Anasayfa > Günün Haberleri > Sitene ekle > Arşiv > İletişim > Künye > Reklâm
__________________________________________________________________________________________
Güncel -
Spor - Siyaset - Ekonomi - Medya - Polemik - Dünya - Teknoloji - Sağlık –Kültür Sanat- Eğitim – Röportaj – Reklâmlar

   Üyemiz Değilseniz! Tıklayın   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (08) HER BÎJI KURDİSTAN     YENİ HABER, NÛÇA NÛ (11) HER BÎJI KURDİSTAN   Musul sorunu demokratik ulus ve ortak şehir yaklaşımıyla çözülür   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (14) HER BÎJI KURDİSTAN   Hüseyin Akinci:Barış Cümlesinin Anlamsızlaştığı Bir Coğrafyadayız   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (12) HER BÎJI KURDİSTAN   Aydın Engin:Bu hukuki değil siyasi bir dava   Diyarbakırlılar:Muhatap alınmasak da barışı istiyoruz   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (11) HER BÎJI KURDİSTAN
Onur Yazarımız

Konuk Yazarlar

Ana Menü
 
Ana SayfaAna Sayfa
    Ana Sayfa

    Konu Başlıkları
    Haber Gönder
    Haberler
Diğer Başlıklar
    Evo UserBlock
    Yazarlar
    Site Haritası
    Haber Arşivi
    Yönetici Notu
    Reviews
    Tavsiye Et
    NukeSentinel
    İletişim Formu
    Sorularınız
Üyeler
    Üye Bilgileri
    Üye Hesabınız
    Üye Listesi
    Üye Grupları
    Özel Mesaj
Birlikte
    Forumlar
    Destekleyenler
    Anket
    Arama
Sayfa İstatistikleri
    Top 10
    İstatistikler
Linkler
    Yararlı Programlar
    Web Siteleri

Arama
 



Bağış - Reklam
Sitemizin yaşaması ve daha iyi bir içerikle yayın hayatına devam etmesi için reklam ve bağışlarınıza ihtiyacımız var. Lütfen Buraya Tıklayarak bizimle ilişkiye geçin... Şimdiden teşekkür ederiz....

Top 10 Links
 

Günün Haberi
 
Bu gün için henüz önemli bir haber yok.

 
Güncel

Dr.İsmail Beşikci:Tüm Kürdler 'Bayrağımız inmeyecek' demeli!-12.04.2017
Sosyolog, yazar İsmail Beşikci, "Kerkük, Kürdistan’dan koparılmış bir alandır. Kürdistan’dan koparılan Şengal, Hanekin, Çemşemal gibi. 2005’te yapılan Irak Anayasası’yla Kürdistan Bölgesi Yönetimi kuruldu.

Süleymaniye, Duhok ve Hewler bölgesinde. Kerkük, Şengal, Hanekin gibi bölgeler ise ‘Kürdistan’dan koparılmış alanlardı. Ama buralar tartışmalı bölgeler değil Kürdistan’ın kendisidir" dedi.

Kerkük’e asılan Kürdistan bayrağı, Kürdistan’da ve Kerkük’ün referandum kararına ve Kürt siyasetine ilişkin Kuzey Kürdistan ve Türkiye'de haftalık olarak Kürtçe ve Türkçe yayın yapan Bas gazetesinin sorularını cevaplayan Beşikci, dört parça Kürdistan’da yaşayan Kürtlerin Güney Kürdistan’ın devletleşmesine destek vermesi gerektiğini söyledi. PKK'nin Türk yöneticisi Karasu'nun Kürdistan bayrağı ile ilgili görüşleri için talihsiz bir açıklama diyen Beşikci, "Kürdistan bayrağına karşı durmak anti-Kürd politikadır. PKK’nin, Türk yöneticilerinin Kerkük’teki açıklamalarını görmesi gerekiyor" dedi.

Bas gazetesinin yeni çıkan 14. sayısında yer alan söyleşi şu şekilde

Kerkük’ün referandum kararı ve Kürdistan’a bağlanması Türkiye’yi nasıl etkiler? Türkiye’nin gerçekten müdahale etme hakkı doğar mı?

Gerek İran, gerek Türkiye, Güney Kürdistan’daki gelişmeleri içine sindirmeli. Bugün Kürdistan Bölgesi Yönetimi ile Türkiye arasında ekonomik ve ticari bir ilişki var. Petrol gibi. Bu hem Kürdlerin hem de Türkiye’nin lehinedir. Ekonomik ve ticari ilişkiler diplomatik ve siyasal ilişkileri de geliştirmeli. Bu nedenle Türkiye’nin Güney’deki gelişmeleri içine sindirmesi gerekiyor.

Ama temel sorun şu: Kürdistan’ın 1920’lerde Milletler Cemiyeti döneminde bölünmesi, parçalanması ve paylaşılması. Zamanın emperyal gücü İngiltere ve Fransa ile Ortadoğu’nun iki köklü devleti Osmanlı, devamı olan Türkiye ile İran Şahlığı dört güç işbirliğiyle Kürdlerin, Kürdistan’ın bölünmesini, parçalanmasını ve paylaşılmasını sağladılar. Aynı dönemde Güney Kürdistan’da Şeyh Mahmut Berzenci önderliğinde bir Kürd hareketi vardı. Bağımsız Kürdistan’ı talep eden bir hareketti. Buna rağmen Kürdlerin iradelerini yok sayarak Kürdistan’ı böldüler.

Kerkük, Kürdistan’dan koparılmış bir alandır. Kürdistan’dan koparılan Şengal, Hanekin, Çemşemal gibi. 2005’te yapılan Irak Anayasası’yla Kürdistan Bölgesi Yönetimi kuruldu. Süleymaniye, Duhok ve Hewler bölgesinde. Kerkük, Şengal, Hanekin gibi bölgeler ise ‘Kürdistan’dan koparılmış alanlardı. Ama buralar tartışmalı bölgeler değil Kürdistan’ın kendisidir. 1960’lı yıllarda Saddam Hüseyin, Kürdistan’ın nüfus yapısını bozmak için Kürdleri Kürdistan’dan devlet terörüyle koparıp Arap çöllerine gönderiyordu. Arapları da getirip Kürdlerden boşalan alanlara yerleştiriyordu. Özellikle de Kerkük’ün nüfus yapısını bozmak için bu politikalar kararlı bir şekilde uygulandı. BAAS Parti’sinin hem Irak’ta hem de Suriye’de Kürd bölgelerinin nüfus yapısını bozmak gibi temel bir politikası vardı.

