Anasayfa > Günün Haberleri > Sitene ekle > Arşiv > İletişim > Künye > Reklâm
__________________________________________________________________________________________
Güncel -
Spor - Siyaset - Ekonomi - Medya - Polemik - Dünya - Teknoloji - Sağlık –Kültür Sanat- Eğitim – Röportaj – Reklâmlar

   Üyemiz Değilseniz! Tıklayın   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (11) HER BÎJI KURDİSTAN   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (14) HER BÎJI KURDİSTAN   Mustafa Elveren:“Bol Keseden Ahkâm Kesmek” Ve Hazıra Konmak   Sinan Çiftyürek:Kudüs Kimin ya da Kimin Olduğuna Karar Verici Kimler?   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (14) HER BÎJI KURDİSTAN   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (11) HER BÎJI KURDİSTAN   Mim Yavuz Binbay:ABD YÖNETİMİNİN KUDÜS KARARI BARIŞA DEĞİL KAOSA HİZMET ETMEKTED   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (11) HER BÎJI KURDİSTAN   Îbrahîm Güçlü:Navê Kurdistanê Guhertin Destpêka Jiholêrakirina Dewleta Federal E   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (10) HER BÎJI KURDİSTAN
Onur Yazarımız

Konuk Yazarlar

Ana Menü
 
Ana SayfaAna Sayfa
    Ana Sayfa

    Konu Başlıkları
    Haber Gönder
    Haberler
Diğer Başlıklar
    Evo UserBlock
    Yazarlar
    Site Haritası
    Haber Arşivi
    Yönetici Notu
    Reviews
    Tavsiye Et
    NukeSentinel
    İletişim Formu
    Sorularınız
Üyeler
    Üye Bilgileri
    Üye Hesabınız
    Üye Listesi
    Üye Grupları
    Özel Mesaj
Birlikte
    Forumlar
    Destekleyenler
    Anket
    Arama
Sayfa İstatistikleri
    Top 10
    İstatistikler
Linkler
    Yararlı Programlar
    Web Siteleri

Arama
 



Bağış - Reklam
Sitemizin yaşaması ve daha iyi bir içerikle yayın hayatına devam etmesi için reklam ve bağışlarınıza ihtiyacımız var. Lütfen Buraya Tıklayarak bizimle ilişkiye geçin... Şimdiden teşekkür ederiz....

Top 10 Links
 

Günün Haberi
 
Bu gün için henüz önemli bir haber yok.

 
Medya


01)KERKUKİ: IRAK, KERKÜK’Ü ARAPLAŞTIRIYOR-04.12.2017
Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) Politbüro Üyesi ve Peşmerge Güçleri komutanlarından Kemal Kerkuki, Kerkük’ün demografik yapısının değiştirilerek, bir kez daha Araplaştırılmaya çalışıldığını söyledi.

Rûdaw’a konuşan Kemal Kerkuki, “Edindiğimiz bilgiye göre sadece geçen hafta, Irak’ın güney ve orta kesiminden getirtilen bin 413 Arap aile Kerkük’e yerleştirildi” dedi.

Kemal Kerkuki, “Arapların kentte gelişiyle Kürtlere karşı zulüm de artmış durumdadır” diye konuştu.

Irak Hükümeti’nin Kerkük’ün demografik yapısını değiştirmeye yönelik girişimleri olduğunu belirten Kerkuki, “Kürtleri kentten uzaklaştırıp yerlerine Araplar getiriliyor. Bununla birlikte bölgedeki Araplar silahlandırılarak, milis gücü oluşturulmaya çalışılıyor” ifadelerini kullandı.

02) YPG: Fırat'ın doğusu IŞİD’den temizlendi -04.12.2017

YPG, Suriye’deki Deyr ez Zor kentinin doğusundaki kırsal kesimi IŞİD’den temizlediklerini duyurdu.

ABD destekli Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) ana unsuru olan Halk Savunma Birlikleri (YPG), Suriye’deki Deyr ez Zor kentinin doğusundaki kırsal kesimi IŞİD’den tamamen temizlediklerini duyurdu.

YPG’den yapılan açıklamada ABD öncülüğündeki koalisyon güçleri ve Rusya’nın yardımıyla Fırat Nehri’nin batısında kurulu olan Deyr ez Zor’un doğusundaki kırsal alanların alındığı belirtildi.

Suriye ordusu 3 Kasım tarihinde Deyr ez Zor kentini IŞİD’den tamamen geri aldığını duyurmuştu.

Irak ile sınırda yer alan Deyr ez Zor, Suriye’nin doğusundaki en büyük ve en önemli şehir olma özelliğini taşıyor. Kent ayrıca Suriye’nin petrol üretiminin merkezi kabul ediliyor.

ARAP AŞİRETLERİNİN İŞBİRLİĞİYLE

YPG açıklamasında, IŞİD militanlarını kendi taraflarında, “Arap aşiretlerinin işbirliğiyle” yendiklerini açıkladı.

ABD öncülüğündeki koalisyon ile Suriye’deki Rusya güçlerinin “hava ve lojistik destek, tavsiye ve karada koordinasyon” sağladıklarını belirtilen YPG, açıklamasında “Desteklerde bir artış ve gerekli hava korumasını sağlamalarını umut ediyoruz” dedi.

Açıklamada ayrıca IŞİD’e karşı kazanılan zaferin Rusya’nın Suriye’deki Hmeymim hava üssünden de bir Rus temsilcinin de bulunduğu Deyr ez Zor’un bir köyünde ilan edildiği belirtildi.

ABD Savunma Bakanı James Mattis bu hafta yaptığı açıklamada IŞİD ile mücadelede sona yaklaşıldığını söylemişti. (Kaynak: DW Türkçe)

03) Yol Ayrımı; Askeri Uçak ve Milletin Özgür İradesi-04.12.2017
Yaşar Abdulselamoğlu

Irak, denilen devlet 1926 yılında Gertrude Bell’in Kral Faysal ile misterik aşkının imkansız çocuğu olarak dünyaya geldi. Irak bir devlet olarak İngiliz Askeri Uçakları sayesinde oluştu ve 1991 yılına kadar da bu sayede ayakta kalabildi.

Askeri uçak ilk kez tarihte yeni bir ulus-devlet inşa edecekti. Uçaklardan bu devleti kabul ederseniz, sizi öldürmeyeceğiz” bildirileri dağıtıyorlardı İngiliz subayları Kürtlere, ezidi aşiretlerine, türkmenlere…

1991 yılında “Uçuşa Yasak Bölge” ilan edildi; Irak çöktü.Belli ki, onca aradan sonra da hala “ulus-devleti” askeri uçaklar “ayakta” tutuyordu.

Bütün Irak tarihi milletin iradesini askeri uçakların bastırması tarihi olarak görebilirsiniz. Şimdi, bir yol ayrımı var; askeri uçakların belirlediği zorba yola karşı insanların özgür iradesinin belirlediği yeni bir yol.

