütün alanlarında, konut, mimari, giyim ve beslenmede seviye artar. S.253

Bunlardan bazıları geçim ve yaşamlarını sanayi ile sağlar. Kimileri ticaret yolunu seçmiştir… S. 254

Toplumların yerleşik hayata geçişinin ortaya çıkardığı kaçınılmaz başka gelişmeler var. Toplum kendi içinde ekonomik ve sosyal ilişkiler bakımından farklılaşır ve bu farklılaşmadan toplumsal sınıflar ortaya çıkar. Ardından devlet denilen bir yapı şekillenmeye başlar. Devlet ile toplumun, toplum üyelerinin ilişkilerini bir düzene bağlayan hukuk denen olgu gereksinir.

İbni Haldun’a göre devlet başlı başına bir ezicilikle egemen olma, ezicilikte hüküm yürütmedir.

Devletin ortaya çıkışı ve baskıcı bir yapıya bürünmesi çağlar boyu benzer bir rotayı izlemiştir.

İbni Haldun bildik bu gelişmeyi şöyle anlatır.

“Yakınlar birliğine dayanan kimse, başa geçmekte bir basamağa ulaştığı zaman, daha üst basamağa ulaşmak ister. Ulaştığı zaman da bırakmaz artık. Çünkü öyle bir noktaya ulaşmak hoşa giden bir şeydir. Bunu da, kendisini uyulur duruma getiren yakınlık bağıyla, yakınlarıyla sağlar. Demek ki, devlet egemenliği, yakınlar birliği ve yakınlık bağıyla (asabiyet) ulaşma amacı güdülen son basamaktır. S. 299

“Devlet yakınlık bağıyla kurulur. Bunlardan biri, ötekilerin hepsinden güçlü olur, hepsine baskın gelir ve hepsini egemenliği altına alır. Tümünü kendi gücü etrafında toplayana kadar… topladı mı, bütünlük sağlanmış, devlet kurulmuş olur…

“Başkan olan kimse de, baskı gücünü ortaya koyarak, halkı kendisine boyun eğdirme ve halka “hükmetme” işini, başkalarının kendisiyle paylaşmasına kalkmalarını önler. Başkan olduğu zamanda “tanrılaşma” huyu belirir insanda. (abç BB) S. 365

İbni Haldun’un din konusundaki yaklaşımı da çağdaşlarınkinden temelden farklıdır. Ona göre toplumsal yaşam için peygamberlik kurumu ve din zorunlu değildir. “Varlık ve insanlığın yaşamı, öyle tanrıdan din getiren biri olmaksızın da oluşup gelişebilir. Düzenleyici hakem, egemen, kendinde bulduğu güçle ya da yakınlarının yardımıyla, insanlar üzerinde gücünü gösterip egemenlik kurabilir… Düşünün; kitaplılar (ehli kitap) ve peygamberlere uyanlar, kitapları olmayan ateşe tapanlardan daha azdır… Kitapları, peygamberleri olmadığı halde, onların da yönetimleri uygarlıkları vardır.” S.39
İlke haber / Devam edecek…

Bayram Bozyel
b.bozyel@hotmail.com

02) ‘Kerkük için 3 bin şehit verildi’ -10.04.2018

Mahabad (Rûdaw) - Mahabadlı şair ve yazar Muhammed İzeddin, “Kerkük, her halukârda emanet ellerden Kürtlerin eline geçecek” dedi.

Rûdaw’a konuşan şair ve yazar Muhammed İzeddin, Kerkük’ün Kürt kenti olduğunu ve Kürtlerin eline geçeceğini söyledi.

Kerkük’ün şaka olmadığını belirten İzzeddin, “Evet üzüntülüyüz. Hangi gence sorsanız ruhen çöküntü içindedir. Gönlü üzgün ve kederlidir. Mesele odur ki acaba Kerkük bir daha Kürtlerin eline geçer mi geçmez mi? Kerkük için 3 bin şehit verilmiş. Kerkük bir zamana kadar o güçlerin elinde emanet olarak kalacaktır. Kerkük Kürtlerin eline geçecek” dedi.

Rojhılat partilerinin siyasetinde iniş-çıkışlar yaşansada, Rojhılat’taki Kürtler her zamankinden daha çok milli kültürlerine yöneliyorlar.

Rojhılat’ta Kürdistan’ın diğer parçalarına oranla Kürt kıyafetleri daha fazla yaykın. Rojhilat’ta Kürt kıyafetlerinin dikildiği özel pazarlar bulunuyor.

Nadir Halendi adlı terzi, “Kürt kıyafetleri milli bir kıyafettir. Dört parça Kürdistan’da üzerimizde bir baskı var. Çok yerde bunu yapmayın diye baskı uyguluyorlar, çok şükür halk onları dinlemiyor. Dört parçada da Allah’ın izniyle ilerliyoruz. Halk fikir ve düşünce olarak gelişiyor. Bu yönüyle çok iyi” diye konuştu.

Mahabadlı başka bir terzi ise, şunları söyledi:

“Bu elbiseleri tanıttığım için çok memnunum. Kürt olduğumu bilsinler. Ama başka bir şehre gittiğim zaman Kürt elbiseleri giymediğimde Kürt ya da Fars olduğum belli olmuyor. Kürt elbisesi giydiğim zaman uzaktan Kürt olduğum belli oluyor. Her zaman Kürt elbisesiyle gurur duydum. Gurur duymasaydım giymezdim.”

