Anasayfa > Günün Haberleri > Sitene ekle > Arşiv > İletişim > Künye > Reklâm
__________________________________________________________________________________________
Güncel -
Spor - Siyaset - Ekonomi - Medya - Polemik - Dünya - Teknoloji - Sağlık –Kültür Sanat- Eğitim – Röportaj – Reklâmlar

   Üyemiz Değilseniz! Tıklayın   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (10) HER BÎJI KURDİSTAN   Ibrahim Güclü:HUDA-PAR, KONGREYA WÊ YA 3-EMÎN   Îbrahîm Güçlü:PDKê Ji Bona Temsîlkarê Şoreşa Milî ya Siyasî Ye: Bû Yekemîn / B.   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (10) HER BÎJI KURDİSTAN   Nizamettin Taş:Belirleyici olan PKK değil, Öcalan ve Ankara'dır   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (10) HER BÎJI KURDİSTAN   İbrahim Güçlü:Şêx Seîd Êfendiyê Pîranî û Hevreyên Wî/ ENFAL   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (10) HER BÎJI KURDİSTAN   Dr. İsmail Beşikçi: Selahattin Demirtaş’ın Şarkısı   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (14) HER BÎJI KURDİSTAN
Onur Yazarımız

Konuk Yazarlar

Ana Menü
 
Ana SayfaAna Sayfa
    Ana Sayfa

    Konu Başlıkları
    Haber Gönder
    Haberler
Diğer Başlıklar
    Evo UserBlock
    Yazarlar
    Site Haritası
    Haber Arşivi
    Yönetici Notu
    Reviews
    Tavsiye Et
    NukeSentinel
    İletişim Formu
    Sorularınız
Üyeler
    Üye Bilgileri
    Üye Hesabınız
    Üye Listesi
    Üye Grupları
    Özel Mesaj
Birlikte
    Forumlar
    Destekleyenler
    Anket
    Arama
Sayfa İstatistikleri
    Top 10
    İstatistikler
Linkler
    Yararlı Programlar
    Web Siteleri

Arama
 



Bağış - Reklam
Sitemizin yaşaması ve daha iyi bir içerikle yayın hayatına devam etmesi için reklam ve bağışlarınıza ihtiyacımız var. Lütfen Buraya Tıklayarak bizimle ilişkiye geçin... Şimdiden teşekkür ederiz....

Top 10 Links
 

Günün Haberi
 
Bu gün için henüz önemli bir haber yok.

 
Eğitim


01)Diyanet:9 yaşına giren kız evlenebilir, gebe kalabilir!-04.01.2018
"Çocuk nikâhlanırken yanında velisi olsun" İnternet sitesinde 'nikâh' tanımı yapan Diyanet işleri Başkanlığı, bulûğ çağına girmiş olan kız ve erkek çocuklara dinen nikâh kıyılabileceğini belirtti.

"Çocuk nikâhlanırken yanında velisi olsun"

Bulûğ çağın alt sınırının kızlarda 9, erkeklerde 12 olarak belirten Diyanet, kızların bu yaşta gebe kalabileceğini ve erkeklerinde baba olabileceğini ifade etti.

Sözcü'den Ali Ekber Ertürk'ün haberine göre Diyanet'e göre ergenlik çağına girmiş kız çocukları nikahlanırken yanlarında velilerinin olmasının daha uygun. Ancak, olmaması durumunda sorun teşkil etmeyeceği aktarıldı.

"Çocuk nikâhlanırken yanında velisi olsun"

Resmi web sitesinde nikahı tanımlayan Diyanet, evliliğin kişiyi zinadan koruduğunu ve insan neslinin devamını sağladığını savundu. “Kişinin gayri meşru ilişkiye girme tehlikesi bulunması halinde evlenmesi vaciptir” diyen Diyanet, bulûğ tanımını yaparken çağına giren kız çocuklarının evlenebileceğini de şu tanımınla ortaya koydu:

“Nikâhın, iki şahit huzurunda tarafların irade beyanında bulunmak suretiyle akdedilmesi gerekir. Buluğ çağına erişmiş kadının velisi olmaksızın kendisinin nikâhlanabilmesi mümkün olmakla birlikte, velisinin de bulunması menduptur (yapılması daha iyi olan).”

"9 yaşındakı kız çocuğu gebe kalabilir"

Diyanet, yine resmi web sitesinde “bulûğ” tanımlarken, kızların 9, erkeklerinse 12 yaşına basmaları halinde bulûğa erdiklerini açıkladı.

Tanım şöyle:

“Sözlükte ‘ulaşmak, yetişmek, iş gayesine varmak gibi' anlamlara gelen bulûğ, fıkıh terimi olarak, bir kimsenin çocukluk dönemini bitirip, ergenlik çağına ulaşması demektir. Bulûğ çağına ulaşan kimseye bâliğ denir. Ergenlik yaşı çocuğun vücut yapısına ve iklim şartlarına göre değişebilir. İslâm hukukçularınca bulûğ çağının alt sınırı, erkekler için 12, kızlar için 9 yaş olarak belirlenmiştir. Bu yaşa ulaştıktan sonra erkeğin ihtilam olması, baba olabilme devresine girmesi; kızın da adet görmesi, gebe kalabilme çağına ulaşması fiilî olarak bâliğ olmalarıdır. Ancak erkek ve kızlar 15 yaşlarına ulaştıklarında, kendilerinde bu erginlik alametleri görülmese de bâliğ olduklarına hükmedilir. Buluğ, kişinin dinen mükellef sayılıp, yetişkin insan statüsünü kazandığı dönemdir. Bu çağa ulaşan ve akıllı olan kimse artık tam edâ ehliyeti kazanır. Böylece, ibâdet, helal ve haram gibi dinî hükümlere muhatap; cezâî, malî ve hukukî yükümlülüklere ehil olur.”

Diyaneten Bitcoin'e veto

Diyanet İşleri Başkanlığı, son dönemlerde yaygınlaşan Bitcoin gibi sanal paraların kullanımının belirsizlik taşıması, aldatma ve aldanmaya yol açması halinde caiz olmadığını açıkladı. Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanlığı, “Dini sorular” bölümüne gelen bir soruya verdiği fetvada özünde belirsizlik taşıyan, kamuoyunda ‘Saadet Zinciri’ olarak bilenen uygulamalar gibi, belli kesimlerin haksız ve sebepsiz zenginleşmesine yol açan dijital kritopta paraların kullanımına onay vermedi.