11 Mart 1970’te Mele Mustafa Barzani ile Saddam arasında Kürdistan’ın özerkliği üzerine bir anlaşma yapılmıştı. Bu anlaşmada Kerkük’e dair de madde vardı. Madde şöyleydi: 1974’e kadar Kerkük’e bir nüfus sayımı yapılacak ve bunun sonucuna göre Kerkük ya Bağdat’a ya da Kürdistan’a bağlanacaktı. Ama Saddam Hüseyin Türkiye’den, İran’dan, Suriye’den, Sovyetlerden ve ABD’den aldığı güçle bu anlaşmayı yerine getirmedi. 1974’te savaş bu nedenle başladı. 2003 ABD’nin Irak’a müdahalesiyle Kürdleri tehdit eden Saddam rejimi yıkıldı, ordu, Baas Partisi, el Muhaberat dağıtıldı, kitle imha silahları yok edildi. Kürdleri tehdit eden bu kurumlar etkisizleştirirlince, Kürdistan Bölgesi Yönetimi kuruldu. Bu Kürd/Kürdistan tarihi için önemli bir dönüm noktasıdır.2005’te yapılan Irak Anayasası’nın 140. Maddesi ne göre, Kürdistan’dan koparılmış alanlarda nüfus sayımı yapılacaktı. Ancak bu hüküm de yerine getirilmediği için Irak, Anayasayı çiğnemiş oldu. Ancak şu an Kürdlerin aldığı referandum kararı aslında gecikmiş bir karar. En kısa zamanda uygulamak için referandumun tarihini de belirlemek gerekiyor.

Kerkük’te bayrak uzun bir zamandır vardı zaten. Şimdi neden bu kadar sorun haline getirildi sizce?

Kürdistan bayrağı 10 yıldır Kerkük’te var zaten. Türk basını tarafından büyütülen bir olay. Bugün Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’de sürekli milli iradeden bahsediyor ve ‘Milli iradenin kararlarını yerine getiriyoruz’ diyor. Ama Kerkük’e gelince “O Bayrak inecek” diyorlar. Aslında bu Irak’ın ve Kürdlerin sorunudur. Oradaki irade de öyle. Saygı duymaları gerekiyor. Kerkük’te İl Meclisi 41 üyeli ve bunun 26’sı Kürd, 9’u Türkmen 6’sı da Arap. Yani Kerkük’te de milli irade böyle tecelli etmiş. Türk yöneticilerin, Türk siyasal partilerinin liderlerinin, Türk basınının, Kerkük’ün de milli iradesine saygı göstermesi gerekiyor.

Bazı Türk yazarları “İstanbul en büyük Kürd kentidir” diyorlar. İstanbul’da 4 milyon Kürd yaşıyor, diyorlar, diyelim İstanbul 16 milyon. 4 milyon Kürd… Ama İstanbul’da yaşayan Kürdlerin, haklarının verilmesine dair neden bir şey konuşulmuyor. Oysa Kerkük’te yaşayan Arapların, Türkmenlerin, Ezidi Kürdlerin, Asurîlerin tüm hakları veriliyor. Türkiye, Kerkük’teki soydaşlarının her hakka sahip olduğunu görüyor.

Türk yöneticilerin yanı sıra PKK yöneticisi Mustafa Karasu’nun Kerkük’teki Kürdistan bayrağına ilişkin “Tüm Kürdlerin bayrağı” değildir demesi peki?

Yanlış bir açıklama. O bayrak tüm Kürdleri temsil ediyor. 1927’de Xoybûn tarafından çizilmiş, Mahabad’da dalgalanmış. Yani tüm Kürdlerin bayrağıdır. Her Kürd tarafından savunulması gerekiyor. Kürdistan bayrağına karşı durmak anti-Kürd politikadır. PKK’nin, Türk yöneticilerinin Kerkük’teki açıklamalarını görmesi gerekiyor. Türkiye, Kerkük’teki soydaşlarının yanında olduğunu söylüyor. Bugün Güney Kürdistan’da bir devletleşme süreci var. PKK’nin de bu devletleşmenin yanında yer alması gerekiyor. Bu devletleşmeye karşı olan, anti-Kürd politikalar yürüten Haşdi Şabi’nin, Irak’ın, İran’ın yanında yer almaması gerekiyor.

PKK’nin Şengal’e ilişkin açıklamaları?

Benim gözümde PKK’nin orada bulunmasının tek anlamı var o da şu: “Burayı Kürdistan’dan koparıp Irak’a bağlayacağız.” Şengal’de 1975 den önce hiçbir Arap yoktu. Şengal’in nüfus yapısını Saddam Hüseyin devlet terörü uygulayarak değiştirdi.

Kerkük, Kürdistan’dan koparılmış bir alandır. Kürdistan’dan koparılan Şengal, Hanekin, Çemşemal gibi. 2005’te yapılan Irak Anayasası’yla Kürdistan Bölgesi Yönetimi kuruldu. Süleymaniye, Duhok ve Hewler bölgesinde. Kerkük, Şengal, Hanekin gibi bölgeler ise ‘Kürdistan’dan koparılmış alanlardı. Ama buralar tartışmalı bölgeler değil Kürdistan’ın kendisidir

Kerkük’ün referandum kararı, Güney Kürdistan’ın bağımsızlık referandumu ve bağımsızlığa gitmesi Kuzey’deki Kürt siyasetini ve Kürtleri nasıl etkiler?

Temel sorun Kürdistan’ın bölünmesi ve parçalanması sorunudur. Birleşik Bağımsız Kürdistan önemlidir ama kısa zamanda elde edilmesi zor. Bu nedenle bugün Güney Kürdistan’ın devletleşme sürecine bütün Kürdlerin sahip çıkması gerekiyor. Türkiye’nin, İran’ın, Suriye’nin istememesi dikkate alınabilir ama asıl önemli olan Kürdlerin bu devletleşmeyi istemesi ve sahip çıkmasıdır. Kerkük’teki bayrak meselesinde KDP ve Kürdistan Yurtseverler Birliği birlikte davranıyor ve “O bayrak inmeyecek” diyor. Bu birliğe tüm Kürdlerin katılması gerekiyor.