Öte yandan İran hükümeti, bu yıl Qazi Muhammed’in 71. Ölüm yıl dönümünde mezarının ziyaret edilmesini yasakladı.

İran hükümeti, Qazi Muhammed’in ölüm yıl dönümünde mezarının ziyaret edilmemesi için geniş güvenlik önlemleri alarak bir çok yere güvenlik kamerası yerleştirdi.

03) Sohram-Der’den Paskalya Bayramı mesajı (basın yansımaları)-10.04.2018

Diyarbakır'daki Paskalya Bayramı kutlamalarına katılan İşkence ve Şiddet Mağdurları İçin Sosyal Hizmet, Rehabilitasyon ve Adaptasyon Merkezi Derneği (SohramDer) Başkanı Mim Yavuz Binbay, Tükiye'nin bütün dünyaya, dinlere ve kültürlere ışık tutacak, onları birleştirecek bir merkez gücüne sahip olduğunu belirterek, "Cumhurbaşkanımızdan bir barış, kardeşlik çağrısı ile insanlığı birleştirecek bir girişimin öncüsü olmasını diliyorum" dedi.

Diyarbakır’daki Paskalya Bayramı kutlamalarına katılan İşkence ve Şiddet Mağdurları İçin Sosyal Hizmet, Rehabilitasyon ve Adaptasyon Merkezi Derneği (Sohram-Der) Başkanı Mim Yavuz Binbay, Türkiye’nin bütün dünyaya, dinlere ve kültürlere ışık tutacak, onları birleştirecek bir merkez gücüne sahip olduğunu belirterek, “Cumhurbaşkanımızdan bir barış, kardeşlik çağrısı ile insanlığı birleştirecek bir girişimin öncüsü olmasını diliyorum” dedi.

Diyarbakır’ın merkez Sur ilçesinde bulunan tarihi Meryam Ana Süryani Kilisesi’ndeki Paskalya Bayramı kutlamalarına gelen Sohram-Der Başkanı Mim Yavuz Binbay ve dernek üyeleri, Hıristiyanların bayramını kutladı. Paskalya Bayramı’nın dirilişin, insanlığın yaşama kavuşmasının bayramı olduğunu ifade en Binbay, “Bütün insanlığa yeni bir yaşamın, barış içinde, huzur içinde, insanlığa yakışır bir yaşamın gelmesini diliyorum. Gerçekten dünyamız barışa ve huzura hiçbir zaman bu kadar ihtiyaç duymamıştı. Dünyamızın büyük bir felaketin eşiğinde bulunduğu bir dönemde böyle bir günde huzuru, barışı hissetmek büyük bir önem taşıyor. İnsanlarımız artık bu coğrafyamızdaki yaşanan trajediyi, acıları görüp bu acıya bir son vermenin yolunu düşünmelidir” diye konuştu.

“Dünya liderleri savaşa dur demeli”

Dünya devletlerinin, dünya liderlerinin artık insanlığa ve tüm dünyaya zarar veren bu savaşları durdurması gerektiğini vurgulayan Binbay, şunları kaydetti:

“Bugünün ışığıyla dilerim ki bu dünya liderleri bunu hisseder, bunun için çaba sarf eder. Özellikle buradan Cumhurbaşkanımıza bu ülkenin Cumhurbaşkanı olması vesilesiyle gerek İslam âleminde gerek dünyada büyük bir etkisi olması vesilesi ile Müslümanlara, Hıristiyanlara ve bütün dünyaya Paskalya’yı Hıristiyanların ve Müslümanların birlikte kutlamasının çağrısını yapmasını diliyorum. Çünkü O bu güce sahiptir. Ülkemiz bütün dünyaya, dinlere ve kültürlere ışık tutacak, onları birleştirecek bir merkez gücüne sahiptir. Türkiye bütün dünyaya bir ışık merkezidir. Tarih boyunca da böyle olmuştur. Günümüzde bu rolünü oynaması büyük önem taşıyor ve gerçekten geleceğimiz için büyük katkıda bulunabileceğine inanıyorum. Cumhurbaşkanımızdan böyle bir barış ve kardeşlik çağrısı ve insanlığı birleştirecek bir girişimin öncüsü olmasını diliyorum. Bu bayram hepimizin. Bu bayram insanım diyen herkesin bayramı olması dileğiyle barış ve huzur getirmesini diliyorum. Biz Sohram-Der olarak her zaman Hıristiyan kardeşlerimizle Paskalya’yı 15 yıldır kutluyoruz ve kutlamaya devam edeceğiz. Bu bayramın barışın kardeşliğin sembolü olmasını ve bütün Diyarbakır halkına da örnek olmasını diliyorum.”

Haberin basında yer alan bazı linkleri ;

04) Trump ve Macron’dan Suriye talimatı-10.04.2018

ABD Başkanı Donald Trump ile görüşen Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un Suriye'de düzenlenen kimyasal saldırıyı kınadığı, iki liderin 48 saat içinde yeniden görüşme kararı aldıkları ve yetkililere saldırıyla ilgili araştırmaların arttırılması için talimat verdikleri bildirildi.

Elysee Sarayı’ndan yapılan açıklamada, Macron ve Trump'ın Suriye konusunun ele alındığı bir telefon görüşmesi gerçekleştirdiği belirtildi.

Açıklamada, Macron'un "7 Nisan'da Doğu Guta'da, halka karşı düzenlenen kimyasal saldırıyı en şiddetli bir şekilde kınadığı" aktarıldı.

