Anasayfa > Günün Haberleri > Sitene ekle > Arşiv > İletişim > Künye > Reklâm
__________________________________________________________________________________________
Güncel -
Spor - Siyaset - Ekonomi - Medya - Polemik - Dünya - Teknoloji - Sağlık –Kültür Sanat- Eğitim – Röportaj – Reklâmlar

   Üyemiz Değilseniz! Tıklayın   Selahattin Demirtaş’a Açık Mektup   İLGİLİ HABERLER ve SINIRÖTESİ KÜRT DÜŞMANLIĞI   Faiz Cebiroḡlu:Hasip Kaplan demeci üzerine bir not..   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (10) HER BÎJI KURDİSTAN   Mustafa Elveren:HDP’yi İtibarsızlaştırmak İsteyenler Boşa Çıkarılmalı   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (12) HER BÎJI KURDİSTAN   Bülent Tekin:Selahattin Demirtaş'ın yeniden aday olmaması   Abschiebung nach Pakistan verhindern   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (08) HER BÎJI KURDİSTAN   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (10) HER BÎJI KURDİSTAN
Onur Yazarımız

Konuk Yazarlar

Ana Menü
 
Ana SayfaAna Sayfa
    Ana Sayfa

    Konu Başlıkları
    Haber Gönder
    Haberler
Diğer Başlıklar
    Evo UserBlock
    Yazarlar
    Site Haritası
    Haber Arşivi
    Yönetici Notu
    Reviews
    Tavsiye Et
    NukeSentinel
    İletişim Formu
    Sorularınız
Üyeler
    Üye Bilgileri
    Üye Hesabınız
    Üye Listesi
    Üye Grupları
    Özel Mesaj
Birlikte
    Forumlar
    Destekleyenler
    Anket
    Arama
Sayfa İstatistikleri
    Top 10
    İstatistikler
Linkler
    Yararlı Programlar
    Web Siteleri

Arama
 



Bağış - Reklam
Sitemizin yaşaması ve daha iyi bir içerikle yayın hayatına devam etmesi için reklam ve bağışlarınıza ihtiyacımız var. Lütfen Buraya Tıklayarak bizimle ilişkiye geçin... Şimdiden teşekkür ederiz....

Top 10 Links
 

Günün Haberi
 

 
Medya


01)Kürdistan Parlamentosu seçim tarihi belirliyor -29.12.2017
Kürdistan Bölgesi Başbakanı Neçirvan Barzani, genel seçim tarihinin belirlenmesi için Kürdistan Parlamentosu oturumuna katılacak.

Başbakan Neçirvan Barzani’nin önmüzdeki hafta Kürdistan Parlamentosu’nda Kürdistan Bölgesi’nin genel seçim tarihinin belirleneceği oturuma katılması bekleniyor.

Kürdistan Demokrat Partisi (PDK) Başkanı Umed Xushnav yaptığı konuşmada şunları söyledi: "Başbakan Nechirvan Barzani, önümüzdeki hafta Parlamentoyu ziyaret edecek ve Parlamento Başkanlık Konseyi ile seçim gününün belirlenmesi için bir toplantı yapacak."

Nechirvan Barzani, Almanya'ya yaptığı ziyaret sırasında Kürdistan Parlamentosu'na bir mektup göndererek Parlamento'dan seçim tarihini ilan etmesini istemişti.

02) PYD uyardı: Esad çözüme yanaşmazsa Suriye parçalanır! -29.12.2017

PYD’nin denetimindeki Batı Kürdistan’da (Rojava), Demokratik Suriye Konseyi Eş Başkanı İlham Ahmed, Esad rejiminin çözüme yanaşmaması durumunda Suriye'nin parçalanacağını söyledi.

Suriye'de yaşanan krizlerin çözümü için verilen çabalar ile Rojava'daki durumlara ilişkin PYD'ye yakın bir ajansa konuşan İlham Ehmed, " Eğer halkın gerçek temsilcileri bu toplantılardan uzak tutulmaya devam ederse bu toplantılar kesinlikte tümden sonuçsuz kalacaktır. Eğer halkın gerçek temsilcilerinin dahil olduğu ve rejimin de katılım sağladığı toplantılar olursa, o vakit çözüm gelişebilir. Fakat mevcut durumda kendi iktidar pozisyonlarında ısrar eden güçlerin yaklaşımları çözüme dönük tüm olasılıkların önünü tıkamış durumdadır" dedi.

Suriye için yegane çözüm yolunun "Federal Suriye" olduğuna dikkat çeken İlham Ehmed, Suriye rejiminin kendisini çözüm diyaloglarına kapatması durumunda Suriye'nin parçalanacağını söyledi.

İlham Ehmed, çözüm konusunda şunları söyledi: "Kararların bölgesel güçler tarafından alınması, çözümün uzak olduğu ve çatışmaların öne çıkacağı, krizin derinleşeceği anlamına geliyor. Ama kararın Suriye halkı tarafından alınması, Suriye halkının ulusal iradesi öne çıkması, çözüm için imkanların öne çıktığı anlamına gelir.

Ancak Suriye halkı karar sahibi olmadığında, kararları bölgesel ve uluslararası güçler dayattığında çözüm yoluna sınır konulmuş olur"

29-30 Aralık’ta Soçi’de yapılacak PYD’nin davet edilmediği Suriye Diyalog Kongresi ile ilgili de değerlendirmelerde bulunan İlham Ahmed, “Suriye çözümü konusunda yapılan ve bizim olmadığımız hiçbir kongrede görüşmeler başarılı olamayacak” diye konuştu.

03) İran karıştı! Onlarca eylemde 'Ruhani'ye ölüm' sloganı... -29.12.2017

İran'da yolsuzluk karşıtı gösterilerde Meşhed halkı bugün sokaklara döküldü. Gösteriler sırasında 'Ruhani'ye ölüm' sloganları atıldı.

İran, 2009 yılından beri en yoğun muhalif gösterilere tanık oluyor. Birçok kentte eşzamanlı olarak ve yüksek fiyatlara karşı düzenlenen gösterilerin bazılarında 'Ruhani'ye ölüm', 'diktatöre ölüm' sloganları atıldı, çok sayıda kişi gözaltına alındı. Meşed kentinde meydana gelen gösteriler nedeniyle internet ve telefon hattının kesildiği aktarılıyor. Dün başlayan gösterilerin bugün de devam etmesi bekleniyor.

Eski Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad’a yakınlığıyla bilinen sosyal paylaşım sitesinin yayınladığı görüntülerde, Meşhed ve Kaşmer kentlerinde düzenlenen gösterilere çok sayıda kişinin katıldığı görüldü.

Göstericiler, geçim şartlarını protesto ederek, Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani hükümeti aleyhine sloganlar attı.

GÖSTERİCİLERE POLİS MÜDAHALESİ

İranlı öğrenciler ajansı ISNA'ya konuşan Meşhed Merkez Valisi Muhammed Rahim Nuriziyan, izinsiz olarak Şuheda Meydanı'nda toplanan göstericilerin emniyet güçleri tarafından dağıtıldığını, bazılarının gözaltına alındığını söyledi.

04) Erdoğan'dan YPG'ye: Efrin'i unutmamaları lazım -29.12.2017
MHP’yle Ortak Söylem Geliştirdik

Türkiye Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Afrika ziyareti dönüşü uçakta gündemdeki konulara ilişkin gazetecilere açıklamalarda bulundu.

(MHP ile ittifak) Şu anda gerek MHP’nin gerekse bizim, özellikle ülkemizin milli ve yerli duruşunda bir ittifakımız var. AK Parti olarak biz milli ve yerli bir duruş ortaya koyuyoruz. MHP de milli ve yerli bir duruş gösteriyor. Ülkemizin aydınlık geleceği için ortak söylem geliştirmiş durumdayız. Bu bizi çok daha farklı, çok daha olumlu yerlere taşıyabilir. Çok aceleci olmamakta fayda var. Bu işi liderler bazında götürmekte fayda var. Bu konuda önüne gelen herkes konuşursa yanlış olur. Her önüne gelenin bu konuda konuşmaması lazım. Benim partim de buna dahildir. Partimin içerisinde de zaman zaman bazıları çıkıyor, bu meseleye dair konuşuyor. Size ne kardeşim? Siz niye konuşuyorsunuz? Bu konuda kimlerin konuşacağı bellidir. Bu sürece limon sıkma gibi bir yanlışı hiç kimse yapmamalı.

Gündemimde Kılıçdaroğlu Yok

(Kemal Kılıçdaroğlu sizi Reza Zarrab ile ilgili görüş ifade etmiyor diyerek eleştiriyor, cevap verecek misiniz?) Kılıçdaroğlu benim konuşma gündemimi belirleyecek kıratta değil. Biz ne zaman nerede ne konuşacağımızı gayet iyi biliriz. Kılıçdaroğlu kendine baksın. Yanında ne söylediğini bilmeyen o bazı tipler var, gitsin önce onlarla ilgilensin. O haddini, ceddini, kendini, neslini bilmeyen Konya milletvekili gibi adamlarla ilgilensin. Benim gündemimde Kılıçdaroğlu yok. Biz uluslararası düzeyde ülkemizi nasıl daha iyi bir noktaya taşıyabileceğimizin, uluslararası konularda Türkiye’nin düşüncesini nasıl yansıtabileceğimizin derdindeyiz. Mesela Türkiye olarak Kudüs meselesini Birleşmiş Milletler’e taşıyabildik mi? Taşıdık. Orada alınan netice ortada mıdır? Ortadadır. Biz bunu yaptık. O ise Esed’in yanına giderken, buradan ne gibi mesaj götürürüm derdinde.