Bir de ABD’nin Kürdistan’a yönelik politikaları var. Bir değişim yaşandı. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Trump yönetimi Kürdistan’a bir önceki yönetimden daha yakın duruyor. Ortadoğu’da Kürdleri destekliyor bu da önemli bir güç.

Bunun temel sebebi Kürtlerin IŞİD’e karşı verdiği mücadele olabilir mi?
Evet, bu da belirleyici. 2014 Haziran’ın da IŞİD Musul’u ele geçirdiğinde küçük bir güçtü. Irak Ordusu’nun Musul’da ciddi oranda bir asker sayısı vardı. Irak’ın önemli ikinci büyük karargâhı Musul’daydı. Ancak Irak Ordusu hiçbir çatışmaya girmeden, Musul’dan çekildi. Böylece bütün silahlar, savaş araç gereçleri İŞİD’İn eline geçti. Irak ordusu Kerkük’ten de çekildi. Fakat Kürkük’ten çekilir çekilmez, Kerkük’ü Peşmerge denetlemeye başladı. Ancak Peşmerge Kerkük’te, IŞİD’e karşı savaştı. Sadece Kerkük’te değil Peşmerge, Kürdistan’ın birçok alanında IŞİD’e karşı savaştı, İŞİD’i Kürdistan’dan çıkardı. Peşmerge İŞİD’e karşı büyük bir savaş verdi. Batı’nın, ABD’nin Kürdlere karşı tutumunda böylece önemli oranda değişti. Çünkü IŞİD Avrupa’ya, ABD’ye karşı, yani herkese karşı bir tehditti. Ve bu tehdide karşı Kürdler büyük mücadele verdi.

Uluslararası güçlerin bir de Erbil – Bağdat’ı barıştırma ve yakınlaştırmaya yönelik tavrı var. Bu bağımsızlığın önünde bir engel olur mu?

Kürdlerin bağımsızlığı ötelememesi gerekiyor. Bağdat, Ankara, Tahran, Şam buna karşı dursa da Kürdlerin Kürd olmaktan doğan haklarını, Kürd toplumu olmaktan, Kürd ulusu olmaktan doğan haklarını ısrarla savunması ve bağımsızlıkta kararlı olması gerekiyor. Kürdlerin Ortadoğu’da yaklaşık 50 milyon nüfusu var. Ama BM’de bir Kürd sandalyesi yok. BM’ye üye olan birçok devletin nüfusu 1 milyonun altında. Kürdler, Kürdistan da, dünya uluslar ailesinin eşit bir üyesi olmalı, bunun için çaba sarf etmeli

Kuzey’de de yıllardır süren bir Kürt mücadelesi var. Buna rağmen neden Kuzey’deki Kürtler, Güney’deki gibi devletleşmeye gidemiyor?
Kuzey’de Kürdlere yönelik asimilasyon daha derindi.

Aynı asimilasyon Güney’de de vardı…

Güney’deki Kürdler asimilasyona karşı daha bir dirençli oldular. Ama Kuzey’de bu direnç gösterilemedi. Örneğin gerillanın böyle bir süreç yaşatması gerekiyordu. Kürd dil bilinci, Kürdistan bilinci, Kürd ulus bilinci, vatan bilinci yaratması, geliştirmesi gerekiyordu. Ama bu gerçekleştirilemedi.

İran, Suriye gibi birçok tehdide rağmen Güney Kürdistan bağımsızlığa yürüyor. Ortada tehdit ve savaş durumu varken Güney’in durumu Mahabad gibi olur mu?

Hayır! Güney’de daha bilinçli bir yapı var. Güney Kürdistan’da durum daha güçlü gelişecek. Bugün uluslar arası durumlar Kürdlerin lehine. Ama Mahabad kurulduğunda öyle değildi. Ayrıca her şeyden ziyade Kürdlerin bütün bu tehditlere karşı birlikte hareket etmesi önemli.

Kobanê döneminde Peşmerge’nin Kobani’ye geçişi ve Barzani’nin Rojava’ya yardımları sırasında bir birlik oluşmuştu. Aynı Kürt birliği Kerkük için de oluşturulabilir mi?

O dönemdeki gibi olmalı. Bütün Kürdlerin Güney’deki gelişmeleri savunması ve destek vermesi gerekiyor. Bugün uluslararası güçler dahi Kürdistan’ın bağımsızlığından bahsederken PKK, Goran, YNK’nin bir kısmı “Türkiye’nin, Suriye’nin, Irak’ın birliği olsun” demesi Kürdlerin Kürdlere karşı kurduğu bir anti Kürd politikadır. Bundan vazgeçilmeli. Kürdlerin Enfal’i, Halepçe’yi, Saddam’ın Kürd köylerinde ve cezaevlerindeki Kürd mahkûmlar üzerinde yaptığı zehirli gaz deneylerini, Süleymaniye Merkez Güvenlik Karargâhı gibi cezaevlerini unutmamaları, Kürdistan’daki devletleşmeye destek vermeleri gerekiyor.

HDP’nin referandum çalışmasında “Demokratik Cumhuriyet, ortak vatan” söylemi ya da “Seni başkan yaptırmayacağız” çıkışını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türk yöneticilerinin dediği “Tek millet, tek dil, tek devlet” demesinin bir başka versiyonu. Ortak vatanı değil Kürdistan’ı savunmak önemli. Türkiyelileşmek değil, Kürdistanileşmek önemli. Kardeşlik söylemi gibi yani. Şimdi kardeşlik nasıl olacak ki? Bu koşullarda kardeşlik olmaz. Kürdler de Türklerin ya da Arapların sahip olduğu haklara sahip olduğunda kardeşlikten bahsedilebilir. Irak’ın, Türkiye’nin, İran’ın Kürdlere ‘Ağabeylik’ yaptığı bir durumda kardeşlik nasıl olacak?
Nerina Azad

06) Cemil Bayık: Kerkük’teki gerillanın Kerkük’e hakim olma, iktidar olma diye bir derdi yok-11.04.2017

Başurê (Güney) Kürdistan'ın silahlı bir müdahaleye değil, demokratikleşmeye ihtiyacı olduğunu önemle belirtern KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanı Cemil Bayık, “Kerkük’teki gerillanın ‘ben Kerkük’e hakim olayım, iktidar olayım’ diye bir derdi yok. Şengal’dekinin böyle bir derdi olmadığı gibi, Maxmur’dakinin de böyle bir derdi yok. Gerillanın tek derdi, bu Üçüncü Dünya Savaşında Kürtlerin güçlü çıkması, dengelerde yer alması, özgür ve demokratik yaşamı sağlayan bir statünün gerçekleşmesidir.” dedi.