Macron ve Trump'ın ellerinde bulunan ve kimyasal saldırıyı doğrulayan analiz ve bilgileri karşılıklı paylaştığı ve "ekiplerine gelecek günlerde bilgi ve analiz paylaşımını artırmaları yönünde talimat verdikleri" ifade edildi.

İki liderin bugün toplanacak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde (BMGK) 2401 sayılı kararın ihlalini ve tekraren kimyasal silah kullanımını kınamak amacıyla iki ülkenin inisiyatif ve eylemlerini eşgüdüm halinde sürdürme kararı aldıkları vurgulanan açıklamada ayrıca iki liderin 48 saat içinde yeniden görüşme ve kapsamlı bir şekilde iletişim içinde olmaya karar verdikleri kaydedildi.

Elysee'den yapılan açıklamada, Doğu Guta'da meydana gelen saldırının arkasında kimin olduğu belirtilmedi.

Fransa Dışişleri Bakanlığınca dün yapılan yazılı açıklamada, "kimyasal silah kullanmanın savaş suçu olduğu" hatırlatılarak BMGK'nin bu konuyu görüşmek üzere toplantıya çağrılacağı belirtilmişti.

Açıklamada Fransa'nın kimyasal silahların çoğalmasına karşı mücadelede "üzerine düşen tüm sorumluluğu üstleneceği" vurgulanmıştı.

Suriye'de rejiminin, Doğu Guta'da muhaliflerin kontrolündeki son nokta olan Duma ilçesinde sivil yerleşimlere düzenlediği kimyasal silah saldırısında 78 sivil ölmüştü.

05) Suriye’den kimyasal silah açıklaması -10.04.2018
Suriye'den kimyasal silah kullanıldığı iddia edildi

Suriye hükümeti, Suriye ordusu tarafından Doğu Guta'da kimyasal saldırı kullanıldığına dair söylemlerin “takılmış plak gibi tekrarlandığını ve inandırıcılıktan uzak olduğunu” açıkladı.

Suriye hükümeti tarafından yapılan açıklamada, Doğu Guta'da kimyasal silah kullanıldığı söylemlerinin “Sivillerin kanı üzerinden ticaret yapan ve Suriye'deki terörü destekleyen ülker dışında kalanlar için takılmış bir plak gibi ve inandırıcılıktan uzak" olduğu belirtildi.

Açıklamada, şunlara yer verildi:

“Suriye ordusu terörizme karşı savaşında ne zaman ilerleme sağlasa, kimyasal silah kullanıldığı bahanesi Duma'daki teröristlerin ömrünü uzatmak için ortaya atılıyor.”

İran Dışişleri Bakanlığı ise, “kimyasal silah” iddialarının olgulara dayanmadığını ve Batı tarafından Şam hükümetine karşı askeri tavır almanın bahanesi olarak kullanıldığını açıklamıştı.

Doğu Guta'daki Sivil Savunma (Beyaz Baretliler) ekipleri sosyal medya hesaplarında, Esad rejiminin Doğu Guta'da muhaliflerin kontrolündeki son nokta olan Duma ilçesine zehirli gaz içerikli kimyasal silah saldırısı düzenlendiğini duyurmuştu.

Beyaz Bereliler saldırıda, 70 kişinin öldüğünü açıkladı.

06) Sadr: Peşmergeye izin vermeyeceğiz -10.04.2018
Erbil (Rûdaw) -

Sadr Hareketi lideri Mukteda es - Sadr, peşmergenin Kerkük ve diğer tartışmalı bölgelere dönmesine izin vermeyeceklerini söyledi.

Mukteda es - Sadr, Peşmerge Güçleri’nin başta Kerkük olmak üzere tartışmalı bölgelere dönmesine ilişkin yazılı açıklama yaptı.

Sadr açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

“Peşmerge’nin Kerkük ve diğer tartışmalı bölgelere dönmesine izin vermeyeceğiz. Sadece Irak ordusu ve güvenlik güçlerinin Kerkük ve tartışmalı bölgeleri savunma hakkı var.

Irak’ın her karış toprağının güvenliği ve savunmasının emniyet güçleri ve orduya verilmesi gerekiyor. Sadece Kerkük ve tartışmalı bölgelerde değil.”

16 Ekim’de KYB bağlı bazı peşmergelerin çekilmesiyle Iraklı güçler ile Şii Heşdi Şabi milisleri Kerkük, Tuzhurmatu ve diğer tartışmalı bölgelere girmişti.

Peşmerge Güçleri’nin, başta Kerkük olmak üzere Kürdistan Bölgesi idaresinin dışındaki bölgelere geri dönmesi için ABD, Irak hükümeti ve Kürdistan Bölgesi arasında görüşmeler sürüyor.

16 Ekim’de Irak Ordusu ve Heşdi Şabi, Kerkük ve Kürdistan Bölgesi idaresi dışındaki bölgelere girdikten sonra ciddi anlamda hak ihlalleri yaşandı.

07) Pervin Buldan: Çok geç kaldık! -10.04.2018
Erbil (Rûdaw) -.

Halkarın Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, Kürdistan Bölgesi’nde yapmış oldukları temaslara ilişkin, “Her yaptığımız görüşmede şuna vurgu yapıyoruz; çok geç kaldık!” dedi

Erbil’e gelen HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan başkanlığındaki heyetin Kürdistan Bölgesi’ndeki temasları devam ediyor.

Başkent Erbil’de bugün Kürdistan Komünist Partisi ile bir araya gelen HDP heyeti, görüşme sonrası basın açıklaması düzenledi.