Sünnilik, Şiilik Diye Dinimiz Yok

(Batı basınındaki ‘Sünni Müslümanların lideri’ nitelemesi)Olaya Sünnilik ve liderlik konusundan öte bakmak lazım. Biz, Sünni veya Şii tarzında bir ayrımcılığın içerisinde yer almayız. Bu fakirin bir ifadesi vardır: ‘Bizim Sünnilik diye bir dinimiz yok, Şiilik diye bir dinimiz yok. Tek dinimiz var o da İslam’dır’. İslam ne diyorsa, biz onu yapmakla mükellefiz. Zaten bizi ‘Sünni’, ‘Şii’ diye diye böldüler. Bu tür oyunlara gelmemek için azami derecede dikkatli olmak lazım.

Ekonomi Politikaları Gözden Geçirilecek

Biz 2017 yılını yıl boyu itibarıyla öyle zannediyorum ki inşallah 7’nin üzerinde bir büyümeyle tamamlayacağız. Bu vesileyle 2018’e güçlü bir giriş yapmış olacağız. Şu anda açıklamış olduğumuz 2018’e yönelik yol haritalarında daha hassas bir süreci ele alacağız. Yatırımlar ve kaynakların çeşitlendirilmesi konusunda özellikle BBP ve bot sistemleri ile yapılacak yatırımlar var ise bunların önünü açacağız. Olmazsa olmaz diyebileceğim yatırımlar var ise bunları milli bütçeden halletme yoluna gideceğiz. Bir diğer konu faiz politikasını hükümetimizle oturup konuşup tekrar gözden geçirmemiz gerekiyor. Faiz politikamızı bu anlayışla sürdürmek bizim ekonomi konusundaki geleceğimizi olumlu etkilemez. Özel sektörün yatırım yapmasını istiyorsak, özel sektörün yatırım faizinde, kredi faizinde onları yokuşa sürmeyecek adımlar atmamız lazım. Politikaları gözden geçireceğiz. Başbakan’ın ve bizim Türkiye’ye dönüşümüzle birlikte dar çerçevede ilgili birimlerle konuyu oturup konuşacağız. Ekonomide faiz başlığı büyük önem taşıyor. Değerlendirmesini yapacağız. Kamu harcamalarında tasarruf noktasında çok ciddi tasarruflar var, buna aynı şekilde devam edeceğiz. İnanıyorum 2018 yılı çok daha başarılı bir yıl olacak.

Afrin’de Bir Gece Ansızın Gereği Yapılır

Rusya Afrin’den daha önce çekileceğini söyledi. YPG ve PYD ile ilgili olarak bizim orada bir terör koridoruna müsaade etmemiz mümkün değil. Eğer biz Afrin’i bunlara bırakacak olursak, bu, YPG’nin terör koridorunun batı kısmını kontrol altına alması anlamına gelir. Biz gerekli görüşmeleri gerekli mercilerle yürütüyoruz. Gerekli zamanda gerekli adımlar atılır. Bir gece ansızın gereği yapılır. Bu şarkıyı unutmamaları lazım.

S-400 Kredi İmzası Bugün

ŞU anda Rusya ile işi gayet iyi bir noktaya getirdik. Savunma sanayiinde S-400’lerle ilgili adımı attık. Kredi anlaşması ile ilgili olarak bu cuma Ankara’ya gelecekler ve kredi ile ilgili imzalar atılacak. İlk defa şöyle bir adım atılacak. Biz krediyi dolar üzerinden borçlanmayacağız, ruble üzerinden borçlanacağız. Hazine’nin borçlanmasından daha ucuza bir borçlanma olacak. Bu dolar bazında yüzde 3’e tekabül ediyor. Bize çok ciddi imkânlar sağlayan bir adım olacak. Temenni ederim ki diğer ülkelerle de yerli ve milli paralarla borçlanmalar yapılsın.

05) Soçi toplantısı öncesinde taraflar son hamle yarışında -29.12.2017

Rusya, Suriye’deki iç savaşın sona erdirilmesi için Soçi kentinde 29-30 Ocak tarihlerinde “Ulusal Diyalog Kongresi” adıyla toplantı hazırlıkları yaparken, Suriyeli muhaliflerden toplantıya itiraz geldi. Salı günü açıklama yapan muhalifler, Rusya’dan Şam rejimine daha fazla baskı yapmasını talep ettiler.

Bugün Rusya’dan da ilginç bir açıklama geldi. Soçi toplantısının Birleşmiş Milletler şemsiyesi altında toplanmasını isteyen Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Mihail Bogdanov, Türkiye ve Amerika’nın gelecekte Suriye hükümetine saygı göstermeleri gerektiğini de söyledi.

Bogdanov’un sözleri Kazakistan’ın başkenti Astana’da yapılan Suriye konulu görüşmelerin 8. turunun son gününde Suriye heyeti başkanı Beşşar el Caferi’nin, “Suriye hükümeti, Türkiye güçlerinin Suriye topraklarında bulunmasını açık bir ihlal ve saldırı niteliğinde görüyor ve tüm yabancı güçlerin derhal, koşulsuz bir şekilde tüm Suriye topraklarından çekilmelerini talep ediyor” sözleriyle paralellik gösteriyor.

Dilek: “Suriye yalnız PYD’yi vatan haini görmüyor, ÖSO’yu da hedefe koyuyor”

Soçi toplantısına, Türkiye’nin katılımına kesin bir dille itiraz ettiği YPG/PYD’nin örgüt olarak katılımı mümkün görünmezken, 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü Başkanı Cahit Armağan Dilek, Suriye’den gelen PYD’ye yönelik eleştirilerin Türkiye’de olumlu bulunduğunu ancak Şam’ın Ankara’ya yönelik benzer eleştirilerinin yok sayıldığını söylüyor.

Amerika’nın Sesi’ne değerlendirmelerde bulunan Dilek, “Suriye lideri Esat’ın 18 Aralık’ta PYD’yi vatan haini olarak nitelemesi Türk basınında çok konuşuldu. Ancak Esat aynı konuşmasında Türkiye’nin desteklediği Özgür Suriye Ordusu’nu da aynı kategoride değerlendirdi. Ama bu sözleri görmezden gelindi. Suriye, Türkiye’nin Fırat Kalkanı Harekatı kapsamındaki varlığını da kabul etmiyor. O bölgelerde Türkiye’nin kontrolündeki güçleri de hedefe koyuyor” dedi.

Zaten Doğu İdlib, Kuzey Hama’da Rus savaş uçakları destekli Suriye güçleri rejim muhaliflerine yönelik saldırılarını son birkaç haftada arttırdı. Bugün Hama’nın doğusunda Ahrar üş Şam güçleri bir Suriye uçağını düşürse de Rus-Suriye ortaklığı havadan vurmaya devam ediyor.

Yrd. Doç. Bayraktar: “Ruslar Soçi öncesi Suriye muhalefetini hırpalamak istiyor”

İstanbul Kültür Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Bora Bayraktar, Rusların Ulusal Diyalog Kongresi öncesi muhaliflere mümkün mertebe zarar vermek amacı güttüğü kanısında.

“Rusya hibrid savaş konsepti içinde gerçek niyetlerini gizleyen, yanıltıcı açıklamalar yapıyor. Suriye'den asker çekme, operasyonları yavaşlatma açıklaması da bu yönde bir adım gibi görünüyor. Son 48 saat içinde Rusya ve Suriye İdlib'te amansız hava saldırıları düzenliyor. Farklı kasaba ve köylerde muhaliflere yönelik ağır bombardıman yapılıyor. Hedef, 29-30 Ocak'ta masaya oturmadan önce muhalefeti iyice döverek hırpalamak.”

“Türkiye, Afrin’i çözebilme beklentisinde olduğundan sesini yükseltmiyor”

Bayraktar’a göre, Türkiye ile Suriye arasındaki bilek güreşi belli bir seviyede devam ediyor: “Rusya, Türkiye’ye Esat’ı dayatmaya çalışırken Türkiye de Suriye’deki insan hakları örgütleri ve Suriye muhalefeti üzerinden Esat’ı bir meşru zemine oturtmamak için çabalarını sürdürüyor. Pazartesi günü Suriye İnsan Hakları Ağı, 2012’den bu yana Suriye rejiminin 68 bin 334 adet varil bombası saldırısı düzenlediğini bir raporla kamuoyuna duyurdu. Soçi’de iki taraf da birbirini engellemeye çalışacak. Türkiye mevcut durumdan elbette memnun değil. Ama ‘Afrin’i çözebilir miyiz?’ diye bir beklenti içinde olduğundan sesini yükseltmiyor.”