Al-Monitor’den Kemal Çomani’nin sorularını yanıtlayan KCK Yürütme Konseyi Eş Başkan Cemil Bayık’ın, uzun ve çarpıcı röportajının Güney Kürdistan’a ilişkin kesitlerini derledik. Bayık, röportajında KDP’nin Şengal müdahalesine karşı PKK’nin tutumu, KDP’nin Irak eski başbakanı Nuri Maliki ve İran’ın PKK ve YBŞ’yi desteklediği ve PKK’nin Güney Kürdistan’a müdahale amaçlı askeri hazırlık içinde olduğu iddiaları, PKK’nin Kerkük siyaseti ve Türk devletinin sınır ötesi operasyon söylemlerine ilişkin önemli açıklamalar yaptı.

Türk güçleri Başika’ya sevk edilmişti. Bu sevkiyat Sünnileri eğitme adı altında gerçekleşmiş olsa da Şengal’de PKK'ye saldırı yapma hedefini taşıdığı biliniyordu. Kürdistan Bölgesel yönetimi Neçirvan Barzani başta olmak üzere KDP yetkilileri birçok defa gerillanın Şengal’i terk etmesi çağrısı yapmışlardır. Mesut Barzani’nin Türkiye'ye gidişinden sonra KDP'nin Şengal’e müdahalesi olmuş, çatışmalar başlamıştır. KDP'nin bu müdahalesine karşı PKK'nin tutumu ne olacaktır? Türk güçleri Şengal’e müdahale ederse bu savaş nasıl bir seyir izleyecektir?

Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz; şu anda KDP'nin en iyi müttefiki Türkiye’dir, Türkiye'nin de en iyi müttefiki KDP’dir. Türk devleti Kürtlere yönelik soykırımcı bir politika izlerken desteği de KDP'den almaktadır. KDP'nin Türkiye ilişkilerini biz doğru bulmadık, hep eleştirdik. Çünkü Türk devletinin son iki yılda yaptıkları ortadadır. Bu açıdan bir Kürt partisinin böyle bir devletle ilişkisini gözden geçirmesi gerekmektedir. Ancak KDP bunu yapmak yerine, Türk devletiyle birlikte Kürt Özgürlük Hareketi'ne karşı ortak tutum göstermektedir. Bunu sadece Şengal’de değil, Rojava’da da gösteriyorlar, Bakur’da da gösteriyorlar. Uzun süredir Türk devleti Şengal’i hedef gösteriyordu. Paralel olarak KDP yetkilileri de hedef yaptı. Son olarak da Mesut Barzani Türkiye'ye gidip döndükten sonra KDP'ye bağlı güçler Şengal’e saldırdılar. Bu tabii kabul edilecek bir durum değildir.

‘ŞENGAL’İN 3 AĞUSTOS 2014 ÖNCESİNE DÖNMESİ MÜMKÜN DEĞİLDİR’

Artık Şengal’in 3 Ağustos 2014 öncesine dönmesi mümkün değildir. Şengalliler kendi kendilerini yönetmeliler; kendi öz savunmalarına kavuşmalıdırlar. Biz buna demokratik topluma dayalı Demokratik özerk yönetim dedik, Demokratik özerklik dedik. Bu, sadece bizim değil bütün Kürtlerin, hatta insanlığın Êzidî Kürtlere karşı vicdani ve ahlaki bir borcudur. KDP'nin merkezi bir otoriter yönetim anlayışıyla Şengal’e 3 Ağustos 2014 öncesi gibi hakim olacağım demesi doğru değildir. Bu gerçekten Şengal’de yaşanan trajediyi görmezden gelmek olur.

Bizim sorunumuz, bizim yaklaşımımız Şengal’e kimin hakim olup olmayacağı yaklaşımı değildir. Şengal’de Êzidîlerin özgür ve demokratik yaşamı nasıl olacak, özyönetimleri nasıl olacak, bir daha ferman yaşamamaları için nasıl bir siyasal sisteme kavuşmaları gerekir, bizim için önemli olan budur. Biz bunun için çabalıyoruz, bunun için gerilla orada YBŞ’ye destek vermektedir.

‘ŞENGAL MECLİSİNİN DEDİĞİ GİBİ ORADAKİ (KDP) GÜÇLERİN DERHAL ÇEKİLMESİNİ İSTİYORUZ’

Biz KDP ile görüşmeler yaptık, Êzidîxan’ın özyönetim ve öz savunmasının oluşmasına birlikte destek olalım, ortak sorumluluk taşıyalım dedik. Bütün Êzidî güçler bir araya gelsin, ortak bir yönetim olsunlar, ortak meclis olsunlar yaklaşımı gösterdik. Biz böyle bir yaklaşım içindeyken, bu sorunun görüşmelerle bütün Êzidîlerin bir araya getirilmesiyle çözülmesi gerektiğini söylerken böyle bir saldırının gerçekleşmesi kabul edilemez. Bu açıdan biz de YBŞ’nin, Şengal meclisinin dediği gibi oradaki güçlerin derhal çekilmesini istiyoruz. Oradaki askeri güçlerin içinde kimler var bunlar da belli değil. Bir kısmı KDP'nin zeravan güçleri deniyor, bir kısmı KDP'nin eğittiği paralı askerler deniyor, Rojava Devrimine karşı kontra eğitimi gören güçler deniyor. Yine içinde Türk askerlerinin, özel kuvvetinin bulunduğu söyleniyor. Çünkü Başika’da Türk güçleri var. Bu Türk güçleri esas olarak Sünnileri eğitme amaçlı değildir. Türkiye'nin tek derdi, Kürt Özgürlük Hareketi'ne yakın tek bir Kürt’ün kazanım elde etmemesidir. Bu açıdan onların da bu planın içinde olduğu görülüyor. Zaten saldırı Barzani Türkiye'ye gitmesinden sonra gerçekleşmiştir. Bu gerçeklik ortadayken kim bu saldırının Türkiye'den bağımsız olduğunu, Başika’daki güçlerden bağımsız olduğunu söyleyebilir?

