Anasayfa > Günün Haberleri > Sitene ekle > Arşiv > İletişim > Künye > Reklâm
__________________________________________________________________________________________
Güncel -
Spor - Siyaset - Ekonomi - Medya - Polemik - Dünya - Teknoloji - Sağlık –Kültür Sanat- Eğitim – Röportaj – Reklâmlar

   Üyemiz Değilseniz! Tıklayın   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (15) HER BÎJI KURDİSTAN   Nûjîn Dêrik:Zafer Efrin’deki efsanevi direnişin olacak   İbrahim Güçlü:Operasyona Efrînê û PYD û Divê Çi Bê Kirin?   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (14) HER BÎJI KURDİSTAN   Parlamentsbeschluss / Für Niederlande war ''Armenien'' Völkermord   Levent Gültekin:Bir Alman kaç Türk’e bedel?   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (11) HER BÎJI KURDİSTAN   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (11) HER BÎJI KURDİSTAN   Selahattin Demirtaş'ın tutuklu olduğu davanın ikinci duruşmasında yaptığı savunm   Selahattin Demirtaş'ın tutuklu olduğu davanın ikinci duruşmasında yaptığı savunm
Onur Yazarımız

Konuk Yazarlar

Ana Menü
 
Ana SayfaAna Sayfa
    Ana Sayfa

    Konu Başlıkları
    Haber Gönder
    Haberler
Diğer Başlıklar
    Evo UserBlock
    Yazarlar
    Site Haritası
    Haber Arşivi
    Yönetici Notu
    Reviews
    Tavsiye Et
    NukeSentinel
    İletişim Formu
    Sorularınız
Üyeler
    Üye Bilgileri
    Üye Hesabınız
    Üye Listesi
    Üye Grupları
    Özel Mesaj
Birlikte
    Forumlar
    Destekleyenler
    Anket
    Arama
Sayfa İstatistikleri
    Top 10
    İstatistikler
Linkler
    Yararlı Programlar
    Web Siteleri

Arama
 



Bağış - Reklam
Sitemizin yaşaması ve daha iyi bir içerikle yayın hayatına devam etmesi için reklam ve bağışlarınıza ihtiyacımız var. Lütfen Buraya Tıklayarak bizimle ilişkiye geçin... Şimdiden teşekkür ederiz....

Top 10 Links
 

Günün Haberi
 
Bu gün için henüz önemli bir haber yok.

 
Medya


01)Koalisyon'dan Menbiç açıklaması: Güçlerimizin kendini savunma hakkı var-26.01.2018
ABD öncülüğündeki IŞİD karşıtı koalisyonun sözcüsü Sözcüsü Albay Ryan Dillon, Afrin operasyonun Minbiç’e yönelmesi durumunda koalisyon güçlerinin kendini savunma hakkı olduğunu dile getirdi.

Dillon, Reuters Haber Ajansına, Olanları dikkatli bir şekilde izliyoruz, özellikle de Menbiç’te olanları. Çünkü orası bizim koalisyon güçlerimizin bulunduğu yer. Bu alandaki koalisyon güçlerimizin kendilerini savunmaya hakları var. Ki gerektiğinde de bunu yapacaklar'diye konuştu.

Dillon’ın son açıklaması, dün görüşme yapan ABD ve Türkiye ilişkilerine yeni bir boyut getirdi. Görüşmeleri takip eden dünya basını, askeri harekatı devam ettirmek isteyen Türkiye’nin ABD ile karşı karşıya gelme noktasına doğru ilerlediğini belirtiyor.

Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan dün Afrin harekatının Menbiç’e yayılacağını söylemişti.

Reuters Haber Ajansı’nın değerlendirmesine göre ise Afrin’den farklı olarak Menbiç’in ABD’nin askeri personelinin konuşlandığı bir yer olduğu belirtiliyor. Bu ise iki NATO müttefiki ABD ve Türkiye arasında olası bir karşı karşıya gelme riskini artırıyor.

Menbiç’in batı sınırında Türkiye destekli Özgür Suriye Ordusu gruplarının kontrol ettiği topraklar bulunuyor.

Bianet

02) Erbil ile Bağdat arasında Davos'ta yedi dakika krizi -26.01.2018

Başbakan Neçirvan Barzani ile Irak Başbakanı Haydar Abadi’nin Davos’ta sadece yedi dakika süren görüşmesi, taraflar arasında yeni bir tartışmaya yol açtı. Bağdat’ın görüşmeye ilişkin yaptığı açıklama, Başbakan Barzani tarafından yalanlandı.

Rûdaw Sorumlusu Hemin Lihoni, İsviçre’nin Davos kentinde düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu’nun (WEF) üçüncü gününde yaşanan olayı şöyle aktardı:

“Forumun ikinci gününde Başbakan Neçirvan Barzani ile Irak Başbakanı Haydar Abadi arasında 7 dakika süren bir görüşme gerçekleşmişti. Görüşmenin içeriğine ilişkin Bağdat hükümeti tarafından uzun bir açıklama yayımlandı.

Zirvenin üçüncü gününde düzenlenen bir panelde konuşan Haydar Abadi, Irak hükümeti tarafından yapılan bu açıklamaya mütabık kalarak Barzani ile yapılan görüşmenin içeriğini anlattı.

Ancak bir kaç saat sonra Başbakan Barzani bu açıklamaya cevaben Irak hükümeti tarafından yapılan açıklamanın doğru olmadığını söyledi.

Barzani ile Abadi arasında gerçekleşen görüşmeye katılan bir yetkili bize, görüşmenin sadece 7 dakika sürdüğünü aktardı ve nasıl olur da Bağdat’ın bahsettiği tüm bu konular 7 dakika içinde ele alınabilir? diye sordu.

Söz konusu yetkili, Abadi’nin toplantıda çok yumuşak bir tavır sergilediğini ancak Bağdat tarafından yapılan açıklamının bu tavrın tersini yansıttığı belirtti ve ‘sebep Irak’taki seçim hesapları olabilir’ dedi.

Taraflar arasında yeni bir görüşmenin gerçekleşmesi bekleniyor.

Haydar Abadi panelde, IŞİD sonrası Irak’ta huzur ve refahın hakim olduğunu belirterek yabancı şirketleri ülkeyi yeniden inşa çalışmalarına davet etti.

Panelde ABD’li bir gazeteci ile diyaloga giren Abadi, IŞİD’in Suriye’de toparlanarak yeniden Irak’a saldırma niyetinde olduğu bilgisini paylaştı.

Abadi, ‘IŞİD’lı teröristler Suriye hükümeti ve YPG’nin kontrol ettiği alanlarda örgütleniyor ama ilginç olan şu ki tüm bunlar ABD ve Rusya’nın gözleri önünde cereyan ediyor ve her iki taraf da sessiz kalıyor’ dedi.

Haydar Abadi, ABD’li gazetecinin İran’ın Irak’taki rolü hakkında sorduğu soruya, ‘İran’ın Irak’taki rolü sıfırdır’ şeklinde cevap verdi.

Gazetecinin, ‘bu konuda emin misiniz?’ sorusuna Abadi, ‘Eminim, İran’ın Irak’taki karar süreçlerinde rolü sıfırdır’ sözleriyle cevap verdi.”

02) Dünya bu katliam görüntülerini görecek mi?-26.01.2018

Savaş uçaklarıyla katledilen sivillerin cenazelerini belgeleyen görüntüler insanlığın vicdanına sesleniyor. Bu görüntüler kimin neyi hedeflediğini, amaçladığı açık bir şekilde gözler önüne seriyor. Şimdi asıl soru, “ insanlık vicdanı bu görüntüleri görecek mi?”

İşgalci Türk ordusunun savaş uçakları bugün sabah saat 03.00’te Efrin’e bağlı Mabeta ilçe merkezini hava saldırısı gerçekleştirdi. Hava saldırısından sonra saldırı top atışlarıyla sürdü.

Hava saldırısında aynı aileden olmak üzere 7 kişi şehit düştü. Top atışları da ilçe halkının büyük maddi zarar görmesine neden oldu.

Savaş uçaklarının bombardımanında şehit düşenler İdlib’den göç eden ailedir. Ancak insanlık düşmanları burada da onları rahat bırakmadı ve katletti.

İnsanlık nerede?

