Anasayfa > Günün Haberleri > Sitene ekle > Arşiv > İletişim > Künye > Reklâm
__________________________________________________________________________________________
Güncel -
Spor - Siyaset - Ekonomi - Medya - Polemik - Dünya - Teknoloji - Sağlık –Kültür Sanat- Eğitim – Röportaj – Reklâmlar

   Üyemiz Değilseniz! Tıklayın   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (10) HER BÎJI KURDİSTAN   Nizamettin Taş:Belirleyici olan PKK değil, Öcalan ve Ankara'dır   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (10) HER BÎJI KURDİSTAN   İbrahim Güçlü:Şêx Seîd Êfendiyê Pîranî û Hevreyên Wî/ ENFAL   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (10) HER BÎJI KURDİSTAN   Dr. İsmail Beşikçi: Selahattin Demirtaş’ın Şarkısı   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (14) HER BÎJI KURDİSTAN   M. Hüseyin Taysun:Kürdler Açısından 24 Haziran Seçim Sonuçları   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (10) HER BÎJI KURDİSTAN   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (10) HER BÎJI KURDİSTAN
Onur Yazarımız

Konuk Yazarlar

Ana Menü
 
Ana SayfaAna Sayfa
    Ana Sayfa

    Konu Başlıkları
    Haber Gönder
    Haberler
Diğer Başlıklar
    Evo UserBlock
    Yazarlar
    Site Haritası
    Haber Arşivi
    Yönetici Notu
    Reviews
    Tavsiye Et
    NukeSentinel
    İletişim Formu
    Sorularınız
Üyeler
    Üye Bilgileri
    Üye Hesabınız
    Üye Listesi
    Üye Grupları
    Özel Mesaj
Birlikte
    Forumlar
    Destekleyenler
    Anket
    Arama
Sayfa İstatistikleri
    Top 10
    İstatistikler
Linkler
    Yararlı Programlar
    Web Siteleri

Arama
 



Bağış - Reklam
Sitemizin yaşaması ve daha iyi bir içerikle yayın hayatına devam etmesi için reklam ve bağışlarınıza ihtiyacımız var. Lütfen Buraya Tıklayarak bizimle ilişkiye geçin... Şimdiden teşekkür ederiz....

Top 10 Links
 

Günün Haberi
 
Bu gün için henüz önemli bir haber yok.

 
Sağlık

01)Başkan Barzani: Kendi geleceklerine dair kararı sadece Ezidiler verebilir-19.04.2017
Kürdistan Başkanı Mesud Barzani, Kürdistan halkının Ezidilerin arkasında olduğunu belirterek, kader ve geleceklerinin tayini sadece Ezidilerin elinde olacağını belirtti.

Kürdistan Başkanı Mesud Barzani Ezidi Kürtlerinin 'Çarşema Sor' (Kırmızı Çarşamba) bayramı dolayısıyla bir mesaj yayımladı.

Mesajında, Ezidilerin Kürdistan halkının bir parçası olduğunu ifade eden Barzani, “Hiçbir kesim kendisini Ezidilerin üzerinde söz sahibi olarak göremez” dedi.

Başkan Barzani, mesajında şunları dile getirdi: “Ezidi yılbaşı Çarşema Sor Bayramı nedeniyle Kürdistan ve dünyadaki tüm Ezidi kardeşlerimi kutluyorum.

Ezidi Kürtler, Kürdistan’ın aziz ve ayrılmaz bir parçasıdırlar. Onların mutlulukları ve acıları, Kürdistan halkının mutluluğu ve acısıdır. Tarih boyunca Ezidi kardeşlerimiz dini kimliklerinden ötürü felaketlere maruz kalmışlardır. Ama onların Kürt kimliğine ve dini inançlarına bağlılıkları tüm planları boşa çıkarmıştır.

Allah’a şükürler olsun ki, Peşmerge IŞİD'i geri püskürttü. IŞİD işlediği suçların bedelini ödedi ve IŞİD teröristlerinin başları Ezidilerin ayaklarının altına düştü. Artık Ezidi kardeşlerimize karşı felaket ve acı yaşatılmasına asla müsaade etmeyeceğiz.

Ezidi yılbaşı, Çarşama Sor Bayramında, Kürdistan halkının Ezidilerin destekçisi olduğunu vurguluyoruz. Hiçbir kesim kendisini Ezidiler üzerinde söz sahibi olarak göremez. Kendi geleceklerine dair kararı sadece Ezidiler verebilir.”

02) ABD jetlerinden Rus bombardıman uçaklarına önleme-19.04.2017

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), iki Amerikan F-22 Raptor tipi savaş uçağının, Rusya Hava Kuvvetlerine ait iki TU-95 tipi bombardıman uçağını Alaska yakınlarında engellediğini duyurdu.

Alaska’nın Kodiak Adası'nın 160 kilometre uzağında meydana geldiğini ifade etti.

Ross, önlemeyi "güvenli ve profesyonelce" olarak nitelerken, Rus uçaklarının Alaska Hava Savunma Tanımlama Bölgesine yaklaşmaları nedeniyle ABD tarafından engellendiğini belirtti.

Uçaktan uçağa herhangi bir telsiz irtibatı sağlanmadığını dile getiren Ross, “Kuzey Amerika hava sahasını yakından izleyen Kuzey Amerika Hava Savunma Komutanlığı (NORAD), hava egemenliğimizi güvence altına almak ve hava sahamızı savunmak için her zaman hazırdır.” dedi.

Konuyla ilgili Amerikan CNN kanalına konuşan Illinois eyaletinin Cumhuriyetçi vekili Adam Kinzinger, "Rus uçaklarının ABD sınırlarına bu kadar yakın uçarak diş göstermeye çalıştıklarını" iddia etti. Kinzinger, "Ruslar, bu tür adımlarla 'biz hala buradayız' mesajı vermeye çalışıyor." ifadesini kullandı

03) Doğu Kürdistan'da 12 Kürt tutuklandı -19.04.2017

Son günlerde İran güvenlik güçlerinin Rojhilat Kürtlerine yönelik artan tutuklamaları devam ediyor. Kirmanşah vilayetine bağlı Pawe kentinde en az 12 Kürdü tutuklandığı bildirildi.

Hengaw haber sitesinin haberine göre, Pawe'de pasdaran ordusuna bağlı itlaat güçleri tarafından evlerine baskın düzenlenerek 12 Kürt tutuklandı.

Aynı kaynağa göre şimdiye kadar tutuklanan 5 kişinin isimleri belli oldu: Cuneyd Hîdayetî, Ferîd Ehmedî, Soran Ehmedî, Dilsoz Mihemedî û Erselan Ehmedî.

Sözkonusu kişilerin rejim karşıtı Kürt partileriyle olan ilişkilerinden dolayı tutuklandıkları ve şu an Kirmanşah'ta 'Meydan Newt' adlı siyasi cezaevinde tutuldukları bildiriliyor.

04) Tuncel, Beştaş, Aydoğan ve Kışanak hakim karşına çıkacak -19.04.2017

Tutuklu bulunan HDP ve DBP’li Sebahat Tuncel, Meral Danış Beştaş, Nursel Aydoğan ve Gültan Kışanak 21 Nisan'da hakim karşısına çıkacak.

Tutuklu DBP Eş Genel Başkanı Sebahat Tuncel, HDP Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş, HDP Diyarbakır Milletvekili Nursel Aydoğan ve Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Gültan Kışanak’ın yüzlerce yıl hapis istemiyle yargılandığı davalar Malatya ve Diyarbakır’da görülecek.

Tutuklu Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Sebahat Tuncel, HDP Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş, HDP Diyarbakır Milletvekili Nursel Aydoğan ve görevden uzaklaştırılan Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Gültan Kışanak 21 Nisan’da Diyarbakır ve Malatya’da hakim karşısına çıkacak. Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanacak olan Nursel Aydoğan’ın davası yetkisizlik gerekçesiyle Şırnak’tan Diyarbakır’a, Kışanak ve Tuncel'in davaları ise "güvenlik" gerekçeyle Diyarbakır’dan Malatya’ya nakledilmişti.