‘BİZİM TEK DERDİMİZ, ŞENGALLİLERİN KENDİLERİNİ YÖNETECEKLERİ BİR ÖZERK YAPILANMANIN OLUŞMASIDIR’

Bizim derdimiz oraya hakim olmak değildir; KDP gibi bir hakim olma anlayışımız yoktur. Bizim tek derdimiz, Şengal’de Şengallilerin kendi kendilerini yönetecekleri bir özerk yapılanmanın oluşmasıdır. Kendi öz savunmalarını yapabilecekleri bir özerk yapılanmadır. Çünkü kendi öz savunmaları olsaydı 73. Fermana uğramazlardı. Êzidîlerin öz savunması olsaydı, IŞİD geldiğinde böyle kaçarlar mıydı? Orayı bırakılar mıydı? Kanlarının son damlasına kadar savaşırlar, Şengal’i bırakmazlardı. Çünkü Êzidîleri var eden Şengal’dir; Şengal yok olduğunda Êzidîler de yok olur. Êzidîlerin yok olmaması için Êzidî gençleri orada direnirlerdi. KDP'nin IŞİD saldırdığında ortaya koyduğu tutum ortadadır. Bu tutum karşısında Êzidîler artık kendilerini KDP'nin insafına bırakabilirler mi? KDP'nin biz sizi savunacağız demelerine bırakabilirler mi? IŞİD gelmeden önce de biz sizi savunacağız diyorlardı. Hatta IŞİD saldırılarına karşı biz de oraya gelelim, savunalım dediğimizde; peşmerge var, gerek yok dediler. Hatta oraya gönderdiğimiz arkadaşları tutukladılar. Ama gerçeğin böyle olmadığı görüldü. O zaman Êzidîler kendi varlıklarını, geleceklerini kimsenin insafına bırakmamalıdırlar, bırakamazlar.

Şunu da açık söylüyoruz, bu sorun sadece Kürtlerin, Kürt partilerinin sorunu da değildir, bütün dünyanın, insanlığın sorunudur. Êzidîlerin özyönetimine, öz savunmasına herkesin destek olması gerekir. Kürtlerin varlığını güvenceye alacak bir özyönetime Birleşmiş Milletlerin de destek olması gerekir. En başta da BM’nin artık KDP'nin 3 Ağustos 2014’ten önce olduğu gibi Şengal’e hakim olmasını kabul etmemesi gerekir. Bu konuda YBŞ’ye, Êzidîlerin meclisine destek vermesi gerekir. KDP'ye bağlı güçlerin de derhal Şengal’den çıkmasını istemelidir.

‘BU SALDIRI, BU KAVGA BİR ‘BIRAKUJİ’ KAVGASI DEĞİL’

Bizim Şengal yaklaşımımız bellidir, bu saldırılar karşısında da tutumumuz nettir. Bu saldırı, bu kavga bir bırakuji kavgası değildir. Aksine mazlum Kürt halkına bir saldırıdır ve burada da Şengal’deki mazlum halkın direnişi söz konusudur. Bırakuji diyerek saldırganla, zalimle mazlumu aynı kefeye koymak, saldırganla direneni benzer göstermek doğru değildir. Bu açıdan biz tüm Kürt halkının, Kürt siyasi güçlerinin, demokratik kuruluşların, yazarların, aydınların, sanatçıların vicdani ve ahlaki yaklaşarak Êzidîlerin direnişinin yanında olması gerektiğini söylüyoruz.

YBŞ’nin Irak hükümetinden maaş aldığını ve İran'ın bu gücün orada bulunmasından yana olduğu söyleniyor. Ayrıca KDP PKK'yi Şengal’de Nuri El Maliki ve İran tarafından desteklemekle suçluyor. Bunlar doğru mu?

Bu tür suçlamalar ucuz suçlamalardır. PKK'nin Şengal’e nasıl gittiği bellidir. Gerilla Şengal’e gittiğinde ne Irak savundu, ne de KDP savundu. Êzidî halkımız savunmasız kaldı. Bu açıdan oraya gerillanın gitmesi, PKK'nin sorumluluk duyup müdahale etmesi, Rojava Devrimcilerinin sorumluluk duyup müdahale etmesi tamamen insani ve vicdani nedenlerledir; Êzidî halkımıza karşı duyduğumuz sorumluluk nedeniyledir. Bu bakımdan Şengal’de PKK'yi İran destekliyormuş, Nuri El Maliki destekliyormuş gibi sözler ahlaksızca değerlendirmelerdir. O zaman biz de KDP Şengal’de kendi durumunu gizlemek için bunları söylüyor deriz. Peki, bunlar içinde hangisi daha gerçek ve inandırıcı olur?

Şengal’de IŞİD'e karşı bir mücadele verilmiştir, IŞİD püskürtülmüştür. Bu yönüyle IŞİD’in püskürtülmesi konusunda eğer birileri bundan memnun değilse bu bizi ilgilendirmez. Kaldı ki biz Telafer’deki Türkmenlerin de IŞİD tarafından katliama uğratılmasına tutum aldık, hatta Türkmenlerle IŞİD'e karşı mücadelede ortak tutum içinde olmak istedik. Ancak Türkmenlerin bir gücü yoktu, bu nedenle bu yaklaşımımız karşılıksız kaldı. Êzidîlerle Türkmenlerin de IŞİD'e karşı ortak mücadele vermesinden yana olduk. Telefar’deki Türkmenler Şii diye bunu İran’la, Nuri El Maliki ile ilişkilendirmek gerçekten ahlaksızca bir yaklaşımdır. Gerillanın Şengal’e müdahalesinin ne İran’la, ne Nuri El Maliki ile alakası vardır, ne de oradaki Êzidîlerin özyönetim ve öz savunma çalışmalarının İran ve Nuri El Maliki’yle alakası vardır. Ancak Şengal ve çevresinde IŞİD'e karşı mücadele tabii ki Irak’ı da memnun eden bir mücadeledir. Bunun dışında farklı değerlendirmelerde bulunmak KDP'nin kendi gerçekliğini gizlemekten başka bir anlam ifade etmemektedir. Bu tür uydurma yaklaşımlarla KDP IŞİD saldırdığında Şengal’de içine düştüğü durumu örtemez.