Hava saldırısından sonra ANHA muhabirlerinin çektiği görüntüler tüm insanlığın vicdanına çağrı yapar nitelikteydi. Görüntüler, “insanlık burada bitti” sözünü haykırıyor.

Görüntülerde evler insanların üzerine yıkılmış ve insan bedenlerinin enkazlar altında kaldığı görülüyor.

Erdoğan ve yöneticileri her gün “Sivillere zarar vermiyoruz”, “Amacımız huzur ortamı yaratmak” iddialarında bulunuyor. Ancak görüntüler bir kez daha neyin hedeflendiğini gözler önene serdi.

Şimdi sorulması gerekir, "Dünya bu görüntüleri görecek mi, görmeyecek mi? Kulak, gözleri, kalpleri, vicdanları kapalı mı değil mi?” Bunlar bu görüntülerden sonra ortaya çıkacak.

Heyva Sor a Kurd, enkaz altındaki 5 cenazeye ulaştı, diğer cenazelerin çıkarılması için çalışmalar sürüyor.

Enkaz altından cenazeleri çıkarılan sivillerin isimleri şöyle: Taha El Xatır (40), Emine Xatır (40), Zekiye El Xatır, Sileman El Xatır (14), Esra El Xatır.

04) KNK: Ulusal birliğin dışında kalanlar kaybedecek-26.01.2018

KNK Eşbaşkanı Rêbiwar Reşîd, "Bugün Efrîn'de benzer saldırılar var. Ama Efrîn'in kazanacağı zaferle ulusal birlik yolumuzu açacağından şüphemiz yoktur. Burada bizim birlik olmamız gerekir. Efrîn'de birliğin taşlarını döşeyebiliriz. Ama ulusal birliğe gelmeyen, dışında kalanların da bir karşılığının olmayacağı bilinmesi gerekir. Bizim artık ortak askeri güç, ortak diplomasi ve ortak bir stratejiye sahip olmamızın zamanı geldi." ROJNEWS / SÜLEYMANİYE

Kürdistan Ulusal Kongresi'nin (KNK) düzenlediği Başurê Kürdistan ulusal birlik çalıştayı Süleymaniye'de High Crest Otel'de devam ediyor.

Çalıştayda ilk olarak söz alan Kürdistan Yurtseverler Birliği (YNK) Kürdistan Bölgesi Parlamentosu Milletvekili Salar Mehmûd, konukları selamladı ve çalıştayın teknik programını okudu. Ardından Süleymaniye Valisi Heval Ebubekir konuşarak, ulusal birliğin önemine vurgu yaptı.

Ebubekir’in konuşması ardından KNK Eşbaşkanı Rêbiwar Reşîd, Başurê Kürdistan ulusal birlik çalıştayının önemini anlattı. Ulusal birlik için çağrıda bulanan Rêbiwar Reşid şunları söyledi: “İşgalci devletlere karşı Kürt halkı ortak bir siyaset, ortak bir güç, savunma, diplomasi yürütmelidir.”

Mahabat Kürdistan Cumhuriyeti’nin kuruluş yıl dönümü haftasının yapıldığı bir dönemde ulusal birlik çalıştayını yaptıklarını belirten Rêbiwar Reşîd şunları söyledi: “Eksikliklere rağmen Mahabad Cumhuriyeti’nin demokratik bir yapısı vardı. Birçok sebepten Mahabad Cumhuriyeti ayakta kalamadı. Mahabat Cumhuriyeti’nin kuruluş yıldönümünde Rojava saldırılar, tehditler altındadır. Ne dünya güçleri ne de uluslar arası güçler Kürt halkının siyasetini belirleyemez. Kürtler kendi siyasetini kendileri belirliyor. Güçlerini kendileri oluşturuyor, kendilerini savunuyor. Kürtler kendi siyasetlerini oluşturup, diğer güçler de ona göre Kürtlere yaklaşması gerekir.”

Kürtler ulusal bir anlayış haline geldiğini dile getiren Rêbiwar Reşîd, “Ulusal birlik dışında kalan kalanlar kazanmayacak ve Kürdistan halkına bir cevapları olmalıdır. Başurê Kürdistan siyasi ve ekonomik sorunlarını ulusal birlik anlayışıyla çözebilir. Ulusal birlikle Kürdistan’daki sınırları kaldırabiliriz. Başurê Kürdistan ulusal birlikle demokratik bir sisteme örnek olabilir. Ulusal birlik anlayışı olduğunda tek bir anlayış olacak. Başurê Kürdistan’a yönelik diğer iktidarcı devletler saldıramayacak, içişlerine müdahale edemeyecek” dedi.

"Kobanê zaferi ulusal birlikle kazandığımız bir zaferdir. Ama Kerkük'te yaşananlar da ulusal birliğin olmamasının sonucudur" diyen Reşîd, şunları söyledi: "Bugün Efrîn'de benzer saldırılar var. Ama Efrîn'in kazanacağı zaferle ulusal birlik yolumuzu açacağından şüphemiz yoktur. Burada bizim birlik olmamız gerekir. Efrîn'de birliğin taşlarını döşeyebiliriz. Ama ulusal birliğe gelmeyen, dışında kalanların da bir karşılığının olmayacağı bilinmesi gerekir. Bizim artık ortak askeri güç, ortak diplomasi ve ortak bir stratejiye sahip olmamızın zamanı geldi."

Ulusal birlik çalıştayı Başur’daki siyasi temsilcilerin konuşmalarıyla devam ediyor. (ao)

05) KCK’den Başur ulusal birlik çalıştayına ilkesel öneriler-26.01.2018
ROJNEWS / SÜLEYMANİYE

KCK Yürütme Konseyi, Kürdistan Ulusal Kongresi'nin (KNK) Süleymaniye'de düzenlediği ulusal birlik çalıştayına gönderdiği mesajda, ulusal birlik için temel bazı ilkesel önerilerde bulundu.

KCK Yürütme Konseyi’nin, Kürdistan Ulusal Kongresi'nin (KNK) Süleymaniye’de düzenlediği Başurê Kürdistan ulusal birlik çalıştayına gönderdiği mesaj okundu.

KCK Yürütme Konseyi’nin gönderdiği yazılı mesaj şöyle:

Uluslaşma ve Ulusal Birlik, birbirlerinden koparılmaları mümkün olmayan bütünlüklü bir süreçtir. Eğer bir toplumda ulusal birlik yoksa veya zayıfsa, o toplumun uluslaşmasında ciddi bir sorun vardır. Uluslaşma, çokça sanıldığı gibi sadece ortak bir dili, kültürü ve tarihi paylaşmak değildir. Bunlar uluslaşmanın önemli unsurları olsalar da, uluslaşma esas olarak bir zihniyet birliğini ifade etmektedir. Kürtlerin, şimdiye kadar tam olarak ulusal birliklerini sağlayamamalarının asıl nedeni de, uluslaşma için gerekli olan bu zihniyet birliğini yeterince oluşturamamış olmalarıdır. Zihniyet birliği, ulusu oluşturan tüm siyasi, sosyal, kültürel ve dini-mezhebi unsurlarla fertlerin, temel bazı ilke ve değerleri benimsemesi ve paylaşmasıdır. Bu anlamda üzerinde anlaşılmış ilke ve değerler adeta bir ulusun anayasasını oluşturmaktadır. Ortak ilke ve değerler oluşturup paylaşmadan ne ulus olmak, ne de ulusal birliği gerçekleştirmek mümkündür.

Bu anlamda üzerinde ulusal birliğimizi inşa edeceğimiz temel ilke ve değerleri tartışıyor olmamız son derece önemlidir. Bu, ulusal birlik sorununda temel halkayı yakaladığımız anlamına gelmektedir. Bu tartışmaların sadece siyasi partilerle sınırlı tutulmaması, ulusu oluşturan tüm toplumsal kesim ve bireylerin tartışmaların birer öznesi olması da, doğru yöntemi yakaladığımızı göstermektedir. Bu durumda asıl sorunumuz ve tartışma konumuz, Ulusal Birliğin Demokratik İlke ve Değerler temelinde mi, yoksa Milliyetçi yaklaşımlar üzerinde mi inşa edileceğidir. Hiç kuşkusuz bu sadece Kürtlerin değil, tüm Ortadoğu halklarının kaderini belirleyecektir. Kürt uluslaşması ve ulusal birliğin milliyetçi ulus devletçi temelde gelişmesi, kaçınılmaz olarak Kürtleri hem daraltacak, hem de mevcut ulus devletlerle sonu gelmez savaşlara sürükleyecektir.