Diyanet'ten piyango uyarısı

Milli Piyango İdaresi tarafından yapılacak Yılbaşı Özel Çekilişi için milyonlarca vatandaş bilet aldı. 61 milyon TL büyük ikramiyeli ödül için vatandaşlar kuyruğa girerken, Diyanet'ten “Yılbaşı fetvası” gelmişti. ‘Piyango bileti almak kumardır ve haramdır’ diyen Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu, “Şans faktörüne dayalı olan piyango, toto, loto, iddia, müşterek bahis, ganyan gibi tertip ve oyunlar kumardır ve haramdır. Bu tür kumarların, geniş kitlelerin iştirak etmesi sebebi ile zararı daha da yaygın olmaktadır” açıklaması yapmıştı.

Yılbaşı için uyardı

Bir süre önce “Milli Piyango haramdır” fetvası yayınlayan Diyanet İşleri Başkanlığı, bu kez de Cuma hutbesinde yılbaşı eğlencelerine yer verdi. Hutbede “Sınırsız ve uygunsuz eğlence ile vaktinizi harcamayın” denildi, alkollü içkilerden de uzak durulması istendi. Diyanet İşleri Başkanlığı Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan ‘Eşsiz Sermayemiz: Ömür' başlıklı hutbede, “Alkollü içkilerle sağlığı heba etmek, sınırsız ve uygunsuz eğlencelerle vakti öldürmek, müminde bulunması gereken emanet bilinciyle asla uyuşmaz” ifadesine yer verilmişti.
T24 sitesi

02) OHAL, nasıl bir hal? (1) -04.01.2018
Vahap Çoşkun:Hukuksuz yöntem

KHK’larla yönetim Meclisi anlamsız kılıyor. Milyonlarca insanın hayatını ilgilendiren hayati meselelerde bile Meclisin esamesi okunmuyor

KHK’larla yönetim Meclisi anlamsız kılıyor. Milyonlarca insanın hayatını ilgilendiren hayati meselelerde bile Meclisin esamesi okunmuyor. Düzenlemeler Mecliste konuşulmuyor; eksik ve hataları Meclis’te ele alınmıyor. Hazırlayanların dışında (iktidar milletvekilleri de dâhil) hiç kimse hangi konunun nasıl hazırlandığını bilmiyor.

Yürütme, 15 Temmuz 2016’nın ertesinde Olağanüstü Hal (OHAL) ilân etti. Hükümet temsilcileri, mümkün olan en kısa sürede buna son verileceği ve olağan duruma dönüleceğini topluma taahhüt ettiler. Fakat OHAL sürekli uzatıldı. Dahası, hali hazırda OHAL’in kaldırılacağına dair herhangi bir emare de görülmüyor.

OHAL’in maksadı, darbe teşebbüsü sonrasında meydana gelen krize çare bulmaktı. Lâkin süreklilik kazanan boyutuyla OHAL’in kendisi kriz üretir oldu. İçinde bulunduğumuz bu durum, başlıca iki açıdan değerlendirilebilir. İlk açı, OHAL’in daimi bir idare yöntemi olarak kullanılmasını değerlendirmektir. İkinci açı ise, OHAL kapsamında ilan edilen kanun hükmünde kararnamelerin (KHK) içeriğini incelemektir.

Elbette KHK’lardaki her bir düzenleme üzerinde ayrıntılı bir içerik tahlili yapılmalıdır. Ancak bana göre asıl önem taşıyan husus, yürütmenin ülkeyi KHK’larla yönetme noktasındaki ısrarıdır. Dolayısıyla ilk olarak bunun üzerinde durulmalı ve OHAL tartışmasına bunu merkeze alarak başlanmalıdır. Bunun için de öncelikle hukuki çerçeveye bakmakta fayda vardır.

“Olağanüstü halin gerekli kıldığı konular”

1982 Anayasası, Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanacak olan Bakanlar Kurulu’na, tabii afet ve ağır ekonomik bunalım (madde 119) ve/ya şiddet olaylarının yaygınlaşması ve kamu düzeninin ciddi şekilde bozulması (madde 120) gibi sebeplere dayanarak OHAL ilan etme yetkisini verir. Kendisini doğuran şartlara bağlı olarak OHAL, ülkenin bir bölgesinde, birden fazla bölgesinde veya tamamında ilan edilebilir.

OHAL’de, Cumhurbaşkanının başkanlık ettiği Bakanlar Kurulu KHK’lar çıkarabilir. OHAL KHK’ları, olağan dönemlerdeki KHK’lardan farklı bir nitelik taşır. Anayasa, olağan dönemde çıkarılan KHK’lar için bir konu sınırlandırması getirir; temel hakların, kişi hakları ve ödevlerinin, siyasal hak ve ödevlerin bu KHK’larla düzenlenemeyeceğini belirtir. Fakat OHAL KHK’larını bu sınırlamaların dışında tutar (madde 91). Dolayısıyla söz konusu hak ve ödevlerin de OHAL KHK’ları ile düzenlemesini (sınırlanmasını) mümkün kılar.

OHAL KHK’ları için, Anayasadan kaynaklanan tek bir hudut vardır. O da OHAL KHK’larının “olağanüstü halin gerekli kıldığı konularda” çıkarılmasıdır (madde 121) Yani hangi nedenden ötürü OHAL ilan edilmiş ise ancak onunla ilgili konular KHK’larla tanzim edilebilir; onun haricindeki konular ise KHK’larla tanzim edilemez. Anayasa Mahkemesi (AYM), 1991 yılında verdiği bir kararda bunu çok net bir şekilde izah eder:

“Olağanüstü halin gerekli kılmadığı konuların OHAL KHK’larıyla düzenlenmesi olanaksızdır. Olağanüstü halin gerekli kıldığı konular, olağanüstü halin neden ve amaç öğeleriyle sınırlıdır.” (E: 1990/25, K: 1991/1, Karar Tarihi: 10.01.1991)

15 Temmuz ve OHAL

Türkiye, 15 Temmuz 2016’da bir darbe girişimine maruz kaldı. Ordu, yargı ve emniyet içine sızan FETÖ mensupları, meşru hükümeti devirmeye kalkıştı. Köprüleri tuttular. Zorbalıklarına karşı meşru bir direniş gösteren devlet görevlilerine ağır silahlarla saldırdılar. Meclisi bombaladılar. Yüzlerce insanı öldürdüler, binlercesini yaraladılar. Ancak tüm gaddarlıklarına rağmen başaramadılar. Halkın ve darbe karşıtı devlet güçlerinin birlikteliğiyle bu kalkışma bastırıldı.

Darbe teşebbüsünün boşa çıkarılmasından sonra, 20 Temmuz 2016’da Cumhurbaşkanlığı başkanlığındaki Bakanlar Kurulu, olağanüstü hal ilan etme kararı aldı. TBMM, 21 Temmuz 2016’da bu kararı onayladı. OHAL’in ilan nedeni, Milli Güvenlik Kurulu’nun 20 Temmuz 2016’da yaptığı toplantıda aldığı tavsiye kararına göre; 15 Temmuz’daki darbe girişimi ile tehdit edilen “demokrasimizin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşlarımızın hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi” idi.