“PYD Soçi’ye katılmasa da fikirleri masada olacak”

Gerçekten de Suriye rejimi ile PYD/YPG arasında her gerilim anında Afrin konusu yeniden harlanıyor. Üstelik Türkiye, PKK’nın Suriye kolu olarak gördüğü yapıların Soçi’de yer almamasını önemli bir kazanım olarak görüyor. 21. Yüzyıl Enstitüsü Başkanı Cahit Armağan Dilek, Ankara’nı bu pozisyonuna eleştirel yaklaşıyor: “Türkiye Soçi’ye PYD’nin katılmamasına önem atfetse de bu örgütün fikirleri masada. Ve Rusya ve Amerika’nın desteği de hakikat. Bu nedenle PYD adına Soçi’ye birinin katılıp-katılmaması bir şey ifade etmiyor. Ankara, şekli bir şeyi iç kamuoyuna başarı olarak sunuyor. Ancak hatırlatmalıyım ki Astana 8’den sonra bir Rus gazetesi şöyle bir haber yaptı. ‘PYD, Soçi zirvesine katılmayacak ama Şam ve PYD yönetimi Rusya gözetiminde ayrı bir görüşme yapacak. Ben böyle bir şey olabileceğini 2016’da söylemiştim. Peki, o haber gerçekleşirse ne olacak?”

Cahit Armağan Dilek, Astana Zirvesi’nde Türkiye’nin İdlib’te 12 gözlem noktası kurma taahhüdü verdiği halde üç adetini hayata geçirerek ‘ağırdan almasının’ Rusya’da “yavaş hareket ediyorsunuz” rahatsızlığı oluşturduğunu da belirtti.

“Artık Rusya’nın Suriye’de toprağı var”

Türkiye ziyareti öncesi 11 Aralık’ta Suriye’ye giden Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in ordu birliklerine “Suriye’den çekilin” talimatı verdiği yazılmıştı. Ancak Rusya parlamentosu bugün Tartus üssünün kira sözleşmesine 49 yıllığına uzatma kararı aldı. Peki, bu durum Putin’in açıklamalarıyla bir çelişki teşkil ediyor mu?

Cahit Armağan Dilek söylemlere değil eylemlere bakmanın doğru olduğunu belirtiyor: “Rusya, Esat yönetiminin düşmesini önleyerek ve devamını sağlayarak oradaki politik hedefine ulaşmıştır. Rusya'nın oradan çekilmesi söz konusu olmayacaktır. Çekilenler ağırlıklı olarak kara birlikleri ve ilgili sistemlerdir. Savaş uçakları, hava savunma sistemleri ve istihbarat sistemleri ile varlığını orada sürdürecektir. Rusya'nın gerçek pozisyonu Putin'in söylediği gibi çekilme değil, Savunma Bakanı’nın söylediği gibi sürekli üslerde Suriye'de kalmaktır. Artık Rusya'nın Suriye'de toprağı vardır.”

Yörük Işık: “Rusya çekilmek bir yana Suriye daha da yerleşiyor”

İstanbul Boğaz’ından geçen gemileri gözleyen fotoğrafçı Yörük Işık, özellikle lojistik gemilerinin Tartus’a yönelik seyirlerinde herhangi bir azalma olmadığını teyit ediyor: “Benim gözlemlerime göre, Rusya çekilmek bir yana Suriye’ye daha da yerleşiyor. Zaten Rusya, Tartus Limanı’nı genişletme kararını almıştı. Bu kapsamda bu lojistik sevkiyatlarla yeni takviyeler yapılıyor.” VOA

06) Roboski’de mezar başında anma -29.12.2017
Haber Merkezi -

Hayatını kaybedenlerin yakınları gözyaşlarına hakim olamadı

Şırnak'ın Uludere ilçesine bağlı Roboski (Ortasu) köyünde 2011 yılında Türk Silhalı Kuvvetleri’nin (TSK) düzenlediği hava saldırısında hayatını kaybeden 34 kişi, mezarları başında anıldı.

28 Aralık 2011 tarihinde düzenlenen hava saldırısında, Güney Kürdistan’dan mal getiren aralarında çocukların da olduğu 34 kişi hayatını kaybetti.

Katliamda ölenler için bugün Gülyazı köyü mezarlığında düzenlenen anma törenine, HDP Eşbaşkanı Serpil Kemalbay, DTK Eşbaşkanı Berdan Öztürk, HDP milletvekilleri Aycan İrmez, Leyla Birlik, Mithat Sancar, hayatını kaybedenlerin aileleri ve çok sayıda kişi katıldı

Anmada aileler adına konuşan Veli Encü, 6 yıldır adalet bekleyen, verilen bütün sözlere rağmen Ankara'nın karanlık dehlizlerinde adaletsizliğe hapsedilen, adalet talebini yükselttikçe zulme uğrayan bir davanın takipçisi olduklarını belirtirek, "2193 gündür hükümet, Meclis İnsan Hakları Komisyonu, sivil yargı, askeri yargı ve Anayasa Mahkemesi'ni dolaşan dava hepsinin utanç verici birliğinin arasında karanlığa gömüldü, gömülüyor" dedi.

HDP Eşbaşkanı Kemalbay ise, bu olayda sorumlululuğu olanları kınadıklarını belirterek, "Bugüne kadar sorumluların ortaya çıkarılmaması, hiçbir hukuki adli bir işlemin sağlıklı yürütülmemesi, örtbas edilmesi aslında bir tesadüf değil. İşte Türkiye bugün KHK'lar ile OHAL ile yönetiliyor. Biliyoruz ki hakikatlerle yüzleşirsek o zaman barış ve demokrasiyi el birliği ile bu topraklara getirebiliriz" ifadelerini kullandı.

Anma töreninde mezarların başına geçen aileler gözyaşlarına hakim olamazken, konuşmalarına ardından mezardaki kalabalık sessizce dağıldı. (Kaynak: DHA)
Tweet

07) Erdoğan: Artık zehir evin içinde-29.12.2017

Cumhurbaşkanı Erdoğan, teknolojik gelişmelerin günlük hayat üzerindeki etkilerini eleştirdi. Erdoğan, "İnternetler eve yerleşti. Artık zehir evin içinde. Bu tehlikeden kurtulmamız lazım" dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Beştepe’de düzenlenen TÜBİTAK Ödül Töreni’nde konuşuyor.

Erdoğan, şunları söyledi: “İlkokula giderken alfabemizde ‘yat, yat, uyu; uyu uyu yat’ ile yetiştirildik. Tam aksine oku oku, çalış çalış demeliydik. İman varsa imkan da vardır. İnsanı büyük yapan cüssesinin değil, düşüncesinin yüceliğidir. Şu anda petrolü olanları görüyoruz. Parası olanları da görüyoruz. İnanın biz onların çok çok üzerindeyiz. Kudüs konusunda dolarlar dünyayı satın alabildi imi alamadılar. Bu kadar tehdit salladılar tek tek telefonların başına oturdular, dünyayı aradılar. Ama 128 ülke dünya devini tersledi. Hakikat yerini buldu.”

‘BU TEHLİKEDEN KURTULMAMIZ LAZIM’

Teknolojik gelişmelerin günlük hayat üzerindeki etkilerine değinen Erdoğan, “İnternet kafeler vardı, şimdi iş ne yazık ki evlerde kurulur hale geldi. Artık internetler eve yerleşti. Yani zehir evin içerisine girmiş vaziyette” dedi. Erdoğan, şöyle devam etti

“Şimdi bu tehlikeye karşı hocalarımız, anne babaları uyarmak durumunda. Bu tehlikeden kurtulmamız lazım. Bu çok ciddi bir uyuşturucu müptelasıdır. Uyuşturucu müptelası olmaktan gençliğimizi kurtarmamız lazım. Teknolojinin, uyuşturucu müptelası olmaya gençliğimizi sevk etmesi, şu anda en büyük tehlikemiz. Bu noktada çok ciddi adımlar atmamız gerekiyor. 2 yaşında çocuk bakıyorsunuz, elindeki telefonla nasıl oynuyor. Duygular elimizdeki telefonun esiri haline gelmişse bu bizim için ciddi bir tehdittir. Buna karşı tavrımızı almamız lazım.”

‘TANKIN ALTINA ALAN GENCİ YURT DIŞINA GÖNDERDİM’

15 Temmuz darbe girişimine de değinen Erdoğan, şöyle dedi: “15 temmuz gecesi göğsünü namlulara siper eden hele hele kendini tankın altına atacak kadar inançlı bu gençlerin yapamayacağı hiç bir şey yok. Ben bu gençlere inanıyorum. Bu genci yurt dışına gönderdim. Dil öğrenecek gelecek, yazılımcı, olarak da hizmet verecek.”

08) KILIÇDAROĞLU: CUMHURBAŞKANLIĞI'NA ADAY OLABİLİRİM -29.12.2017

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin 2019’daki cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki adaylığına dair soruya “Aday olabilirim” diye yanıt verdi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin 2019’daki cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki adaylığına dair soruya “Aday olabilirim” diye yanıt verdi.