Pervin Buldan, yapmış oldukları görüşmelere dair şunları söyledi:

“Erbil’de dün Sayın Mesud Barzani, Sayın Neçirvan Barzani ve diğer siyasi partiler ve sivil toplum kuruluşları ile bir araya geldik. Yapmış olduğmuz görüşmelerde çok olumlu izlenimler almış olduğumuzu belirtmek isterim. Yapmış olduğumuz ziyaretin amacı Kürtler arasında birlik ve beraberliğin oluşturulması ve Kürt halkının bir an önce ulusal kongresini toplayarak, birliğini bir kamusal alanda ispatlamış olmasıdır.”

Buldan, “Her yaptığımız görüşmede şuna vurgu yapıyoruz; çok geç kaldık! Kürtlerin birlik ve beraberliğinin oluşmasının zamanı çoktan geçti. Özellikle de bu dönemde Kürt halkı üzerinden yapılmak istenenler Kürt halkına uygulanan zulüm, Kürt halkının maruz kaldığı baskılar ve yaşanan katliamlardan kaynaklı bir an önce birliğimizi ve beraberliğimizi oluşturmak durumundayız” diye konuştu.

HDP Eş Genel Başkanı, “Başta Kerkük olmak üzere, Efrin ile devam eden ve bundan sonra da muhtemelen devam etmesi öngörülen savaş politikalarından artık vazgeçilmesi gerekiyor. Biz HDP olarak her zaman ve her yerde barışı savunduk, özgürlükleri savunduk. Bundan sonra da yapacağımız her çalışmanın, her görüşmenin barışa ve özgürlüklere hizmet edeceği çalışmalar olacağını belirtmek isterim” dedi.

Pervin Buldan, konuşmasının sonunda heyetin temaslarını takip eden basın mensuplarına da teşekkür etti.

08) Osman Baydemir'den ittifak açıklaması... CHP ve HÜDA-PAR sorularına yanıt -10.04.2018

.

HDP Şanlıurfa Milletvekili Osman Baydemir, 2019 seçimleri için CHP veya HÜDA-PAR ile ittifak yapıp, yapmayacaklarına ilişkin "Öncelikle Kürt partilerin kendi aralarında ittifak olması lazım.

.

Eğer biz, bunu başarırsak Türkiye'nin batı yakasında demokrasi güçleriyle ortaklaşmamızın veya ittifak kurmamızın anlamı olur" dedi.

.

09) CHP raporlarında 1: AKP-FETÖ kardeşliği -10.04.2018

Türkiye, “FET֒nün siyasi ayağı kim?” tartışmasını izliyor. CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Bir numaralı siyasi ayak Cumhurbaşkanlığı makamını işgal eden zattır” çıkışına Erdoğan 250 bin TL’lik tazminat davası ile yanıt verdi. CHP 16 yıllık AKP-FETÖ ilişkisini raporlaştırdı.

15 Temmuz’daki kanlı darbe girişiminin ardından en çok tartışılan konulardan birisi “FET֒nün siyasi ayağı”ydı… Aslına bakarsanız siyasi ayağı hepimiz biliyoruz!..

Bu “paralel yolda” beraber yürüyenlerin Gülen cemaatini nasıl desteklediğini, nasıl büyüttüğünü ve devletin nasıl o kirli ellere teslim edildiğinin hep birlikte tanığıyız…

Biz bu tanıklığı yaşarken iki haftadan bu yana AKP ile CHP arasında “siyasi ayak” tartışması birden alevlendi. CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, aynı zamanda AKP Genel Başkanı olan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ı sert sözlerle hedef aldı: “FET֒nün bir numaralı siyasi ayağı Cumhurbaşkanlığı’nı işgal eden zattır!..”

Erdoğan bu sert sözler üzerine, Kılıçdaroğlu’na 250 bin TL’lik tazminat davası açtığını duyurdu. Yargıya taşınan bu süreçte CHP’nin elindeki en büyük veri, “iktidar partisi AKP ile Gülen cemaati arasındaki 16-17 yıllık ilişkiyi” raporlaştırması. Yasemin Öney Cankurtaran koordinatörlüğünde hazırlanan söz konusu raporlar sanki bir. “hepiniz oradaydınız” belgeseli…

Evet, tam 3 rapor:

AKP İÇİN FET֒NÜN MİLADI.

BİR ELMANIN İKİ YARISI: AKP İLE FETÖ.

AKP, 15 TEMMUZ’DAN SONRA DA FET֒DEN KOPAMADI!

Yazı dizimizde üç raporun önemli bölümlerini özetleyeceğiz. Her gün bir raporu ele alıp, en can alıcı yerlerini okurlarımızın ve Türk kamuoyunun dikkatine bir kez daha sunacağız. Unutkan bir toplum olduğumuz yadsınamaz bir gerçek!.. Birbiri ardına okuyacağınız “tarihe not düşen özlü sözler, arşivlerin tozlu raflarında unutulmaması gereken raporlar” iktidar partisini yöneten AKP’li isimlerle, kanlı darbe girişiminin, 15 Temmuz’un arkasındaki en büyük güç olan Gülen cemaati arasındaki ilişkiyi bir kez daha yüzümüze tokat gibi çarpacak…

Sahi!.. Bir kez daha soruyoruz; Kandırılan kim?

Erdoğan ile Kılıçdaroğlu’nun FET֒de uzlaşamadığı en önemli nokta cemaatle mücadeleye başlanılması gereken tarih: CHP:2004 AKP:2013

'MİLAT'TA 9 YILLIK SAPMA

Tarih: 28 Kasım 2013...