OHAL’in ilanından ve Meclis’te onaylanmasından sonra ilk (667 sayılı) KHK 23 Temmuz 2016’da yayınlandı. 24 Aralık 2017 tarih ve 696 sayılı KHK ile, son bir buçuk yılda toplam 30 KHK yayınlanmış oldu.

OHAL düzeni

Burada birbiriyle bağlantılı iki noktanın altını çizmeliyiz. Bir, OHAL’in varlık nedeni 15 Temmuz’dur. OHAL yoluna başvurulmasının sebebi, bir taraftan 15 Temmuz’u gerçekleştirenleri ortaya çıkarmak ve onlarla mücadele etmek, diğer taraftan da bu kalkışmanın yarattığı tahribatı ortadan kaldırmaktır. Eğer 15 Temmuz yaşanmamış olsaydı, OHAL de olmazdı.

Ve iki, 15 Temmuz’dan dolayı ilan edilen OHAL döneminde çıkarılacak KHK’lardaki bütün düzenlemeler, mutlaka ama mutlaka darbe teşebbüsü ile bağlantılı olmalıdır. 15 Temmuz’daki kalkışma ile ilgisi bulunmayan, darbecilerle mücadele ve/ya bundan kaynaklanan tahribatı giderme amacı taşımayan herhangi bir düzenleme, Anayasaya açık bir aykırılık teşkil eder. Çünkü Anayasa, Cumhurbaşkanlığı başkanlığındaki Bakanlar Kurulu’na istediği ve/ya ihtiyaç duyduğu her konuda değil, yalnızca “olağanüstü halin gerekli kıldığı konularda” OHAL KHK’leri çıkarma yetkisi vermiştir.

Çıkarılan 30 OHAL KHK’si bu çerçevede değerlendirildiğinde, KHK’larla getirilen birçok düzenlemenin 15 Temmuz ile hiçbir ilgisinin bulunmadığı görülür. Yürütme, rektör seçimlerinden araştırma görevlilerinin statüsünün değiştirilmesine, üst yargı organlarının üye sayısından İhale Kanunu’na, Seçim Kanunu’ndan bazı devlet kurumlarının kapatılmasına, kış lastiği zorunluluğunun getirilmesinden taşeron yasasına kadar hemen her konuyu OHAL KHK’sıyla düzenlemiştir.

Anayasa “hiçbir kimsenin veya organın kaynağını Anayasadan almayan bir devlet yetkisi kullanamayacağını” (madde 6) söyler. Yine Anayasa, OHAL KHK’larını ancak “olağanüstü halin gerekli kıldığı konular”la sınırlar. Bu hükümler karşısında, 15 Temmuz darbesi ile uzaktan yakından irtibatı bulunmayan konuların OHAL KHK’ları ile düzenlenmesi hukuka aykırıdır, anayasanın ihlalidir.

OHAL KHK’ları denetlenebilir mi?

Peki, OHAL KHK’larını denetlemek mümkün müdür? Anayasaya göre (madde 148), “olağanüstü hallerde… çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerin şekil ve esas bakımından Anayasaya aykırılığı iddiasıyla Anayasa Mahkemesinde dava açılamaz.”

OHAL KHK’ları hakkında denetim yasağı getiren bu hüküm, hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. Zira idarenin takdir yetkisi geniş tutulsa da, hak ve özgürlükler olağan dönemlere nisbetle daha fazla kısıtlansa da, OHAL yine de bir hukuk rejimidir. OHAL hukukun dışında düşünülemez; OHAL KHK’larına mutlak bir denetimsizlik tanınamaz. Nitekim AYM, buradan hareketle, bu maddenin meydana getirebileceği hukuksuzluğu frenlemek için 1991 yılında bir içtihat geliştirmiştir.

Bu içtihadında AYM (özetle ve mealen) der ki: Mahkeme olarak, denetlenmesi istenen bir metne verilen isimle kendimi bağlı saymam... OHAL KHK’sı adı altında bir düzenleme önüme geldiğinde, ilk önce onun gerçekten bir OHAL KHK’sı olup olmadığını incelerim ve “olağanüstü halin gerekli kıldığı konuları” içermiş mi, ona bakarım. Eğer bu niteliği haizse o zaman onu Anayasaya uygunluk denetiminin dışında tutarım. Ama eğer olağanüstü hal ile alâkası bulunmayan konuları düzenlemişse, o zaman da bunu OHAL KHK’sı olarak kabul etmem ve denetlerim.

Ancak AYM, kanımca hukuk devleti ilkesini koruma bağlamında isabetli olan bu içtihadını 15 Temmuz’dan sonra değiştirdi. Mahkeme, Anayasadaki hükmün lâfzını esas alarak, OHAL KHK’larının Anayasaya uygunluk denetiminin hiç yapılamayacağına karar verdi. Böylece yürütme sınırsız bir hareket serbestine sahip oldu ve istediği her konuyu OHAL KHK’sı ile düzenlemeye başladı.

Çöpe atılan milli irade

Bu suretle OHAL hukuksuz bir idare yöntemine dönüştü. Bunun üç alanda derin bir zarar ürettiğini söylemek lâzım.

Birincisi son derece açık; hukuk devletinin çanına ot tıkanıyor. Vatandaşların hak arama hürriyetleri sınırlandırılıyor. Hukuk güvenliği derseniz, hak getire! Kapalı kapılar arkasında bütün bir toplumsal yaşam tanzim ediliyor; hiç kimse herhangi bir mevzuda öngörüde bulunamıyor.

İkincisi, Meclisi anlamsız kılıyor. Herhalde, Meclisin devre dışı bırakıldığı böyle bir demokrasi olmaz. Meclisin açık olması ile kapalı olması arasındaki fark belirsizleşti. Milli irade, ona en çok vurgu yapan parti veya partiler tarafından çöpe atılmış halde. Milyonlarca insanın hayatını ilgilendiren hayati meselelerde bile Meclisin esamesi okunmuyor. Düzenlemeler Mecliste konuşulmuyor; eksik ve hataları Meclis’te ele alınmıyor. Muhalefet yok, tartışma yok, farklı kesimlerin hassasiyetlerini aktaracak mekanizmalar yok. Hazırlayanların dışında (iktidar milletvekilleri de dâhil) hiç kimse hangi konunun nasıl hazırlandığını bilmiyor.

Üçüncüsü, hukuksuzluk sadece bugünü değil geleceği de tehdit ediyor. AK Parti, hukuksuzluğun kapısını açmakla çok kötü bir yola girdi. İleride başka bir iktidar da, bugünkü tatbikatı misal göstererek ülkeyi OHAL KHK’larıyla kendi arzusunca yönetebilir.