Habertürk yayınında Ece Üner’in sorularını yanıtlayan Kılıçdaroğlu, 2019’daki cumhurbaşkanlığı seçimi için “Aday olabilirim. Yeri ve zamanı gelir, araştırmalar yapılır ve karar verilir. Parti içinde konuşuruz” dedi.

CHP içinden daha önce yansıyan bilgilerde, Kılıçdaroğlu’nun adaylık için ısrarcı olmadığı ancak partinin adaylık için Kılıçdaroğlu’nu alternatif olarak düşündüğü yansımıştı.

Ağustos ayında yaptığı konuşmada, aday tarifini “Kimse meraklanmasın, tanınmış biri olacak”sözleriyle anlatan Kılıçdaroğlu, adayın açıklanması için henüz belirlenmiş bir takvim olmadığını söylemişti.

09)Roboski Katliamı'nın 6. yılı: Roboski siyaha büründü -29.12.2017

Uçakların bombardımanı sonucu 34 yakınını kaybeden Roboskili aileler, 6'ncı yıl anmasında siyahlara bürünerek yakınlarının mezarı başında toplandı.

Şırnak’ın Uludere ilçesine bağlı Roboskî köyünde 28 Aralık 2011 tarihinde savaş uçakları bombardımanı sonucu 19’u çocuk 34 yakınını kaybeden aileler, katliamın 6’ncı yıl dönümünde asker ablukası altında mezar başında anma yaptı. Ailelerin 313 haftadır sürdürdüğü adalet arayışına rağmen katliamla ilgili tek bir fail ise yargılanmadı. Yapılan anmada konuşan KHK kapatılan Roboskî-Der Başkanı Veli Encu, 6 yıldır adaletin sağlanmadığını söylerken, HDP Eş Genel Başkanı Serpil Kemalbay, Failler tek tek yargılanana kadar mücadele edeceklerini dile getirdi. Roboski KAtliamı İstanbul'da yapılan anmada da lanetlendi.

Aileler, sabahın erken saatlerinde kalkarak yakınlarının fotoğraflarıyla mezarlıkta toplanmaya başladı. Siyah elbiselere bürünerek mezarlıkta toplanan aileler, yakınlarının mezarlarına uzun bir süre sarılarak gözyaşı döktü. Sessizliğin hakim olduğu ve duygulu anların yaşandığı mezarlığa, katliamda babaları ve büyük ağabeylerini kaybeden çocuklar da katıldı. Soğuk havaya rağmen çok sayıda kişinin toplandığı mezarlıkta çocukların kendi boyları uzunluğunda fotoğrafları taşıması dikkat çekti.

ANMAYA KATILAN AİLEYE CEZA

Öte yandan köy de askerler tarafından ablukaya alındı. Yurttaşları kurdukları 2 arama noktasında bekleten askerler, üst araması yaptı. Araçları didik didik arayan askerler, GBT kontrolünün ardından yurttaşların geçişine izin verdi. Yüksek tepelerde de askerlerin konuşlandığı köydeki arama noktalarında, birçok araç sürücüsüne “Emniyet kemeri takmadıkları” gerekçesiyle ceza kesilmesi dikkat çekti. Duruma tepki gösteren Roboskîli ailelerden Veli Encu, Twitter hesabından yaptığı paylaşımda şu ifadeleri kullandı: “Roboskî mezarlığına çıkmak için kimlik kontrolü, üst baş araması yapılıyor. Gözünün üstünde kaşın var bahaneleri ile ailelerin araçlarına trafik cezaları yazılıyor.”

‘İKTİDAR ZULÜM DİKENİNE SU VERİYOR’

Aralarında HDP Milletvekilleri Meral Danış Beştaş, Mithat Sancar, Leyla Birlik, Aycan İrmez, HDP Eş Genel Başkanı Serpil Kemalbay, DTK Eş Başkanı Bedran Öztürk’ün olduğu heyet anmaya katıldı.

Anmada ilk olarak KHK kapatılan Roboskî-Der Başkanı Veli Encu konuştu. Adalet taleplerini yükseltmeye devam edeceklerini vurgulayan Encu, ekmeğinin peşinde olan insanların bombalarla katledildiğini söyledi. Askerlerin katliamdan haberdar olduğunu kaydeden Encu, “Katliam sonrası ambulans geçmesine dahi izin vermediler. Çoğu yaralımız kan kaybından dolayı hayatını kaybetti” dedi. Katliamdan sonra iktidar yetkililerinin olayın aydınlatılacağı sözü verdiğini dile getiren Encu, “Erdoğan ve tüm Bakanlar faillerinin yargılanacağını söylüyorlardı. Ancak 6 yıldır adalet sağlanmadı. Faillere ilişkin yargı zırhı var. Roboskî failleri yargılansaydı belki diğer katliamlarda açığa çıkardı. Bugün iktidar ‘adalet, ağacını sulamak’ yerine ‘zulüm dikenine su veriyor’ ve gök kubbemiz adaletsizlikten çatırdıyor. Eminim bu sesi hepiniz çok iyi duyuyorsunuz” dedi.

‘FAİLLER YARGILANANA KADAR MÜCADELE EDECEĞİZ’

Anmada konuşan HDP Eş Genel Başkanı Serpil Kemalbay, katliamda sorumluluğu olan asker ve siyasi sorumluları kınadı. Türkiye tarihinin katliamlarla dolu olduğunu belirten Kemalbay, Van Özalp’ta sınır ticareti yapanların 33 kurşunla öldürülmesini hatırlattı. O gün bu katliamla hesaplaşılsaydı Roboskî Katliamı’nın olmayacağını ifade eden Kemalbay, sorumlular tek tek hesap verene kadar mücadele edeceklerini söyledi. İktidarın 12 Eylül mirasını kuşandığını dile getiren Kemalbay, “Bir anma yapabilmek için onlarca kontrol noktasından geçerek geldik. Bu durum halkın nasıl abluka altına alındığını gösteriyor. Türkiye halklarının bu yüzden bu baskıyı görmesi lazım. Bu sadece Kürtlere yapılan baskı değildir. Roboskî bombalanarak batıda emekçiler üzerinde de baskı yapılıyor. Direnerek yeni yaşamı kurabiliriz. Nerede olursak olalım. Roboskî’deki hakikatle yüzleşerek barış ve demokrasiyi bu coğrafyaya getirebiliriz” dedi.

FERHAT ENCU: BİZE DÜŞEN HAKİKATİ HAYKIRMAKTIR

Kemalbay’ın konuşmasında sonra Kandıra F Tipi Kapalı Cezaevinde tutuklu bulunan HDP Şırnak Milletvekili Ferhat Encu’nün, kaleme alınan mektubu Veli Encu tarafından okundu. Katliamda kardeşi Serhat Encu ve 9 akrabasını kaybeden Encu, avukatları aracılığıyla gönderdiği mektubunda, “Tüm bu hukuksuzluk ve zorbalığa karşı bize düşen tek şey direnerek hakikatı haykırmaktır. Bize düşen zalime ve kötülüğe boyun eğmemektir. Umudu ve direnişi büyütmektir” dedi.

TANRIKULU: YAPACAĞIMIZ TEK İŞ MÜCADELE ETMEKTİR

CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, Roboskî Katliamı’nın yıl dönümünde CHP İstanbul İl Başkanlığında açıklama yaptı. Roboskî Katliamı’nın üzerinden 6 yıl geçmesine karşın, katliam faillerinin yargı önüne çıkarılmadığını belirten Tanrıkulu, Roboskîli ailelerin onlarca kez yargılandığı ve cezalar verildiğine dikkat çekti. Tanrıkulu, katliamdan AKP hükümetinin sorumluluğuna bir kez daha işaret ederek, “Katliamın siyasi onayının hükümet tarafından, yani Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından verildiğini ve hareket emrinin de dönemin Genelkurmay Başkanı Necdet Özel tarafından verildiğini biliyoruz. Bunlar hem hukuki hem de siyasi olarak sorumludurlar” dedi. 696 sayılı KHK’ye işaret eden Tanrıkulu, “Adalet ve Kalkınma Partisinin cephesinden bile, bu metne çok itiraz geldi. Metnin, kendisi ortalama yurttaşa, sokaktaki başka yurttaşı hedef gösteren bir metin. Faşizm tam da budur. Böyle bir kararnamedir. Tanrıkulu, yapacağımız tek iş mücadele etmektir. Cesaretle ve umudumuzu yitirmeden” diye konuştu.

2012 yılında Roboskî Katliamı’nın anması için gittiği mezarlıkta çekilen fotoğraf üzerinden sosyal medyada hedef gösterildiğini belirten Tanrıkulu, duruma tepki göstererek, “Yapılan alçaklıktır” dedi.