‘İRAN’IN YBŞ’NİN ŞENGAL’DE BULUNMASINDAN YANA OLDUĞU SÖYLENMESİ UTANMAZCA BİR SÖYLEMDİR’

Şengal’deki YBŞ’nin, özyönetim organlarının nasıl ki Başurê Kürdistan’ın Irak'la ilişkisi varsa onların da var. Şengal hala Irak’ın sınırları içindedir, yine Şengal hala IŞİD tehdidi altındadır. Irak da hala IŞİD tehdidi altındadır. Bu açıdan IŞİD tehdidi olan Irak hükümetiyle Şengal Êzidîlerinin belirli düzeyde ilişki içinde olması, IŞİD'e karşı mücadelede birbirlerine destek yaklaşımı içinde bulunması kadar doğal bir şey olamaz.

İran’ın YBŞ’nin orada bulunmasından yana olduğu söylenmesi de gerçekten utanmazca bir söylemdir. YBŞ dış bir güç müdür ki İran orada bulunmasından yana olsun! YBŞ oranın öz gücüdür. Oranın halkının öz savunma gücüdür. Bu açıdan bu tür değerlendirmeler ucuz değerlendirmelerdir. Asıl değerlendirilmesi gereken, KDP'nin Türk devletiyle ilişkisidir. KDP Türk devletiyle birlikte Şengal’de halkın özyönetim ve öz savunma iradesini kırmak istiyor. KDP'nin sık sık Şengal’de Êzidîleri Türk devletiyle tehdit etmesi nasıl bir kirli politika izlendiğini ortaya koymaktadır. Nasıl ki Türk devleti Bakurê Kürdistan'da saldırarak halkın iradesini kırıp sindirmek istiyorsa, KDP de Êzidîlerin iradesini kırıp sindirmek istiyor. Gerçek olan bir şey varsa o da budur. Eğer dış güçlerle bir ilişkiden söz ediliyorsa, en fazla kendisini dış güçlere bağlayan, dış güçlerin söylemlerine bakarak hareket eden güç KDP’dir. YBŞ’nin orada şu dış güçle, bu dış güçle ilişkili olduğunu söylemek KDP'nin kendi gerçeğini saklaması anlamına gelir. Kim, ne kadar, hangi dış güçle ilişkilidir bunu tüm dünya da herkes de bilmektedir. Êzidîler herhangi bir gücün, şu bu gücün uzantısı değildir. Kürt Özgürlük Hareketi'nin desteği temelinde kendi öz savunmalarını ve özyönetimlerini kurmuşlardır. YBŞ ve özyönetiminin bir ilişkisi varsa o da Kürt Özgürlük Hareketi ve Rojava Devrimiyledir. Kürt Özgürlük Hareketi'nin de bu dünyada nasıl bir bağımsız siyasi-ideolojik çizgisi olduğunu herkes bilmektedir. KDP ya da başka birileri PKK'yi şununla, bununla ilişkilendirmeyi bıraksın aynaya baksın deriz. Bu açıdan bu tür suçlamaları ucuz suçlamalar olarak değerlendiriyoruz ve ciddiye de almıyoruz.

Irak'ın Kürdistan bölgesinde PKK daha fazla güçlenmiştir. YNK ve Goran’ın PKK ile ilişkilerinin iyi olduğu biliniyor. PKK birçok grup, parti ve örgüt örgütlemiştir. Bazı çevreler PKK'nin Irak’ın Kürdistan bölgesi için silahlı bir kanat oluşturması fikrini destekliyor. PKK Kürdistan'ın diğer parçalarında gençlikten gelen benzer çağrılara sıcak bakarken niye Irak Kürdistan’ındaki bu çağrılara sıcak bir yanıt vermiyor? Yoksa siz hala güçlü bir şekilde Irak Kürdistan bölgesine girmek için hazır değil misiniz?

Önder Apo çizgisindeki PKK'nin ideolojik duruşunun, toplumsal özgürlük anlayışının sınırlarla sınırlanması düşünülemez. İdeolojiler sınırlandırılamaz. Bu açıdan Önder Apo'nun felsefesi, paradigması, ideolojik çizgisi, öngördüğü toplumsal özgürlük anlayışının sınırlanması, Kürdistan'ın bir parçasına hapsedilmesi söz konusu olamaz. PKK sadece siyasi bir hareket değildir. PKK'nin hedeflediği mücadelenin ideolojik, toplumsal özgürlük ve demokrasi boyutu bulunmaktadır. Bu açıdan Kürdistan'ın diğer parçalarını etkilediği gibi Başurê Kürdistan’ı da etkilemektedir, etkileyecektir ve etkilemeye devam edecektir. Bunun önüne geçmek mümkün değildir. Zorla, zorbalıkla da Önder Apo çizgisinin Kürt toplumu içinde gelişmesinin önüne geçmek mümkün değildir. Çünkü tarihte hiçbir engel, hiçbir zorbalık, hiçbir tedbir dinlerin, inançların, ideolojilerin, felsefelerin özgürlük ve demokrasi anlayışının gelişmesini engelleyememiştir. Bu açıdan tabii ki Önderlik çizgisinin ve Özgürlük Hareketi'nin Başurê Kürdistan’da da gelişmesi söz konusudur.