Taraf gazetesinin manşetinde “Gülen’i bitirme kararı 2004’te MGK’da alındı” haberi!

İşte Kılıçdaroğlu ile Erdoğan arasındaki en büyük fikir ayrılığı “AKP için FET֒nün miladı”yla başlıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan her ne kadar milat olarak 17-25 Aralık’ı işaret etse de CHP “milat” için 17-25 Aralık’tan neredeyse tam 9 yıl öncesini gösteriyor.

CHP’nin tezleri...

Milatla ilgili tartışma CHP’nin birinci raporunda aynen şöyle yer alacaktı: Kasım 2002’den bu yana iktidarda bulunan AKP hükümetleri için, Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ) tehdidine resmi olarak ne zaman vâkıf olduklarıyla ilgili siyasi ve hukuki açıdan bir “milat” belirlemek gerekirse 24 Haziran 2004 ve 25 Ağustos 2004 tarihli MGK toplantıları ile 481 Sayılı MGK Kararı’nı başlangıç almak doğru olacaktır. 24 Haziran 2004 tarihli MGK toplantısında “Türkiye’deki Nurculuk Faaliyetleri ve Fethullah Gülen” konusu gündeme alınmış ve hem MİT Müsteşarlığı, hem Genelkurmay Başkanlığı tarafından Gülen Grubu’nun yapılanması, yurtiçi ve yurtdışı faaliyetlerine ilişkin tehdit konusunda kapsamlı sunumlar yapılmıştır. Gülen Grubu’nun faaliyetlerinin izlenmesi ve tasfiye edilmesine ilişkin kararlar alınmış ve tüm kurul üyeleri tarafından imzalanıp 25 Ağustos 2004 tarihli MGK toplantısında “481 Sayılı MGK Kararı” olarak kayda geçmiştir. 481 Sayılı MGK Kararı’nda yer alan önemli bir husus, ‘Dönemin Dışişleri Bakanı Abdullah Gül imzasıyla 16 Nisan 2003’te, ‘yurtdışındaki Gülen okullarına ve Milli Görüş’e yardım edilmesi için’ Büyükelçiliklere gönderilen 3846 ve 3847 sayılı genelgelerin” geri çekilmesinin istenmesidir. Ancak bu genelgeler (20 Mayıs 2014’e kadar) geri çekilmediği gibi, 2008 yılında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın AKP’nin “laikliğe aykırı fiillerin odağı haline geldiği” gerekçesiyle kapatılması istemiyle hazırladığı iddianamede söz konusu fiiller arasında sayılmıştır. 25 Ağustos 2004 tarihli MGK Kararı’nın 28 Kasım 2013’te Taraf Gazetesi’nde yer almasının ardından AKP’li yetkililer “MGK gündemine dönemin Cumhurbaşkanı Sezer tarafından getirildiğini, hükümetin dahli olmadığını ancak kararı yok hükmünde saydıklarını ve uygulamadıklarını” yandaş medya ise “Hükümet’in kararın içini boşaltıp uygulamadığını, MGK kararlarının tavsiye niteliğinde olması nedeniyle hukuken de uygulamak zorunda olmadığını” açıklama çabasına girmiştir. Bu noktada Erbakan’a 28 Şubat kararlarını imzaladığı için eleştiri yöneltenlerin 481 sayılı MGK kararına karşı idiyseler neden direnmediklerini ve uygulamayı düşünmedikleri bir karara neden imza attıklarını sormak gerekir. 2004 MGK Kararı’na imza atan 5 askeri yetkiliye karşın AKP Hükümeti’nin 7 sivil üyesi bulunmaktayken, karşı çıkmaları halinde bu kararın çıkmayacağı aşikârdır. Cumhurbaşkanı Erdoğan, 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin ardından FETÖ/PDY’nin “miladı” olarak 17-25 Aralık 2013’ü açıklamıştır. 17-25 Aralık bir milat olacaksa, ancak “AKP-FETÖ suç ortaklığının bozulmasının miladı” olabilir. Bu çerçevede, 481 Sayılı MGK Kararı, AKP Hükümeti’nin “yok sayarak uygulamadıklarını” itiraflarıyla ve 14 yıllık iktidarlarında FET֒nün devlet içinde stratejik örgütlenmesine bilinçli olarak “izin ve onay veren” icraatlarıyla, 15 Temmuz 2016 darbe girişimine giden sürecin önünü açmaktan “siyasi ve hukuki açıdan sorumlu” olduklarını ortaya koyan bir belgedir. Nitekim dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’ün TBMM Darbe Komisyonu’na yaptığı “FET֒ye karşı hükümeti 2004 yılında MGK kararıyla uyardık. Ancak pek fazla bir şey yapılmadığını gördük” açıklaması, bunun teyidi niteliğindedir. Bu hususlar, aynı zamanda Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın 17-25 Aralık 2013 Rüşvet ve Yolsuzluk Soruşturmalarını “milat” göstermelerinin ve “FETÖ tarafından kandırıldık” beyanlarının neden doğru olmadığını da ortaya koymaktadır...

Raporda can alıcı soru...

Raporda milat tartışmasına devletin resmi belgeleriyle nokta koymaya çalışan CHP, “Soruyoruz” diyerek şu sorusunun yanıtını isteyecekti: “2004 MGK Kararı, Bakanlar Kurulu kararı haline dönüştürülüp kararlı bir şekilde uygulansaydı; FETÖ, 15 Temmuz darbe girişimini gerçekleştirecek güce erişebilir miydİ?