‘100 YIL GEÇSE DE ROBOSKÎ KATLİAMI’NI UNUTMAYACAĞIZ’

HDP, Roboskî Katliamı’nın 6 yıl dönümü nedeniyle yaptığı yazılı açıklamada, sorumluların yargı önüne çıkarılana kadar mücadele edeceklerini belirterek, “100 yıl geçse de Roboskî Katliamı’nı unutmayacağız” denildi. Bitlis’te 267 cenazenin mezarlarından çıkarılmasının da bu katliamın bir devamı olduğunun belirtildiği açıklamada şöyle denildi: “İnsani ve ahlaki değerlerin hepsi yerle bir edilerek birçok kentte Kürt halkının mezarlıkları tahrip edildi. Saldırıların hepsi halklarımızın eşit ve bir arada yaşama iradesine; Kürt halkının demokrasi, özgürlük, adalet, barış ve eşitlik taleplerine indirilmiş darbelerdir.” (HABER MERKEZİ)

İSTANBUL’DA DA ANMA: ROBOSKİ İÇİN ADALET SAĞLANSAYDI BAŞKA KATLİAMLAR YAŞANMAZDI

Roboski Katliamının 6. yıl dönümünde Galatasaray Lisesi önünde anma gerçekleşti. Anmada, 34 kişiyi temsilen 34 siyah balon taşınırken balonlara yaşamını yitirenlerin isimlerinin yazıldığı not kağıtları yapıştırıldı. Bunun yanı sıra "Roboski 6 yıl, adalet?" yazılı pankart ile yaşamını yitirenlerin ve Tahir Elçi'nin fotoğrafının olduğu dövizler de yer aldı. Anmada, "Roboskiyi unutma unutturma", "Roboski'ye adalet, failler yargılansın" sloganları atıldı.

Kocaeli 1 Nolu F Tip Cezaevinde tutuklu olan HDP Şırnak Milletvekili Ferhat Encü’nün gönderdiği mektup okundu

'SORUMLULAR YARGILANSAYDI YENİ KATLİAMLAR OLMAZDI'

İstanbul'daki Roboski anmasında katliamda yaşamını yitirenlerin fotoğrafı taşındı. Daha sonra basın açıklamasını İHD İstanbul Şube Başkanı Avukat Gülseren Yoleri okudu. Yoleri, ailelerin önce kan parası verilerek susturulmak istendiğini, ardından Genel Kurmay Başkanlığı Askeri Savcılığı 2013 yılında verdiği takipsizlik kararı ile failleri ve sorumluları cezasızlık zırhı ile korumaya aldığını söyledi. Yoleri, "Adaleti yerine getirmek bir yana teklif edilen kan parası ile yaşanan vahşetin üzeri örtülmek istendi. Tüm bu olanlar karşısında yandaş basın sessizliğini korudu ve haberi geçmek için yetkililerden onay bekledi. Katliamın sorumlularının ve faillerinin yargılanması için adalet arayışını sürdüren Roboskili ailelerin Anayasa Mahkemesine yaptığı başvuruda eksik evrak gerekçesiyle reddedildi. Failleri ve sorumluları yargılansaydı, Reyhanlı'da, Nusaybin'de, Silopi'de, Sur'da, Suruç'da, Ankara'da, Cizre bodrumlarında yeni katliamlar yaşanmazdı" diye konuştu. Yoleri, yeni katliamların yaşanmaması için Roboski’nin ve tüm katliamlarının sorumlularını yargılanmasını, hakikatlerin açıklanmasını istedi.

Siyah balonlarının üzerine katliamda hayatını kaybedenlerin isimleri yazıldı, isimler tek tek okunarak, alkışlar eşliğinde gökyüzüne bırakıldı. (İstanbul/EVRENSEL)

10) ABD vize engelini kaldırdı-29.12.2017

ABD, Türkiye vatandaşlarına yönelik vize sınırlamasını kaldırdı. 'Hükümet tarafından güvence verildi mi verilmedi mi?' tartışması başladı.

ABD Büyükelçiliği, “Türkiye güvencesine bağlı kalmıştır” diyerek vize sınırlamasını tamamen kaldırdığını açıkladı.

ABD İstanbul Başkonsolosluğu'nda çalışan Mehmet Topuz'un, 15 Temmuz darbe girişiminden sorumlu tutulan Fethullah Gülen'le bağlantılı olduğu gerekçesiyle tutuklanmasının ardından ABD ve Türkiye arasında başlayan vize krizinde sona gelindi. Türkiye'nin yerel çalışanların gözaltına alınması halinde Amerikan hükümetini önceden bilgilendireceği garantisi verdiğini kaydeden ABD Büyükelçiliği, randevu kısıtlamasını kaldırdı.

ABD Büyükelçiliği’nden yapılan açıklamada, “Ekim ayından bu yana Türk hükümeti, Türkiye misyonumuzdaki yerel çalışanlara yönelik başka bir soruşturma bulunmadığı, Büyükelçilik ve Konsolosluklarımızdaki yerel çalışanlarımızın, Türk yetkililerle iletişim de dahil olmak üzere resmi görevlerini yerine getirdikleri için gözaltına alınmayacağı veya tutuklanmayacağına dair üst düzeyde sağladığı güvenceye bağlı kalmıştır. Ayrıca Türk hükümeti ileride yerel çalışanlarımızdan birini gözaltına almak ya da tutuklamak istediğinde Türk makamlarının Amerikan hükümetini önceden bilgilendireceğini de kaydetmiştir” dendi.

Açıklamada, “Söz konusu güvencelere karşı gösterilen bağlılığa istinaden, ABD Dışişleri Bakanlığı, güvenlik durumunun, Türkiye’de vize hizmetlerinin yeniden tamamen başlatılmasına yetecek düzeyde geliştiğine inanmaktadır. Tutuklu yerel misyon çalışanlarımıza yönelik mevcut iddialara ilişkin ciddi kaygılarımız sürmektedir. Aynı şekilde, OHAL altında tutuklanan Amerikan vatandaşlarının davalarına ilişkin kaygılarımız devam etmektedir. ABD yetkilileri, bu davaların tatmin edici bir şekilde çözüme kavuşması için Türk muhataplarıyla görüşmelerini sürdürecektir.” denildi.

WASHINGTON BÜYÜKELÇİLİĞİ: GÜVENCE VERİLMEDİ

Bu açıklamalar sonrası, Türkiye'nin Washington Büyükelçiliği de, mütekabiliyet ilkesi çerçevesinde, ABD vatandaşlarına yönelik vize rejimindeki kısıtlamaların eş zamanlı olarak kaldırıldığını duyurdu.

Ancak açıklamada şu ifadeler de yer aldı:

"ABD'nin açıklamasında sözü edilen güvenceler bağlamında, Türkiye'nin bir hukuk devleti olduğunu, yargı süreci devam eden dosyalarla ilgili olarak Hükümetimizin herhangi bir güvence vermediğini, ülkemizdeki hiçbir temsilcilik görevlisinin kendi resmi görevinin icrası sebebiyle adli soruşturmaya tabi tutulmadığını vurgulamak isteriz. Daha önce de dikkat çekmiş olmamıza rağmen, ABD'nin Türkiye'den güvence aldığını ileri sürerek Türk ve Amerikan kamuoylarını yanlış bilgilendirmesini doğru bulmuyoruz."

Açıklamada ayrıca, Türkiye'nin ABD'de Türk vatandaşlarıyla ilgili süren davalara ilişkin çok ciddi endişelerinin sürdüğü, Türk yetkililerin bu davaların tatmin edici bir şekilde çözüme ulaştırılması için Amerikalı muhataplarıyla görüşmeyi sürdürecekleri belirtildi.

TALİMAT YAZISI GÖNDERİLDİ

Vize krizinin çözülmesinin ardından ABD vatandaşlarına vize verilmesine ilişkin sınır kapılarına talimat yazısı gönderildi.

ABD VATANDAŞLARINA VİZE YASAĞI KALDIRILDI

ABD ile Türkiye arasındaki vize krizinin çözülmesinin ardından başta Atatürk Havalimanı olmak üzere sınır kapılarında ABD vatandaşlarına vize verilmesi konusunda talimat yazısı gönderildi.

DOLAR 3,77’YE GERİLEDİ

ABD’nin Ankara Büyükelçiliği’nden yapılan açıklama sonrası Türk Lirası Amerikan Doları’na karşı değer kazandı.

Dolar/TL kuru 3,77’ye indi.

Böylece kur, 31 Ekim’den bu yana en düşük seviyeye geriledi.

KARAR 8 EKİM'DE ALINMIŞTI

ABD, Türkiye'deki konsolosluk çalışanı Metin Topuz'un tutuklanmasının ardından 8 Ekim'de Türkiye'den yapılan vize başvurularını süresiz olarak askıya almıştı. (HABER MERKEZİ)

11)Suriye’den Erdoğan’a yanıt: Terörist gruplar destekleniyor-29.12.2017

Suriye Dışişleri Bakanlığı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı 'Her türlü terörist gruba sınırsız destek sağlamak'la suçladı.

Suriye Dışişleri Bakanlığından, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad için “Esed, devlet terörü estirmiş bir teröristtir” diyen Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’a “Akan masum kanların temel sorumlusu, her türlü terörist grubu destekliyor” yanıtı geldi. Suriye Dışişleri Bakanlığı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı “Her türlü terörist gruba sınırsız destek sağlamak”la suçladı.