‘BAŞURÊ KÜRDİSTAN'IN DEMOKRATİKLEŞMEYE İHTİYACI VAR’

Bizim iddiamız şudur; Başurê Kürdistan'da demokratik zihniyet gelişirse, demokratik yapılanma gelişirse, bu sadece Kürtler açısından değil, Irak'ı da demokratikleşmeye zorlayacak, Irak'ta da büyük bir değişim yaratacaktır. Irak demokratikleştiğinde Başurê Kürdistan Irak'taki siyasi sistemin de en etkili gücü haline gelerek sadece Irak'taki siyasal ve toplumsal yaşamı değil, tüm Ortadoğu'nun siyasal ve toplumsal yaşamına etkide bulunacaktır. Ama biz Başurê Kürdistan’daki siyasi güçlerin Kürtlerin bu konumunu, bu avantajını doğru değerlendirmediğini düşünüyoruz.

Gerçekten de Başurê Kürdistan'ın demokratikleşmeye ihtiyacı vardır. Başurê Kürdistan’da demokratikleşme gelişirse, Başurê Kürdistan’ın gücü bugünün on katı, yüz katı daha da artacaktır. Başurê Kürdistan demokratikleştiğinde zayıflamayacak, aksine Irak üzerinde de, Ortadoğu üzerinde de pozitif etkisi çok güçlü olacaktır. Başurê Kürdistan Federasyonunda demokratikleşme geliştiğinde sadece mevcut siyasi ve ekonomik sorunlarını çözmeyecek, Irak ve Ortadoğu'da sorunların çözümünde de çok pozitif rol oynayacaktır. Biz Önderlik çizgisinin Başur’da gelişmesinin böyle sonuçlarının olacağına inanıyoruz.

‘BAŞUR’DA YÖNETİM ANLAYIŞININ DEMOKRATİK KARAKTERE KAVUŞMADIĞINI DÜŞÜNÜYORUZ’

Başurê Kürdistan'da bir federasyon var, bir Başurê Kürdistan yönetimi var. Tabii ki Başurê Kürdistan'daki bu yönetim anlayışını yetersiz buluyoruz, demokratik karaktere kavuşmadığını düşünüyoruz. Demokratik karaktere kavuşmasının da ideolojik ve siyasi mücadeleyle sağlanacağını düşünüyoruz. Bu yönüyle silahlı bir güçle böyle bir durumun gerçekleşmesini doğru bulmuyoruz. Böyle bir yaklaşımımız yoktur.

Bizim ideolojik ve siyasi çizgimizin bir karakteri de örgütlü demokratik topluma dayalı kendi kendini yöneten bir sistem yaratma yanında, bu örgütlü demokratik özyönetim toplumuna dayalı olarak halkın öz savunmasının olması gerektiğine inanıyoruz. Toplumun öz savunmasını sadece merkezi yönetimin güçlerine dayandırmak da yetersiz kalmaktadır. Nitekim IŞİD saldırıları karşısında bunun büyük bir yetersizlik olduğu görüldü. Şengal’de öz savunma olmadığı için, Kerkük’te öz savunma olmadığı için, Maxmur’da öz savunma olmadığı için topluma dayalı direniş mücadelesi gelişmemiş, bu durumda da merkezi askeri kuvvetler zorlandığında halkı savunamaz hale gelmiştir. Bu açıdan biz halkın her yerde özyönetimlerine dayalı öz savunmalarını da sivil savunmalarını da oluşturmaları gerektiğine inanıyoruz. Ancak bizim bir askeri güç oluşturarak Başurê Kürdistan'da hakimiyet sağlama gibi bir yaklaşımımız bulunmamaktadır.

Kuşkusuz Önder Apo çizgisine bağlı örgütler ve gruplar ortaya çıkmaktadır. Bu da normal bir durumdur. Bütün Ortadoğu halklarını etkileyen bir ideolojinin Başurê Kürdistan'da belirli bir sosyal temel bularak örgütlenmesi de anlaşılır bir durumdur. Ancak PKK'nin doğrudan Başurê Kürdistan'da askeri bir güç kullanarak, askeri güç oluşturarak siyaset üzerinde hakim olma yaklaşımı yoktur. Sorun, hazır olup olmama sorunu değildir. Biz böyle bir yaklaşım içinde değiliz. Ama Önder Apo'nun ideolojik ve siyasi çizgisinin giderek Kürt toplumunu da siyasi güçlerini de etkilediğini, Başurê Kürdistan federasyonunu demokratikleşmeye zorladığını düşünüyoruz.

PKK Êzidîlerin özyönetimi ve öz savunması güvenceye alınmadan Şengal’den çekilmeyeceğini söylüyor. Ayrıca petrol zengini Kerkük’te de bulunuyor. PKK'nin Kerkük’teki güçleri orada kalmaya devam edecekler mi?

PKK'nin Kerkük’teki varlığı petrolle ilgili değildir; petrolden dolayı oraya gitmemiştir. IŞİD Başurê Kürdistan’a saldırınca Hewler’in yarısı boşaldı. Kerkük de tehdit altına girdi. Süleymaniye halkı tedirgin oldu. Bu çerçevede Süleymaniye ve Kerkük halkının çağrısı üzerine gerillalar Kerkük’e gitti. Hem de bayraklarıyla, silahlarıyla gittiler. Eskiden bayrakları ve silahlarıyla geçselerdi herhalde izin vermezlerdi.