Hangisi kazanacak?

Ortadoğu’da ağalık rejimlerinin hakimiyet hezeyan ve hırslarının gücünü büyütenler, Askeri Uçağın yoluna devam diyorlar. Kürtler ve onlarla birlikte Kurdistan Bölgesindeki herkes “milletin iradesine saygı yolu” diyor; 25 Eylül 2017 Referandumu bu yolun ifadesi: askeri uçağa tapanlarla özgür iradeyi esas alanların birbirinden ayrılma zamanı.

Kürtler bugüne kadar kendilerine sürekli olarak baskı uygulayan ve telkinde bulunan uluslararası güçlerin dayatmaları ve vaatleri ile Irak’la birlikte kalmaya devam ettiler. Bu gerekçe ve dayatmaların bugün hiç bir bahanesi kalmadı. Öne sürülen konjüktürel –Irak seçimi, şii güçlenmesi, teröra karşı savaşın zayıflaması, Bölge’nin istikrarsızlaşması gibi argümanlar ve hele Bölge üzerinde tam bir kolonyal zihniyetle egemenlik nostaljisi taşıyanların milliyetçi hezeyanları Referandumdan vazgeçilmesi veya ertelenmesi için geçerli gerekçe olamıyor. Kürtler Irak’la Yolun sonuna geldiler. Kürt çocukları kendi semalarında Demir Kuş – askeri uçağı daha fazla görmek istemiyorlar.

“Ben sana Suriye’de PKK-YPG’ye karşı, sen bana Kürdistan Bölgesinde Barzaniye karşı destek ol” fitnesi ile İran Türkiye’yi kandırıyor.

İran Türkiye’den boşalan alana tamamen girmek istiyor. Derdi Kürdistan’da Türkiye’nin imkanlarını elinden almaktır.

Türkiye Kürdistan Bölgesi Bağımsızlık Referandumu’na karşı “İptal etme Kampanyası’nın” başına geçti. Batılı devletlerin bazı kuşku ve itirazlarınını da gerekçe göstererek New York Toplantıları öncesinde Kürtleri rencide edecek dayatmalara başlanıldı. Bu Kampanya Referandumu ortaya çıkaran bütün gerekçelere karşı lakayıt, hiç bir argümana dayanmayan; sırf “toprak bütünlüğü” söylemini kullanan ve Kürtleri Demir Kuşlarla, ekonomik ambargo tehditleriyle “yola getirmeye” çalışan bir politika belirlediler. Referanduma sert karşı çıkmayan Türkiye’nin son tavrı İran ve Irak’ın yapamadığını Türkiye yapabilir anlayışıyla yeni bir baskı arayışı olarak geliştirildi. İran Türkiye’yi Kürtlere karşı böyle bir cepheleşmenin içine çekmesi Bölge’deki aktörler arasında yeni seçenek ve denge arayışlarına sebep olabilir. Bunu referandum sonrasında daha iyi göreceğiz.

Askeri uçakla ayakta tutulabilen “toprak birliklerini” kutsallaştırma siyasetinin arka planı Bölge üzerinde işgalci egemenlik hak talebi olarak kendisini gösteriyor. Türkiye son tavrıyla bu zihniyeti çok açık bir şekilde ortaya koydu.

Referandumu “İptal et” tavrı dünyada bütün Kürtleri karşıya alan, onların iradesini rencide eden bir tavırdır ki, tatbikat psikolojik savaşı, tezkere, ve referandum öncesi tedbir ve kampanya faaliyeti ile kendisini ortaya koymuştur. Türkiye’nin bu tavrı belki referandumu ertelemeye yetmez, ama Süleymaniye ya da başka yerlerde referaduma ikircimli bakan ve hata “hayır” oyu kullanmaktan yana olan belli bir kesim Kürt üzerinde tersi bir etki yaratarak “evet” oyunun oranını yükseltebilir.

Kürtlerin Irak’la birlikte yaşamayı istememelerine karşı duran bu zihniyetteki herkese şu soruyu son olarak sormak gerekir; araplar araplarla birlikte yaşayamıyor, bunun için 50 ayrı devlet olmak istiyorlar. Filistinliler herhangi bir arap devletine bağlanmak istemiyor, ayrı devlet olmak istiyorlar; bu durumda Kürtleri onlarla birlikte yaşamaya hangi hakka, hangi hukuka dayanarak istiyorsunuz?

Kürtleri hizmetçi olarak gören tavır 25 Eylül Referandumu ile büyük bir krize girecektir. Referanduma karşı tavır Kürtlerin hizmetçilikten çıkmasına karşı bir tavırdır. Bu nedenle de, sağlıklı, insani ve hukuki argümanlardan yoksundur.

Referandum “Kürt halkının çıkarlarına karşı imiş” – zaten, hep bir siz bildiniz kürtler için neyin iyi neyin kötü olduğunu. Kürtler “Bölge’nin Ağalarını” değil, kendi özgür iradeleri ile kendi geleceklerini belirlemek istiyor, istikballerini inşa ediyorlar. Türkmenler ve Bölge için huzur ve barışta samimi olanlar, Kürtlerin bunun garantörü olduğunu iyi biliyorlar. Kürtlerin garantörü olmadığı bir Kürdistan türkmenler için de Bölge için de yeni bir yıkımın arenasına dönüşecektir.

25.09.2017’den sonra yeni bir gün yeni bir dönem başlıyor. Kürtlerin, o kadar korkulan “milli iradesi” huzurlu bir gelecek belirleyecektir. Bu kez, askeri uçakların –demir kuşlar değil, insanın kendisinin bu kaderi belirlemesine izin verelim. Akıl almaz çılgınca hırslar ve tahakküm arayışlarından vazgeçelim. Kürtlerin söz konusu o iradesi DAEŞ’e durduran iradedir. Bölge’de huzur ve istikrarı, özgürlükler ve hakları garanti eden, vaat eden bir iradedir.

25 Eylül’de korku ve dış belirleme değil, özgür insanlar nasıl yaşamak istediklerini ortaya koyacaklar. Bundan korkmak, bunu kendin için ‘ulusal güvenlik ve beka sorunu’ olarak görmek anormal bir durumdur. “Milli İrade’nin’ özgür bir yöntemle belirlenmesinin karşısında askeri çözüm –demir kuşları konuşturmak Bölge’de dengeleri tamamen değiştirir, barışçıl çözümün doğal gidişatını kim bozarsa, ona kim engel olursa, demokratik dünya ona karşı tavır alacaktır. Her ne kadar, Batı devletlerinin kimi yöneticileri Referandum’un ertelenmesi yönünde beyanlarda bulunmuş olsalar da, Batı Kamuoyu Kürtlerin bu demokratik çözüm yoluna büyük bir sempati ve umutla bakıyor. Demokrasi şölenini Ortadoğu’da başarmak, Kürtlerin, Daişe karşı savaşla oluşan pozitiv imgesini daha da güçlü kılacak ve Kürtlerin anlaşılmasına faydalı olacaktır.