Suriye’nin resmi haber ajansı SANA’da açıklamaya ilişkin bilgilendirmede şu ifadeler yer aldı; “Bakanlık, bir kez daha Erdoğan’ın Suriye’deki terörist gruplara sınırsız destek sağlayarak Suriye halkına yönelik işlediği suçlardan kendisini aklamak için ümitsiz bir çaba ile kamuoyunu yanılttığını aktardı. Bakanlık, Erdoğan’ın paranoyası ve geçmişe dair illüzyonlarının eski imparatorluğun ortadan kalktığını, özgür dünyanın halklarının ulusal kararlarını kendisinin aldığını, egemenliğini koruduğunu ve Erdoğan’ın kendi işlerine karışmasına izin vermeyeceğini söyleyerek sözlerine son verdi.”

12) Yüksel Genç: Kürtlerin yüzde 20’si çözümü imkansız görüyor -29.12.2017

Kürt sorununun parlamentoda ve mevcut iktidarın aklıyla çözümünün imkansız olduğunu düşünenlerin sayısı ciddi anlamda büyüyor.

Serpil İLGÜN

Meclis İç Tüzüğü’nde, eylül ayında yapılan değişiklikler kapsamında Kürtçe ve Kürt halkına dair ifadeler de yasaklanmıştı. Meclisteki iktidar-muhalefet ilişkilerini iktidar lehine yeniden kuran; muhalefetin, özel olarak da Kürt muhalefetinin söz hakkının kısılması olarak değerlendirilen yeni iç tüzüğün hayata geçirilmesinin en ses getirici uygulaması, geçtiğimiz hafta yaşandı.

Bütçe görüşmeleri kapsamında Mecliste yaptığı konuşmada, “Kürdistan’dan gelen bir temsilci olarak benim isteğim bu çatının Türk’ün ve Kürt’ün ortak çatısı olmasıdır” diyen HDP Urfa Milletvekili Osman Baydemir’e Kürdistan ifadesini kullandığı için Meclis Genel Kurulu’na iki oturum katılmama ve 12 bin lira para cezası verildi.

Peki, dün yine Meclis kürsüsünden “Kürtler ve Kürdistan var” diyen, bunun için Meclis tutanaklarını referans gösteren Erdoğan ve AKP siyasetinin bugün Kürdistan ifadesini yasaklamasını Kürtler nasıl değerlendiriyor? Tartışmalar bölgede nasıl yankı buluyor?

Gelişmeler, Kürt sorununun çözümü konusundaki beklentiye nasıl yansıyor? Erken seçimin giderek daha fazla dillendirildiği şu günlerde Kürt halkının parti tercihinde değişimler söz konusu mu? Dövizdeki artış, yüksek enflasyon ve artan işsizlin bölgedeki yansıması nasıl?

Diyarbakır merkezli SAMER’in (Siyasal ve Sosyal Araştırmalar Merkezi) Yönetim Kurulu Üyesi Yüksel Genç yanıtladı.

Osman Baydemir’e Kürdistan ifadesini kullandığı için verilen cezayı nasıl değerlendirdiğinizle başlayalım. Kürtlük, Kürtçe ve Kürdistan’a ilişkin ifadelerin yeniden yasaklanmasının bugün nasıl bir anlamı var?

Kürt sorununda bugün gelinmiş olan noktayı kimileri 30-40 yıl öncesinin, kimileri de Cumhuriyetin ilk kurulduğu dönemdeki inkar politikalarının güncellenmesi biçiminde değerlendiriyor. Her iki bağlamda da Türkiye’nin Kürt sorununda bulunduğu yer 21. yüzyılda bulunması gereken yer değil. Kürdistan ifadesine getirilen yasak 1915, 1921, 1925 ya da 1938 dönemine kadar yaşanan Türk devletini kurumsallaştırma sürecinde Türk olmayan unsurlara yaklaşımla çok benzerlikler taşıyor. Sorunu bu kadar tarihsel bir geriliğe itmiş bir politik zihniyetin, Kürdistan tanımını reddetmesi çok şaşırılacak bir şey değil. Dolayısıyla Kürdistan kelimesine Mecliste getirilen yasağı, inkar siyasetinin yeniden güncellenmesi, bunu 21. yüzyılın bazı kodlarına uyarlama çabası içinde görmek mümkün.

İnkar siyasetinin Türkiye toplumunda bugün bulduğu karşılık aynı mı peki?

Türk toplumunu egemen sayarsak eğer, ne Türk toplumu yüz yıl önceki pozisyonunda ve kendi iç farklılıklarına oradan bakıyor, ne de Kürtler aynı durumda. Türkiye toplumu 2003 sonrasında Federe Kürdistan Bölgesi’nin kurulmasıyla beraber Kürdistan’ın resmi olarak kavramsallaştırılmasına, bir yönetim ve idare biçiminin varlığına da şahitlik etti. Dolayısıyla böyle bir şahitlik ve tanıklık içinde Kürdistan kavramının reddinin 20-30 yıl önceki gibi bölücülük korkusuyla ele almada farklılıklar var Türkiye toplumu açısından. “Türkiye toplumunda Kürt ve Kürdistan tartışmasını kabullenecek geniş bir kitle oluştu, daha demokratik bir yerden bakıyor” demek istemiyorum. Tanıklıklarının sağladığı bugünkü toplumsal politizasyonda mesele 30-40 yıl önceki gibi değerlendirilemez demek istiyorum. Öte yandan zaten Türkiye toplumunun batı kesiminden ziyade Kürtler açısından değişim çok büyük. Bunun da dönüştürücü gücü çok farklı. Çünkü Kürtlük ve Kürdistanilikle ilgili kimlik kendini ciddi anlamda inşa etmiş durumda. İnsanların gündelik hayatlarına Kürt ve Kürdistaniliğe dair unsurları katma çabasındaki artış, sahiplenme hali, bunu ulusal bir ruh hali ve toplumsal bir kimlik olarak kurumsallaştırma çabaları zaten çok ciddi bir değişime tekabül ediyor.

Kürdistan yasağının değerlendirildiği pek çok haber ve yazıda Cumhuriyetin kuruluş yıllarındaki, hatta Osmanlı dönemindeki Kürdistan kullanımına dair örnekler sunuldu ama daha çarpıcı olanı Erdoğan’ın 2013 ve sonrasında yaptığı konuşmalarda Kürdistan kullanımını anımsatmak oldu. Üç yıl öncesinin tam tersi pozisyon almak, hatta sözcüğü yasaklamaktan nasıl bir ‘fayda’ umuluyor olabilir?

Kuşkusuz önceki iktidarların da vaatlerinin ya da söylemlerinin tersini yaptıkları oldu ama bu kadar açık, bu kadar rahat dönüş yapabilen bir iktidarla Türkiye daha önce karşılaşmamıştı. Sadece Kürt meselesinde değil, Ortadoğu ve dünya siyasetine dair söylemlerde de bunu görüyoruz. Türkiye toplumu bu düzeyde yeni deneyimliyor, ama görünen o ki ne yazık ki çok hızlı adapte oluyor.

Bir gün söylediğinin ertesi gün tersini, sonra tekrar tersini yapan iktidar, toplumun algı düzeyini alt üst ederek bir tür güvensizleştirme, tepkisizleştirme, yüzeyselleştirme halini, bir tür depolitizasyonu hedeflenmiş olabilir. Ancak bugün söylediğinin yarın tersini söyleyebilen bir iktidarın gerçekçi ve gelecek kurabilen siyasetler üretmesi çok zor. Öyle olunca da mevcut söylemler, tribünlere oynayan, gündelik mesajlar vermek üzerinden kendini kurgulayan yaklaşımlarmış gibi görünüyor. Türkiye’nin geçmişinde zaten inkarla ilgili bir tarihsel travma var, egemen siyasetin ve devlet iktidarının kurulma biçiminde Kürt ve Kürdistanilik zaten ötekileştirilmiş, reddedilmiş ve bölücülükle eşdeğer kılınmış bir şey. Köklü olan bu geçmiş algının bugün yer yer güncellenmesi; bazı gündemleri örtme, toplumun bazı duygularına hitap etme, toplumu yönlendirebilme ya da toplumu etkisizleştirme gibi gündelik kullanımlara yol açabiliyor.

Baydemir’in ceza almasının Diyarbakır’daki yankısı nasıl oldu?

Baydemir’in parlamentoda “Kürdistan neresidir?” sorusuna kalbini göstererek “Burada” yanıtı vermesinin, bölgede uzun süredir görmediğim bir heyecana yol açtığını söylemeliyim. Biliyorsunuz, SAMER olarak son iki yıldır sahada yaptığımız siyasi araştırmalarda parlamenter siyasete ve iktidarın mevcut siyasal yönetim biçimine dönük toplumda ciddi bir umutsuzluk, beklentisizlik halini tespit etmiştik. Parlamentoda yaşanan bir tartışma uzun süre sonra ilk defa bölgede heyecan yarattı. Biraz da gurur duyularak yoğun biçimde sohbetlerin, hatta esprilerin konusu oldu.