Ancak Demokratik Ulus zihniyeti temelinde gelişecek uluslaşma ve ulusal birlik ise, hem Kürt sorununun demokratik çözümüne, hem de Ortadoğu’nun demokratikleşmesine yol açacaktır. Kürt Uluslaşması ve Ulusal Birliğinin Demokratik İlke ve değerler temelinde gerçekleşmesi, Kürtlerin sosyolojisi açısından da kaçınılmazdır. Zira Demokratik İlke ve Değerler dışında herhangi bir ideolojinin çok renkli olan Kürt toplumunun tümünü kapsaması mümkün değildir. Bu ana tespitler temelinde Hareketimiz, üzerinde ulusal birliğimizin inşa edilmesi gereken temel ilke ve değerlere ilişkin düşüncelerimizi maddeler halinde, siz değerli katılımcılar ve halkımıza sunmaktadır. Hiç kuşkusuz düşüncelerimiz birer öneri mahiyetinde olup, tartışmaya açıktır.

Demokratik Kürt Ulusu İlkesi: Kürt Ulusu, Kurmanc, Soran, Bahdini, Lor, Kelhor, Lek, Hawraman, Zaza, Feyli, Şebek,....Kakai, Yarsan, Êzdi, Zerdeşti Kürtler, Alevi Kürtler, Şii ve Sünni Müslüman Kürtler, Bahai.....Xorasan Kürtleri ve başta Avrupa, Rusya-Kafkasya, Ortadoğu’nun değişik bölgeleri ve Dünyanın değişik yerlerinde yaşayan Kürtlerden oluşur.

Özgür, Birleşik ve Demokratik Vatan İlkesi: 1639 yılında Kasr-ı Şirin antlaşmasıyla Safevi ve Osmanlı İmparatorlukları, 1916 ve 1923’te de Sykes-Picot ve Lozan Antlaşmalarıyla Türkiye, İran, Suriye ve Irak ulus devletleri arasında dörde bölünen Kürdistan, Kürtlerin tarihi anayurdudur. Kürdistan, aynı zamanda bu coğrafyada yaşayan ve Kürt halkıyla ortak kaderi paylaşan halkların ortak vatanıdır.

Ulusal Bütünlük İlkesi: İlkesel olarak hiç bir Kürt şahsiyeti, siyasi hareketi ve sosyal grubu, Kürt ulusuna ve ülkesine dayatılan bu parçalanmışlığı meşru görmemeli; sömürgeciliğin çizdiği siyasi, coğrafi ve hukuki sınırları, herhangi bir Kürt bireyi, siyasi hareketi veya sosyal grubunun önüne engel olarak koymamalı. Devletlerin, uluslararası sistemden kaynaklanan siyasi ve hukuki haklarını, Kürtlerin Ulus, Kürdistan’ın da bu ulusun anavatanı olmasından kaynaklanan doğal haklarından üstün tutmamalıdır.

Ulusal Siyaset İlkesi: ilkesel olarak ulusu meydana getiren tüm coğrafi ve idari birimler, kültürel, siyasi ve sosyal kesimler, üzerinde konsensüs sağlanmış bir ulusal siyaset belgesi temelinde siyaset yapmalıdır. Uzun vadeli ve stratejik bir belge olan Ulusal Siyaset Belgesi, Ulusal Kongre gibi tüm ulusu temsil eden bir kurum tarafından hazırlanıp onaylanmalı, ihtiyaç duyulduğunda yine bu kurum tarafından tartışılarak yenilenmelidir.

Demokratik Siyaset İlkesi: ilkesel olarak Kürtler arası ilişkiler; siyasetin demokratik ilke, kural ve kurumlar temelinde yapılması ve sorunların siyasi yöntemlerle çözülmesi anlamına gelen, demokratik siyaset temelinde gelişmelidir. Toplumun tüm sosyal, kültürel ve dini-mezhebi kesimleri kendilerini özgürce demokratik siyaset alanına taşırabilmelidir. Tüm kesimler kendilerini tabandan örgütleyerek, öz yönetim ve yerel demokrasiler temelinde kendilerini yönetebilmelidir. Yerellik kadar, Ulusallık da Demokratik Siyaset İlkesinin vazgeçilemezi olarak benimsenmelidir. Bu temelde Kürtlerin tüm siyasi ve toplumsal güçlerinin, kendilerini Kürdistan’ın her parçasında ve Kürtlerin yaşadığı her yerde, demokratik temellerde ifade etme ve örgütlemeleri meşru ve demokratik bir hak olarak görülmelidir. Eleştiri, demokratik siyasetin ayrılmaz bir parçası olarak görülmeli, hakaret ve karalama ahlaki bir sorun olarak ortaya konularak mahkum edilmelidir.

Diplomasinin Ulusal Düzeyde Örgütlendirilmesi İlkesi: ilkesel olarak Kürtler, kendi iç ilişkilerinde demokratik siyaseti esas alırken, gerek sömürgeci devletlerle, gerekse de uluslararası güçlerle ilişkilerinde ulusal düzeyde bir diplomatik muhatabiyet yaratmalıdırlar. Bu anlamda Kürtler, kendi diplomatik ilişki ve kurumlarını ortaklaştırmalı, Kürt diplomasisi, Ulusal Siyaset Belgesi temelinde yapılmalıdır.

b> Kürt Sorununun Siyasi-Demokratik Yollarla Çözümü ve Meşru Savunma İlkesi: Kürtler, ilkesel olarak Kürt sorununun siyasi ve demokratik yollarla çözümünü, mücadelelerinin en temel yöntemi olarak görmeli ve tercih etmelidirler. Ancak muhataplarının, çözümsüzlüğü bir siyaset olarak dayatmaları veya Kürt ulusunun en temel demokratik hak ve taleplerine savaş ve şiddtle karşılık vermeleri halinde tüm Kürtler, silahlı mücadele de dahil, her yol ve yöntemle kendi özgürlüklerini savunmalarını, doğal ve uluslararası hukuktan doğan bir hak olarak görmeli ve desteklemelidiler. Kürtlerin, bütün öz savunma güçleri ortak bir savunma örgütünde birleştirilmeli, bu güçleri sevk ve idare edecek ortak bir komutanlık kurulmalıdır.

Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkı İlkesi: Kürt Ulusunun, hem Doğal Hukuktan, hem de Uluslararası Hukuktan doğan, Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkını kullanması, İlkesel bir haktır. Kürt Ulusunun, bu hakkını nasıl kullanacağı tamamen kendi takdir ve iradesine bağlıdır. Kürtler, dört ulus devlet arasında bölündüğü ve buralarda azınlıkta kaldığı için, herhangi bir parçadaki Kürtlerin bu haklarını kullanmaları, egemen ulusların iradesine bağlanamaz. Egemen veya komşu uluslar, bu konuda ancak Kürtlere öneri ve tavsiyelerde bulunabilirler. Ancak Kürdistan’ın herhangi bir parçasının da, diğer üç parçayı yok sayarak bu hakkı kullanması da, ulusun inkârı olur. Onun için, herhangi bir parçadaki halkımızın bu hakkını kullanırken, diğer parçalardaki halkımızın destek ve onayını alması, hem politik bir gereklilik, hem de ulus olmanın ve ulus olarak varlığını sürdürmenin bir zorunluluğudur.

Kadınların, Toplumsal Alanın Tüm Faaliyetlerine Eşit Katılımının Hedeflenmesi İlkesi: Kürt kadınının toplumsal alanın tüm faaliyetlerine eşit katılımı ilkesel olarak benimsenmelidir. Kadının toplumsal alanın tüm faaliyetlerine eşit katılımına paralel olarak, demokratikleşme, eşitlik, adalet, barış ve özgürleşmenin yüksek düzeylerde gerçekleşeceği görülmelidir.

Kürtler Arası Savaşın Yasaklanması İlkesi: Kürtler arası savaş, hiç bir gerekçe ve bahane ile kabul edilmemeli ve ilkesel olarak yasaklanmalıdır. Kürtler arası savaş, ulusa yapılmış bir ihanet olarak görülmeli, sorumlularının soruşturularak cezalandırılacağı kurumsal mekanizmalar oluşturulmalıdır.