Memlekete yapılabilecek en büyük kötülük olağanüstüyü olağanlaştırmaktır, hem bugün hem de yarın için.
Serbestiyet

03) Nasrallah: İran'da endişelenecek bir şey yok -04.01.2018

Hizbullah lideri Hasan Nasrallah, en önemli destekçileri olan İran’daki protestoları da değerlendirdi.

İran destekli Hizbullah örgütünün Genel Sekreteri Nasrallah, Lübnan'da örgüte yakın El-Meyadin kanalına açıklamalarda bulundu.

Ülkedeki krizin siyasi değil ekonomik nedenlerden kaynaklandığını belirten Nasrallah, olayların bir grup bankanın iflas ettiğini açıklamasıyla başladığını dile getirdi.

Nasrallah, en önemli destekçileri olan İran’daki protestoları da değerlendirdi. Hizbullah lideri, eylemlerin siyasi değil ekonomik sebeplerden kaynaklandığını tezini savunarak, “Endişelenecek bir şey yok” dedi.

Suriye’deki iç savaşta hükümete sahada destek veren Hizbullah’ın lideri Hasan Nasrallah, ‘savaşın en fazla bir-iki yıl daha süreceğini’ söyledi. Lübnan’da yayın yapan İran yanlısı el Mayadin televizyonuna konuşan Nasrallah, İsrail’in Suriye’deki Hizbullah mevzilerine düzenlediği saldırıların kendilerine silah ulaşmasını engellemeyeceğini de savundu.

04) Amerika’dan İsveç’e, tehdit gibi uyarı -04.01.2018

İsveç hükümetinin, Nükleer Silahların Yasaklanması Anlaşması’nı imzalamayı planladığı açıklamasına ABD’den tepki geldi.

İsveç gazetesi Aftonbladet’in haberine göre, ABD Savunma Bakanı James Mattis, İsveç Savunma Bakanı Peter Hultqvist’e konuyla ilgili mektup gönderdi. Haberde, mektupta, BM Genel Kurulu’nda kabul edilen nükleer silahları yasaklayan uluslararası anlaşmayı İsveç’in imzalaması durumunda NATO’nun İsveç’in savunma ittifakı ile yakın ortaklığını yenilemeyeceğinin yazıldığı belirtildi. ABD’nin NATO Daimi Temsilcisi Kay Bailey Hutchison da anlaşmanın imzalanması halinde İsveç ve NATO arasında büyük sorunlar çıkacağını kaydetti.

İsveç: Kabul Etmeyiz

İsveç Dışişleri Bakanı Margot Wallström, ABD’den gelen açıklamalara tepki gösterdi. Wallström, “BM Genel Kurulu’nda kabul edilen nükleer silahları yasaklayan uluslararası anlaşmayı imzalamayı düşünüyoruz. NATO ve ABD’den bu konuda yapılan tehdit ve baskıyı kabul etmiyoruz. Tehditler umurumuzda değil. Bu tür açıklamaların yapılmasını kabul edemeyiz. Açıklamaların makul ve tehdit içerici olmaması gerekir” dedi. Nükleer Silahların Yasaklanması Anlaşması, BM’de nükleer silah sahibi ülkelerin boykotuna rağmen temmuzda 122 ülkenin desteğiyle kabul edilmişti.

05) Duhok – Musul karayolu açıldı -04.01.2018

.

Haşdi Şabi’nin saldırıları nedeniyle kapatılan Duhok – Musul karayolu araç ve yaya trafiğine açıldğı bildirildi.

16 Ekim’de İran destekli paramiliter örgüt Haşdi Şabi ve Irak Ordusunun YNK'li bazı kişilerin yardımıyla Kerkük ve tartışmalı bölgeleri işgalinden sonra kapatılan Duhok – Musul karayolu, Peşmerge Bakanlığı tarafından açıldı.

Duhok – Musul yolunun sivillerin geçişi için açık tutulan Peşmerge kontrolündeki bölümünden sonra Haşdi Şabi kontrolünde olan bölgenin de sivillerin geçişine açılmasıyla karayolundan geçişler başladı.

Nerina Azad

06) İran halkının protestolarının kökleri ve perdesi arkası-04.01.2018
Sadık Zibakelam*

İran'da her zaman yapılan edebiyat, 40 yıldır İran İslam Cumhuriyeti’nin muktedirlerinden duyduğumuz edebiyat yine tekrarlanacak, yine Amerika ve Arabistan işe karıştırılacak, yeni bir hikaye 'fitne' olarak nitelendirilecek

İran'da her zaman yapılan edebiyat, 40 yıldır İran İslam Cumhuriyeti’nin muktedirlerinden duyduğumuz edebiyat yine tekrarlanacak, yine Amerika ve Arabistan işe karıştırılacak, yeni bir hikaye 'fitne' olarak nitelendirilecek, Seda ve Sima, aynı şekilde devam edecek, cemaat büyükleri aynı hikayeleri devam ettirecekler. Son olarak bütün bu hoşnutsuzlukları Ruhani hükümetine yıkmaya çalışacaklar.

Halkın itirazlarının nedeni tamamen açıktır. Bir dizi ekonomik baskılar, siyasi ve toplumsal başarısızlıklar halkın itirazlarının nedenidir. Eğer daha açık bir ifadeyle söyleyecek olursak; bu itirazların şekli 88 (2009) cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra yapılan protestolar gibidir ve şu farkla ki bu protestolar biraz daha genel ve siyasetten biraz daha uzak bir hal almıştır. 2009 yılındaki protestoların nedeni genel itibariyle siyasiydi ama son protestolara siyasi unsurların yanında birtakım ekonomik unsurlar da eklenmiştir.

Maalesef 2009 yılında, İran İslam Cumhuriyeti nizamı ve 2009’daki seçimleri kazanmış olarak kendisini gören hareketler, bir köşeye çekilip yapılan eleştiri, itiraz ve hoşnutsuzluklardan ders almak ve halk ne istiyor görmekten uzaklar. Gençler ve öğrencilerden azımsanmayacak bir bölümün, eğitimli, yazar ve reformcu siyasi tabakaların, eti, derisi ve kanı devrimle bir olan ve karnelerinde devrime hizmet etmekten başka bir şeyi bulunmayanların neden itiraz ettiklerini ve sıkıntılarının ne olduğunu kendilerine sormak yerine, maalesef gözlerini itirazlara kapatmış ve sadece itirazları, protestoları bastırma gayretindeler. Böyle bir fezada da bildiğiniz gibi reformculardan birçok kişi de tutuklandı ve sonra da yargılanıp dört, beş veya altı yıl hapse mahkum edildiler.

Bütün bu olaylardan sonra da 9 Dey’de (İran takviminin 10’uncu ayı ve miladi takvimde 30 Aralık’a denk gelmektedir. Bugün, halk protestolarının 12 Haziran’da başlayıp bu tarihte bittiği gündür) devlet tarafından bir yürüyüş düzenlendi ve sonra dediler ki ‘millet ve devlet 88 fitnesini bitirdi’.