Allahaısmarladık, Savaş Uçağı, Demir Kuş-Irak!

04) BARZANİ: KİMSE KÜRDİSTAN HALKININ İRADESİNİ KIRAMAZ -04.12.2017

Mesud Barzani, Kürdistan olarak emri vaki uygulamaları kabul etmeyeceklerini ve ihanete karşı beyaz bayrak kaldırmayacaklarını söyledi.

Başkent Hewler’de Kürdistan Demokrat Partisi’nin (KDP) politbüro ve merkez kurul üyeleriyle bir araya gelen Başkan Mesud Barzani, şu an yaşanan olağanüstü ve anayasaya aykırı durumun başarıya ulaşamayacağını ve geçici olduğunu belirtti.

Yaşanan durumun çözümü için en iyi yolun seçimlere gitmek olduğunu kaydeden Barzani, Irak ile Kürdistan arasında referandum sonrası yaşanan sorunların çözümü ve diyalog için Kürdistan’ın kapılarının açık olduğunu ve diyaloğu en iyi çözüm yolu olarak gördüklerini ifade etti.

Barzani şunları söyledi:

“Silah ve zor kullanılarak emri vaki uygulamaların bize dayatılmasını ve ihaneti kesinlikle kabul etmeyiz.

Kimse Kürdistan halkının iradesini kıramaz. Kürdistan halkının iradesi kırılmaz. Zor kullanımı, zulüm ve ihanete karşı asla beyaz bayrak kaldırmayız, teslim de olmayız.

Şu an yaşanan anayasaya aykırı durum geçicidir. Kürdistan’daki siyasi sorunun çözümü için en iyi yol seçimlere gidilmesidir.”
ilkehaber

05) 'SANAL MAHKEMELER ÜLKEMİ MAHKUM EDEMEZ' -04.12.2017

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Erdoğan, "Öyle sanal oluşturulan mahkemelerle, o Feto denilen alçağın uydurma temsilcileriyle kurulan mahkemeler asla benim ülkemi mahkum edemez." dedi.

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, İsmail Aytemiz Spor ve Sergi Sarayı'nda düzenlenen AK Parti Kars 6. Olağan İl Kongresi'nde yaptığı konuşmada ABD'de süren Reza Zarrab davası ile CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu'nun iddialarına illişkin açıklamalarda bulundu.

Sanal oluşturulan mahkemeler

"Amirileri Amerika'ya gider, birileri Batı'nın değişik ülkelerine gider ama bu ülkenin asıl sahipleri yine burada kalır. Bak biz buradayız, onlar nerede? Kimisi Hans'ın kulu kölesi oluyor, kimisi Corc'un kulu kölesi oluyor, kimisi kurulan sahte mahkemelerde yargılanmak suretiyle güya benim ülkemi yargılamaya kalkıyor. Boşuna uğraşmayın. Bizim abdestimizden şüphemiz yok ki namazımızdan şüphemiz olsun. Onun için öyle sanal oluşturulan mahkemelerle o 'Feto' denilen alçağın uydurma temsilcileriyle kurulan mahkemeler, asla benim ülkemi mahkum edemez."

'Daha Çorum'la Çorlu'yu ayırt edecek durumda değil'

"Görünüşte laflar çok büyük ama özüne baktığınızda ortada tam bir komedi var. İşin komikliği daha ilk adımda başlıyor. Bu şahıs, geçen haftaki grup konuşmasında Çorum'da söylediğini beyan ettiği birtakım iddialara atıfta bulundu. Grup konuşmasında aynen, 'Çorum'da 17 Kasım'da bir konuşma yaptım' diye söze başladı. Arkadaşlarımız aradılar taradılar, böyle bir konuşma bulamadılar. Çünkü beyefendi 17 Kasım'da Çorum'a hiç gitmemiş, kendisi o gün Tekirdağ'daymış. Önce Tekirdağ Belediyesi'nin, sonra da Çorlu Belediyesi'nin programlarına katılmış. Demek Çorlu ile Çorum'u karıştırdı. Çorum nire Tekirdağ nire, Tekirdağ nire Çorum nire, Çorlu nire Çorum nire. Kendince güya siyasi hayatının en önemli açıklamasını yapıyor ama daha Çorum'la Çorlu'yu ayırt edecek durumda değil."

"Benim bu zatı dinleyerek heba edecek vaktim olmadığı için söyledikleri kulağıma biraz geç ulaştı." diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, İstanbul'da katıldığı bir toplantıda bu iddialara, "Benim çocuklarım yurt dışında hiç bir yere para göndermediler. Yurt dışı bankalarda da benim çocuklarımın da eniştemin de dünürlerimin de böyle bir parası yok." dediğini hatırlattı.

"Kemal'in kendisini kurban edecekler"

Kemal Kılıçdaroğlu'nun söylediği 5 kişiden birinin "özel kalem müdürü" olduğu yönündeki iddialarına da değinen Erdoğan, "Benim öyle bir özel kalem müdürüm olmadı. O isim bir iş adamı. Özel kalem müdürüm değil. Zerre kadar senin aklın olsa. Gerçekten 'bu isim özel kalem müdürüm mü' bunu bir sor. Kılavuzu karga olanın... Bunlar işte maalesef böyle bir yanlışın içinde gidiyor. Dün 'belge' dedikleri kağıtları gördükten sonra anladık ki birileri bu zatı fena halde tongaya düşürmüş. Sanıyorum CHP'de hiçbir zaman bitmeyen ve bu gidişle bitmeyecek olan adam harcama, adamın ayağını kaydırma oyununa bu defa Kemal'in kendisini kurban edecekler, yazık." ifadelerini kullandı.

Erdoğan, Kılıçdaroğlu'nun iftiralarını ortaya dökmekle mükellef olduklarını vurgulayarak, konuşmasına şöyle devam etti:

"Bu zatın belge diye salladığı kağıtları görünce anladık ki bir şirket alışverişi için yapılan ödemelerin dekontlarını kendisine 'Cumhurbaşkanının yakınları yurt dışına para gönderiyor' diye yutturmuşlar. Hesap uzmanı ya, sevsinler senin gibi hesap uzmanını. Yani ortada yurt dışına gönderilen bir para falan yok. Halk Bankası ile Al Baraka arasındaki sadece bir alışverişin belgeleri var fakat bunun elindeki belgeler de sahte. Böyle bir hadise de mevcut değil. İnanın bana dünyanın en zor işi yok olan bir şeyi ispatlamaya çalışmak. Peki olan ne? Yurt içindeki bir bankadan, yine yurt içindeki bir başka bankaya yapılan havale. Havalenin yapıldığı kişilerin hepsi de yıllardır ticaretle uğraşan insanlar. Ticaretle uğraştıkları için kimi zaman mal alır mal satarlar kimi zaman şirket alıp, şirket satarlar velhasıl işlerini yaparlar. Yani aslında bu kişiler, ticari faaliyetleri sebebiyle tabii Bay Kemal ticaret falan yapmış değil."