RAPORDAN...Erdoğan'dan Gülen yorumu: Aynı menzile giden farklı bir yol...

“Üzerinde durulması gereken önemli bir husus da, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 3 Ağustos 2016’da Din Şûrası’nda yaptığı konuşmada FETÖ/ PDY için “aynı menzile giden farklı yollardan biri olarak gördüğümüz bu yapı” tanımlamasını kullanarak “hedef birliği” içinde olduklarını itiraf etmesidir. Daha 15 Haziran 2012’de katıldığı Türkçe Olimpiyatları’nda “Bitsin artık bu hasret” diyerek Gülen’e “Türkiye’ye dön” çağrısı yapan, 17 Aralık 2013’ten bir gün sonra dahi Gülen ile uzlaşma arayışında bulunan Erdoğan, 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin ardından FETÖ/PDY’nin “miladı” olarak 17-25 Aralık 2013’ü açıklamıştır.”

“Başbakan Binali Yıldırım ise 23 Ekim 2016’da yaptığı açıklamada ‘Eski bir Genelkurmay başkanı (Hilmi Özkök) çıkıp diyor ki ‘Biz 2004’te uyardık.’ Ne uyardınız kardeşim, karara bakıyoruz ‘Nur cemaati ve hizmet hareketi izlenmelidir’ diyor. Ne zamandan beri cemaatler terör örgütü oldu. Bizim için kırmızı çizgi, terör faaliyetinin başladığı gündür, o da 17 Aralık’tır. Hiç kimse eline silah almadıkça, insanları öldürmedikçe terör örgütü muamelesi göremez. Bu örgüt devletle bilek güreşine 17 Aralık’ta başlamıştır’ ifadelerini kullanmıştır. Başbakan Yıldırım’ın bu beyanlarındaki çelişkilere açıklık getirecek olursak;

2004 MGK Kararı’nda, doğrudan ‘Fetullah Gülen Grubu’ ismi geçmektedir ancak Başbakan Yıldırım bunu gizlemeye çalışmaktadır. Dönemin Genelkurmay Başkanı Özkök’ün, ‘2004’te Hükümeti uyardık’ açıklamasına karşı çıkmaktadır. Belgeler ise Başbakan’ı yalanlamaktadır. Başbakan, “Bu örgüt devletle bilek güreşine 17 Aralık’ta başlamıştır” demek suretiyle, bir yapının terör örgütü olup olmadığına, devlet aleyhine çalışıp çalışmadığına devletin güvenlik raporlarına bakarak değil, AKP ile olan ilişki durumuna bakarak karar vermektedir. ‘Hiç kimse eline silah almadıkça, insanları öldürmedikçe terör örgütü muamelesi göremez. Terör faaliyetinin başladığı gün 17 Aralık’tır’ ifadesi ise maalesef trajikomiktir. Ne 17 Aralık ne de 25 Aralık, silahlı bir eylem değildi, kimsenin elinde bir silah yoktu. Peki ne vardı? Ayakkabı kutularından çıkan dolarlar, çikolata kutularında giden rüşvetler, 700 bin liralık kol saati, evdeki para kasaları, para sayma makineleri, bir türlü sıfırlanamayan milyonlarca dolar ve euro vardı…”

“Erdoğan’ın 17-25 Aralık’tan sonra ‘Bunlar devlet içinde devlet olmuşlar’ ve ‘ne istediniz de vermedik’ sözleri, her ne kadar suçlama ve sitem içerse de, aynı zamanda o tarihe dek verdikleri desteğin itirafı niteliğindedir.”

2004’teki kararda Erdoğan’ın da imzası vardı

Karar şu uyarıları içeriyordu:

25 Ağustos 2004 MGK toplantısında “481 Sayılı MGK Kararı” olarak kayda geçen “tavsiye” niteliğindeki kararı, dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ve Başbakanı Erdoğan’ın yanı sıra Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener, Adalet Bakanı Cemil Çiçek, Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül ile İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu imzaladı. Kararda dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök, kuvvet komutanları Özden Örnek, Aytaç Yalman, İbrahim Fırtına ve Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur’un da imzaları bulunuyor. 481 sayılı MGK kararında yer alan bazı önemli hususlar şunlardı:

Gülen grubunun yurtiçi ve yurtdışı faaliyetleri, Başbakanlık Uygulamayı Takip ve Koordinasyon Kurulu (BUTKK) koordinesinde İçişleri Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı, MİT Müsteşarlığı ve ilgili diğer kurumlar aracılığı ile yakından takip edilmeli.
Devletin yurtdışında görevli memurları aracılığı ile Gülen grubu yakından takip edilmeli, gerekiyorsa Dışişleri Bakanlığı tarafından ilave tedbirler geliştirilmeli.
Gülen grubuna ait özel okulların faaliyetleri, İçişleri Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı tarafından incelenmeli ve takibe alınmalıdır. Bu gruba ait okullardaki şüpheli ve yasadışı faaliyetler, periyodik olarak Başbakanlık Uygulamayı Takip ve Koordinasyon Kurulu’na (BUTKK) rapor edilmeli.
Gülen grubunun ‘öğrenci evleri’ kapsamında sempatizan ve yandaş edinme gayretleri, İçişleri Bakanlığı nezdinde dikkatle takip edilmelidir. Yasal olmayan yollar kullanılarak din eğitimi veren ve bir nevi dini alet ederek yandaş toplama sistemi olan ‘öğrenci evleri’ uygulamalarına engel olunmalı.
Yapılan bağışlar ile usulsüz para hareketleri ve kara para uygulamalarının Maliye Bakanlığı- MASAK (Mali Suçlar Araştırma Kurulu) aracılığı ile takip edilmesi sağlanmalı.
Abdullah Gül’ün, Dışişleri Bakanı sıfatıyla 16 Nisan 2003’te ‘Gülen okullarına ve Milli Görüş’e yardım edilmesi için” büyükelçiliklere gönderdiği 3846 ve 3847 sayılı genelgeler geri çekilmeli.