Karıştıran, karıştırılan ve kaşıklar

Geçen sekiz yıl zarfında da sadece ve sadece dedikleri şeyleri Seda ve Sima (Türkiye’deki muadili TRT), cuma namazı kürsüleri ve İslam Şurası Meclisi’nden yayınlıyorlar ve de kendilerine bağlı medyada yazıyorlar. Aşina olduğumuz bu edebiyatı bu sekiz yılda kullandılar; yani protesto edenlerin fitneci oldukları, bu kişilerin bir Kadife Devrim’in peşinde olduğu, George Soros’la işbirliği yaptıkları, İngiltere Büyükelçiliği’nin onlara yardım ettiği, komşu ülkelerde bulunan Amerika büyükelçiliklerinin bu kişilere yardım sağladığı, Mir Hüseyin Musevi’ye oy verenlerin pişman oldukları, bu kişilerin halkı kandırdıklarına dair beyanatlarda bulundular ve biz bu sekiz yıl boyunca bu tür propagandaları yaşadık ve hâlâ da yaşıyoruz.

Bu sekiz yıl zarfında eğer ülkenin yetkilileri, gerçekte neyin olup bittiği, halkın ne istediği, hoşnutsuzlukların nedenlerinin ne olduğu hakkında yılda sadece bir dakika düşünseydiler, bugün bu halk protestolarını yaşamazdık. Eğer bu sekiz yıl içerisinde yılda bir dakika ve fazla da değil, muhalif ve hükümetlerin deyimiyle fitnecilerin (!) kendilerini ifade etmeleri için tahammül etseydiler bugün durum bu şekilde olmazdı.

Sekiz yıl boyunca gönülleri istediği gibi itiraz edenleri, eleştirenleri ve muhalefet edenleri ‘fitneci’ olarak yaftaladılar. Kendileri kestiler, kendileri diktiler, kendileri parçayı buldular, kendileri elbiseyi kalıba soktular ve sonra dediler ki “88 (2009) yılındaki seçimi protesto edenler yargılanmalıdır”. Böyle bir durumda itiraz edenler yani Mir Hüseyin Musevi, Mehdi Kerrubi, Zehra Rehneverd’e de kanuni, ahlaki ve insani olmayan bir yöntemle ev hapsi uyguladılar. Ev hapsinde olanlar defalarca ama defalarca “Bizi yargılayın, yoksa siz, bizim hıyanet etmek istediğimizi söylemiyor musunuz? Biz Amerika’ya alet olmuşsak, o halde elinizde bulunan bütün belge ve kayıtları halka açık bir mahkemeye verin” şeklinde beyanlarda bulundular ama hepimiz şimdiye kadar böyle bir girişimin olmadığını biliyoruz.

İran nereye gidiyor?

Bugün bu hoşnutsuzlukların boyutu yaygın bir hal almış ve sebebi de açıktır; Hordad 88’de (Haziran 2009) sistem, sadece okumuş kesimin hoşnutsuzluklarıyla karşı karşıya gelmişti. Örnek verecek olursak itiraz edenler Devrim Meydanı civarı ve yukarısında yaşayanlardı ve çoğunluğu orta tabaka ve orta tabakanın üstündeki kişilerdi ama bugün gerçekte 88 yılındaki protestolara ekonomik hoşnutsuzluklar da eklenmiş ve bugün bu protestolara katılanlar Devrim Meydanı civarında ve aşağı kesimlerinde yaşayanlardır.

Sorumlu yetkililerin bu durumu düşünmelerini uzak bir ihtimal olarak görüyorum. Meydana geleceğini düşündüğüm şey ise şudur: Her zaman yapılan edebiyat, 40 yıldır İran İslam Cumhuriyeti’nin muktedirlerinden duyduğumuz edebiyat yine tekrarlanacak, yine Amerika ve Arabistan işe karıştırılacak, yeni bir hikaye ‘fitne’ olarak nitelendirilecek, Seda ve Sima, aynı şekilde devam edecek, cemaat büyükleri aynı hikayeleri devam ettirecekler. Bütün bu hoşnutsuzlukları Ruhani hükümetine yıkmaya çalışacaklar ve son olarak da Ruhani hükümetinin izlediği politikaların halkın hoşnutsuzluklarına neden olduğunu anlatmaya çalışacaklar.

Meşhed’de de böyle bir kasıt ve kinin işin içerisinde olduğu göze çarpmaktadır. Radikallerin kalelerinden biri olan Meşhed’de protestolar başladığında sadece “Kahrolsun Ruhani” sloganı ve Ruhani hükümeti aleyhinde birtakım sloganlar atılacaktı. Hızlı bir şekilde sıradan halkın da protestoculara katılıp “Kahrolsun Ruhani” sloganı yerine “Ne Gazze, ne Lübnan, canım İran’a feda olsun” şeklinde diktatörlük aleyhine slogan atacağını tahmin etmediler.

Bunlara ek olarak başaracaklarını ve işbirlikçilerinin yardımıyla önceden planlanmış bu protestoları Ruhani hükümetinin aleyhinde düzenleyebileceklerini hayal ediyorlardı. Ama bu protestoların, ülkenin başka şehirleri için bir olgu mahiyetini alıp Reşt, Kirmanşah, Kum ve İsfehan’ın da sokağa çıkıp protestolara katılacağını tasavvur etmediler. Halkın Meşhed’de protesto planlandığı zaman, İran’ın diğer şehirlerindeki halkın da sokağa çıkacağı bellidir ama bu tür protestolar sadece Ruhani hükümetinin siyasetine değildir; belki protestolar daha çok yayılıp derinleşir.

Bu şartlarda ülkenin selameti için, yetkililerimizin bu sefer geçmişte olduğu gibi hareket etmeyeceklerini, sıkıntılara sırt çevirmeyeceklerini ümit ediyorum. Yetkililerin sadece etrafındakilerin kendilerine verdikleri haber ve bilgileri tek seçenek ve miyar olarak değerlendirmeyecekleri, hoşnutsuzlukları görebilmeleri ve bu hoşnutsuzlukların sadece Ruhani aleyhinde olduğunu düşünmemelerini gerçekten umuyorum ve bu konularda dua ediyorum.

Ruhani hükümetinin ekonomik açıdan çok başarılı bir hükümet olmadığı doğrudur ama bugün halkın hoşnutsuzluğuna sebep olan ve İran’ı kaosa sokan şey sadece Ruhani’nin yaptığı, geçen 6-7 ay hatta geçen dört yıl zarfında izlediği politikalar değildir. Problemlerin ve sıkıntıların derinliği Ruhani’nin bu dört yılda izlediği politikalardan daha çoktur.