KIŞANAK'A 230 YIL HAPİS İSTEMİ

Darbe girişimi sonrası Meclis’te kurulan Darbe Komisyonu’nda konuştuktan sonra döndüğü Diyarbakır’da 25 Ekim'de gözaltına alınarak, 30 Ekim'de tutuklanan Gültan Kışanak hakkında 2012-2016 yılları arasında katıldığı basın açıklaması, cenaze töreni ve DTK toplantıları nedeniyle “Örgüt kurma ve yönetme”, “Kanuna aykırı toplantı ve yürüyüşlere silahsız olarak katılarak ihtara rağmen kendiliğinden dağılmama” ve 41 defa “Örgüt propagandası yapmak” iddialarıyla iddianame hazırlanmıştı. İddianamede, Kışanak’ın 230 yıla kadar hapsi isteniyor.

TUNCEL’İN 135 YIL HAPSİ İSTENİYOR

Sebahat Tuncel ise 13 HDP’li milletvekilinin gözaltına alınmasını protesto etmek için 4 Kasım 2016’da geldiği Diyarbakır Adliyesi önünde polislerce yaka paça gözaltına alınmış ve 6 Kasım’da tutuklanarak Silivri Cezaevi’ne konulmuştu. Tuncel hakkında hazırlanan iddianamede, 2012 ve 2016 yılları arasında katıldığı 16 eylem ve etkinlik, DBP’nin PM toplantılarında yaptığı açıklamalar ve Demokratik Toplum Kongresi (DTK) toplantıları suçlama konusu yapıldı. Tuncel’in 135 yıla kadar hapis ile cezalandırılması isteniyor.

Diyarbakır 8. Ağır Ceza Mahkemesi, ayrı soruşturmalar kapsamında tutuklanan Kışanak ve Tuncel’in hakkında açılan davalar için birleştirme kararı vermişti.

AYDOĞAN 103 YILA KADAR HAPİS İSTEMİYLE YARGILANIYOR

HDP milletvekillerine yönelik 4 Kasım’da yapılan operasyonda Diyarbakır’da gözaltına alınıp götürüldüğü Şırnak’ta tutuklanarak Silivri Cezaevi’ne konulan HDP Diyarbakır Milletvekili Nursel Aydoğan ise 103 yıla kadar hapis istemiyle yargılanıyor. Aydoğan, 2007 ve 2016 yılları arasında siyasi parti faaliyetleri kapsamında Diyarbakır, Siirt, Batman, Mardin, Urfa, Elazığ ve Şırnak illerinde katıldığı eylem ve etkinliklerde yaptığı konuşmalar ile Demokratik Toplum Kongresi (DTK) ve Demokratik Özgür Kadın Hareketi’nde (DÖKH) yaptığı ileri sürülen çalışmalar nedeni ve 8 Mart’a katılmak ile suçlanıyor.

BEŞTAŞ’IN 23 YILA KADAR HAPSİ İSTENİYOR

Silivri Cezaevi’nde tutuklu olan HDP Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş, 28 Ocak 2016’da Diyarbakır’da gözaltına alındıktan sonra aynı gün "adli kontrol" şartı ile serbest bırakılmıştı. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının yaptığı itiraz üzerine Beştaş hakkında tutuklanmasına yönelik yakalama kararı çıkarılan Beştaş, HDP Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in tahliye edildiği 30 Ocak akşamı tutuklanmıştı. Beştaş, Diyarbakır Sur ilçesinde ilan edilen “sokağa çıkma yasağı” ardından başlatılan operasyonları protesto etmek amacıyla yapılan yürüyüş ve basın açıklamasına katılması ve o dönem üyesi olduğu HDP MYK’nin DAİŞ saldırısı altındaki Kobanê için 2014 yılında yaptığı çağrı nedeniyle suçlanıyor. Beştaş’ın 8 yıldan 23 yıla kadar hapsi isteniyor. (Diyarbakır/DİHABER)

05) Kürdistan Bölgesi'nin yapısı ve Bağımsızlık sonrası olası sorunlar -19.04.2017

Muş Alparslan Üniversitesi'nden Öğretim Görevlisi İkram Filiz, Kürdistan Bölgesi'nin siyasal yapısı, olası bir bağımsızlıkla yaşanacak sorunlar ve Kerkük-Şengal tartışmalarını Radyo Selam’da yorumladı.

Diyarbakır’dan yayın yapan Radyo Selam’da Zafer Burakmak’ın hazırlayıp sunduğu “Yöneliş” programının bu haftaki konuğu Muş Alparslan Üniversitesi'nden Öğretim Görevlisi İkram Filiz’di.

İkram Filiz, Kürdistan Bölgesi’nin siyasal yapılanmasından ve güncel gelişmelerinden bahsetti. Osmanlı sonrası bölgede suni sınırlarla ayrışan halklardan birinin de Kürtler olduğunu belirten Filiz, Irak Anayasası tarafından resmi olarak kabul edilen Kürdistan Bölgesi’nin tarihçesine de değindi.

Kürdistan Bölgesi’nde merkezi bir devlet sisteminin olmadığını aktaran İkram Filiz, siyasi yapıların kendilerine bağlı silahlı birliklerinin olduğunu kaydetti. Kürdistan Bölgesi’nde yasal olarak bir parlamentonu belirten Filiz şöyle konuştu; “Hem idari hem de siyasi anlamda Irak anayasasına göre sınırları belirlenmesine rağmen Kürdistan Bölgesi’nde özellikle KDP ve Talabani’n partisi YNK arasında paylaştırılan bölgelerde partilere bağlı silahlı grupların hakimiyetindeki bir yapıdan söz ediyoruz. Normalde seçimler yapılıyor, hükümet sistemi var ancak iç ihtilaflar nedeniyle şu an parlamento devre dışı. İş yapan bir hükümetten söz edemiyoruz.” diyen Filiz, “Normalde Mesut Barzani’nin başkan, Neçirvan Barzani’nin ise Başbakan olduğu ve diğer bakanlıkların da YNK, Goran ve diğer partiler arasında paylaştırıldığı bir sistem var. Kağıt üzerinde hem Irak merkezi hükümetinin hem de uluslar arası zeminde kabul edilen teorik kısmı bu. Ancak sahada iş biraz farklı. Örneğin Neçirvan Barzani başbakan olmasına rağmen Talabani’in partisi YNK’nin kontrol ettiği Süleymaniye’de tam kontrol sahibi değil. Ancak buna rağmen bu noktada çok bir tartışmanın da yaşandığı görülmez. Özellikle dışa dönük bir kabul gerçekleştirilmiştir.”

Bağımsızlıkta İhtilaf Yok Ancak Güçlerin Ve Gelirlerin Merkeze Devri Sorunlu

Kürdistan Bölgesi’nin bağımsızlığı noktasında farklı fraksiyonlar arasında bir ihtilafın bulunmadığını belirten Filiz, ancak usul ve zamanlama açısından kimi itirazların olduğunu ve Kerkük, Şengal gibi ihtilaflı bölgelerin buna dahil olup olmaması konusunun tartışıldığını söyledi. Olası bir bağımsızlık referandumunda çok yüksek oranda bir bağımsızlık kararının çıkacağını kaydeden Filiz, özellikle elinde silahlı birlik olan grupların alan hakimiyetini devlet otoritesine bağlamaları noktasında sorunların yaşanacağını kaydetti; “Peşmerge Bakanlığı oluşturuldu ancak tüm Peşmergeler bir devlet ordusu şeklinde bu yapıya bağlanamadı. Kürdistan Bölgesi’nin bağımsız olması düşüncesinde hiçbir siyasi yapının itirazı yok. Ancak nasıllığı ve zamanının yanında grupsal hakimiyetlerin devlet otoritesine devri noktasında ihtilaflar mevcut. Olası bir referandumda bağımsızlık kararı yüzde yüze yakın bir oranla çıkar. Ancak KDP ve YNK’ye bağlı silahlı güçlerin devlet otoritesine bağlılığı yada petrol gibi ekonomik getirilerin devri gibi sorunlar gelecekte yaşanacak gibi. Örneğin YNK’nin kontrol ettiği Kerkük ihtilaflı bölgeler arasında ve olası bir bağımsızlık kararında YNK tüm petrol gelirlerini merkezi devlet otoritesine devreder mi? Bu anlamıyla bu konular gelecekte tarafları bekleyen sorunlar olarak ortada duruyor?”