"Ben bu zata haddini bildiririm, orada bir sıkıntı yok da sürekli bu zatın yalanlarını dinlemek zorunda kalan milletimizin Allah yardımcısı olsun." ifadesini kullanan Erdoğan, "Şu anda arkadaşlarımızla beraber 3 milyonluk dava açtık ve bu davalardan kazandıklarımızı da inşallah, tabii milyoner olacağız ya, biz hanımlar için onlara bir konaklama yurdu ve evi yapacağız." dedi.

06) 1914 Bitlis Kürd İsyanı öncesi ve sonrası mektupları-04.12.2017

Bu çeviriler, Bitlis İsyanı sırasında, şehirdeki Holyoke Amerikan Ermeni Kız Koleji’nde 1915’e kadar görev yapmış rahibe Mary D.Uline ve rahibe Charlotte E. Ely’ın, Holyoke’nin Boston merkezindeki rahibe arkadaşlarına yazdıkları mektuplardır.

‘Bitlisli Kürdler, başkaldırarak başkenti Bitlis olacak bağımsız bir Kürd Krallığı kurmayı arzuluyorlardı’.

Araştırma ve çeviri: Baran Zeydanlıoğlu

Birinci mektup

Bitlis, 11 Mart Çarşamba, 1914

Bu sabah ortalıkta dolaşan söylentilere göre, Bitlis’e bir kaç saatlik uzaklıktaki bir köyün yakınında, Kürdlerin epeyi kalabalık bir şekilde toplandıkları haberi gelmiş. Erkek sınıflarımızın olduğu okulumuzdan sorumlu bay Maynard, bu söylentiler hakkında bilgi almak için gittiği dışarıda, Bitlis Rus Konsolosluğu tarafından kendisine, duyduklarımızın doğru olduğu ve o yönde bir raporun onlara da ulaştığını söylenmiş. Konsolos ayrıca; bu Kürdlerin, lideri olan Seyyid Ali önderliğinde bir takım taleplerini hükümete bildirmek için Bitlis’e doğru ilerledikleri de haber vermiş. Bu taleplerin ise; dış ülkeler tarafından bu bölgede uygulanması planlanan yeni reformlardan vazgeçilerek eski yönetime geri dönülmesi, var olan devlet memuru sayısının ve maaşlarının azaltılması, vergilerin düşürülmesi ve bir takım başka taleplerin olduğuymuş.

Söylenenler arasında Kürdlerin şehirdeki Hristiyanlara da bir mesaj gönderdikleri ve bu mesajın da, onlara hiçbir şeyin olmayacağıymış. Ancak Kürdlerin bu taleplerine bakılırsa ve istedikleri gibi rejim eskiye dönerse, onlar da üstelik ceza almadan Hristiyanların mal ve mülklerini istedikleri gibi yağmalayabilir ve katledebilirler. Kürdlerin verdikleri taahhütlere pek güvenmeyen Hristiyanlar dükkanlarını açmadıkları gibi değerli mal ve eşyalarını da daha güvenli yerlere taşıdılar. Ermenilerin dükkanları açık değil ve Türklerin dükkanlarının çoğu da kapalı. Kış boyunca Kürdlerin hükümete karşı baharda büyük ve genel bir isyan çıkarmak için silahlandıkları söylentileri vardı. Aslında Kürdlerin bu girişimleri bu kadar erken beklenmiyordu, ancak hükümete karşı bir kaç defa kafa tuttuğu için tutuklu bulunan Seyyid Ali Bey’in sağ kolu olan Hoca’yı (Mele Selim) askerlerin elinden kurtarmış olmaları, bu girişim kararlarını hızlandırmış olmalı. Ê tabi diğer taraftan Kürdlerin Hoca’yı askerlerin elinden kurtarmış olmaları, hükümete karşı başkaldırdıklarının zaten açık göstergesiydi. Belki de askerlerin Hoca’yı geriye almak için tekrar harekete geçeceklerini düşündüklerinden askerlere karşı hazır olmak için de toplanmış olabilirler. Tam olarak ne için toplanmış olurlarsa olsunlar (ki kış boyu çok kapsamlı ve genel bir isyan çıkartacaklarını duymuştuk, ancak şuana kadar başka bir yerden de böyle bir toplanma haberi yok) bu yakınımızdaki Kürdler, taleplerini hükümete iletmek üzere, Bitlis’e bir veya iki gün içinde gelecekleri haberini göndermişler.