Çok büyük rakamlar, askeri bütçe ve ülkenin füze yapımı için harcanıyor. Bunlar hiçbir getirisi ve verimi olmayan nükleer projelere yatırılıyor. 50 bin kişi İran Atom Enerjisi Kurumu’nda çalışıyor ve bunlar belli bir maaş alıyor. Ülkenin kalkınması yolunda nasıl bir yardımı, faydası ve ne gibi getirisi olacağı da belli değildir. Öte yandan ülkenin bütün çevre çalışanlarının sayısı toplamda 6 bin kişi.

İran, Suriye, Lübnan ve Yemen’de harcama yapıyor. Böyle bir durumda acaba İran halkı paralarının Lübnan’daki Hizbullah için harcanmasına razı mı? Aynı şekilde birtakım paralar da diktatör bir rejimi korumak için ve Saddam Hüseyin rejiminden çok farkı olmayan ve Suriye’de hakim olan bir rejime harcanmaktadır. Acaba İran halkı, parasının İran İslam Cumhuriyeti’nin Arapların ve Sünnilerin gözünde kötü görünmesine neden olan böyle bir rejime harcanmasına razı mıdır? Bana göre bu sıkıntılar, problemin sadece Ruhani’de olduğunu göstermiyor.

Bana göre bu sıkıntılar birtakım küskünlüklere ve hoşnutsuzluklara neden olmuştur. Yani bu hoşnutsuzluk ve küskünlüklerin şeklinin 2009’dan biraz daha farklı olduğunu söylemek isterim. 2009 yılındaki olayların siyasi olduğunu ifade ettim ama şimdiki protestolar ekonomik ve biraz daha siyasi bir hale bürünmüş durumda. Kim düşünebilirdi ki İran İslam Cumhuriyeti hakimiyetinde olan bir İran’da, kırk yıl sonra saltanat lehine sloganlar atılsın ve bir grup da Pehlevi dönsün diye slogan atsın. Gerçekten bilmiyorum acaba yetkililer bu şekilde kendi dünyalarında mı kalmak istiyorlar ve ne zamana kadar kırk yıllık siyasi gerçeklere ve elde ettiklerine karşı gözlerini bu şekilde kapatmak isteyecekler?!

Ben hâlâ bir ümidin olduğuna inanıyorum. Hâlâ kanuni yollarla nizam içerisinde olumlu adımların atılabileceğine inanıyorum. Ama yetkililer sırf hünerlerini göstermek adına, 2009’da olduğu gibi vurmak, çekmek, kapatmak, yargılamak, Amerika’yla, İngiltere’yle ve cinlerin padişahlarıyla olayları ilişkilendirmek isterlerse, bu kaos daha da derinleşecek ve İran zarar görecektir. Bununla birlikte ülkenin devlet adamlarından Ali Laricani, Natık Nuri, Seyyit Muhammed Hatemi ve içlerinde itidal adına küçük bir aydınlık taşıyan devlet adamlarının hatta Ruhani’nin de herhangi bir karışıklığın meydana gelmemesi için gayret göstereceklerini ümit ediyorum. Bir karışıklık meydana gelirse ve hoşnutsuzluklar artarsa, işte o zaman bütün nizam kademeleri bir problem ve kaosla karşı karşıya kalacaktır.

İran'da 'silahlı protestocular' iddiası

Bendeniz İran İslam Cumhuriyeti’ne yönelttiğim bütün eleştirilere rağmen, nizama dokunan her zararın ülkenin aleyhine olacağına inanıyorum. O halde tırnaklarımızla ve dişlerimizle bu nizamı, sistemi korumalıyız. Neden mi? Çünkü eğer bu nizama bir zarar gelirse biz hiçbir şekilde kalkınamayız ve belki bu durum bizi 50 yıl geri de götürebilir. Bununla birlikte nizamın korunması ve içeriden reformların iyileştirilmesi sahip olduğumuz tek seçenektir.

Gazete Duvar

07) Son dakika: Rus medyasından bomba yılbaşı iddiası! 7 savaş uçağı birden...-04.01.2018
AA

Rus Kommersant gazetesi, Rusya'nın Suriye'deki Hımeymim üssüne yapılan havan saldırısı nedeniyle 10'dan fazla askerin yaralandığını, en az 7 savaş uçağının kullanılamaz hale geldiğini iddia etti.

Sputnik'e göre ise, haberi yalanlayan Rusya Savunma Bakanlığı yetkilileri, üsse düzenlenen havan topu saldırısı nedeniyle 2 askerin öldüğünü belirtti.

Rusya’nın Suriye’deki Hımeymim üssüne düzenlenen havan saldırısı nedeniyle 10’dan fazla askerin yaralandığı ve en az 7 savaş uçağının tamamen kullanılamaz hale geldiği iddia edildi.

Rus Kommersant gazetesinin isimsiz askeri ve siyasi kaynaklara dayandırdığı haberinde, Rusya’nın, Suriye'nin Lazkiye ilinde bulunan Hımeymim üssüne “muhalif gruplar” tarafından 31 Aralık 2017’de havan saldırısı yapıldığı öne sürüldü.

Rusya’nın Suriye operasyonu kapsamında yaşadığı en ağır kayıplardan biri olarak tanımlanan saldırı nedeniyle üste bulunan 10’dan fazla askerin yaralandığı belirtildi.

Haberde, saldırı sonucu Rus Hava Kuvvetlerine bağlı en az 4 Su-24 tipi bombardıman uçağı, 2 Su-35S tipi savaş jeti ve bir adet An-72 tipi nakliye uçağının kullanılamaz hale geldiği kaydedildi.

Bir mühimmat deposunun da tümüyle imha edildiği öne sürüldü

Sputnik'in haberine göre, Rusya Savunma Bakanlığı yetkilileri, Kommersant gazetesinin, Hmeymim hava üssüne düzenlenen saldırıda 7 Rus uçağının tahrip olduğu yönündeki haberinin doğru olmadığını söyledi. Fakat yetkililer, üsse düzenlenen havan topu saldırısı nedeniyle 2 askerin öldüğünü belirtti.

Bakanlıktan dün yapılan açıklamada da 31 Aralık 2017'de Mi-24 model savaş helikopterinin Suriye’deki Hama hava üssü yakınlarında teknik bir arıza nedeniyle düştüğü ve iki pilotun hayatını kaybettiği belirtilmişti.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, geçtiğimiz haftalarda Hımeymim üssünde yaptığı açıklamada, Rus birliklerine Suriye'den çekilme talimatı verdiğini belirterek, "Rusya'nın Suriye'deki uzlaşma merkezleri ise faaliyetlerine devam edecek. Rusya'nın Tartus ve Hımeymim üslerinin de faaliyetleri kalıcı olarak sürecek." açıklamasını yapmıştı.