Kürdistan’ın Dışındaki Kürtlerin Hak, Talep ve Mücadelelerinin Desteklenmesi İlkesi: Kürdistan coğrafyası dışında yaşayan Kürtlerin ulusal-demokratik hak ve özgürlük talepleriyle mücadeleleri, Kürdistan Özgürlük mücadelesinin ayrılmaz bir parçası olarak görülmelidir. Buralarda yaşayan Halkımızın, en temel bireysel ve kolektif haklarını kazanmak için yürüttükleri mücadelelerine destek verilmesi ilkesel bir sorumluluk olarak görülmelidir.

Kürdistan’da Yaşayan Kardeş Halklarla Ortak Yaşam İlkesi: ilkesel bakımdan

Kürdistan, tarihsel olarak bu coğrafyada yaşayan tüm halkların ortak vatanı olarak kabul edilmelidir. Kürdistan’da yaşayan halklar da, tıpkı Kürtler gibi tüm bireysel ve kolektif haklara sahip olmalıdır. Ülkenin siyasi, kültürel ve ekonomik yaşamı başta olmak üzere, tüm toplumsal yaşam bu halklarla birlikte inşa edilmelidir.

Değerli Arkadaşlar!

İlkeler, nasıl ki uluslaşma ve ulusal birlikte çatı rolünü oynuyorsa, değerler de uluslaşma ve ulusal birliğin sütunlarıdır. Hiç şüphesiz dilimiz, kültürümüz, geleneklerimiz, inançlarımız, şiir ve türkülerimiz, üzerinde uluslaşmamızı inşa ettiğimiz zengin değerlerimizden sadece birkaçıdır. Ancak halkımız, yürüttüğü özgürlük mücadelesi neticesinde de birçok büyük değer yarattı ve ulus olarak bunları da sahiplenmeliyiz. Önder Apo, halkımızın son yüz yıllık mücadelesinin en önemli değeridir. Önder Apo, mücadelesiyle Kürt uluslaşmasına büyük katkılar yaptı, halkımız da direnişiyle Önder Apo’yu yarattı. Onun için Önder Apo ve Halkımız etle tırnak gibi birbirlerinden ayrılamaz oldu. Bu nedenle halkımız, Önder Apo’nun felsefe ve yaşamına sahip çıkmalıdır. Bunun yanında Halkımızın ülkemiz ve dünyanın her yerinde kesintisiz olarak sürdürdüğü direniş ve serhıldanlar da, büyük değerler olarak görülmeli ve sahiplenilmelidir. Keza, Kürdistan özgürlük mücadelesinde canının feda eden her şehidimiz, ayrım yapmaksızın değer olarak görülmelidir. Halkımızın her türlü bileşenini temsil eden sembol ve simgelere de saygı gösterilmelidir.

> Değerli Arkadaşlar!

Bizler, bu düşünce ve umutlar temelinde bir kez daha ulusal birliğimizi gerçekleştirmeye hazır olduğumuzu belirtiyor, tekrardan hepinizi saygıyla selamlıyoruz. (ao)

06) Afrin kantonundan Suriye hükümetine çağrı: Sınırlarınızı koruyun -26.01.2018

Türk Silahlı Kuvvetleri'nin işgal hareketi sürdürdüğü Afrin kantonu, Suriye hükümetine bölgeye asker göndermesi ve sınırlarını koruması çağrısı yaptı.

Reuters haber ajansı, Kürt Demokratik Birlik Partisi'nin (PYD) ilan ettiği Afrin kantonunun internet sitesinde yazılı bir açıklama yayınladığını duyurdu.

Açıklamada "Suriye hükümetini, egemenliğinden kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmeye, Türkiye ile sınırlarını Türk işgalinden korumaya ve Suriye ordusunu sınırlarını korumak üzere bölgede asker konuşlandırmaya çağırıyoruz" denildi.

BBC'ye konuşan Suriye Dışişleri Bakan Yardımcısı Faysal Mekdad, Türkiye'nin Afrin'e yönelik olarak başlattığı Zeytin Dalı Harekâtı'nı "işgal" olarak nitelendirmiş ve buna 'karşılık vereceklerini' söylemişti.

07) ÖSO: YENİ CEPHE AÇIYORUZ -26.01.2018
BU ÖSO DA, ERDOĞAN’IN ‘’DAİŞİ’’

ÖSO komutanlarından Ahmed Osman, Afrin’e doğru yeni bir cephe açmaya

Suriye’nin Afrin bölgesinde Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ile Zeytin Dalı Harekatını gerçekleştiren Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) isimli cihatçı örgütün komutanlarından Ahmed Osman, Afrin’e doğru yeni bir cephe açmaya hazırlandıklarını söyledi.

İngiliz Times gazetesine konuşan ÖSO’nun Sultan Murat Tümeni’nin komutanı Ahmet Osman, Suriye içerisinden Afrin’e doğru yeni bir cephe açmaya hazırlandıklarını ve Tel Rıfat çevresindeki köyleri ele geçirmeyi hedeflediklerini söyledi.

'PKK’LILAR CEPHE HATTINDA ÇOK SAYDA MAYIN DÖŞEDİ'

Osman, BBC Türkçe’nin yansıttığı açıklamalarında, “Kötü hava koşulları nedeniyle savaşçılar kolay hareket edemiyorlar. PKK’lı teröristler mevzilerini güçlendirmeye devam ediyor. Keskin nişancıları ve yüksek teknolojili silahları var. Cephe hattına çok sayıda mayın döşemiş durumdalar” dedi.

Bu arada Osman, Tel Rıfat hattı üzerinden başlatılacak harekâtın birkaç gün içerisinde hava şartlarının düzelmesiyle başlatılacağını da ifade etti.

Haberde, Sultan Murat Tümeni’nin, Fırat Kalkanı harekatında da yer aldığı, Cerablus, Mare ve El Bab’da da Türk askerleriyle birlikte savaştığına dikkat çekildi.

08) ABD Dışişleri Bakanlığı: Beyaz Saray'ın açıklaması, Suriye'ye ilişkin kaygıları net bir şekilde ortaya koydu -26.01.2018
"Güvenli bölge konusunda resmi bir öneri yapılmadı"

ABD Dışişleri Bakanlığı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve ABD’li mevkidaşı Donald Trump arasında gerçekleşen telefon görüşmesinin ardından Beyaz Saray’dan yapılan açıklamanın, 'Suriye’ye ilişkin kaygıları net bir şekilde ortaya koyduğunu’ kaydetti
ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Heather Nauert, Beyaz Saray açıklamasının hem Başkan Trump’ın hem de Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’ın Suriye konusundaki kaygılarını yansıttığını ifade etti.
Cumhurbaşkanlığı kaynakları tarafından ‘görüşmenin tam içeriğini yansıtmadığı’ belirtilen Beyaz Saray açıklamasını, ‘çok belirgin, detaylı ve sağlam’ olarak nitelendiren Nauert, "Beyaz Saray açıklaması, hem Başkan Trump’ın hem de Dışişleri Bakanı Tillerson’ın kuzeybatı Suriye’deki Afrin bölgesine dair olağanüstü kaygılarını dile getirdi” dedi. Nauert, "Bakanı Tillerson yakın zamanda Türk Dışişleri Bakanı ile hem telefonda hem yüz yüze görüşmeler yaptı ve bu görüşmelerde bölgedeki tansiyonun düşürülmesini istediğimizi açıkça dile getirdi" diye ekledi.

"Güvenli bölge konusunda resmi bir öneri yapılmadı"
Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu tarafından gündeme getirilen 'güvenli bölge' önerisiyle ilgili de konuşan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, "Türklerle pek çok opsiyon tartışılıyor ancak resmi bir öneri yapılmadı" ifadelerini kullandı.
Hürriyet’ten Cansu Çamlıbel’in haberine göre Nauert, "Türkiye’nin dünkü Beyaz Saray açıklamasında Trump-Erdoğan arasında geçen görüşmenin detaylarının var olandan farklı aksettirildiğinden yola çıkarak yaptığı itirazlar için ne diyeceksiniz?” sorusuna şu yanıtı verdi:
"Beyaz Saray’dan yapılan açıklama çok belirgin, detaylı ve sağlam. Beyaz Saray açıklaması, hem Başkan Trump’ın hem de Dışişleri Bakanı Tillerson’ın kuzeybatı Suriye’deki Afrin bölgesine dair olağanüstü kaygılarını dile getirdi. Hem Başkan Trump hem de Dışişleri Bakanı Tillerson’ın bu konuda net olduğunu düşünüyorum.