Bay Maynard İstanbul ve Erzurum’a telgraf çekti. Bulunduğumuz koşullar içerisinde, bizlerin tam olarak ne olup bittiğini bilmemiz açıkçası çok zor. Gerçeklerle alakası olmayan o kadar çok söylenti var ki. Burada bir şey herkes için kesin, ki o da en kötü senaryoya hazırlıklı olmak. Eski hükümet döneminde Ermenilerin silah bulundurmaları yasaktı, ki ev aramalarında bir bıçak dahi bulunursa tutuklanıyor, hatta öldürüle biliniyorlardı. Ancak son bir kaç senedir, hem Türklerin başka devletlerle cereyan eden savaşlarla meşgul olması, hem de yeni hükümetin tam olarak bölgede otoritesini sağlayamamış olmasını fırsat bilen Ermeni direnişçiler, dışarıdan ülke içine silah getirdiler ve direnişçi olsun olmasın tüm Ermeniler kendilerini savunabilmek için hazırlık yapıyorlar. Ermeniler de şimdiki hükümete pek güvenmemekteler. Çünkü ister devletin imkansızlığından veya korumak istemediğinden olsun, hem canlarının hem de mallarının garanti altında olmadıklarını biliyorlar. Yani burada hükumet yok kısacası. Yeni bir rejim ve hükümetin olmasını aslında Ermeniler çok istiyor, ancak yaşam şartları ve imkanlarının yeni reformlarla daha iyi olacağı üzerine o kadar gerçekleşmemiş vaatler duymuşlar ki, artık hiç bir kimse ve şeyden herhangi bir beklentileri olmadığı gibi, kimseye bellerini de bağlamamakta kararlılar. Aşikar olan başka bir şey de, karışık durumdaki bir ülkede Kürdleri durdurmak ve başkaldırılarının önüne geçmenin tek çaresi, dış güçlerin müdahale ederek kontrolü ele almalarıdır. Türkiye savaşlar, hastalıklar ve yetersiz ve hijyenik olmayan tıbbi malzemelerden dolayı o kadar çok askerini kaybetti ki. Daha geçen kış sadece Van’da 1500 asker tifodan dolayı öldü. Yani eğer Kürdler tarafından bir isyan gerçekleşirse, onları bastıracak herhangi yeterli bir askeri gücün olmamasından çekiniyoruz. Bunların yanında ordudaki var olan askerlerin büyük kısmı zaten Kürd ve herhangi bir Kürd isyanında bu askerler de haliyle kendi insanları olan Kürdlere katılacaklardır. Herhangi bir çatışma durumunda Ermenilerin tek umudu ve güvendikleri, sahip oldukları savaşma teknikleri. Ayrıca kendilerine önceden ulaşan uyarılardan dolayı şimdilik daha sakinler. Buradaki evleri yüksek kalın duvarlar ve demirli pencerelerle çevrili, ki bu mekanlar bir de silahlar ila içeriden savunulursa, dışarıdan buraya saldıracakların durumu kötü olur. Daha önceki katliam ve saldırılar, hep çarşıda ve hiçbir uyarı olmadan gerçekleştiler. Kürdler bu sefer zahmet edipte Hristiyanlara herhangi bir şeyin olmayacağı ve bir zararın verilmeyeceğini önceden haber vermişler. Bu uyarıyı yapan aynı Kürdlerin, hiç bir kanun tanımadıkları, yağmalamaktan zevk aldıkları ve dişlerine kadar silahlı oldukları bilinen bir durumdur. Kürdlerin genel bir isyan çıkartmalarının arkasında olabilirlikler arasında ya Sultan Abdülhamit yanlısı eski parti yada yabancı güçlerin Türkiye’de uygulamak istedikleri hegemonya politikalarını bozup, kendisinin çoktandır istediği müdahale etmesine fırsat yaratmak isteyen Rusya. Eğer buradaki Kürdler planladıkları gibi Bitlis’e gelirlerse ve taleplerini de sunarlarsa, hükümetin onları tatmin edebileceği tek şey, istediklerini vermek olacaktır, ki bu da bir aldatmaca olacaktır. Çünkü bu karar İstanbul hükümeti tarafından onaylanmayacak, buradaki vali görevden alınıp yerine başka biri atanacak ve bu böyle devam edecek. Tabi bu zaman içerisinde yabancı hükümetlerin alacakları yeni kararlar ve uygulamalar yürürlüğe girmezse, Kürdlerin talepleri daha zorlayıcı bir hal alacaktır. Şehirdeki Rus konsolosu, gerginliğin daha da tehlikeli bir hal alması durumunda, bizim her iki okuldaki öğrencilerimizi de alarak konsolosluğa gelmemizi teklif etti. Biz misyonerler günde bir saat her gün okulumuzun damında yürüyüş yaparız. Çünkü özellikle kışları kardan ve çamurdan dolayı sokak ve bahçelerde yürümek imkansız olduğundan, spor amaçlı yürüyüşlerimizi damda gerçekleştirmekteyiz. Ancak artık buna ara vermemiz gerekecek çünkü Kürdlerin tüfeklerinden çıkacak kurşunlara hedef olmak istemeyiz, ki yakınlardaki tepelerde olabilirler.

12 Mart Perşembe sabahı

Kürdlerin Cuma gününe kadar Bitlis’e gelmeyecekleri haberini aldık. Kaç kişi olduklarına dair değişik söylentiler var. Bazıları 16 bin kişi olduklarını söylerken, biz en fazla 1600 kişi olabileceklerine, hatta o kadar da olamayacaklarına inanıyoruz. İstanbul’dan aldığımız bir telgrafa göre; büyük elçilik durumdan haberdar olmuş ve burada olup bitenler hakkında hükümetten günlük bilgi aktarılması ile, bizim güvenliğimizin sağlanması konusunda talepte bulunmuş. Kürdler daha da gözlerini karartırlarsa, hiç çekinmeden kararlı bir şekilde sırf İstanbul ile olan irtibatı kesmek için, telgraf tellerini dahi keserler. Şuan bir sessizlik hakim şehirde. Sokakta devriye için kol gezen Ermenilerin dışında tüm Ermeniler evlerinden çıkmadılar bugün.

Öğleden sonra: Seyyid Ali Bey’in şehre geldiğine dair bir duyum aldık. 30 atlı ile beraber geldiği söylense de, ortak kanı iki-üç atlı ile beraber geldiğidir. Büyük Müftü’nün evinde kaldığını söylediler. Vali kendisi ile görüşmesi için Valilik binasına gelmesi konusunda ona haber yollamış, ancak Seyyid Ali Bey Vali görüşmek istiyorsa o buraya gelsin diye geriye mesaj göndermiş. Artık geç olduğundan, ertesi günün de Cuma ve Türkler için mübarek ve bir tatil günü olduğundan, görüşme Cumartesi’ne kalmış.

13 Mart Cuma sabahı: Kürdlerin bugün şehre geleceklerini bildirmiş olmalarına rağmen, sabah 07:30 olmuş halen herhangi bir hareket yok. Ermeniler de dahil kimse cesaret edip de dışarı çıkmadı. Çarşı sessiz ve Kürdlerden ses seda yok. Kürdler ne yapıyor diye öğrenmek için dışarı çıkmaya yavaş yavaş cesaret ediyor millet. Söylenenlere göre Seyyid Ali Bey’in de talimatıyla Kürdler geri çekilmişler ve kendilerine taleplerinin yerine getirileceği ve 1 aya kadar da onlarla görüşüleceği iletilmiş. Ermeniler bu gelişmenin onlarda var olan güvenlik endişesini daha da uzatacağını ve kendilerinin ne olursa olsun teyakkuzda olacaklarını söylüyorlar. Hiç kimse çarşıya gitmemeye kararlı.

Cuma öğleden sonra: Erzurum’daki Britanya konsolosluğundan gelen bir telgrafa göre, Babı Ali’den (Osmanlı Hükümeti) İstanbul’daki büyükelçiliğe gönderilen bir telgrafta Bitlis’teki Kürd liderlerinin kesinlikle tutuklandığı ve isyancı Kürdlerin de dağıldığı bildirilmiş. Bizler bunun kesinlikle gerçeği yansıtmadığını bildiğimiz gibi, hükümetin de ne kadar güvenilmeyeceğini de görmüş olduk.

Cuma akşamı: Duyduğumuza göre Seyyid Ali Bey’in Hocasının kaldığı evi hükümet güçleri kuşatmışlar ve söylenilen diğer bir şey de, valinin görüşme talebini ret eden kişi Seyyid Ali bey değil bu Hoca imiş. Kulağımıza gelen diğer bir bilgi de, Vali Bey ile Seyyid Ali Bey’in ayrı bir yerde baş başa görüştükleri ve Vali’nin zaman kazanmak amacı ve Bitlis’e daha fazla asker getirmek için, Seyyid Ali Bey’in taleplerini kabul ettiği gelişmesi. Yalnız Vali’nin bu gayret ve çabaları pek Seyyid Ali Bey’i ikna etmemiş olacak ki, Seyyid Ali Bey adamları olan Kürdlere yaveri ile haber gönderip, akşama Bitlis merkezinde bulunan manastır yakınlarında toplanmalarını emretmiş. Bu durum üzerine Kürdlerin akşam toplanacakları yere hemen 60 asker gönderilmiş ki, onları orada durdursunlar diye. Ayrıca hükümet Ermenilere de haber salarak, silah taşımalarına, sokaklarda devriye gezmelerine ve kendilerini taşıyacakları silahlarla korumalarına izin verildiği ve askerlerin kesinlikle onlara bu durumda müdahale etmeyecekleri bildirmişler. Bitlis’te var olan asker sayısı 120 ve bu sayı, olabilecek bir saldırıda kesinlikle yetersiz kalacaktır. Bay Maynard, yanında papaz ve iki öğretmen olmadan Vali’nin yanına giderek silah ve asker istedi. Vali silah yardımında bulunamayacağını ancak acil bir durumda bize 3 asker gönderebileceğini söylemiş. Şehirdeki Rus konsolosluğu bize biraz uzakta olduğundan, acil bir durumda oraya gitmemiz imkansız olur.