Kerkük'te Değişen Demografik Yapı

Kerkük’teki bayrak krizine de değinen Filiz, daha önceleri de Kürdistan bayrağının asıldığını ancak şimdiki uygulamanın tüm resmi kurumlarda zorunlu bir şekle sokulduğu için tartışmalar yarattığını belirtti. Kerkük’ün demografik yapısının geçmişte Saddam rejimi tarafından Türkmen ve Kürt nüfusun azaltılarak değiştirildiğini söyleyen Filiz, 2003 ABD işgali ardından ise Kürt nüfusun arttırıldığını, Arap ve Türkmen nüfusun azaltıldığını belirtti.

İhtilaflı bölgeler arasında olan Şengal’in, Mesut Barzani tarafından Kürdistan Bölgesi’ne dahil edilmesinin istendiğini ve PKK gibi herhangi bir örgütün hakimiyetinin reddedildiğini kaydeden Filiz, diğer grupların da nihai fikirlerinin bu olduğunu ancak iç siyaset malzemesi olarak özellikle KDP’yi sıkıştırmak için YNK gibi gruplar tarafından PKK’nin desteklendiğinin altını çizdi.

06) Yıldırım: YSK karar verecek bizim işimiz değil -19.04.2017

Başbakan Binali Yıldırım, referandumun iptali başvurularına ilişkin 'YSK karar verecek bizim işimiz değil' dedi.Başbakan Binali Yıldırım, referandumun iptali için yapılan itirazlarla ilgili 'YSK karar verecek, bizim işimiz değil' dedi. Yıldırım, AKP'de olağanüstü kongreye gidilemeyeceğini söyledi.

Yıldırım'ın açıklamaları şöyle:

"Yapılan bu itirazlar Yüksek Seçim Kurulu'nun değerlendirmesi sonucu kamuoyuyla paylaşılacaktır. Bizim onun üzerine bir laf söylememiz yanlış olur. Bizim işimiz değildir, biz görevimizi yaptık, sandığı milletin önüne getirdik ve milletin kararını vermesini sağladık.

İtirazların gerekçelerini bilemem. Seçim esnasında her türlü karar alınırken partilerin temsilcileri vardır.

'SOKAĞA DAVET YANLIŞ'

İtiraz hukukun aracıdır ama bunun dışına çıkıp sokağa halkı davet etmek yanlıştır, meşruiyet çizgisinden çıkmaktır. Halkın tanığı sonuçları ana muhalefet partisinin (CHP) tanımaması yanlıştır, bu yanlıştan dönülmeli.

(Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın AKP'ye üyeliği) Kesin sonuçların ilanıyla partiyle ilişkisi kurulur.

Anayasa değişikliğinin 3 maddesi hemen yürürlüğe giriyor, diğer maddeler 2019'da yapılacak seçimle yürürlüğe girecek. 2018'de olağan kongremizi yapacağız. 2018'de olağan kongremizi yapacağız. 3 Kasım 2019 Meclis ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerine hazırlığımızı sürdüreceğiz."

07) AGİT'ten yeni referandum açıklaması geldi -19.04.2017

Anayasa Değişikliği Referandumunu gözlemlemek üzere Türkiye’de bulunan uluslararası gözlemcilerden bugün yeni bir açıklama daha geldi. Reuters'ın haberine göre; AGİT’in Avusturyalı üyesi Alev Korun, yaklaşık 2.5 milyon oyun 'şaibeli' olduğunu savundu.

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’nın (AGİT) Türkiye’deki referandum sonucuna ilişkin dün yaptığı basın toplantısının ardından bugün de açıklamalarda bulundu.

Reuters'ın haberine göre; AGİT’in Avusturyalı üyesi Alev Korun, Viyana merkezli ORF radyosuna yaptığı açıklamada yaklaşık 2.5 milyon oyun 'şaibeli' olduğunu iddia etti.

Mühürsüz zarf tartışmasını da dile getiren Korun, “Yaklaşık 2.5 milyon oyla oynanmış olabileceğine dair şüphe var” dedi.

Korun ORF Radyosu’na demecinde, “Bunun sebebi, kanunların sadece resmi zarflara izin vermesi. Fakat Yüksek Seçim Kurulu, yasaya aykırı biçimde, resmi mührü olmayan zarfları kabul etti” dedi.

Türkiye'deki referandum sürecine gözlemci gönderen AGİT dün yaptığı açıklamada YSK'nın tavrının hukukla çelişkili olduğunu açıklamış, referandumda taraflarının "eşit olmayan koşullarda" yarıştığını öne sürmüştü.

08) 'Evet'in mimarı Kürtler-19.04.2017

Referandum öncesi başlayan algı operasyonu referandum sonrasında da sürüyor. Ne yazık ki yaşananları yakından bilen birileri de bilerek-bilmeyerek bu operasyona hizmet ediyor.

İşi abartıp MHP’den AKP’ye giden oy kadar da Kürtler AKP’ye oy verdi diyen, böylece sorumluluğu yine alavare-dalavare Kürtlere yıkmaya çalışanlar var.

Kadı’nın meselesini bilirsiniz. Kadı, basit bir suçtan yargıladığı şahsa 100 sopa cezası verir. Şahıs ayağa kalkar, “Kadı Efendi, ya sayı saymasını bilmiyorsunuz, ya da hiç dayak yememişsiniz” der.

Bizim “Evet’in mimarı Kürtler” toptancılarının da Kadı’dan farkı yok. Üstelik bunlar hem sayı saymasını bilmiyorlar, hem hiç dayak da yememişler.

Önce matematik eksiklerini gidermeye çalışalım.

Sonuçların meşruiyetini, hile hurdayı, sahtekarlığı bir yana bırakalım, Kürtler üzerinden evet cephesine kayan oy miktarına bakalım. Şırnak, Siirt, Ağrı, Bitlis, Muş, Van, Tunceli, Bingöl, Hakkari, Diyarbakır, Batman, Mardin ve Urfa’da “evet” yanlılarının oyu son seçimden bu yana yaklaşık 450 bin artmış.

Evet ile hayır arasındaki fark yaklaşık 1 milyon 500 bin. Nasıl olur da 450 bin oy artışı ile Kürtler evetin mimarı olmuş anlamak güç. 450 bin oyu alıp hayır hanesine yazsanız bile sonuçta evet yine 450-500 bin oy ile öne geçiyor. Hadi biraz da hile hurdaya bakalım.

Sanırım bu iddiayı dillendiren baylar YSK’nin mühürsüz pusulaları geçerli sayması kararından haberdardırlar. Yine bu sahte oyların Kürt kentlerinde kullanıldığını da biliyorlardır. En az 1 milyon 500 bin evet oyunun bu şekilde Kürt illerinde kullanıldığından bilgileri yoksa, kusura bakmasınlar ama Kürtleri evetin mimarı yapacaklarına lütfetsinler, o herkese sattıkları mükemmel akıllarıyla bir de sonuçları buradan bakarak analiz etsinler. Çok mu zorlanırlar; o zaman buyursunlar daha az sayıdaki oyların hesabını yapsınlar. Viranşehir gibi bir yerde çoğu tehdit altındaki köylerde kurulan 60 sandıktan 13 bin evet oyu çıkarken, sadece 58 hayır oyunun nasıl çıktığını tartışsınlar.