10) Suriye'de ‘Cihatist-Terörist Atık’ sorunu büyüyor! -10.04.2018

Rusya’nın Mersin’de inşaatına başladığı Akkuyu Nükleer Santraliyle birlikte, son günlerde “nükleer enerji-çevre-halk sağlığı” konusunda daha çok tartışıyoruz.

Ama bizde oluğu gibi dünyada da “nükleer” etrafındaki tartışmalara daha yakından bakıldığında, asıl tartışılan “nükleer enerji”nin kendisi değil, (Nükleer enerjinin üretimi, üretim sürecinde çıkabilecek önemli sorunlar da vardır) ama en önemli sorunun, “nükleer atık” konusu olduğunu görüyoruz. Çünkü nükleer santrallerin “teknik ömürleri” dolduğunda geriye kalan ve hâlâ radyasyon yaymaya devam eden “atığı” ortadan kaldırmak olanaklı olmuyor.

“Atığı”; çok derinlere gömmek, kurşun tanklarla saklamak, nüfus yoğunluğu az olan bölgelerde özel “Atık alanları oluşturmak”... gibi yöntemler kullanılıyor ama bunların hiçbirisi sorunu çözmeye yetmiyor.

Bu çözümlerin birisi de yoksul ülkelerde çeşitli alanları “atık deposu” olarak kiralayarak (Elbette illegal ve başka amaçlar arkasına saklayarak) kullanmak! Bu yöntem elbette nükleer atıktan kurtulmanın en kirli, en ahlaksız, en insanlık düşmanı yoludur.

‘CİHATİST TERÖRİST ATIKLAR NE OLACAK?

“IŞİD sonrası Suriye”de en önemli sorunlardan birisinin de yenilgiye uğrayan cihatist grupların kalıntılarının nasıl ortadan kaldırılacağı sorunudur. Ki bu, yukarıda sözünü ettiğimiz, “nükleer atık” sorunuyla pek benzerlik gösteriyor.

Suriye sorunu çözümünde aralarında art arda zirveler yapmalarına ve kameralar karşısına geçip “Her konuda anlaşıyoruz!” görüntüsü vermelerine karşın, “anlaşmazlık noktaları” büyüyen Türkiye-Rusya-İran üçlüsünün anlaştıkları nadir konulardan birisinin de “terörist gurupların kalıntıları”nın, Türkiye’nin başına sarılmasıdır.

Önce Halep’te yenilen terörist gruplar İdlib’e taşındı. Suriye’nin her yanından kaçan teröristler gruplar halinde ya da kişiler olarak kapağı İdlib’e attılar. İdlib bir “terörist atık alanı” olarak kullanılmaya başlandı.

Şimdi de Guta’da, Suriye rejim güçleri tarafından yenilen terörist grupların kalıntıları, Cerablus ve el Bab’da toplanıyor. Guta’dan çıkarılan bazı grupların da (Muhtemelen bunlar ÖSO içindeki bazı grupların yandaşlarıdır), Afrin’e gönderildiği belirtiliyor.

İdlib ve el bab-Cerablus bölgelerinin özelliği ise her iki bölgenin de Türkiye’nin kontrolünde olmasıdır.

TÜRKİYE CİHATİST GRUPLARIN HAMİLİĞİNDEN MEMNUN!

Türkiye-İran-Rusya üçlüsünün aralarında en kolay anlaştıkları sorununun, cihatist-terörist grupların kalıntılarının Türkiye’nin himayesine verilmesidir.

Doğrusu Türkiye de bundan pek hoşnut görüyor. Çünkü ülkeyi yöneten Erdoğan-AKP Hükümeti, Suriye politikasının gelip dayandığı açmazlardan kurtulmak için Suriye’deki krize daha derinlemesine dalarak düze çıkmayı amaçlayan irrasyonel tutumda ısrar ediyorlar. Tıpkı, Suriye’de masaya oturmak için Suriye topraklarının TSK’nin kontrolünde bölgeler oluşturmak politikasında ısrar edilmesi gibi. Ya da mülteci sorununu büyüterek, Suriye rejimini sıkıştıracağını ummak gibi!

Türkiye’nin bu terörist grupların sorumluluğunu üslenmesi anlamına gelen bu tutumun nedenleri olarak;

-
Bu cihatist-terörist grupları kontrol altına alarak, “mülteci sorunu”nda olduğu gibi, onları Suriye sahasında rekabet ettiği rakiplerine karşı kullanabileceği,
-
Bu grupların Erdoğan-AKP iktidarı ile ideolojik bir yakınlık içinde olmaları ve bu grupların hamisi olmanın İslam dünyasında kendilerine sempatiyi artıracağı,
-
Bu grupların üstünde sağlanacak güçle Suriye rejiminin yıkılması stratejisinde yararlanabileceği... gibi gerekçeler dikkate alındığında, elbette ki Türkiye’nin bu gruplarla, kendi kontrolündeki bölgelere getirilip yerleştirilmesine böyle hevesli olması şaşırtıcı değildir.