14 Mart Cumartesi sabahı: Şehirdeki Ermeniler gece boyunca hiç uyumadılar ve sabaha kadar sokaklardaki erkeklerin konuşmaları duyuluyordu. Çok heyecan vericiydi. Seyyid Ali Bey dün gece şehirden ayrılmış diye haber geldi, ki büyük olasılık adamlarının bilgisi dahilinde bir şeyler yapacaklar. Bir gün daha bu şekilde geçti. Şehrin Ermenileri dört gündür iş yerlerine gidip dükkanlarını açamadıkları gibi, ileriye dönük herhangi güven verici bir gelişme de yok. Bugün baharın ilk yağmuru yağdı. Sokaklar ve caddeler yine berbat bir duruma dönüşecekler. Gün içerisinde öğrendik ki, o Hoca da dün gece şehirden ayrılmış ve beklenildiğinin aksine, küçük bir grup gelmiş manastırın oraya dün gece ve o Kürdlerden dördü karakola götürülmüşler bu sabah. Yağan yağmur şiddetini artırarak karla karışık dolu halinde yağmaya başladı ve bu durum saldırı yapmayı planlayanların işlerini çok zorlaştıracaktır. Vali’nin Kürdlerin taleplerini bir ay içerisinde yerine getireceği sözü vermesi ancak bununla beraber şehre alenen asker yığma girişimine kalkışması, açıkça bize göre çok tutarsızca bir durum. Çünkü bu durumu Kürdler fark ettikleri vakit, kesinlikle saldırıya geçeceklerdir, tabii eğer bizim bilmediğimiz başka gizli bir anlaşma yoksa aralarında.

Cumartesi öğleden sonra: Bütün sabah boyunca esen şiddetli fırtına, başka hiç bir şekilde sakinleşmeyecek şehir ahalisinin imdadına Hızır gibi yetişti. Çünkü kısa bir zaman için de olsa, bu zaman zaafında kendilerini güvende hissettiler. Okulumuz erkek öğrencilerinin bir öğretmeni, şehrin bu yakasının değişik yerlerine ‘ akşam saat 7’den sonra kesinlikle dışarıda toplanılmaması’ yasağı içeren levhaların asıldığını bize söyledi. Eğer belirtilen bu saatten sonra herhangi birisi sokaklarda görülürse, yetkililere kim olduğunu ve ne amaçla dışarıda bulunduğunu belirtmesi gerekli. Eğer bunu yapmazsa tutuklanır hatta olduğu yerde vurularak öldürüle bilinir. Herhangi bir silah bulundurmak kesinlikle yasak. Aslında levhalarda daha çok maddeler varmış, ancak okulun karşısına asılan o levhanın biri tarafından tahrip edilmesi sonucu sadece bu üç madde okunabilmiş öğretmen tarafından. Biz bütün bu gerilim ve heyecanı yaşarken, meğerse tüm şehir vuku bulan durumdan haberdar değilmiş. Bu arada bu şehrin nüfusu 40 bin kişidir ve dağ yamaçlarına serpilmiş küçük vadiler üzerinde, beş ayrı mahalle ve bölgeden oluşur.

Bizim bulunduğumuz kısımda büyük oranda Ermeni nüfusu var ve eğer Kürdler hükümet binalarına saldırırsa, buradan geçmeleri gerekmekte. Silahlı Kürdlerin bu güzergahtan geçme ihtimali, buradaki Ermenileri huzursuz etmekte, ki eğer bir önceki hükümetin yaptığı gibi şimdiki hükümet de evlerini silahlardan arındırmak için baskınlar ve aramalar yaparlarsa, Ermeniler ile birlikte başkalarının da canı yanacaktır kesin. Çünkü bu sefer Ermeniler tam teçhizatlı silahlanmış durumdalar. Vali, bir saldırı ihtimalinin artık olmadığını, tehlike durumunun arz etmediğini ve artık herkesin çarşıya ve işlerinin başına dönebileceklerinin garantisini verdiğini haber vermekte.

15 Mart Pazar: Sessizlik hakim. Gerilim ve heyecan atmosferi kaybolmakta. Şehir ahalisi şimdilik bir tehlikenin kalmadığını düşünüyorlar.

16 Mart Pazartesi sabahı: Gelen bir habere göre Seyyid Ali Bey tekrardan şehre dönmüş. Dün söylenilenlere göre Ermeniler işlerinin başına bugün dönebileceklerdi. Bazıları sabah gitmişlerdi de dükkanlarına, ancak aldıkları bu haberden sonra, güvenliğin olmadığını düşünerek tekrardan hepsi evlerine geri döndüler. Seyyid Ali Bey tekrardan hiçbir Hristiyan’ın endişelenmemesini ve onlara herhangi bir zarar gelmeyeceği garantisini yinelemiş. Ne yazık, 18 sene önceki gerçekleşen katliamın bir gün öncesinde de kendilerine böyle bir garanti verildiğinden, Ermeniler şimdi daha da bir endişeye kapıldılar. Ne kadar doğru bilemiyoruz ancak Kürdlerin Van’da da sıkıntı yarattıkları haberleri gelmekte. Öte yandan Kürdler tutuklu bulunan o dört Kürdün serbest bırakılmaları için haber göndermişler ve ‘ eğer salıverilmezlerse çok kötü şeyler olur’ diye de eklemişler. Şimdilik buradaki Britanya Konsolosu konumunda gibi hareket eden bizim ahbabımız bay Maynard, kendisine gelen bir mesajı bizlere iletti. Mesajda çarşıda hiçbir Ermeni’nin bulunmadığını, ancak çok az sayıda bazı Kürdlerin olduğunu aktardı. Ayrıca o alıkoyulan dört Kürdün köylüleri olan bazı Kürdlerin, dört zaptiyeyi alıkoyup silahlarını aldıkları da bildirildi. Köylüler karakoldaki Kürdlerin serbest bırakılması halinde onların da bu zaptiyeleri serbest bırakacaklarını söylemişler, ki zaptiyelerden ikisini silahlarını aldıktan sonra bu mesajlarını Vali’ye duyurmak için zaten serbest bırakmışlar. Ancak bay Maynard’a göre Vali Kürdlerin salıverilmesini reddetmiş. Geçen gece bir Ermeni genci her zaman olduğu gibi sabaha pişireceği ekmeklerinin mayalarını yapmak için fırınına giderken tutulup hapse atılmış. Gerekçe ise o saatte izinsiz olarak neden dışarı çıkmış.