Kürtlerden evet veren çıkmadı mı?

Sümme haşa! Evet veren de çıktı, boykot eden de oldu.

Başka halklar öyle tekdüze mi ki Kürtler tekdüze olsun, tümüyle hayır oyu kullansın!.. Elbet hayır vereni de, boykot edeni de, sandığa gitmeyi içine sindiremeyeni de, evet vereni de oldu. Ama şu da var; referandumdan Erdoğan’ın başkanlığını Kürtler çıkarmadı. Tam aksine, toplumun en ağır bedelini ödeyenler olarak en politize, en direngen tavrı sergilediler ve başta kayyumlar olmak üzere kendilerine zulüm yaşatanları sandığa gömerek teslim olmayacaklarını tüm dünyaya bir kez daha gösterdiler.

Bu algının nedeni var elbette. Öyle kendiliğinden konuşulmuyor. Birileri ısrarla siyasal temsiliyeti manipülasyonla değiştirmeyi, daha doğru bir deyimle HDP’nin siyasal etkisini sıfırlamayı, en azından asgariye düşürmeyi hesaplıyor. Bunu, HDP’nin eş başkanlarının, onca milletvekilinin, yöneticisinin, üyesinin cezaevinde olduğunu hesaba katmadan, utanmazca bir yaklaşımla yapıyor.

Bu oyunda rol alanların başka dertleri var mı, bilmem ama HDP’nin her şeye rağmen bir yenilgi yaşamaması, hatta onca zulüm ve baskıya rağmen seçmenleri ile kurduğu örgütlü güç zayıflasa bile gönül bağını güçlü bir şekilde koruması, sadece iktidarı değil “evet’in mimarı Kürtlerdir” diyen hayır yanlılarını da rahatsız etmiş, anlaşılan.

Hal böyle olunca, insan düşünemeden edemiyor; bunca çarpıtmadan, bunca ikiyüzlülükten kimin ne yararı var?

Referandumda oylanan ve Erdoğan’ın başkanlığını tescil eden anayasa değişimi, yürütmenin başı olan partili cumhurbaşkanının yanı sıra sadece iki partili Meclise cevaz verecek biçimde tasarlanmış. Bu tablo, başta Kürtler olmak üzere Türkiye’nin tüm ötekilerinin dışlanmasını da beraberinde getirir ki bu durum anlaşılan kendilerini hayır cephesinde tanımlayan bazılarının da hesabına geliyor.

Bir başka yaklaşım da şu: HDP’nin tüm Türkiye halklarını kapsayan, herkesin kendini özgürce ifade edebildiği ve yönetebildiği demokratik düzen savunusu, anlaşılan o ki yalnız AKP iktidarını değil, 1924 Anayasası’nın ürünü olan tekçi Kemalist düzenin savunucularını da korkutmuş. Bu kesimin, yeni demokratik düzenin tesisi için en geniş cepheyi oluşturmak yerine alel acele Kürtlere vurarak HDP’nin bitişini zevkle ilan etmeye yönelmelerinin bir nedeni de budur.

Durum bu iken önermekte yarar var. Kendilerini yormasınlar. Bunun yerine sayı saymasını öğrensinler. Hiç olmazsa dayak yemekten kurtulurlar. Eğer sayı saymasını öğrenmeyip Kürt’ü köle görme anlayışını sürdürme niyetinden vazgeçmeseler, bilmeleri gerekir ki Erdoğan fırsatını daha istediği gibi yakalamış değil ama fırsatını tam olarak yakaladığında onları iyice dövmeden bırakmayacağını da şimdiden söyleyelim.

09) BAĞIMSIZLIK REFERANDUMU İÇİN BAĞDAT’A İKİNCİ ZİYARET-19.04.2017

Federal Kürdistan’da bağımsızlık referandumu için görüşmelerde bulunmak üzere KDP ve YNK öncülüğünde oluşturulan heyet yeniden Bağdat’a giderek temaslarda bulunacak.

Kürdistan Demokrat Partisi’nin (KDP) yöneticilerinden Kakemin Necar, Bağdat’ı ikinci kez ziyaret edecek heyette tüm partilerden temsilcilerin yer alacağını bildirdi.

K24'te yer alan habere göre Kürdistan için bağımsızlığın öncelikli amaç olduğunu belirten Goran ile stratejik ittifakı olan Kürdistan Yurtseverler Birliği, (YNK) stratejik müttefiki Goran’ı sürece katılmaya ikna etmeye çalışıyor. YNK yöneticilerinden Ednan Müftü, “Goran’ın da refandum müzakerelerine katılacaklarını umuyorum. Goran Lideri Nuşirvan Mistefa da referandum ve bağımsızlığı desteklediklerini söylemişti” dedi.

Öte yandan Federal Kürdistan Başkanlık Divanı Başkanlığı, tüm partilerden süreçte yer alacak temsilcilerini belirlemelerini istedi.

10) KERKÜK VALİSİ KERİM: HEWİCE ACİLEN KURTARILMALI -19.04.2017

Kerkük Valisi Necmettin Kerim, Kerkük’te bir komisyon kurulacağını ve bu komisyonda referandumun yapılıp yapılmayacağına dair karar alınacağını söyledi.

Düzenlediği basın toplantısıyla Kerkük’teki durum hakkında gazetecilere açıklamalarda bulunan Kerkük Valisi Necmettin Kerim, kurulacak referandum komisyonunda referandum için evet kararı çıkması durumunda Kerkük'ün de referanduma gideceğini söyledi.

Iraklı yetkililerin Kürdistan bayrağı hakkında ki tavırlarını da eleştiren Kerim, “Kürdistan bayrağının Kerkük'te dalgalanmasını kanun dışı görüyorlarsa Anaysa Mahkemesi'ne başvurabilirler” dedi.

‘Hewice acilen kurtarılmalı’

Hewice'nin kontrol altına alınmasına dönük de konuşan Necmettin Kerim, “Hewice'nin alınması için Musul'un kurtulması beklenirse, Hewice’de felaket ve belalar daha da çoğalır” dedi.

Kerim, “Musul’un kurtarılmasını bekleyemeyiz. Çünkü Hewice tehlike altındadır. İlçe halkı IŞİD eliyle günlük olarak katlediliyor. Bu nedenle acil olarak Hewice’nin kurtarılması çağrısı yapıyoruz” ifadelerini kullandı.

11) 'Erdoğan'a hakaret' baskınları: Çok sayıda kişi gözaltında -19.04.2017

İstanbul'da 'Erdoğan'a hakaret ettiği' gerekçesiyle çok sayıda yurttaşın evine polisler tarafından baskın yapıldı. Gözaltılar var.

İstanbul’da Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü (TEM) ekipleri çok sayıda yurttaşın evine baskın düzenledi.İleri Haber'in haberine göre, gözaltına alınanların tam sayısı henüz bilinmemekle birlikte 38 kişi hakkında da yakalama kararı çıkarıldığı öğrenildi.

POLİS: GEREKÇE 'ERDOĞAN'A HAKARET

Polis ekipleri baskın esnasında gerekçe olarak “Erdoğan’a hakaret” iddiasını söyledi.

Gözaltına alınanlar arasında İstanbul Üniversitesi öğrencisi Berkay Ustabaş, Beyoğlu’nda “hayır” kampanyası yürüten Abdullah Atalay, Fatih Haziran Meclisi’nden Serdal Gül, ÖDP İl Yöneticisi Mesut Geçgel ve Öğrenci Kolektifleri’nden Deniz Can Sarıkaya da bulunuyor.