İRAN VE RUSYA, ‘ATIK İŞİ’NE TÜRKİYE BAKSIN DİYOR AMA...

Ama öte yandan İran ve Rusya ise; Suriye krizinin “en tehlikeli atığı” olan bu “cihatist-terörist grupların kalıntıları”, önce Türkiye’nin kontrolündeki bölgeye, sonra da Türkiye topraklarında barındırılmasını (“Depolanması” mı desek) hevesle destekliyorlar.

Çünkü böylece Rusya ve İran, Türkiye’nin “Teröristlere yataklık etmesi” dahil, pek çok konuda başına bela olacak bu “Terörist depolama tesisi olma yükümlülüğü”nü kullanmayı düşündüklerini söylemek ne yanlış ne de abartılı olur.

Üstelik sorunun bu boyuta gelmesi sadece bir “zaman”, ama “Uzak olmayan bir zaman” meselesidir.

Rusya-İran-Türkiye arasında yapılan son zirvede görüldü ki, aslında bütün “birlik-bütünlük” gösterisine karşın; “Suriye’nin toprak bütünlüğü” vurgusunu öne çıkarmanın ötesinde bir birlik konusu yoktur. Ki, “toprak bütünlüğü”nden ne anlaşıldığı da belirsizdir. Daha doğrusu her ülke için “Suriye’nin toprak bütünlüğü”nün farklı olduğu apaçıktır!

Nitekim İran, Türkiye’nin “Fırat Kalkanı” ve “Afrin operasyonu” ile kontrol altına aldığı topraklardan açıkça çekilmesini istemektedir.

İran Cumhurbaşkanı Ruhani bunu zirve sonrasında; “Hiçbir ülke Suriye’nin geleceği için karar verme yetkisine sahip değildir. Burada sadece Suriye halkı özgür bir seçime katılarak kendi geleceklerine karar verebilirler” ifadeleri ile Türkiye’nin Suriye’ye rejim dayatmasını hedef almıştır. Bunları Ruhani, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gözünün içine bakarak söylemiştir.

Rusya; “Suriye’nin toprak bütünlüğü” derken rejimle SDG’nin uzlaştırılarak, Türkiye’nin terörist gördüğü PYD-YPG ile Esad rejiminin anlaşarak Suriye’nin toprak bütünlüğünün sağlanmasını ifade ediyor. Dolayısıyla Rusya’nın, Türkiye’nin kontrolündeki toprakların da rejim güçlerine devredilmesini istediği herkesin malumdur.

‘TERÖRİST KALINTILARINI AL VE GİT’ DENME AŞAMASINA DOĞRU

Bunun anlamı ise, Rusya ve İran’ın, Türkiye’nin Suriye’deki iki “kırmızı çizgisi”nin de silinmesini istediğidir.

Dolayısıyla apaçık görülmektedir ki, Rusya ve İran, Türkiye’ye sadece terörist grupların silahsızlandırılıp tasfiye edilmesi rolünü vermektedirler. Ama Türkiye’nin Suriye üstünde kurduğu büyük hayallerini gerçekleştirmek için tutmak istediği pozisyona ve bu çerçevedeki isteklerine karşıdırlar.

Nitekim adım adım rejim güçlerinin İdlib’de güneyden kuzeye doğru kontrol sahasını genişletmesiyle, Türkiye’den bu grupları Suriye topraklarından çıkarması istenecek; Türkiye’nin bu konuda üslendiği görev hatırlatılacaktır.

Bunun bir adım sonrası ise; Türkiye’nin bugün kontrol ettiği ve “Kimsenin toprağında gözümüz yok” diyerek reddetmeye çalıştığı Suriye topraklarından çekilmesinin istenmesi gerekecektir.

Bunu görmek için çok “derinlere” bakmaya gerek yok. Son bir yıl içinde rejim güçlerinin Suriye topraklarını denetimine aldığı alanların genişlemesine bakmak yeterlidir.

GO BÎDE / >
https://www.youtube.com/watch?v=oURdiMgLEFU&feature=youtu.be

Kurdistana Bakur
http://www.kurdistana-bakur.com/index.php

-

.

…

FOTO / KAYNAK: ŞENGÜL ÖZER'DEN

VARTO / GIMGIM DEYİP GEÇMEYİN (GÜZEL GIMGIM'IM)

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

YENİ HABER, NÛÇA NÛ (10) HER BÎJI KURDİSTAN


01) -10.04.2018

02) -10.04.2018

AFRİN - VİDEO / https://www.youtube.com/watch?v=fWynQmT0wUk
https://www.youtube.com/watch?v=6oJwuVLKjAM
OSMAN ÖCALAN. VIDEO / https://www.youtube.com/watch?v=FCsYHbREbTs
Erzurum Müftüsü Afrin İçin istifa etti / https://www.youtube.com/watch?v=uc1hOeR1bqI
Am 30.01.2018 veröffentlicht

LOGO / https://www.artigercek.com/guncel

Ek.Tarihi Wed Apr 11, 2018 12:46 am Gön: Oezer

Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden biz sorumlu değiliz.

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun
 
İlgili Bağlantılar
· Daha fazla Medya
· Haber gönderen Oezer


En çok okunan haber: Medya:


Haber Puanlama
Ortalama Puan: 0
Toplam Oy: 0

Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü


Seçenekler

 Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa

 Bu Haberi Arkadaşına Gönder Bu Haberi Arkadaşına Gönder





Bu Site Ali Usta tarafından yapılmıştır.


>Powered by Nuke-Evolution