"Tillerson, bölgedeki tansiyonun düşürülmesini istediğimizi açıkça dile getirdi"
Dışişleri Bakanımız Tillerson yakın zamanda Türk Dışişleri Bakanı ile hem telefonda hem yüz yüze görüşmeler yaptı ve bu görüşmelerde bölgedeki tansiyonun düşürülmesini istediğimizi açıkça dile getirdi. Suriye ölçeğinde nisbeten güvenli olmuş bir bölgeden bahsediyoruz ama şu an durum tamamen başka.
Türkiye’nin PKK konusundaki meşru güvenlik kaygılarını anlıyoruz ve bunu saygıyla karşılıyoruz. Ama bir noktaya açıklık getirmek isterim; bizim ABD olarak Afrin’de bir askerİ varlığımız yok. O bölgede yaşananların parçası değiliz. Biz Suriye’nin doğusunda IŞİD'le savaşmak için Suriye Demokratik Güçleri ile birlikte çalışıyoruz. Bunu yapmaya devam ediyoruz. Türkleri ve herkesi diğer gruplara değil IŞİD ile savaşmaya odaklanmaya teşvik ediyoruz."

"Bakan, Türkiye'nin ihtiyacını anlamaya çalışıyordu, Kürtlerle konuşurken yaptığı gibi"
Türkler, ABD Dışişleri Bakanı Tillerson’ın kendilerine önerdiği Suriye’de 30 kilometrelik güvenli bölge önerisini kabul etmediklerini söylüyor. Tillerson ise böyle bir teklifte bulunulmadığını söylüyor. Hangisi doğru?
Sayın Bakan kendisi pek çok opsiyonun görüşüldüğünü ancak bir teklifte bulunulmadığını söyledi. Biz bu açıklamanın arkasındayız. Aynı zamanda Başkan Trump’ın Türkiye’ye Afrin bölgesinde tansiyonun tırmandırılmaması için yaptığı uyarının da arkasındayız. Bakan Tillerson’ın söylediği gibi Türklerle pek çok opsiyon tartışılıyor ancak resmi bir öneri yapılmadı. Bakanımız NATO müttefikimiz olan Türkiye’nin neye ihtiyacı olduğunu anlamaya çalışıyordu. Aynı Kürtlerle konuştuğunda yaptığı gibi, aynı bugün Neçirvan Barzani ile görüşmesinde yaptığı gibi. Tüm taraflarla konuşarak kimin neye ihtiyacı olduğunu anlamaya çalışıyor.

"Menbiç konusunda Türklere karşı çok açık olduk"
Türk tarafı ile görüşmelerde Afrin harekatının Menbiç’i kapsayacak şekilde genişletilmesinin ABD açısından kırmzı çizgi olduğu söylendi mi?
Türklere karşı bu konuda çok açık olduk. Hem Türkiye’deki hükümet yetkilileriyle açık olduk, hem Bakan Tillerson özel görüşmelerinde çok açık oldu, hem de Başkan Trump Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmesinde Menbiç’i kapsayacak şekilde tansiyonun yükseldiğini görmek istemediğimiz konusunda çok açık oldu.

"Türkiye'nin mesajlarımızı dinlemesi gerektiğini düşünüyoruz, kaygılı olan tek ülke biz değiliz"
Bu mesajların Türkiye tarafının dikkate aldığından emin misiniz?
Biz bu mesajları veriyoruz ve umuyoruz ki NATO müttefikimiz ve ortağımız Türkiye bunlara kulak veriyordur. Dinlemeleri gerektiğini düşünüyoruz. Dinlerlerse bu iyi bir şey olur. Tansiyonun yükselmesinden kaygılı olan tek ülke biz değiliz. Suriye’deki istikrar açısından ve DEAŞ’la mücadele odağının kaymasından kaygılı olan pek çok diğer müttefik ülke var.
Türk tarafı size Menbiç’e girilmeyeceği konusunda garanti verdi mi?
Garanti verdiklerini söyleyemem. Durumu yakından takip ediyoruz.

09) Zeytin Dalı Harekâtı'nda 7'nci gün | Sağlık Bakanı: ÖSO'yla birlikte 14 kaybımız var -26.01.2018
TSK ve ÖSO, sekizinci cepheyi Mare'den açtı

Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK), Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) ile birlikte Afrin'e yönelik düzenlediği Zeytin Dalı Harekâtı yedinci gününe girdi.

Sağlık Bakanı Ahmet Demircan, çatışmalarda 11'i ÖSO milisi olmak üzere 14 kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı. TSK ve ÖSO'nun sekizinci cepheyi, Mare'den açtığı bildirildi.

TSK tarafından yapılan son açıklamada ise "En az 343 terörist etkisiz hâle getirildi" dendi, 13 uçakla 23 hedefin imha edildiği kaydedildi.

Açıklamada ayrıca, uluslararası hukuka ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) kararlarına vurgu yapıldı.

"Afrin 3 taraftan kuşatıldı"

Dağlık alanlarda ve bu alanlardaki vadilerde başlatılan kara harekâtı kapsamında Afrin, 3 taraftan kuşatıldı. ÖSO güçleri, bölgenin güneydoğusunda bulunan Tel Rıfat kasabasından geçişleri kesmeye yönelik yığınağa başladı. Rus askerlerin, son olarak Tel Rıfat'tan da çekildiği, Afrin'i tamamıyla boşalttığı belirtildi.

Bugüne dek neler yaşandı?

"Çatışmadan çekilmesini tercih ederiz"

Öte yandan ABD başta olmak üzere operasyona yönelik uluslararası açıklamalar da sürüyor. Beyaz Saray İç Güvenlik Danışmanı Tom Bossert, mevcut durumda Türkiye’nin Afrin bölgesindeki çatışmadan çekilmesini tercih ettiklerini söyledi.

Cumhurbaşkanlığı: Beyaz Saray açıklaması gerçeği yansıtmıyor

Cumhurbaşkanlığı, ABD Başkanı Donald Trump ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan arasındaki görüşmenin ardından Beyaz Saray tarafından yapılan açıklamanın gerçeği yansıtmadığını belirterek Trump'ın Afrin'de tırmanan şiddetten kaygı duyduğuna dair bir ifadesinin olmadığını açıkladı.ABD Dışişleri Bakanlığı ise "Beyaz Saray, Suriye'ye ilişkin kaygıları net bir şekilde ortaya koydu" açıklamasında bulundu.

Suriye'de 'güvenli bölge' tartışması

ABD ile Türkiye arasında "güvenli bölge" tartışması da yeniden alevlendi. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Davos'taki Dünya Ekonomik Forumu'nda bir araya geldiği ABD'li mevkidaşı Rex Tillerson'un "ABD’nin Türkiye’ye Suriye sınırında 30 kilometrelik 'güvenli hat' kurma önerisinde bulunduğunu" açıkladı. Ancak Tillerson söz konusu iddiayı yalanlayarak “Hayır, bazı muhtemel seçenekleri değerlendirdik ama herhangi bir şey teklif etmedik” dedi.

NATO'dan açıklama

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Zeytin Dalı Harekâtı'na ilişkin olarak, "Türkiye, en çok terör saldırısına maruz kalan NATO üyesi. Türkiye'nin de diğer ülkeler gibi kendini savunma hakkı var ancak bunun orantılı ve ölçülü bir şekilde yapılması önemli” dedi.

Stoltenberg, Türkiye ve ABD arasında doğrudan temasta bulunulması çağrısı yaptı.

"Minnag Havaalanı lojistik merkez olarak değerlendirilebilir"

Zeytin Dalı Harekâtı öncesinde ABD, Afrin bölgesindeki YPG'ye Minnag Havaalanı’nı kullanarak silah ve mühimmat yardımında bulunuyordu. ÖSO’nun bölgede kontrolü sağlamasının ardından TSK'nın, Minnag Havaalanı’nı lojistik merkez olarak değerlendirebileceği ifade ediliyor.

Meskûn mahal savaşı

Askeri kaynaklar, yeni açılan bu cepheyle birlikte Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad'ın kontrolünde bulunan bölgeye uzanan ve boğaz niteliği taşıyan Tel Rıfat'ın da kontrol altına alınacağını, gelecek haftalarda muhtemelen meskûn mahal çatışma düzenine geçileceğini aktardı.