ÖDP: GEREKÇE 'EVET'İN MEŞRU OLMADIĞI YÖNÜNDE HALKI GALEYANA GETİRMEK'

ÖDP sosyal medya hesabından yaşanan ev baskınına ilişkin bir açıklama yaptı. Açıklamada, İstanbul İl yöneticisi Mesut Geçgel TEM tarafından gözaltını belirterek, gerekçesini 'Evet'in Meşru Olmadığı Yönünde Halkı Galeyana Getirmek' olarak nitelendirdi. (HABER MERKEZİ)

12) İBADİ, MAHABAT KÜRD CUMHURİYETİ’Nİ HATIRLATTI -19.04.2017

Irak Başbakanı Haydar İbadi, Federal Kürdistan'da bağımsızlık referandumu yapılmasının Irak ve Kürdlerin çıkarına olmadığını belirterek Mahabat Kürd Cumhuriyeti’ni hatırlattı.

Irak Başbakanı İbadi Bağdat'taki Başbakanlık Sarayı'nda düzenlediği haftalık basın toplantısında konuştu.

İbadi, Kerkük’te valinin talimatı üzerine kamu kurum ve kuruluşlarında Kürdistan bayrağının asılmasını kabul etmediklerini yenileyerek, “Kerkük’te kamu binaları üzerine bayrak asmaya hakları yok. Bunlar, Irak hükümetine bağlı kurumlardır ve bu yapılanlar yasalara aykırıdır. O bayrakları indirsinler ve parti binalarının üzerine assınlar bunda sorun yok ve bunu başbakan olarak tartışmam” dedi.

Federal Kürdistan'daki bağımsızlık referandumu tartışmalarına da değinen İbadi şunları söyledi:

“Herkesin farklı umudu ve isteği var ancak IŞİD’le savaşın sürdüğü ve bölgesel durumun karışık olduğu bu dönemde referandum Irak’ın ve IKBY’deki Kürd vatandaşların çıkarına değildir. Bazı komşu ülkeler de bunu milli güvenliğine tehlike olarak görüyor. Net olarak söylüyorum, ‘Irak ve Kürdistan Bölgesi’nin halihazırda referandumda hiçbir çıkarı yoktur.’ Bu ayrıca Kürdistan Bölgesi’ndeki Kürd vatandaşların yararına olmaz ve sorunlara yol açar. Şimdiye kadar elde edilen tüm kazanımlara ciddi zarar verir. İran’da aceleye getirilerek kurulan ‘Mahabad Devleti’ hezimete uğradı. Birçok Kürd siyasetçinin görüşü de referandumun şu an için yapılmaması yönünde. Bunlar sanırım daha çok siyasi çatışmaların ürünüdür.”

13) Polis Kocaeli'de ambargo uyguladı bazı gençleri alana almadı -19.04.2017
Kocaeli'de CHP İl Gençlik Kolları'nın çağrısının ardından ortaklaştırılan YSK protestosuna polis adeta ambargo uyguladı.

Cumhuriyet Parkı'nda YSK'nın şaibeli seçim kararlarını protesto etmek isteyen vatandaşların etrafı polis tarafından çevrildi, alana girmek isteyen üniversite öğrencileriyle çevik kuvvet arasında Alemdar Caddesi boyunca kovalamaca yaşandı.

'BİZ KAZANDIK'

Bazı öğrencilerin alana alınmadığı eylemde sık sık "YSK şaşırma, sabrımızı taşırma", "Birleşe birleşe kazanacağız", " Hayır bitmedi daha yeni başlıyor" ve "Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiç birimiz" sloganları atıldı. Basın açıklamasını okuyan CHP İl Gençlik Kolları Başkanı Murat Erinç, eşit ve adil olmayan şartlarda bir seçim sürecinin yaşandığını vurguladı. Buna rağmen hayırda buluşan gençliğin sınırsız imkânla değil inançla büyüttüğü bir mücadelenin kazanıldığını belirtti. Bu seçimin hiçbir meşruiyetinin olmadığının altını çizen Erinç, "Kanmadık, aldatılmadık, vazgeçmedik ve en önemlisi yanılmadık. Bizim nezdimizde bu seçimin hiçbir meşruiyeti yoktur. Meşru olan bizim kararlılığımızdır, bizim kararımızdır. İstanbul’dan, Ankara’dan, İzmir’den, Artvin’den, Diyarbakır’dan, Mersin’den ve memleketin yarısından hep birlikte haykırdığımız hayırdır. Biz kazandık. Baskıdan, şiddetten, nefretten bir an bile korkmadan aylarca sokağı terk etmeyen gençlik kazandı. Emeğine toprağına çocuklarının geleciğine aydınlık günlerin umuduna sahip çıkan halkımız kazandı" ifadelerini kullandı.

"Mümkünlüğüne inandığımız onurlu başka geleceği yine birlikte kuralım" diyen Erinç, "Hayatıyla, özgürlüğüyle, oyuyla, ısrarıyla, cesaretiyle, mücadelesiyle, neşesiyle ve inadıyla bu gerçekliğin parçası olan herkese vazgeçmek yok, bu memleket bizim diyoruz" dedi. (Kocaeli/EVRENSEL)

14) Alman Dışişleri Bakanı: İdam Avrupa hayalinin sonu olur -19.04.2017

Alman Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel Türkiye’de idamın getirilmesinin Avrupa hayalinin sonu olacağını söyledi.

Alman Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel, referandum sonucunun Türkiye’nin AB ve NATO ile olan ilişkilerini nasıl etkileyeceği konusunda açıklamalarda bulundu. Bild gazetesine konuşan Gabriel, Türkiye’de idamın yeniden getirilmesinin Avrupa hayalini sona erdireceğini söyledi.

Gabriel, “Türkiye’nin AB üyeliği masadan tamamen kalktı mı?” sorusuna şu karşılığı verdi:

“Bu Türkiye’nin kendi elinde. Uzun bir süre karar verilmesi söz konusu değil, şimdi zaten bir katılım da olmaz. Ancak ben Türkiye’de ülkelerinin bir gün AB üyesi olmasını hayal eden çok sayıda kişi tanıyorum. Türkiye’de Avrupa’ya artan öfke, umutların hayal kırıklıklarına dönüşmesiyle ilgili. Erdoğan bu duygularla referandum sürecinde acımasızca oynadı. Bir şey çok açık: İdamın yeniden getirilmesi, Avrupa hayalinin sonu anlamına gelir. Ben bunun olmamasını ümit ederim. Diyalog kanallarını açık tutmak ve sürdürmek, şu sıralar zahmetli de olsa ve bu durum sürecek gibi de olsa, daha da önemli hal aldı.”

‘AVRUPA KAPISINI KAPATMAYIN’

Alman Dışişleri Bakanı, referandum sonucunun AB ve NATO ile ilişkiler konusunda ne mesaj verdiği şeklindeki bir soruya, "Erdoğan’ın asıl planının ne olduğunu bilmiyoruz. Türkiye’yi Avrupa ve Batı’dan daha da uzaklaştırmak mı istiyor? Yoksa çatışmacı ve kıyasıya yürütülen referandum sürecinde, Avrupa ve AB değerlerinin Türkiye’nin ekonomik, toplumsal ve politik açıdan gelişmesi için önemini anladı mı? Ben Türk meslektaşımla oldukça zorlu geçen son aylarda bile en azından irtibatta oldum. Kendisine her zaman şunu söyledim: Avrupa kapısını kapatmayın! Bizim görüşmeye ve birbirimizi partner olarak görmeye karşılıklı olarak ihtiyacımız var” yanıtını verdi.

‘TOPLUMUN GERİLMESİNE MÜSAADE ETMEYECEĞİZ’

Türkiye’nin kendi çıkarları açısından Avrupa’dan daha fazla uzaklaşmaması gerektiğini kaydeden Gabriel, Almanya’da toplumun daha fazla gerilmesine müsaade etmeyeceklerini söyledi. Referandum sürecinin Almanya’da yaşayan Türkleri kutuplaştırdığını belirten Gabriel, Almanya’da yaşayan insanların politik açıdan radikalleşmelerine de istihbarat tarafından izlenmesine de karşı koyacaklarını söyledi.(Dortmund/DHA)

15) Serpil İLGÜN :Mesele seçmenin aynı oyuna gelip gelmeyeceği -19.04.2017
Tarihçi, yazar Prof. Dr. Taner Timur: 'Hayır' oyu ile Erdoğan şefliğindeki AKP oligarşisi ağır bir ders, OHAL rejimi de ağır bir yara almış olacak.