İnsanlar o konuşmada uzun süredir kendilerine uzak hissettikleri parlamentoda kendilerine ait bir şey buldular. Bu kadar beklentisiz kılınmış bir siyasal alanda halkı heyecanlandıran şeyin bu olmuş olmasını hem Kürt siyasetinin, hem de Türkiye’yi yöneten siyasetin ve aslında sivil toplumun da düşünmesi gerekecek. Zira, yaptığımız bir çok çalışmada Türkiye’de Kürt sorununun parlamentoda ve mevcut iktidarın aklıyla çözümünün imkansız olduğunu düşünenlerin sayısı ciddi anlamda büyüyor. Bu, parlamentoda, mevcut siyasette kendini bulamamak, beklentisizlik, dolayısıyla kopuş anlamına geliyor. Bu, ülkeyi yönetenler açısından da ciddi bir sıkıntı. Tablo böyleyken Kürdistan tartışmasının yaratmış olduğu heyecan, belki bir çıkış olarak değerlendirilebilir. Şunun da altını çizmeliyim, bu sadece HDP’ye oy veren Kürtlerde değil, oy vermeyen Kürtlerde de heyecan yarattı. Siyaseten ister muhafazakar, ister sosyalist, ister farklı liberal akımlara yakın olun, Kürdistanilikle ilgili şeylerin her zaman ortaklaştırıcı bir karşılığı olabilmekte çünkü.

Yüksel Genç: Barış umudu olanağı kazanmak için Kürdistan söyleminin kendisiyle barışmaya dair adımların gelmesi gerekirdi.

BİRLİKTE OLMA UMUDU AZALIRSA, BAĞIMSIZ OLMA İSTEĞİ ARTAR

Daha iyi anlaşılabilmesi için somutlar mısınız, Kürdistan ifadesinin Kürt halkı nazarında nasıl bir çağrışımı var? Meclisteki tartışmalarda Kürdistan neresi sorusuna bir coğrafya tanımı yapılması istendi zira.

Kürtler Kürdistan’ı ve Kürdistaniliği kodlandığı biçimde salt coğrafi bir alan veya yaşadıkları coğrafik alanla isimlendirmiyorlar. Aynı zamanda ruhsal ve duygusal bir kimlik haline gelmiş durumda. Kolektif kimliklerinin en önemli parçası olarak görüyorlar. Kürt kimliğine dönük reddiyeyi de içeren son dönemdeki bütün sert yönelimlere verilmiş bir yanıt ve ışık olarak görüyorlar.

Ama bu ışık, duyulan heyecan, çözüm, barış konusundaki umutları canlandırmaya yetmiyor...

Bu heyecan barış umudunu canlandırmış değil ama insanların ne hissettiklerine, neyi duymaya ihtiyaçları olduğuna, yapılan tartışmanın ve verilen yanıtın toplumda neyi canlandırdığına dair önemli bir veri. Zaten bir barış umudu olanağı kazanmak için öncelikle Kürdistan söylemine karşı çıkmak ve cezalandırmak değil, aksine bu söylemin kendisiyle barışmaya dair adımların gelmesi gerekirdi. Son bir ay içinde yaptığımız saha araştırmalarında daha önce bir kategori olarak ortaya çıkmayan iki sonuç görüldü ki, bu Kürt sorununun çözümüyle ilgili dönüşen safhaları yeniden düşünmek gerektiğini gösteriyor.

Son yıllarda yaptığımız araştırmaların hepsinde yer yer Kürt sorununun çözümüne inanmayan bir kesim çıkardı ama bunun oranı binde 4-5 olurdu. Bugün yüzde 20’lerde bir grup Kürt sorununun çözüleceğine inanmadığını söylüyor.

Bu önemli çünkü çözümün yakın gelecekte sağlanamayacağını düşünmekle, çözümün olmayacağını düşünmek ve buna inanmak farklı.

Evet. Bir diğer önemli oran da bağımsızlık taleplerine ilişkin. Daha önce yine küçük oranlarda çıkan sorunun bağımsızlıkla çözüleceğine olan inanç, birkaç kat artmış biçimde bugün. Daha önceki çalışmalarda bağımsızlık çözümünü dile getirenlerin sayısı oldukça küçük oranlara tekabül ederken, bu çalışmada oranı yüzde 12,7 olarak tespit ettik.

Araştırmayı ne zaman yaptınız? Irak Kürdistanı’ndaki bağımsızlık referandumu kararının, ‘sorunun bağımsızlıkla çözüleceği’ düşüncesine etkisi konusunda nasıl bir gözleminiz var?

Araştırmayı kasım ayında, Kerkük’e Irak Ordusu ve Haşdi Şabi’nin girmesinden hemen sonra yaptık. İktidarın Irak referandumuna karşı kullandığı sert ve ötekileştirici dil de kuşkusuz büyük bir kırılma yarattı. Bu dilden sonra insanlar Kürt sorununun mevcut siyasal yapılarla, egemen iktidar aklıyla çözülmesini daha da imkansız bulmaya başladı.

Referandumdan çıkan bağımsızlık kararına sahip çıkılamaması, kazanımlarda geriye düşüş, iç sıkıntıların daha da büyümesi gibi gelişmelerin üç parçada olduğu gibi Türkiyeli Kürtlerde de moralsizliğe yol açtığı, bunun bağımsızlık hayallerine de yansıdığı yönünde değerlendirmeler yapılmıştı. Ancak Kürt sorununun bağımsızlıkla çözülebileceğini düşünenlerin oranındaki artış, bu analizlerin tersi bir şey söylemiş oluyor...

Aslında çok tersi bir şey söylemiyor. İnsanlar bir duyguyu söylüyor. Ama realiteyi de unutmuyorlar. Aslında mevcut siyasetin eşit, özgür koşullarda birlik kurabileceğine dair inancın ne denli kırıldığına işaret etmiş oluyorlar. Birlikte olma umudu azalırsa bağımsız olma isteği artar. Öte yandan Federe Kürdistan Bölgesini 2003 sınırlarına taşıyan referandum sonrası süreç de bölgede büyük bir kırılma yarattı. Bu ulusal bir kırılma olarak görülüyor. Örneğin kasım ayında yaptığımız çalışmada, bir yandan ezici çoğunluk “Ulusal birlik ihtiyaç” derken, yine benzer bir oran Kürtlerin ulusal birlik kurabileceğine dönük inançlarının azaldığını beyan ediyor. Bunun nedeni olarak da öncelikli olarak Kürtlerin kendilerinden kaynaklı sorunlara işaret ediyorlar.

AKP’DEKİ YÜZDE 4-5’LİK GERİLEME DIŞINDA OY VERME TERCİHLERİ STABİL

İyi Parti lideri Meral Akşener’in aralık ayı başında Diyarbakır, Şırnak ve Cizre ziyareti ve oradan yapılan açıklamaların etkisiyle ilgili gözlemleriniz ne? ‘Kürtler İyi Parti’ye oy verecek’ propagandasının bir karşılığı var mı?

Seçmen eğilimlerini dönemsel olarak sıklıkla takip ettiğimiz için bu konu da araştırma gündemlerimizden biri oldu. Kamuoyuna sunulduğu gibi “Kürtler İyi Parti’ye oy verecek” gibi bir çıkarımda bulunmak zor. Bölgenin güçlü bir hafızası var, 90’ları unutmuş değil.

Bölge halkının oyunu alabilmek için Meral Akşener’in o döneme dair bir yüzleşme, helalleşme, özeleştiri, hiç değilse özür sorunu var. Zira 90’lardaki faili meçhuller döneminin önemli sorumlu bakanlarından biriydi Akşener. Bu belleğin yanında Kürt sorununun çözümüne dönük bölge beklentilerini karşılayacak bir proje sunsaydı yine bir ihtimal “Acaba” derdi belki insanlar. Dolayısıyla İyi Parti, AKP’ye alternatif olarak görülmüyor henüz. Ancak şu var; bölgede başkanlık sistemi otoriter, güvenlikçi politikalara dayanan bir sistem olarak görüldüğünden, şu anki Cumhurbaşkanının yeniden seçilmesi, aynı siyasal dilin ve yönelimin sürmesi ve kurumsallaşması olarak okunuyor. Ve bunun bir felaket olacağı düşünülüyor. Dolayısıyla İyi Parti’nin alacağı birkaç puanın belki o yüzde 51’i engellemeye yarama ihtimali olabileceğini düşünüyorlar. İyi Parti’ye böyle bir rol biçilmiş gibi görünüyor.

Ancak şu an yaptığımız çalışmalarda İyi Parti’nin almış olduğu oy oranı yüzde 2’ye bile tekabül etmiyor. Kısmen MHP ve AKP’den gidenler var bu yüzde 2’nin içinde ama HDP’den kayma görmek güç. MHP’nin de Kürt ağırlıklı bölgede benzer oranlarda oy alacağı görülüyor.

Aslında bölgedeki siyasal oydaşlık hali 1 Kasım sonuçlarıyla kıyaslandığında ciddi değişkenlikler de göstermiyor. En büyük değişiklik (o da büyük bir değişiklik değil) AKP’de söz konusu. Yüzde 4-5 bantlarında bir gerileme AKP’de görülüyor. Onun dışında oydaşlık hali stabil görünüyor.

Yaşanan onca şeye rağmen stabil olmasını nasıl açıklıyorsunuz?