Erdoğan'dan Trump'a:

YPG'ye silah desteğini kesin

Operasyonla ilgili olarak Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı Donald Trump ilk kez dün (24 Ocak 2017) görüştü. Görüşmede Erdoğan'ın, Trump'a "YPG'ye verdiğiniz silah desteğini kesin" çağrısında bulunduğu öğrenildi. Beyaz Saray'dan yapılan açıklamada Trump'ın, Afrin'de tırmanan şiddetten duyduğu kaygıyı dile getirdiği ifade edildi.

Bugüne dek neler yaşandı?

Pazar günü saat 11:05'de başlatılan kara harekâtı kapsamında 17 nokta YPG'den alındı. Çatışmalarda Astsubay Üstçavuş Musa Özalkan ve Üsteğmen Oğuz Kaan Usta, Uzman Çavuş Mehmet Muratdağı şehit oldu. TSK'dan yapılan son açıklamada 23 Ocak'ta şehit olan iki askerin naaşına 'çatışmaların devam etmesi ve hava koşullarının uygun olmaması sebebiyle' ulaşılamadığı belirtildi. 47 hedefin hava kuvetlerine ait 27 uçakla vurulduğunu belirten TSK'nın açıklamasında "287 PKK/KCK/PYD-YPG ve DEAŞ terör örgütü mensubunun etkisiz hale getirildiği tespit edilmiştir" ifadesi yer aldı.

Hatay sınırı özel güvenlik bölgesi ilan edildi

Operasyonun 5. gününde Hatay sınırı özel güvenlik bölgesi ilan edilirken; gazeteciler ile yurttaşların da sınıra ulaşması yasaklandı

.
10)Demir Küçükaydın:Afrin’de Türk Ordusu Yenilecek Erdoğan Gidecek (İlker Başbuğ’un Söyledikleri Işığında Afrin Saldırısının Akıbeti)-24.01.2018


“Eceli gelen it cami duvarına işer” derler. Afrin Kürtçe’de “mübarek (kutsanmış) yaratma (yaratılış)” anlamına geliyormuş.
Kutlu, mübarek Afrin’e, Suriye’nin savaşta yıkılmamış, bir barış vahası olarak kalabilmiş bu tek beldesine saldırmak cami duvarına işemektir.

Erdoğan’ın sonunu Afrin getirecektir.
Ama sadece Erdoğan’ın değil. “Laik Türk ordusu” Erdoğan isimli İslamcı faşistle ittifak yaparak he kendi bindiği dalı kesti, hem de kaderini onun kaderiyle birleştirdi.
Bu da şu olanağı ortaya çıkarmaktadır: Erdoğan’ın sonu, bu ta Sümerlerden beri gelen Şark despotluğunun, bu askeri, bürokratik oligarşinin de sonu olur.
Bakmayın medyanın psikolojik savaş haberlerine. Gerçekte kendileri de bunun farkındalar ve tam anlamıyla bir kumar oynadıklarını biliyorlar.

Söyledikleri dikkatlice incelenip, yapılmayan çıkarsamalar yapılıp, satır araları okununca bu açıkça görülüyor.
Biz bunu bizzat eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un söyleşisinde bile görebiliriz. Aşağıda yapacağımız Başbuğ’un sözlerini aktarmak. Sadece resmi söylemin ifadesi olan sıfatları ve araya sokulmuş moral vermeye yönelik cümleleri çkarmaktır. Örneğin “terör örgütü PKK” değil, sadece “PKK” gibi. “şanlı Türk ordusu” değil, sadece “Türk ordusu” gibi, veya “ordumuz bunun hakkından gelir” gibi.
Alıntılar Hürriyet gazetesinde yayınlanan “Akdeniz’e Kürt Koridoru Kırılacak” başlıklı söyleşiden alınmıştır.
Önce “zeytin dalı” namı verilen harekatın zor bir harekât olacağını kendi itiraf ediyor:
“Afrin’e operasyon zor bir harekât.” diyor.
Söyleşiyi yapan: “Fırat Kalkanı’yla karşılaştırırsak…” diye sorunca da şu cevabı veriyor:
“Çok daha zor.” *

Şimdi Fırat Kalkanı Harekatı’na bakalım.


Wikipedia’da, belli ki Türk devletinin hazırladığı, “Fırat Kalkanı Harekâtı” maddesinde neler deniyor?
Harekat 24 Ağustos 2016 - 29 Mart 2017 arasında tam 7 ay, 5 gün sürüyor.
Ele geçirilen arazi: 2015 km2 yani aşağı yukarı Afrin kadar (2033 km2) bir alan.
Bu alanda 243 yerleşim yeri varmış. Afrin’de 366 köy var.

Şimdi Fırat kalkanı Harekatı ile Türkiye’nin ele geçirdiği alanının düz arazi olduğunu, nüfusunun
Afrin’le kıyaslanmayacak kadar seyrek olduğunu, Türkiye’nin savaştığı güçlerin aslında anlaşmalarla yerleri boşalttığını, ciddi bir direniş göstediklerinde Türk ordu birliklerinin ağır zayiat verip hiçbir ilerleme kaydedemediklerini, tanklarının imha edildiğini veya IŞİD tarafından ele geçirildiğini hatırlayalım. Ayrıca halkın örgütlü olmadığını, Türk devletinin işgaline karşı seferber olmadığını da bir kenara not edelim.

Bütün bunlara rağmen 7 ay sürmüştü bu harekât.
O halde Afrin harekâtı en kötü ihtimalle 7 ay sürer, daha da uzun süreceği ön görülebilir.
O harekatın uzaması muhalefetin yükselişine ve Anayasa referandumunda aslında hayır oyu çıkmasına ama dalavereyle evet yapılmasına yol açmıştı.
O halde savaş uzadıkça Erdoğan’a ve savaşa karşı muhalefet yükselecek demektir.
Bunu bir kenara not edelim.
Çünkü savaşın uzaması Türk ordusunun yenilgisini ve Erdoğan’ın sonunu getirecektir. *

Başbuğ, savaşın neden zor olacağına ilişkin olarak şunları söylüyor:
“Coğrafya zor”
Coğrafya neden zor?
“Afrin’e coğrafi olarak baktığınızda dağlık, Kürt dağları var. PKK’nın yıllardır üs olarak kullandığı bölge.”
“Dediğim gibi Afrin’de Kürt Dağları’ndan atlıyorsunuz, Amanos’lara geliyorsunuz. Afrin’i PKK’dan temizlerseniz bu tehdidi yerinde etkisiz hale getirirsiniz.”
Peki eğer Türkiye diyelim ki Kürt dağları ve Afrin’i ele geçirdi ne yapacak?
“Afrin YPG ve PKK’dan temizlenirse belki Türkiye’ye göç edenlerin bir kısmını da rahatlıkla Afrin’e yerleştirme imkânınız olabilir.”
Yani Türkiye hiçbir şekilde Afrin’den çıkmayı düşünmüyor.
Ama sadece çıkmayı düşünmüyor değil.
Oraya tıpkı Cerablus cebinde yaptığı gibi, kendi iş birlikçisine dönüşmüş İslamcı Suriyeli cihadistleri yerleştirerek tıpkı Kıbrıs’ta da olduğu gibi bir iskan politikasıyla kendi işgali altında tutmayı hedefliyor.
Bu Afrin’in yerli ahalisini de sürmeyi veya katlederek yok etmeyi planladığı anlamına gelir.
Yerleştireceklerini nereye yerleştirecek?

Katledilmiş ve sürülmüş Afrinlilerin yerlerine.
Tıpkı Ermeni ve Rum katliam ve sürgünlerinde yaptığı gibi katlettiklerinin mallarını, evlerini, arazilerini oraya yerleştireceği şeriatçılara vermeyi ve onları ebedi kulları yapmayı planlıyor.
Bunu bir kenara not edelim. Çünkü bu Türkiye’nin Afrin’de bir soykırım planladığını ve soykırıma uğratacağı, süreceği laik Araplar, Ezidiler ve Kürtlerin yerine cihadist ve şeriatçıları yerleştirmeyi planladığının açık bir ifadesidir Başbuğ’un sözleri.
Şu an hala gayrı resmi olarak devletin tüm bilgilerine ulaştığı belli olan eski Türk genelkurmay başkanının bu itirafları tüm dünya, Suriye ve en önemlisi Afrin halkı tarafından biliniyor.
Bu şu demektir. Suriye devleti ister istemez Türk devletinin bu hedefine karşı çıkmak zorundadır.
Çünkü kendi toprağındaki kendi yurttaşları öldürülecek, sürülecek ve onmların yerlerine
Türkiye’nin sadık İslamcı faşist bendeleri yerleştirilecek, yani Türkiye Suriye toprağını kalıcı bir biçimde işgal edecektir.
Suriye ister istemez bir süre sonra Afrin’de direnen savaşçılara imkanlar sağlayarak, kısıtlı da olsa yardım ederek veya en azından Türkiye’nin işini zorlaştırarak, örneğin Türk uçaklarının uçuşlarını engelleyerek, Türkiye’nin şimdiye kadar kendisine yaptığını, bu sefer kendi topraklarında Türkiye’ye yapacaktır.