Türkiye’nin geleceğinin oylanacağı referandum için artık son günler. Sokağın, salonların ve meydanların ritmi, kalan 6 günde daha da hızlanacak.İktidar cephesinde, bütün kadrolar Erdoğan’ın tüm gücü eline geçirmesi için seferber edilmiş durumda. Onca baskı ve tehdide rağmen evet oranlarının kamuoyu yoklamalarında beklenen sonuca ulaşamamasının yarattığı tedirginlik, büyük şehirlere daha fazla yüklenilerek aşılmaya çalışılıyor.

Yeni stratejiler geliştirmekten imtina edilmiyor. “Gizli hayırcı”lar arasında sayılan Davutoğlu, Konya mitingine ev sahipliği yapmaya ikna ediliyor. Seçmene “Hayır derken ahiretin de düşünülmesi” salık veriliyor...

Doğal olarak artık gündelik sohbetlerimizin de tek konusu haline gelen referandumdaki son tabloyu değerlendirmek için akademinin duayen hocalarından, Prof. Dr. Taner Timur’a başvurduk.

16 Nisan neden önemli? Baskılar, medya tahakkümü, “Evet çıkmazsa kaos olur” propagandası neden işliyor görünmüyor? Hayır sonucu AKP’ye nasıl yansır? Başkanlığa karşı çıkan milliyetçi-muhafazakar kesim, referandumdan sonra AKP’ye alternatif yeni bir parti çıkarabilir mi? ABD’nin Suriye müdahalesini onaylayan Erdoğan’ın yeni operasyonlar için Trump’a açık çek vermesi ne anlama geliyor?

Taner Timur yanıtladı.

Önce, altını bir kere daha çizmek açısından, 16 Nisan’da neyi oylayacağız? Antidemokratik gidişi, OHAL rejimini, keyfi tutuklamaları ve iktisadi krizi oylayacağız. Bunlara “Dur!” ya da “Devam!” diyeceğiz. Bilelim ki seçmen çoğunluğu “Devam” dediği takdirde istikrarsızlık ve kutuplaşma artacak ve ülke, iktisadi krizin de yoğunlaşması ile yönetilemez hale gelebilecek. Geçmişte de yaşadığımız bir senaryonun çok daha ağır bir versiyonuyla karşılaşmaya aday görünüyoruz.

‘16 Nisan’da evet diyenler, dolaylı bir şekilde Trump’a, Putin’e, Farage’a, Le Pen’e, Orban’a, Hofer’e de oy vermiş olacaklar’ diyorsunuz. ‘Ne alakası var, biz evet diyerek niye Tump’a oy vermiş olalım ki’ diyeceklere ne söylersiniz? Emperyalizm bugün yüz yıl öncekinden çok daha güçlü; kendi yarattığı krizi kontrol altına almaya çalışırken, popülist ve militarist akımları da besliyor. Bu faşizan dalga içerisinde Türkiye de yerini almış durumda. Bakınız, Cumhurbaşkanı Erdoğan Almanya ve Hollanda gibi ülkeleri “Nazizm”le suçlarken, kendi ülkesinde bile İslamofobi ile eleştirilen Trump’a da yaklaşmaya çalışıyor; bir an önce onunla buluşmanın yollarını arıyor. Böylece temsil etmiş olduğu İslamcılığın siyasal niteliğini ve rengini de ortaya koydu. Yakınlarda Türkiye’yi ziyaret eden tek hükümet başkanı, şu anda AB’den çıkış koşullarını müzakere eden İngiltere Başbakanı oldu. Fransa’da da Marine le Pen aynı yolu izlemek istiyor. Erdoğan da 16 Nisan’dan sonra bir de AB referandumundan söz ediyor. Eğer yapılırsa gerçekten çok acayip bir referandum olacak!?

Türkiye toplumu olarak referandumu nasıl algıladık? Başkanlık sistemi oylaması olarak mı, genel seçim oylaması mı, yoksa Erdoğan oylaması olarak mı?

Ortada Erdoğan için biçilmiş, onu adeta “saltanat”la donatacak bir Anayasa tadili tasarısı var. Bu yüzden 16 Nisan bir “Erdoğan oylaması” şeklini aldı. Bir yazımda bu nedenle oylamanın “referandum” değil de “plebisit” olarak adlandırılması gerektiğini yazmıştım. Malumunuz, AKP’nin referandum kampanyasında anayasa değişikliğinin içeriği değil, ‘Evet çıkmazsa kaos olur’ teması öne çıkarıldı. Ancak, hayır oyu vereceklerin “terörist, darbeci” ilan edilmesi milliyetçi muhafazakar seçmende de rahatsızlık yaratınca, söylemde kısmi bir yumuşamaya gidildi. Bu durum tehdidin, hamasetin artık kullanışlı araçlar olmaktan çıktığına bir işaret olarak yorumlanabilir mi? Normal şartlarda tasarı lehine söylenebilecek hiçbir şey yok. Bu yüzden, on dört yıldır ülkeyi yöneten AKP kurmayları bula bula yirmi, otuz sene önceki koalisyonları buldular ve günah keçisi yaptılar. Kaldı ki o koalisyonlar bile bugünkü ölçüde gerginlik ve istikrarsızlık yaratmamıştı. Bunun inanılır bir tarafı yok; bu yüzden geriye tehditler, baskılar ve demagojik sloganlar kaldı. Ben şahsen söylemde pek bir “yumuşama” göremiyorum.

AKP’nin referandum kampanyasında toplumun önüne ‘yollar, köprüler, havaalanları, hastaneler yaptık/ yapıyoruz’ dışında güçlü bir vaat, bir ütopya koyamamasını nasıl yorumlarsınız?

2008 krizinin hâlâ aşılamamış olması iktisadi ve sosyal alanda; Suriye politikası ve Müslüman Kardeşler’in yenilgisi de ideolojik ve diplomatik alanda “Erdoğancı paradigma”yı iflasa sürükledi. Bugün dünyada yapayalnız ve artık hiçbir ülkenin güvenemediği bir Türkiye var ortada. Bunu yandaş gazeteler de her gün yazıyor; fakat onlar, bu durumu, kargaları da güldürecek şekilde, “Ezeli Türk düşmanlığı; Batı’nın bizi kıskanması; büyümemizi baltalamak istemeleri” ile izah ediyorlar. Bu ülke yine bu iktidar zamanında, üstelik Batı yatırımları ve kredisiyle yüzde 9- 10’luk büyüme oranları sağlarken, Batı kamuoyunda Türkiye alkışlanıyor ve “model” gösteriliyordu. Bunu da çok iyi biliyorlar.

İktidara yakınlığı ile bilinen MAK araştırma şirketi, kendini AKP’li olarak ifade eden seçmenler arasında ‘hayır’ diyecek bir kitle olduğunu, bunun ilk kez ölçüldüğünü açıkladı. AKP seçmeninin temel endişesi ne sizce? Erdoğan sonrasının garanti edilememesi mi, ‘böyle iyiydi, başkanlığa ne gerek vardı’ düşüncesi mi?