08) Son dakika: Trump'tan çok sert çıkış! 'Aklın kaybetti...' -04.01.2018

.

Eski Baş Stratejist Steve Bannon'ın, oğlu Donald Trump Jr. için yaptığı suçlamalara cevap veren ABD Başkanı Donald Trump,’’Bannon kovulduğu zaman sadece işini kaybetmekle kalmadı, aynı zamanda aklını da kaybetti’’ dedi.

.

09) İran ABD'yi BM'ye şikayet etti -04.01.2018
AA

İran, içişlerine karışmakla suçladığı ABD hakkında Birleşmiş Milletlere şikayette bulundu. İran'ın BM Daimi Temsilcisi Khoshroo, "ABD Başkanı ve Başkan Yardımcısı, çok sayıda saçma tweet ile İranlıları tahrik edici eylemlere teşvik etti" dedi.

İran, ülkede devam eden protestolarla ilgili olarak içişlerine karışmakla suçladığı ABD'yi Birleşmiş Milletlere (BM) şikayet etti.

İran'ın BM Daimi Temsilcisi Gholamali Khoshroo, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres ve BM Güvenlik Konseyine gönderdiği mektupta, "ABD hükümeti gösterilere destek verme bahanesiyle anlamsız bir şekilde İran'ın içişlerine müdahale eylemlerini artırdı.

ABD Başkanı (Donald Trump) ve Başkan Yardımcısı (Mike Pence), çok sayıda saçma tweet ile İranlıları tahrik edici eylemlere teşvik etti" ifadelerine yer verdi.

ABD'yi uluslararası hukuku ve BM Sözleşmesi'nin prensiplerini ihlal etmekle suçlayan Khoshroo, Trump yönetiminin İran ile ilgili açıklamalarının kınanması çağrısında bulundu.

Trump, "Yozlaşmış olan hükümetlerini geri almak için çalışan İran halkına saygı duyuyorum. Zamanı geldiğinde ABD'den büyük destek göreceksiniz" açıklamasını yapmıştı.

İran'daki olaylar, 28 Aralık 2017'de Meşhed'de bir grup göstericinin, ülkedeki hayat pahalılığı, işsizlik, yolsuzluk gibi sorunları protesto etmesiyle başlamıştı. Kısa sürede rejim karşıtı gösterilere dönüşen protestolar, Tahran, Kirmanşah, Senendeç, Zencan, Şiraz, Kum, Şiraz, Ahvaz, Zahidan, Erak, Hurrem Abad gibi pek çok kente yayılmıştı.

Ülke genelindeki olaylarda şu ana kadar en az 24 kişinin hayatını kaybettiği, binden fazla göstericinin gözaltına alındığı bildirilmişti.

İran Devrim Muhafızları Komutanı Muhammed Ali Caferi, dün İran devlet televizyonunda yaptığı konuşmada ülkesinde son günlerde gerçekleşen "rejim karşıtı" gösterilerin sona erdirildiğini iddia etmişti.

Ekonomik nedenlerle geçen hafta perşembe günü başlayan eylemlerin, cuma günü ve sonrasında rejim karşıtlığına dönüştüğünü vurgulayan Caferi, olaylardan ABD, İsrail ve Suudi Arabistan'ı sorumlu tutmuştu. AA

Son dakika: Dünyayı korkutan askeri operasyon iddiasına kritik açıklama!

ABD'nin Kuzey Kore'ye askeri operasyon düzenleyeceğine ilişkin bazı medya kuruluşları tarafından ortaya atılan iddialar Savunma Bakanlığı (Pentagon) tarafından yalanlandı.

Amerikan CBS ve NBC televizyonlarının dün Pyongyang yönetiminin yeni bir balistik füze denemesine hazırlandığını duyurması ve Kuzey Kore lideri Kim Jong-un'un yeni yıl konuşmasında artık masasında nükleer silah butonunun bulunduğunu ifade etmesi, Washington'da Kuzey Kore konusundaki tartışmaları gündemin en öne çıkan konusu haline getirdi.

ABD Başkanı Donald Trump ise Kim Jong-un'a yanıt vermekte gecikmedi. Trump masasındaki nükleer düğmenin Kim'in düğmesinden daha büyük ve çalışabilir durumda olduğunu belirterek, Pyongyang'ı Twitter üzerinden tehdit etti.

"HAZIRLIK İÇİNDE..."

Amerikan medyası da Pentagon'un Kuzey Kore konusunda hazırlık içinde olduğunu öne sürdü.

Amerikan Fox News kanalı, Kuzey Kore'nin ABD'nin şartlarını yerine getirmek üzere nükleer programından vazgeçmemesi durumunda bundan sonraki aylarda Pentagon'un Kuzey Kore'ye yönelik bir saldırıda bulunma ihtimali olduğu iddiasını ortaya attı.

Fox News ayrıca Pentagon'da Kuzey Kore konusunda hazırlıkların arttığını ve Güney Kore'nin ev sahipliğini yapacağı 2018 PyeongChang Kış Olimpiyatları'nın ardından ABD yönetiminin elindeki seçenekleri tekrar değerlendireceğini kaydetti.

PENTAGON'DAN AÇIKLAMA

Pentagon Sözcüsü Albay Rob Manning, Kuzey Kore konusunda ortaya atılan iddialara ilişkin AA muhabirine açıklamalarda bulundu.

Konunun halen diplomasi ile çözülmesini beklediklerini belirterek, ABD'nin Kuzey Kore'ye tek taraflı saldırı düzenleyeceğini iddia eden haberleri yalanlayan Manning, "Kesinlikle böyle bir şey yok. Bunu kim söyledi bilmiyorum ama bu sorumsuzca ve gerçek olmayan bir iddiadır. Bakan Mattis'in (Savunma Bakanı Jim Mattis) de ifade ettiği üzere orada amacımız savaş değil, Kore Yarımadası'nın tam, doğrulanabilir ve geri dönülmez bir şekilde nükleerden arınmasıdır. Bu birçok diplomatik destekle sürdürülen diplomatik bir çabadır." diye konuştu.

10) Clintonların evinde yangın! -04.01.2018

ABD siyasi hayatına damga vuran Clintonların evinde Gizli Servis'in kullandığı kısımda yangın çıktı.

Eski ABD Başkanı Bill Clinton ve son seçimlerde aynı göreve talip olan eşi Hillary Clinton’un New York’taki Chappaqua’da bulunan evlerinin bir kısmı yandı.

Çiftin yaşadığı bölümde hasar olmadığı, ancak çifti korumak için orada olan Birleşik Devletler Gizli Servisi’nin kullandığı binanın yandığı duyuruldu.

Yerel saatle 14.40’ta ikinci katın tavanında alev görülmesi üzerine fark edilen yangın, kimseye zarar vermeden söndürüldü.