Türkiye’nin yaptığı ne idi?
Suriye içindeki muhalifleri silahlandırmak ve onları desteklemek. Şimdi kendi topraklarını işgal eden Türk devletine karşı Afrin halkını destekleyerek Türkiye’nin kendisine karşı yaptığını Türk devletine karşı yapacaktır. Bunun için Afrin’in öz yönetimini sevmesi gerekmez. Çok beklemeyeceğiz muhtemelen. Şimdilik savaşın başı.
Suriye ve Rusya hem Kürtlerin “burnunu sürtmek” hem İdlip’i ele geçirmek için ve muhtemelen Türkiye’ye bu geçici tavizi verdi. Ancak Suriye Idlip’i ele geçirdikçe Idlib’e geçmiş ve asında Afrin’i güneyden ve batıdan kuşatan Türk ordu birlikleri Suriye birliklerince hem arkadan kuşatılmış olacaktır hem de karşı karşıya gelecektir. Yani Türkiye ile Suriye ve Rusya’nın karşı karşıya gelmesi ve Türkiye’nin savaş olanaklarının kısıtlanması sadece bir zaman sorunudur.

* Ama biz olayların ilerde izleyeceği muhtemel yönü şimdi yine bir kenara bırakalım ve en temel verilere dönelim. Nufüs ve Coğrafya’dan gidelim.
Birinci temel veri, Fırat kalkanı ile ele geçirilen cepte yerli halk hem örgütsüzdü, hem direnmiyordu hem de büyük ölçüde cihadistere yakındı, dolayısıyla Türkiye’yi müttefik olarak gören bir özelliği vardı.
Afrin ise zaten Kürtlerin belki de yüz yıllardır yaşadığı bir bölge. Ayrıca YPG orada diğer dillerden, dinlerden insanları ezmeyen bir yapıyı yıllardır kurdu ve işletiyor. Yani sadece Kürtler değil, aynı zamanda tüm diller ve dinlerden ahali de aynen Kürtler gibi kendi öz yurtlarını dişleriyle, tırnaklarıyla savunacaklardır. Afrin sadece Kürtler için değil, İslamcı faşitslerin tetöründen kaçmış laik, Hristiyan veya ateistler için de bir yurt, bir sığınaktı.

Şimdi Türkiye’nin İslamcı faşist ve Türk faşisti devletinin ordusuna karşı bu son sığınaklarını her şeyleriyle savunacaklar ve onu savunan savaşçıları, oğullarını, kızlarını her şeyle destekleyeceklerdir. Fırat Kalkanı’nda ise böyle bir durum yoktu dolasıyla Türk Ordusu açısından orada iş Afrin’le kıyaslanmayacak kadar kolaydı. Bütün bu kolaylığına rağmen yedi ay sürmüş bir harekât var. Başbuğ elbette gazeteciyle yaptığı söyleşide, Nüfusun Afrin’de kendi yurtlarında yaşadıklarını, Afrin’in sadece onların yurtları değil aynı zamanda kendi öz yönetimleri ve yeni bir yaşam modeli olduğunu, bunu da savunacakları gibi konulara hiç girmiyor. Sadece dolaylı olarak ağzından kaçırdığı yerler var.

Örneğin “Kürt dağları var. PKK’nın yıllardır üs olarak kullandığı bölge.”
“Afrin dediğinizde coğrafyayı bir hatırlayalım. Özellikle batısı Kürt Dağları olarak geçer. Yüksek bir arazi kesimidir. Orada eskiden beri PKK vardır. (…)”
Yani YPG’nın orada ta çok eskilere dayanan bir kitle desteği olduğunu bizzat kendisi itiraf ediyor. Bugün bu destek, “demokratik özerklik” aracılığıyla sadece Kürtlerin değil, tüm Afri’de yaşayan ahalinin ve oraya bir sığınak olarak gelenlerin de desteğidir.
İşte Türk ordusunun yenilmesine esas yol açacak olan da nüfusun bu niteliğidir.
Nüfusun niceliğine gelince.
Fırat kalkanı harekâtı yapıldığında oradaki nüfus Afrinle kıyaslanmayacak kadar azdı.
Afrin’in nüfusu için Başbuğ “Nüfusu 740 bin. Yüzde 60’ı Arap deniyor.” diyor. Wikipedia ise 2015’te 700.000 diyor. Bu arada nüfusunun yeni göçlerle arttığını var saymamak için hiçbir neden yok. Yuvarlak hesap bir milyon diyebiliriz. Bu rakam elbet sadece Afrin şehri değil, tüm Afrin “kantonu” veya “özerk bölge”si.
Afrin şehriyle ilgili bir kesin veri yok ama en azından birkaç yüz binlik bir şehir olduğu düşünülebilir.
Afrin halkı son derece örgütlü ve silahlı olduğundan Afrin’de, hem dağlarda, hem de şehir savaşlarında pişmiş, savaş tecrübesi olan 10.000 savaşçı olduğu var sayılabilir. Bu on binin on katı da silahlı halk ve milisler olabilir.
Başbuğun verdiği rakam da buna yakın: “8000 YPG’li olduğu söyleniyor. Menbiç’ten bile buraya takviye geliyor.” Diyor.

*Coğrafyaya gelelim.
Arazi dağlık. Dağlık olmayan yerlerde ise yerleşimler var.
Modern savaşta şehirler büyük önem kazanmış durumda. 2000’lerin başından beri dünya nüfusunun çoğunluğu şehirlerde yaşıyor. Dünya nüfusunun yüzde 70 veya 80’inin köylerde yaşadığı bizim gençlik dönemimizden veya Che Guavera, Mao, Ho Şi Ming dönemlerinden farklı bir dünya bu.
Şehir savaşları çok daha büyük bir önem kazanmış durumda.
Apocu gerillalar, yıllardın dağ ve kırlardaki savaşta pişmişlerdi ve zaten dünyanın en güçlü gerilla hareketini oluşturuyorlardı.
Son birkaç yılda, özellikle de Kobani savaşından sonra hızla şehir savaşlarında da piştiler.
Bu savaşçılar edindikleri deneylerle Afrin’deki her birimi, evleri yer altı tünelleri, silah ve malzeme stokları, yiyecek ve içecek stokları bakımından birer kaleye dönüştürmüş olmalıdırlar. Yıllardır geliyorum diyen bu işgale karşı hazırlıklıdırlar.
Yani Afrin’in hem ovaları yerleşim birimleri, şehirleriyle, hem de dağları ormanlarıyla bir savunma savaşı için büyük olanaklar sunmaktadır.

* Savaşçıların savaş yetenekleri ve silah durumlarına gelince.
Hem savaşçıların bilinç ve savaşçı olarak kapasitesi hem de savaşın koşulları Başbuğ’un şunları demesine yol açıyor:
“Coğrafya zor, ikincisi Afrin’de YPG ile ilk defa direk çatışmaya giriyorsunuz.”
Burada açıkça söylemiyor ama aslıda ilk kez ciddi olarak savaşa girileceğini ve bu savaşçıların iyi savaşçılar olduğunu erbabının anlayacağı şekilde itiraf ediyor.