Çünkü insanların siyasal eğilimlerini değiştirmesini sağlayabilecek bir alternatif henüz kurulabilmiş değil. Ayrıca genel siyasetten bir beklentileri olmadığı için siyasal partiler arasında hareketlilik içine girmiyor. Öte yandan biz asıl verilere seçim tarihine yakın zamanlarda ulaşacağız. Çünkü insanlar seçimi gündemlerine almış değil. Ancak burada HDP’ye ayrı bir parantez açarak şunu söylemek gerekir; HDP’ye yönelik siyasal ve hukuki saldırıları, kendisinin siyasal kimliğine dönük bir saldırı olarak gördüğü için konumlandığı yerden ayrılmıyor. Bölgede HDP oylarında bir değişkenlik görülmemesinin en temel nedenlerinden biri bu. Yüksel Genç: Taleplerini savunan, kimliklerine hitap eden, gelecek tahayyüllerini tarifleyen tek partinin HDP olması HDP’de kalmaya devamda en önemli neden.

HDP’DEN ASIL BEKLENTİ ÇÖZÜM MECRASI OLABİLME İNANCINI YENİDEN GÜÇLENDİRMESİ

Siyasetten beklentinin kalmamasına HDP’de dahil mi?

Birkaç yıl önce HDP ve HDP’nin geldiği geleneğin, siyasetin çözüm mecrası olarak ele alınması ve ona büyük anlamlar atfedilmesi söz konusuydu. Şimdi o büyük anlamlar yükleme konusunda biraz daha kaygılı, biraz daha cimri bir seçmen kitlesi var. Taleplerini savunan, kimliklerine hitap eden, gelecek tahayyüllerini tarifleyen tek partinin HDP olması HDP’de kalmaya devamda en önemli neden. Bölgedeki HDP seçmeni oy verdiği partiye ideolojik, politik ve konjonktürel manalar ve beklentiler yükleyen bir seçmen. Yürütülen siyasete beklenti yükleyemediği zaman, oy yönelimlerini farklılaştırabilir de! Örneğin bu seçmenin bir bölümü sandığa gitmeyebilir. Böyle bir şey yok şu an ama çözüm mecrası yaratmayacak hiçbir siyasete dahil de olmak istemeyebilirler. HDP’den asıl beklenen, bir çözüm mecrası olabilme inancını yeniden güçlendirebilmesidir. HDP bunu yapabilir ise, büyük dalgalanmalara vesile olur. Osman Baydemir’in Kürdistan tartışmasına benzer birkaç gündem, HDP’deki Kürt oylarını daha emin, HDP’ye gelmemiş Kürt oylarını da daha hızlı HDP’ye yönlendirebilecektir.

İNSANLAR ARTIK RAPOR DUYMAK İSTEMİYOR

Bölgeye ilgisini arttıran bir diğer sağ muhafazakar parti de Saadet Partisi. SP’nin Kürt sorununu ümmetçi bir yaklaşımla ele aldığı biliniyor. İktidar partisinden çok da farklı olmayan bu yaklaşım muhafazakar Kürtlerden destek bulabilir mi? SP çok uzun süredir bölgede heyecan ve ilgi uyandıran bir parti konumunda değil. Hatırlanacağı gibi, son seçim dönemlerinde yer yer AKP ile ittifak görüşmeleri olan SP, seçmenini dönem dönem bağımsız bırakmış olsa bile AKP’ye yakın bir siyaset içinde kaldı. Sunmayı ilan ettiği Kürt raporu meselesi henüz bölgede tartışılmıyor. Açıkçası bugün değil SP, CHP’nin de açıklayacağı bir rapor heyecan yaratmaz çünkü insanlar artık rapor duymak istemiyor, beklentilerine uygun somut projeler, pratikler ve güvenceler görmek istiyor.

CHP BEKLENTİLERİ KARŞILAYACAK MI? YANITI YİNE CHP VERECEK

CHP’de de son dönemde Kürt illerine ziyaretler, açıklamalar yoğunluk kazandı. Zaman zaman HDP ile ittifak yapma yönünde beklentiler de dillendiriliyor ancak bundan kaçınıldığı görünüyor. Diğer yandan CHP, Baydemir’e ceza verilmesini engellemek için HDP ile birlikte oylamaya katılmadı ancak Grup Başkanvekili Özgür Özel, Kürdistan ifadesi için, “Erdoğan’ın söylediği bağlamda da, Baydemir’in kullandığı anlamda da bu ifadeye karşıyız” dedi. Son dönemde yolsuzluk, vergi kaçırılması iddialarıyla gündem oluşturan CHP algısında bir değişim söz konusu mu?

Türkiye’deki otoriterleşmeye dair adımların hızlandığı bu zorlu zamanlar içinde bölge halkı arasında “CHP Kürtlerle sağlıklı, ilkeli bir ittifak içinde olabilir mi”, “böyle bir CHP mümkün olabilir mi?”, “Böyle bir CHP mümkün olabilirse, Türkiye’nin demokratikleşmesi yolu açılabilir” deyip bir şans tanımak isteyenler oldu açıkçası.

Bu hâlâ devam ediyor mu?

Bu konuda Kılıçdaroğlu’nun yer yer tutarlı olmayan demeçleri, sunmuş olduğu muhalefet tarzı bir zayıflama yarattı. Bölgede şu konu çok yerleşik bir algı artık ve CHP’nin bunu kırması gerekiyor; Türkiye’nin egemen siyasetlerini kuranlar, Kürtlerin kolektif haklarını Türkiye’nin bekasına yönelik bir tehdit olarak görerek siyaset kurdu, bu bir devlet aklı oldu. CHP sıklıkla bu aklı hatırlatan şeyler yapıyor. Dolayısıyla insanlar umut etmek isterken, bu aklı güncelleyen herhangi bir söylem bu umudu geri çekebiliyor. Ama şöyle bir beklenti hâlâ var, Türkiye’de daha kötüye gidişi engellemenin yolu bir demokrasi bloğu yaratmak. Bunun içinde CHP de yer almalı ama nasıl? Buna yanıt verecek olan da CHP. CHP’nin siyasetini yürütenler.

YÜZDE 55’İN HANE GELİRİ AÇLIK SINIRINDA

Yeniden başlayan çatışmalar, dile dökülmesi zor insani, sosyal, kültürel yıkımla birlikte ekonomik çöküntü de yarattı. Diğer yandan, aynı dönemde üst üste ekonomik paketler, bölgeye dönük teşvikler, cazibe merkezleri programları açıklandı. Teşviklerin, dillendirilen trilyonlarca yatırımların gündelik hayatta karşılığı var mı?

Teşvik politikaları Kürt sorununda çözüm formülü olarak ne bir beklenti yaratıyor, ne de böyle bir sonucu oldu şimdiye kadar. Çünkü Kürt sorunu bir ekonomik sorun değil. Bölgede teşvik paketlerine şöyle bakılıyor; bir teşvik paketi çıkacaksa ilgili siyaset kendisine yakın bazı kesimleri ekonomik olarak güçlendirmeye, palazlandırmaya demek ki ihtiyaç duyuyor! Teşvik paketleri bölgenin ekonomik standartlarında da bir iyileşmeye yol açmıyor.

İktisadi tabloda nasıl bir geriye düşüş söz konusu?

Biliyorsunuz buralar Türkiye’nin diğer bölgelerine oranla daha fazla yoksulluk ve açlık sınırında nüfusa sahip ve son yıllarda yoksullaşma düzeyi kat kat arttı. Uzun yıllardır olmadığı kadar büyük bir işsizlik ve yoksullaşmayla karşı karşıya. Son yıllarda yaptığımız çalışmalarda açlık ve yoksulluk sınırında yaşayanların oranında büyük artışlar tespit ediyoruz.

Araştırmamıza katılan katılımcıların yüzde 54,1’i hanelerine giren geliri 1.500 TL’nin altında beyan etti. Ki, bu oranı genele vurduğunuzda çok daha yüksek. 3.500 ile 5 bin arası alanların oranı ise yüzde 6.5. Ortaya çıkan bu sonuçlar, yoksullaşmanın vardığı boyutu gözler önüne sermiş oluyor. İnsanlar doğal olarak soruyor; neyin teşviki bu?

http://www.kurdistana-bakur.com/

-

.

…

FOTO / KAYNAK: ŞENGÜL ÖZER'DEN

VARTO / GIMGIM DEYİP GEÇMEYİN (GÜZEL GIMGIM'IM)

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

YENİ HABER, NÛÇA NÛ (10) HER BÎJI KURDİSTAN


01) -29.12.2017

02) -29.12.2017

Ek.Tarihi Fri Dec 29, 2017 10:00 am Gön: Oezer

Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden biz sorumlu değiliz.

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun
 
İlgili Bağlantılar
· Daha fazla Medya
· Haber gönderen Oezer


En çok okunan haber: Medya:


Haber Puanlama
Ortalama Puan: 0
Toplam Oy: 0

Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü


Seçenekler

 Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa

 Bu Haberi Arkadaşına Gönder Bu Haberi Arkadaşına Gönder





Bu Site Ali Usta tarafından yapılmıştır.


>Powered by Nuke-Evolution