Sanırım AKP’li seçmen ilk kez kendi partisi aleyhine oy vermiyor; Haziran 2015 seçimlerinde AKP’nin iktidarı kaybettiğini sık sık unutuyoruz. Sonra iktidar partisi, aradaki yedi aylık hükümetsizlik dönemini de kullanarak, gerginliğe oynadı ve Kasım seçimlerini kazandı. Bugün aynı senaryo daha da kaba yöntemlerle sahnelenmiş durumda. Üstelik oyun sınırlarımızı da aştı; AB ölçeğinde uygulanıyor. Anlaşılan bazı seçim stratejistleri bunun daha rantabl olacağını düşünmüşler. Oysa bütün mesele seçmenlerin aynı oyuna bir daha gelip gelmeyeceklerinde. Güreş tarihimizde “Filiz Nurullah” diye bir güreşçi var; anlatıldığına göre adamın tek bir numarası varmış, fakat ne yapar eder onu uygular ve rakibini kündeye getirirmiş! Dileriz bizim seçmenler Filiz Nurullah’ın rakiplerinden daha uyanık çıkarlar! Aksi takdirde sonuç, tuşun da ötesinde bir yenilgi olabilir.

AKP’li seçmenin 7 Haziran’dan sonra ikinci kez kendi partisi aleyhinde oy verme eğiliminde olmasında, Erdoğan’ın iktidarı kişiselleştirmesinin payı için ne söylersiniz?

Kuşkusuz bunda iktidar kişiselleşmesinin de payı var; fakat ben asıl nedenin seçmenin 1 Kasım 2015 seçimlerinden sonra uğradığı düş kırıklığı olduğu kanısındayım. Gerçekten de son bir buçuk yıl içinde Türkiye her alanda geriye gitti. 15 Temmuz darbe girişimi ve sonrasında uygulanan OHAL rejimi de buna tuz biber ekti. Yine de bir kısım AKP’li seçmenin “Hayır!” demesinde TL’nin erimesinin ve iktisadi durgunluğun ağır basacağını düşünüyorum. Bu durgunluk AKP’nin asıl sınıfsal dayanağı olan esnafı ve KOBİ’leri perişan ediyor.

TÜRKİYE’NİN DEMOKRASİ SORUNU BAHÇELİ’NİN ÖNCELİLİKLİ SORUNU DEĞİL

Sizce de 16 Nisan’da evet de kazansa, hayır da kazansa erken seçimin kaçınılmaz mı? Bir yabancı yazar, Putin’le benzerlik kurarak, referandum için, “Erdoğan, mecbur kalmadıkça, kazanacağından emin olmadığı bir oylamaya gitmez” demişti. Oysa referandum fikri biraz da Erdoğan’ın dışında, Devlet Bahçeli’nin çıkışı ile gündeme geldi. Bahçeli daha önce de, 2001 yılında erken seçimleri tetiklemiş ve sonra da kendisini bir anda parlamento dışında bulmuştu. Bu kez de öyle olabilir. Ne var ki bu kez Erdoğan’ın zaferi hiç de öyle kolay görünmüyor. Bu yüzden erken seçim olacağını da sanmıyorum.

Bahçeli’nin ‘Fiili durum resmiyet kazanmalı’ çıkışının, Erdoğan dışında olduğunu mu düşünüyorsunuz? Türkiye’nin “demokrasi” sorunu Bahçeli’nin hiç de öncelikli sorunları arasında görünmüyor. Buna karşı Erdoğan’ın Kürt politikasındaki dönüşüm, onun yeni bir tavır almasına yol açtı. Yani “çıkış” aslında tamamen “Erdoğan dışında” sayılmaz. “Başkanlık”, “Başbuğluk” ya da (Necip Fazıl’ın diliyle) “Başyücelik” hepsi olabilir; yeter ki “Kürt sorunu” gündemden çıkmış olsun! Oysa bunun yolu asla HDP’yi fiilen çalışamaz hale getirmek, HDP’li milletvekilleri hapse atmak değildir. 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olmuş ve yüzde 10 civarında oy almış bir parti başkanının bugün tutuklu olması tam bir demokrasi skandalıdır.

Kürt seçmeni kazanma saikiyle Van’da Binali Yıldırım’ın ‘Hepimiz Barzani’yiz, hepimiz Şivan Perwer’iz’ ifadesinin, Diyarbakır’da ise Erdoğan’ın ‘Türk milleti demiyoruz, tek millet diyoruz’ sözlerinin bu kez de evet demeyi düşünen milliyetçi kesimi küstürdüğü anlaşılıyor. AKP’nin Kerkük meselesinde gösterdiği tutum, milliyetçi tabanın kırılan gönlünü onarır mı?

Günümüzde “ümmet” sözcüğü feodal değerleri, “millet” sözcüğü de kapitalizmi ve modern değerleri temsil ediyor. Osmanlılar feodal yapıdan kapitalizme evrilirken, daha doğrusu Batı kapitalizmi Osmanlı topraklarında hegemonya kurarken bizde “millet” sözcüğü de ikili bir anlam kazandı. Yerine göre ümmet, yerine göre de ulus anlamında kullanılmaya başladı. Siyasette taktik ittifaklara olanak sağlayan bu ikili kullanım, Kurtuluş Savaşı’nda da devam etti; fakat o sırada amaç daha çok ümmetçilere de milli duyguları aşılamaktı. Peyami Sefa “Türk İnkılabı’na Bakışlar” isimli kitabında “O zamanın dini duyguları bile nasyonalistti” diye yazmıştır. Bugün ise tam tersi bir durumla karşı karşıyayız. Erdoğan “Türk milleti demiyoruz, tek millet diyoruz” derken “millet”i -konuştuğu bölgede- “ümmet” anlamında kullanır görünerek İslamcı Kürtlerden oy kazanmaya çalışıyor. Aynı amaçla ve aynı yönde, yıllar önce de, başta Türk ve Kürt milliyetçiliklerini anarak “Her türlü milliyetçiliği ayaklarımız altına alıyoruz” demişti. Beklediğini bulamadı; 16 Nisan’da da aynı şeyin olacağını sanıyorum.

‘HAYIR’ OYU İLE AKP AĞIR BİR DERS, OHAL YARA ALMIŞ OLACAK

Hâlâ, ‘Hayır kazansa ne değişecek, mevcut fiili durum devam etmeyecek mi?’ duygusunda olanlara ne dersiniz? “Hayır” oyu ülkeye göreli de olsa bir nefes alma, bir rahatlama şansı getirecek. Gördüğüm kadarıyla bu, AKP idareci kadroları için de rahatlatıcı olacak. Bu günlerde, yandaş basında bile, bıktırıcı klişelerin ötesinde, en ufak bir coşku, en ufak bir heyecan göremiyorum. “Hayır” oyu ile Erdoğan şefliğindeki AKP oligarşisi ağır bir ders, OHAL rejimi de ağır bir yara almış olacak.

AKP ‘YA MUTLAK İKTİDAR YA ÇÖKÜŞ’ KAVGASI VERİYOR

Bazı yorumculara göre referandumdan sonra AKP içinde yarılma kaçınılmaz. “Evet de çıksa, hayır da çıksa AKP bölünecek.” Bazılarına göreyse “evet de çıksa bölünecek” tezi hayli iddialı. Evet sonucunun böyle bir etki üretebileceğini düşünüyor musunuz? Yarılma zaten çoktan gerçekleşmiş durumda. Yeni bir parti kurulmamış olsa bile, şu anda AKP’nin kurucu lokomotif kadrosundan Erdoğan dışında partide kimse kalmadı. Kimileri sessizce uzaklaştılar; kimileri de gürültülü bir şekilde kovuldular. Neredeyse bir Binali Yıldırım kaldı; o da canla başla kendi başbakanlığının ne kadar lüzumsuz olduğunu halka anlatmaya çalışıyor. Ayrıca Türkiye’yi sadece Türkiye olarak düşünmemek lazım; tam üye olmasa da bu ülkenin AB ile yapısal ilişkileri var. Oysa AKP bugün övündüğü bütün “başarı”larını AB desteği ile sağladı ve şimdi de ona savaş açmış durumda. Uluslararası ilişkilerde etki-tepki durumları zaman alıyor; hemen ortaya çıkmıyor. Sanırım Erdoğan AB’ye “Van minüt” çıkışının sonuçlarını peyderpey alacak. Biliyoruz; kolayca U dönüşleri yapabiliyor, ama hepsi de derin izler bırakıyor. Kendisini sevenler, Batı basınında çıkanları olduğu gibi tercüme edip önüne koymalı. Bunların aslında devlet adamlarının düşünüp de söylemeyi uygun bulmadıkları şeyler olduğu da kendisine anlatılmalı.