Şadece bu kadar mı?
YPG’nin silah durumuna ilişkin şunları söylüyor: “Belirli bir eğitim almış, zırhlı araçları, silahları var. Tanksavar füze sistemleri var. El bombaları, roketleri, 120 metrelik havanları var. İnsansız hava araçlarını kullanıyor. Yani PKK’dan daha eğitimli, daha teçhiz edilmiş bir askeri yapılanmayla karşı karşıyayız. (…) Karadan da, havadan da… Bu harekâtın en önemli özelliği IŞİD’i yenen güce karşı bir harekât yapıyorsunuz.” *

Savaşın süresine gelelim.
Çünkü Türk ordusunun yenilgisini ve Erdoğan’ın sonunu getirecek olan, uzayan bir savaş olacaktır.
Yukarıdaki coğrafya, insan, savaşçı yeteneği ve silahlanmaya ilişkin verileri alt alta koyduğumuzda, Afrin savaşının çok uzun, aylar süreceğini tahmin edebiliriz.
Bu ne demektir?
Savaş uzadıkça Türkiye tecrit olacak, içinde de uluslararası alanda da muhalefet artacak ve sonunda yenilecek demektir.
Bakmayın şu an burnunun ucunu göremeyen şu son yirmi yılda iyice çürümüş kitlelerin Erdoğan’ın zafer arabasının peşine takılarak savaş çığırtkanlığı yapmalarına. Bu bütün savaşlarda böyle olur. Cenazeler gelmeye, savaş masrafları ve ekonomik kriz evlerin içinde yansımaya başlayınca hava birdenbire tersine dönüverir. Böyle fırtınaların önünde kimse duramaz. Birinci Dünya savaşından sonra kartallar (Rus, Avusturya ve Alman imparatorlukları) böyle yıkılmıştı.
Bunun olmaması için Türk ordusunun, Hitler’in yıldırım savaşı gibi, birkaç gün içinde bütün Afrin’i ele geçirmesi gerekir ki hesapları tutabilsin.

Ama buraya kadar gördüğümüz arazi, insan, savaşçı gibi temel özellikler bile bunu olanaksız kılmaktadır.
Öte yandan evet Suriye ve Rusya ve de Amerika YPG’nin burnunu sürtmek için Türkiye’nin bu saldırılarına yeşil ışık yaktılar ama, bir an için var sayalım ki, Afrin savunması, uçakların saldırıları karşısında kısa sürede dağılıp durum kötüye gittiğinde, devletlerin hiç biri Türk ordusuna böyle bir yıldırım zaferi bahşetmek istemez. Bir şekilde, ya YPG’ye o uçakları düşürecek araçlar vererek veya lojistik yollarını açarak, ya da bizzat kendi uçak savar bataryalarıyla Türk uçaklarına Suriye hava sahasını kapatarak böyle bir yıldırım savaşı engelleyip savaşın uzamasına yol açacak tedbirleri alırlar. Ama savaş uzayınca da Türkiye’nin tecridi artar ve yenilgisini yolu açılır. *
Şu an Türk ordusu hala kendi birliklerini savaş alanına sürememektedir. Osmanlı’nın Azab’ları mayın eşeği gibi öne sürmesi şeklinde çeteleri öne sürüyor. Böylece hem onları YPG’ye temizletip bir yükten kurtuluyor, hem de kendi birliklerinin taze kalmasını sağlıyor.
Ancak bu aslında Türk ordusunun yenilgisini de hazırlıyor. Çünkü bütün bunlar zaman kaybıdır Türkiye açısından. Yani aslında Türk ordusu Hitlervari bir yıldırım savaşı stratejisi izlememekte ve izleyememektedir.
Bu açmaz bizzat Başbuğ’un sözlerine şöyle yansıyor:

“-Peki öyleyse sorun ne?
Şu bence: Komutanlar için bir askeri harekâtta en önemli husus bu harekâtın en az zayiatla yapılabilmesi. Ancak zayiatsız harekât olmaz.
- En az zayiat nasıl sağlanacak?
Muharebe alanı hazırlanarak. İlk önce özel kuvvetleri sızdırırsınız, onların hedef tarifiyle hava kuvvetlerine yüklenirsiniz. İyice çökertirsiniz, sonra kara unsurlarıyla girersiniz. Hava sahasının açılmasında ikinci önemli unsur, tahliyelerdir. Lojistik destektir. Özetle yaralıların tahliyesi. Aksi halde karaya bağlı oluyorsunuz, zayiat artıyor.”

İşte yenilgiyi hazırlayacak açmazın bizzat Başbuğ’un sözleriyle itirafı.
En az zayiat istiyorlar. Bunun için savaş kapasiteleri olmadığı defalarca kanıtlanmış cihatçıları mayın eşeği gibi öne sürüyorlar. Diğer yandan da uçaklar ve toplarla araziyi dövecekler. Buna “Yumuşatma” deniyormuş Metin Gürcan’ın dediğine göre. Başbuğ “alanı hazırlamak” diyor.
Ondan sonra kara unsurlarıyla girersiniz diyor. Hava sahasının açık olmasının ikinci unsuru lojistik destek ve yaralıların tahliyeleri diyor.

Yani aslında Türk ordusu, hava sahası açık olmazsa, hiçbir başarı şansı olmadığını biliyor. Boynunu Rusya ve Suriye’ye kaptırmış durumda. Onlar istedikleri zaman bunu açıp kapayarak, savaşın uzamasına, Türk ordusunu bir hezimete uğramasına yol açabilirler.
Şimdilik açık tutuyorlar. Çünkü karşılığında Suriye’nin tanınması ve İdlib’in Suriye tarafından temizlenmesine ses çıkarılmaması şeklindeki tavizi aldılar en azından.
Halep’i verip Cerablus cebini almışlardı. Şimdi İdlib’i verip Afrin’i alacaklar akıllarınca.
Ama bu hesabın bir yanlışı var. Cerablustakiler aslanda Türk devletinin ilişki içinde olduğu müttefikleriydi. Burada gerçek savaşçılar var.
Ve Erdoğan ve Türk devleti tıpkı bataklığa düşen bir insan gibi debelendikçe daha da batacaktır. Yarın öbür gün diyelim ki Suriye hava sahasını kapattığında bu sefer diyelim ki ABD’ye yanaşıp İran’ı satıp ABD kartını oynamaya kalktığında bu sefer daha güvenilmez ve zor durumlara düşecektir. *

Bunlar hepsi aynı zamanda devletin içindeki Kürtler ile savaşmaktan ise Kürtler ile barışalım stratejisinin konumunu güçlendirir. Bu da devletin içindeki çatlağı derinleştirir. Bu da toplumsal muhalefetin oluşan çatlaklardan yavaş yavaş başını kaldırmasına yol açar.
Böylece kendini besleyen bir süreç ortaya çıkar.
Burada bize döşen önemli olan nedir?
Esas büyük tehlike bu ordunun ve devletin daha akıllı bir kanadının bu sefer kurtarıcı gibi yine iktidarı ele alması ve 27 Mayıs’ta olduğu gibi, Erdoğan’dan bıkmış denize düşüp yılana sarılan kitlelerin desteğini ve hayırhah tarafsızlığını kazanması ve demokratik bir devrimin veya dönüşümün yine daha doğmadan öldürmesidir.

Bu nedenle şimdi, Afrin ile dayanışma biçiminde, her yerde bir yandan dayanışmayı örgütleyerek, bir yandan Erdoğan’ın savaş politikalarına karşı çıkarak Türk ordusunun yenilgisine katkı yapmaya çalışırken, gerçek bir demokrasinin tohumu; bugünkü merkezi ve bürokratik devletin alternatif olabilecek özyönetim organlarının ve halk örgütlüğünün tohumlarını atmaktır.

Demir Küçükaydın

demiraltona@gmail.com

Kurdistana Bakur
http://www.kurdistana-bakur.com/index.php

-

.

…

FOTO / KAYNAK: ŞENGÜL ÖZER'DEN

VARTO / GIMGIM DEYİP GEÇMEYİN (GÜZEL GIMGIM'IM)

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

YENİ HABER, NÛÇA NÛ (10) HER BÎJI KURDİSTAN


01) -26.01.2018

02) -26.01.2018

Ek.Tarihi Fri Jan 26, 2018 10:00 am Gön: Oezer

İlgili Konular

Medya

Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden biz sorumlu değiliz.

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun
 
İlgili Bağlantılar
· Daha fazla Medya
· Haber gönderen Oezer


En çok okunan haber: Medya:


Haber Puanlama
Ortalama Puan: 0
Toplam Oy: 0

Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü


Seçenekler

 Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa

 Bu Haberi Arkadaşına Gönder Bu Haberi Arkadaşına Gönder





Bu Site Ali Usta tarafından yapılmıştır.


>Powered by Nuke-Evolution