Bu olup bitenler ve gerginlikler umursamamaya çalışılsa da, net bir şekilde insanların talihsizce iş güçlerinden olmaları ve mağduriyetleri görülmekte. Bu şekilde çaresizce sadece bekleniliyor. Ne için?.

Dün gelmesi gereken ancak gelmeyen postanın da niye gelmediğine dair bir fikrimiz yok. Posta ile gönderilen ve gelmesi gereken mektupların, önceden açıldıkları yada imha edildikleri zamanlar oluyor ve eğer bu postaya da aynı şekilde müdahale ederlerse, bu mektup da sizlere ulaşmayabilir.

Mary D. Uline, 11 Mart 1914 – Bitlis

İkinci mektup – Bitlis İsyanı sonrası 1 Mayıs 1914

Sevgili dost,

‘Bu bahar Bitlis şehri, buradaki Kürd kesiminin ve şehrin dışındaki Kürdlerin birleşerek hükümete karşı ayaklanmalarına sahne oldu. Hem bu yeni hükümetten hoşnut değillerdi, hem de yeni reformları uygulamak üzere buraya gelmeleri planlanan yabancı müfettişleri istememekteler. Başkaldırarak başkenti Bitlis olacak bağımsız bir Kürd Krallığı kurmayı arzuluyorlardı.

31 Mart günü çevre köylerden, Kürdlerin şehir merkezine bir saldırı gerçekleştirmek için dağ yamaçlarında toplandıklarına dair bir bilgi geldi. Bu durumu kontrol etmek için hemen askerler gönderildi. 2 Nisan sabahı saat 5’te, şehrin Kürdleri ile birlikte, civar köy ve kasabalardan şehre gelen Kürdler, tepelerde ve mezarlıklarda toplanmaya başladılar.

Yaklaşık bir saat boyunca meydan okuyup, marşlar söylediler. Hükümet güçlerinin ağır silahlarla ateş açması sonucu Kürdler sağa sola kaçıştılar. Yaklaşık iki yüze yakını, Ermeni kilisesinin arkasına kaçarak, oradan almış oldukları siper ile aşağıdaki askeri barakalara ateş ettiler. Hükümet güçleri tarafından tüm gün boyunca sürekli ateş açıldı onlara. Bütün bu çatışmalar bizim çok yakınımızda cereyan ettiğinden, bizim binalar da kurşunlara hedef oldu. On üç kurşun bizim şapelimize (küçük kilise) isabet ederken, üç tane de bay Maynard’ın evine isabet etmiş. Pencereden giren bir başka kurşun ise, ahşap oymaları delerek karşı duvara saplanmış. Önceden barikatla kapatılmış pencereler, başka kurşunların neden olabileceği tahribatları engellediler. Üç Nisan sabahı, askerlerin şehirdeki tüm tepeleri ele geçirmesi sonucu, Kürdler geriye çekilmek zorunda kalarak şehirden kaçıp dağlara sığındılar. Bayan Uline bu başkaldırı ile ilgili çok daha detaylı ve kapsamlı bir yazı 22 Nisan tarihli ‘Orient’te kaleme aldı, ki zaten ben de oradan alıntı yaparak bu olanları aktarıyorum. Kürdlerin liderlerini ve bir çok önde gelenlerini, hükümet yakın zaman önce idam etti. Hükümetin beklenilmeyen düzey ve tahmin edilemeyecek ölçüdeki bu tedbiri, bize Kürdlerin en az bir nesil boyunca, tekrardan böyle bir kalkışmaya girişmeyeceklerini garanti ediyor. Çünkü oldukça gururları kırılmış ve itaat etmek zorunda bırakılmış durumdalar. Aslında İsa’nın öğretisi olan Hristiyanlığı onlara anlatmak ve onları ikna edebilmenin şu an tam zamanı. Çünkü şeyhleri ve dini adamlarına olan güvenlerini yitirdikleri gibi kendi dinlerine karşı olan inançları da kırılmış durumda. O yüzden fırsatı değerlendirmek için, bu görevin neferlerine büyük iş düşüyor. Bu uğurda çaba harcayacak görevlilerin o fırsatı yakalayabilmeleri için sizlerden dua etmenizi talep ediyorum, ki başarıya ulaşabilsinler.

Bu aralar üç öğrencimizin mezuniyet töreni hazırlıklarından dolayı çok yoğunuz. Ayrıca bay ve bayan Maynard, bizim görevimize istinaden, yıllık toplantıda bizleri temsil etmek için Harput’a gidecekler. Dönüşlerinde bay Knapp’ı da beraberlerinde getirecekler, ki eşi de zaten sonbahar da buraya gelecek. Bu şekilde geçen yıllara göre daha da kalabalık bir kitle olacağız.
Önümüzdeki yılın çalışması için ihtiyacımız olan fiziki ve ilahi gücü, Tanrı’dan özel olarak kutsaması için dua etmeni senden rica edebilir miyim?
Rahibe Charlotte E. Ely , 1 Mayıs 1914 – Bitlis Araştırma ve çeviri: Baran Zeydanlıoğlu – 18 Eylül 2017
Bitlis Düşünce ve Akademik Çalışma Grubu tarafından Boston Holyoke College arşivinden temin edilmiştir. Bitlisname.com kaynak gösterilmeden yayımlanamaz.

07) 'OHAL'İ KALDIRIP BAZI MADDELERİ YASAYA KOYABİLİRİZ' -04.12.2017

Gümrük Bakanı Tüfenkci: Türkiye'de de Fransa gibi OHAL kaldırılıp, içindeki bazı maddeleri yasaya koyabiliriz

Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci, OHAL'le ve OHAL'e yöneltilen eleştirilerle ilgili AK Parti'nin tavrını değerlendirdi.

Akşam Gazetesi'ne konuşan Tüfenkci, "OHAL Fransa’yı çok etkilemiyor, Türkiye’ye gelince etkiliyor. Fransa OHAL’i kaldırıp, içindeki bazı maddeleri yasalarına koydu. Biz de bunu yapabiliriz, tartışılıyor.

OHAL’i kaldırırız mücadelede önem taşıyanlar maddeleri yasaya geçiririz" dedi ve OHAL'i eleştirenleri samimiyetsizlikle suçladı.

08) CIA BAŞKANI: KASIM SÜLEYMANİ'Yİ UYARDIK-04.12.2017

ABD Amerikan Merkezi Haber Alma Teşkilatı CIA Başkanı Mike Pompeo, İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani'yi ve İranlı liderleri, İran'ın 'Irak'ta giderek saldırganlaşan tavrı konusunda uyardıklarını' söyledi.