Olay sırasında Clintonların evden olmadığı açıklandı.

Henüz yangının sebebi belirlenemedi.

11) HDP, DİYARBAKIR’DA KAMPA GİRECEK -04.01.2018

HDP'nin Ankara'da yapmayı planladığı kamp, Diyarbakır'da gerçekleştirilecek. HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş'ın HDP kongresi için yazdığı mektubun da toplantıda paylaşılacağı belirtiliyor.

Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) daha önce Ankara’da 4-5 Ocak tarihlerinde yapmayı planladığı kampı, aynı tarihlerde Diyarbakır’da gerçekleştirilecek. HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın 3’üncü Olağan Kongre için yazdığı mektup da burada açıklanacak.

Duvar’dan Vecdi Erbay’ın haberine göre Ankara’daki programı iptal edip, Diyarbakır’da perşembe ve cuma günü kampa girecek olan HDP’nin toplantılarına, partinin Eş Genel Başkanı Serpil Kemalbay, MYK üyeleri ve tüm milletvekilleri katılacak.

Vekillerin ayrıca, tutuklu bulunan eski HDP Grup Başkanvekili İdris Baluken’in kamp tarihine denk gelen duruşmasına katılacakları da öğrenildi.

DEMİRTAŞ’IN MEKTUBU

İdris Baluken’in duruşmasının ardından toplantıların gerçekleşeceği Demir Otel’e geçecek olan HDP’lilerin, burada Selahattin Demirtaş’ın cezaevinden 3’üncü Olağan Kongre için yazdığı mektubu paylaşması bekleniyor. Demirtaş’ın yeniden eş genel başkanlığa aday olup olmayacağının bu mektupla netleşeceği yönünde değerlendirmeler yapılıyor.

HDP kongresi, “Geçmişten geleceğe aynı cesaretle, 3’üncü Olağan Büyük Kongremizde buluşuyoruz” sloganıyla, 11 Şubat’ta, Ankara Arena Spor Salonu’nda gerçekleştirilecek.

12) IRAK PARLAMENTO BAŞKANI: KÜRDİSTAN'A YAPTIRIMLARI KALDIRACAĞIZ -04.01.2018

Irak Parlamento Başkanı Selim Ciburi, Federal Kürdistan Bağımsızlık Referandumu sonuçları sonrası Kürdistan’a uygulanan yaptırımların kaldırılması için federal mahkemeye resmi bir yazı gönderdiğini açıkladı.

Basın açıklamasında konuşan Selim Ciburi, bir süredir Kürdistan referandum sonuçlarının Irak’a bir etkisi kalmadığını söyleyerek, “Bu yüzden, referandum sonuçları dolayısıyla Kürdistan Bölgesi’ne uygulanan yaptırımların kaldırılması gereklidir.” dedi.

Kurdistan24'te yer alan habere göre Ciburi, bu kararın uygulanması için de federal mahkemeye resmi bir yazı göndererek Kürdistan’a yönelik alınan bütün bu kararların bozulmasını istediklerini söyledi.

Ciburi, açıklamasının devamında referandumun Irak üzerinde bir etkisi kalmadığını gördüklerini ve 25 Eylül 2017 öncesi duruma dönülmesi için hazır olduklarını ifade etti.

13) ÇAVUŞOĞLU: 'BARZANİ MASADA GÜÇLÜ OLURUM DEDİ AMA ...' -04.01.2018

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Federal Kürdistan Hükümeti ile Bağdat'ın diyalogla çözüme varmasını istediklerini ifade ederek, "Bizimle ilişkileri tekrar düzeltmek, geliştirmek istiyorlar. Biz de bazı şeylerden emin olmalıyız" dedi.

Mevlüt Çavuşoğlu, medya kuruluşlarının temsilcileriyle dış politika vizyonunu paylaşmak üzere toplantı düzenledi.

Hewler ile Bağdat'ın diyalogla çözüme varmasını istediklerini bildiren Çavuşoğlu şunları söyledi:

"Bu süreçte Türkiye, sorunun çözümü için önemli rol oynayacak. İki taraftan da böyle bir arzuyu görüyoruz. Irak'ın istikrara kavuşması için her türlü desteği vereceğiz. Elbette burada Türkmen kardeşlerimizi hiçbir zaman yalnız bırakmadık ve onların huzur ve bekasını her şeyin önünde tuttuk."

Federal Kürdistan Hükümeti ile ilişkilerin nasıl ilerleyeceği sorulan ve Başbakan Neçirvan Barzani'nin görüşme talebinde bulunduğu hatırlatılan Çavuşoğlu, şöyle konuştu:

"Esasen Kürt yönetimi ve oradaki Kürtler bir şeyi gördüler. Baştan sona samimi davranan ve kendilerine doğruları söyleyen bir ülke varsa o da Türkiye idi. Türkiye olmadan Irak Kürt Bölgesel Yönetimi'nin bir anlamı yok. Her şeyleri bize bağlı. Bölgenin dünyaya açılan kapısı Türkiye. Bizim iznimiz olmazsa dışarıya gidemezler. Bizimle ilişkileri tekrar düzeltmek, geliştirmek istiyorlar. Biz de bazı şeylerden emin olmalıyız. Tabii ki talepler var ve bunlar değerlendiriliyor."

25 Eylül'de Federal Kürdistan'da gerçekleştirilen referandumu hatırlatan Çavuşoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Türkiye'nin başından beri niye karşı olduğunu net şekilde izah etti. Erbil'de Mesut Barzani'nin kendisine bugünkü yaşadıklarının hepsinin gerçekleşeceğini tek tek söyledik ama kime inandılarsa, kimin aklına uydularsa bundan vazgeçmediler. Masada güçlü olurum dedi. Masaya bile oturamadı."

http://www.kurdistana-bakur.com/
http://www.kurdistana-bakur.com/

-

.

…

FOTO / KAYNAK: ŞENGÜL ÖZER'DEN

VARTO / GIMGIM DEYİP GEÇMEYİN (GÜZEL GIMGIM'IM)

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

YENİ HABER, NÛÇA NÛ (10) HER BÎJI KURDİSTAN


01) -04.01.2018

02) -04.01.2018

Ek.Tarihi Thu Jan 04, 2018 10:00 am Gön: Oezer

Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden biz sorumlu değiliz.

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun
 
İlgili Bağlantılar
· Daha fazla Eğitim
· Haber gönderen Oezer


En çok okunan haber: Eğitim:


Haber Puanlama
Ortalama Puan: 0
Toplam Oy: 0

Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü


Seçenekler

 Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa

 Bu Haberi Arkadaşına Gönder Bu Haberi Arkadaşına Gönder





Bu Site Ali Usta tarafından yapılmıştır.


>Powered by Nuke-Evolution