‘Referandumda ikiye bölünen sağ, milliyetçi, muhafazakar yelpaze 16 Nisan’dan sonra yeni bir merkez sağ parti çıkarır’ değerlendirmelerine yaklaşımınız ne?

Sanıyorum AKP iktidardan düşmedikçe böyle bir girişime kimse cesaret edemez. AKP yol ayrımında; ‘Ya mutlak iktidar ya çöküş’ kavgası veriyor. Ne var ki tam iktidar için 16 Nisan’da yüzde 51 oy yetmez, en az yüzde 60 “evet” gerekir; bunu da alamayacağı anlaşılıyor. Yani AKP zamanla ve muhtemelen hızla erime yoluna giriyor. AKP iktidardan düştükten sonra da ANAP ve DYP gibi giderek siyaset sahnesinden silineceği kanısındayım. Tabii İslamcı siyaset -ya da siyasal İslam- başka adlar, başka çatılar altında devam eder.

CHP’DE ERDOĞAN TARZINI TAKLİT ETME EĞİLİMLERİ DOĞDU

Şu günlerde Kemal Kılıçdaroğlu’nun ‘15 Temmuz kontrollü bir darbedir’ açıklaması ve Konya milletvekilinin ‘evetçileri denize dökme’ sözleri üzerinden yapılan polemiklerle gündem olan CHP’nin referandum stratejisini nasıl değerlendirirsiniz? CHP’nin muhafazakar, milliyetçi seçmene de seslenme çabası karşılık bulur mu?

AKP’nin seçim başarıları CHP’yi de büyüledi ve parti yönetiminde Erdoğan’ın temalarını, hatta konuşma tarzını taklit eğilimleri doğdu. Bakınız, Kılıçdaroğlu mitinglerde bir şey söylüyor ve sonra onu, Erdoğan ve Yıldırım gibi, üç kez topluluğa tekrarlatıyor. Galiba bunu “hitabet ustalığı” sanıyor! Eskiden böyle bir adeti yoktu. Sonra sık sık dine, kutsal metinlere gönderme yapıyor. Bu laik bir ülkede asla politikacının işi değildir. Sonunda başörtüsü serbestisi TSK’ya bile sessiz sedasız girdi. Oysa eski AKP’liler arasında da dinin bu şekilde kullanılmasına üzülen ve karşı çıkan çok kimse var. Ayrıca AKP’nin din politikasının bizi nereye getirdiği de ortada. CHP’deki bu gelişmeyi üzülerek izliyorum. Galiba bunu bazen kendileri de anlayıp, bu kez de ters yönde, demagojik istismara açık sözler sarf ediyorlar.

CUMHURİYET TARİHİNİN EN SAĞCI, EN FAŞİZAN KOALİSYONU ÖNERİLİYOR

Erdoğan, 37. muhtarlar buluşmasında, “AK Parti, MHP, BBP, CHP ve Saadet’li kardeşlerime sesleniyorum. Gelin 16 Nisan’da milli bir ittifak yapalım” çağrısında bulundu. 16 Nisan’a günler kala, HDP dışındaki kesimlerin “milli ittifak” şemsiyesi altına davet edilmesi, evet kaygısının arttığına mı işaret?

Olabilir; sadece HDP’ye oy verenler değil, tüm demokratlar dışlanıyor. Devamlı koalisyon hükümetlerini karalayarak bir kampanya yürüten AKP yönetimi, bir yandan da Cumhuriyet tarihinin en sağcı, en faşizan koalisyonunu öneriyor.

Daha önce, FETÖ konusunda ‘Şahsım başta olmak üzere tüm ülke aldatıldı’ diyen Erdoğan’ın muhtarlara seslenirken, siyasi hayatı boyunca hiç aldatılmadığını söylemesine yorumunuz ne?

Bunu bana değil, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a sormanız lazım; ama bugünkü koşullarda, bu pek mümkün görünmüyor. Erdoğan’ın da kendine özgü bir diyalektiği var; çelişkiler arasında ilerliyor. Şimdi de tarihe geçecek sözler söylemiş. Er veya geç, bu sözler de bir gün mutlaka sorgulanacak.

ERDOĞAN’IN TERCİHİ ABD

ABD’nin Suriye’de hava üssünü vurmasına, Erdoğan’dan gelen desteği nasıl değerlendirirsiniz? İdlip katliamı, AKP’ye Suriye’de yeni bir fırsat mı sunacak?

Sanmıyorum; Erdoğan bunu aylardır söylüyor; fakat Amerikalılar da şu ana kadar sahada DAEŞ’e karşı en etkili kavgayı vermiş olan Kürtleri terk etmek niyetinde görünmüyorlar. ABD Dışişleri Bakanı Rex W. Tillerson, Mart sonunda Türkiye’yi ziyaretinde bu konuda diplomatik bir dil kullanmış, NY Times’e göre “alınması zor kararlar”dan söz etmişti. Daha sonra da Trump, mevcut şartlarda Esad’a razı olunması gerektiğini söylemişti. İdlip’te kimyasal silahlar kullanılınca bu kez de “Suriye’ye müdahale edebiliriz” demeye başladı ve etti de! Ne var ki ABD’deki Türkiye dosyası belli ki başka bir sürü madde daha içeriyor: BM’de İran’ın nükleer politikasına destek olup ABD’ye karşı oy kullanmakla başlayıp, Zarrab’a ve FET֒ye kadar uzanan bir dosya… Anlaşılan ABD’nin -Trump’ı da aşan- “Türkiye masası” bunları bütünlük içinde düşünüyor. Şu anda Ankara’nın onlara, “Bütün bunları unutalım; her şeye sil baştan yeniden başlayalım; ben her şeye hazırım!” der gibi bir hali var. Beştepe ve AKP hazır olabilir, ama Türkiye’nin buna hazır olduğunu hiç sanmıyorum.

Diğer yandan ABD’yi Suriye’ye müdahaleye çağırıp, Rusya’yla iyi ilişkileri korumak nasıl mümkün olacak?

Elbette olamayacak. Malum hakikat; iki cambaz bir ipte oynamaz. Erdoğan’ın tercihi kuşkusuz ABD; fakat Rusya’yı da daha çok bir diplomatik manevra, bir savunma ve nefes alma alanı olarak görüyor. Oysa KGB geleneğinden gelen Putin’in de bu taktikleri çok iyi bildiğini unutmamak lazım. Bunu defalarca gösterdi. Ankara ise, varılan noktada, artık sadece gününü gün etmeye çalışıyor.

-

.

…

FOTO / KAYNAK: ŞENGÜL ÖZER'DEN

VARTO / GIMGIM DEYİP GEÇMEYİN (GÜZEL GIMGIM'IM)

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

YENİ HABER, NÛÇA NÛ (10) HER BÎJI KURDİSTAN

01) -19.04.2017

02) -19.04.2017

.

Ek.Tarihi Wed Apr 19, 2017 10:00 am Gön: Oezer

İlgili Konular

Siyaset

Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden biz sorumlu değiliz.

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun
 
İlgili Bağlantılar
· Daha fazla Siyaset
· Haber gönderen Oezer


En çok okunan haber: Siyaset:


Haber Puanlama
Ortalama Puan: 0
Toplam Oy: 0

Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü


Seçenekler

 Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa

 Bu Haberi Arkadaşına Gönder Bu Haberi Arkadaşına Gönder





Bu Site Ali Usta tarafından yapılmıştır.


>Powered by Nuke-Evolution