Mike Pompeo, İranlı komutanın "Irak'taki ABD güçlerine saldırabileceklerini" söylediğini belirterek, "onunla iletişime geçtik ve İran'ı Irak'taki Amerikan çıkarlarına yapılacak herhangi bir saldırıdan Kasım Süleymani ve emri altında olan güçleri sorumlu tutacağımızı söyledik" diye konuştu.

Pompeo, "onun ve İran liderlerinin en açık şekilde bunu anlayabilmesini sağladık" ifadelerini kullandı.

CIA Başkanı İran'ın bölgede hegemonya kurmaya çalıştığını da yeniledi.

09) DENİZ YÜCEL'E UYGULANAN TECRİT SONA ERDİ -04.12.2017

Die Welt gazetesinin Türkiye'de tutuklu bulunan muhabiri Deniz Yücel'in artık tecritte olmadığı açıklandı. Bunun "harika bir haber" olduğunu belirten Alman Adalet Bakanı Maas, "sonunda bir şeylerin değiştiğini" söyledi.

Türkiye'de tutuklu bulunan Türk-Alman gazeteci Deniz Yücel'in artık tecritte olmadığı açıklandı.

Welt gazetesinin Yücel'in avukatının aktardığı bilgilere dayandırdığı pazar günkü haberine göre, Yücel'in 290 günün ardından hücresinin değiştirildiği ve tek kişilik hücrede kalmaya devam etse de bir başka mahkum olan, eski Habertürk çalışanı Oğuz Usluer ile ortak bir avluyu paylaştıkları belirtildi.

Deniz Yücel'in eşi Dilek Mayatürk Yücel de konuyla ilgili Twitter hesabında yaptığı paylaşımda Welt'in ilgili haberi ve yaşanan gelişmeyi paylaşarak yeni hücreye ilişkin bilgileri pazartesi günü öğreneceğini belirtti.

"Sonunda bir şeyler değişiyor"

Alman Adalet Bakanı Heiko Maas, konuyla ilgili açıklamasında bunun "harika bir haber" olduğunu söyledi. "Sonunda bir şeyler değişiyor" diyen Maas, federal hükümetin Deniz Yücel'in "yeniden eve dönmesi için her şeyi yapacağını" söyledi. Bakan Maas, bunu "adım adım" yapacaklarını ve sarfettikleri çabayı azaltmayacaklarını da sözlerine ekledi.

Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier da kısa süre önce konuyla ilgili bir açıklamada bulunarak Yücel'in tutukluluğunu "skandal" olarak değerlendirmişti.

Hem Türk hem Alman vatandaşlığına sahip olan Welt gazetesi muhabiri Yücel, Şubat ayında "terör propagandası yapmak" ve "halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek" iddialarıyla tutuklanarak cezaevine konmuştu. Yücel hakkında bir iddianame henüz bulunmuyor. (DW)

10) 19 HDP'li vekile yeni fezleke hazırlandı -04.12.2017

HDP’li vekiller hakkında hazırlanan fezlekelere yenileri eklendi. HDP'li 19 milletvekili hakkında örgüt propagandası yapmak suçundan fezleke hazırlandı.

Haklarında fezleke hazırlanan milletvekillerinin isimleri şu şekilde; Dirayet Taşdemir,

Sibel Yiğitalp, Çağlar Demirel, Hüda Kaya, Ayşe Acar Başaran, Adem Geveri, Mithat Sancar, Ferhat Encu, Gülser Yıldırım, İbrahim Ayhan, Garo Paylan, Bedia Özgökçe Ertan, Meral Danış Beştaş, Mahmut Toğrul, Ertuğrul Kürkçü, Mizgin Irgat, Saadet Becerekli, Nadir Yıldırım ve Ziya Pir.

11)ERDOĞAN: ‘BİZDE KÜRTÇÜLÜK YOK, SADECE TEK MİLLET VAR’-04.12.2017

Ağrı’da konuşan AKP lideri ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bizde Türkçülük, Kürtçülük, Lazcılık, şuculuk, buculuk yok. Bizde sadece ve sadece tek millet var. Tek bayrak var” dedi.

Partisinin Ağrı İl Kongresi öncesinde konuşan AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ağrı Belediye Eşbaşkanı Sırrı Sakık’ın görevden alınıp, yerine kayyum atanmasına dair açıklamalarda bulundu.

Ağrılılara seslenen Erdoğan, “Belediyeyi kime verdiğiniz belli. 3.5 yıldır alanlar şu Ağrı’ya ne hizmet verdiler? Arka sokaklar şuralar buralar bir hizmet gördük mü?” dedi ve yerine kayyum atanan Sırrı Sakık için “Seçtiğiniz belediye başkanı nerede?” diye sordu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, İçişleri Bakanlığı tarafından görevden alınan Sakık’ın yerine “Mecburen” kayyum atandığını da savundu.

Ayrıca Erdoğan, “Biz tek millet olacağız. Bizde Türkçülük, Kürtçülük, Lazcılık, şuculuk, buculuk yok. Bizde sadece ve sadece tek millet var. Tek bayrak var” dedi.

‘Bizi senaryolara boyun eğmedik diye ABD’de yargılamaya çalışıyorlar’

Ardından AKP Ağrı İl Kongresi’nde de bir konuşma yapan Erdoğan, “Israrla Kürt kardeşlerimizi tahrik etmenin adı da ırkçılıktır. Biz Kürt ırkçılığına da karşıyız, Türk ırkçılığına da karşıyız” ifadelerini kullandı.

Erdoğan, isim vermeden İran’a yönelik yaptırımların yasa dışı yollarla delme, rüşvet ve para aklama suçlamasıyla ABD’de görülen ve Rıza Sarraf’ın sanıkken tanık olduğu davaya değinerek, “Senaryolara boyun eğmedik diye cezalandırmaya, yargılamaya, itibarsızlaştırmaya çalışıyorlar” dedi.

http://www.kurdistana-bakur.com/

-

.

…

FOTO / KAYNAK: ŞENGÜL ÖZER'DEN

VARTO / GIMGIM DEYİP GEÇMEYİN (GÜZEL GIMGIM'IM)

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

YENİ HABER, NÛÇA NÛ (10) HER BÎJI KURDİSTAN


01) -04.12.2017

02) -04.12.2017

Ek.Tarihi Mon Dec 04, 2017 10:00 am Gön: Oezer

Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden biz sorumlu değiliz.

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun
 
İlgili Bağlantılar
· Daha fazla Medya
· Haber gönderen Oezer


En çok okunan haber: Medya:


Haber Puanlama
Ortalama Puan: 0
Toplam Oy: 0

Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü


Seçenekler

 Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa

 Bu Haberi Arkadaşına Gönder Bu Haberi Arkadaşına Gönder





Bu Site Ali Usta tarafından yapılmıştır.


>Powered by Nuke-Evolution