YNK eskiden siyasi çalışmalara bile izin vermezken, kısıtlama getirirken gerillanın Kerkük’e gitmesini engelleyebilirdi, ama engellemedi. Çünkü gerillanın Kerkük’e gitmesi bütün halka moral verdi. Nasıl ki Maxmur direnişi halka moral vererek Hewler’in boşalmasını engellediyse, Kerkük’e gidiş de Süleymaniye’ne halkına büyük moral vermiştir. IŞİD'in Kerkük’e yönelimini durdurmuştur. Mesut Barzani neden Maxmur’a gitti gerillaya teşekkür etti? Gerillaların Kerkük’e ve Maxmur’a gitmesi bu ortamda gerçekleşmiştir. Bu açıdan PKK'nin, gerillaların Kerkük’teki varlığı Başurê Kürdistan’daki halkın öz savunmasının varlığıdır. Başur’daki diğer öz savunma güçlerinin parçasıdır. Nitekim Kerkük’te peşmergelerle yan yana kalmaktadırlar. Kerkük saldırısında birlikte IŞİD'i püskürttüler. Bunu bütün Kerkük halkı bilmektedir. Bu açıdan PKK'nin Kerkük’te kalmasının petrolle alakası yoktur. PKK'nin gözü öyle petrolde de değildir. PKK'nin ideolojik ve siyasi çizgisi özgür ve demokratik yaşam çizgisidir Kerkük’ün savunması, Başur halkının ve bütün olarak Kürdistan’ın savunulması olduğundan orada bulunmaktadır. Ortadoğu'da bir Üçüncü Dünya Savaşı sürmektedir. Üçüncü Dünya Savaşı sürerken, daha yeni dengeler, yeni statükolar belirlenmemişken gerillanın Kürdistan'ın önemli bir parçası olan Kerkük’ten çekilmesi mevcut siyasi durumu anlamamak olur. Şu anda Ortadoğu'da Üçüncü Dünya Savaşı sürmektedir, eski dengeler yıkılmıştır. Yeni dengeler netleşmemiştir. Ortadoğu'da yeni statükolar netleşmemiştir. Başurê Kürdistan’ın durumunun da daha ne olacağı belli değildir. Kerkük’ün de konumu belli değildir. Bu açıdan gerilla güçleri Kürt halkının öz savunma gücü olarak Kerkük’teki peşmergelerle birlikte Üçüncü Dünya Savaşının sonlanması ve Ortadoğu'da, Irak'ta, Başurê Kürdistan'da durumun netleşmesine kadar sorumluluklarını üstleneceklerdir, üstlenmelidirler.

KERKÜK’TEKİ GERİLLANIN ‘BEN KERKÜK’E HAKİM OLAYIM, İKTİDAR OLAYIM’ DİYE BİR DERDİ YOK

Gelinen aşamada artık bir parçanın durumu sadece kendini ilgilendirmemektedir. Kürt halkının özgürlük mücadelesi sadece Bakur’daki, sadece Başur’daki, sadece Rojava ya da Rojhilat’taki mücadeleyle belirlenmeyecektir. Artık Kürtlerin kaderi birbirine bağlanmıştır. Ortadoğu'da Üçüncü Dünya Savaşı vardır, bu savaş bütünlüklüdür. Sadece bir yerde kazanım elde edilerek, bir yerde belirli bir düzeyde varlığını koruyarak Kürtlerin kendilerini güvenceye almaları, kazanımlarını korumaları mümkün değildir. Üçüncü Dünya Savaşı denilen dönemde, saldırılarda Kürtlerin kazanımlarını koruması, artık Ortadoğu genelindeki mücadelede, Üçüncü Dünya Savaşında güçlü çıkmalarıyla, konumlarını güçlü tutmalarıyla mümkündür. Yoksa ben Rojava’nın bir şehrini koruyacağım diyerek, Başur’un iki şehrini koruyacağım diyerek, ya da sadece Bakurê Kürdistan’daki mücadeleyi geliştireceğim diyerek Kürtlerin özgür ve demokratik yaşam geleceğini garantiye almak mümkün değildir.

Kerkük’teki gerillanın ‘ben Kerkük’e hakim olayım, iktidar olayım’ diye bir derdi yoktur. Şengal’dekinin böyle bir derdi olmadığı gibi, Maxmur’dakinin de böyle bir derdi yoktur. Gerillanın tek derdi, bu Üçüncü Dünya Savaşında Kürtlerin güçlü çıkması, dengelerde yer alması, özgür ve demokratik yaşamı sağlayan bir statünün gerçekleşmesidir. Biz Ortadoğu'daki Üçüncü Dünya Savaşında her yerdeki mücadeleye bu çerçeveden bakmaktayız.

Son olarak Türkiye'nin Kandil’e operasyon yapacağı söylentileri var. Bu operasyonu hali hazırda devam etmekte olan hava saldırılarıyla sınırlı tutmayacaklarını, karadan asker göndererek Sri Lanka’nın Tamil Kaplanlarının tasfiyesinin bir benzerini PKK'ye karşı pratikleştireceklerini, KDP'nin de bu saldırıların bir parçası olacağı söyleniyor. Sizce böyle bir saldırı olacak mı? Böyle olursa PKK'nin cevabı ne olacak?

Kandil’e bir operasyon yapılacağı uzun bir süredir söylenmektedir. Biz bunu bir yönüyle de sürekli gündemde tutarak bir psikolojik savaş yürüttüklerini düşünüyoruz. Bu yönüyle çalışmalarımızı hem yarın operasyon olacakmış gibi yürütüyoruz, yine böyle bir operasyon gerçekleşmeyecekmiş gibi de çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bu açıdan neden Kandil’e operasyonu oluyor diye bir yaklaşımımız ve kaygımız yok. Biz bir mücadele örgütüyüz, savaş örgütüyüz. Kandil’e yönelik bir operasyonu da bir mücadele fırsatı ve mücadeleyi daha da etkili kılma olarak değerlendiririz. Öyle Tamil Kaplanları gibi bir olayın Kürt Özgürlük Hareketi için gerçekleşmesi söz konusu olamaz. Kürt Özgürlük Hareketi 45 yıldır mücadele ediyor, Ortadoğu'da 35 yıldır bir savaş sürdürülmektedir. Kürt Özgürlük Hareketi bugün Kürdistan'ın tüm parçalarında etkili durumdadır. Gerilla özellikle de Bakurê Kürdistan'da her dağda üstlenmiş bulunmaktadır. Büyük bir tecrübesi ve toplumsal desteği vardır. Bu yönüyle Sri Lanka modeli bir tasfiye harekatı bir hayaldir.

Türkiye'nin Kandil’e yönelik bir operasyonu belki de Türk devletinin kırılması olacak, son savaşın bir dönüm noktası olacak. Biz böyle ele alıyoruz. Bu yönüyle arkadaşlarımız da defalarca söylediler, gelecekleri varsa görecekleri de var. Bütün gerilla her yerde onları heyecanla bekliyor. Çünkü bizim gerillamız 24 saat gerillacılık yapmak isteyen, 24 saat mücadele etmek isteyen bir gerilladır. Bu açıdan da Kandil ve diğer alanlardaki gerillalar için mücadeleyi geliştirme, 24 saat gerillacılık yapma fırsatını bulacaktır. Biz böyle bir saldırı olacağını çok sanmıyoruz, bir psikolojik savaş olarak görüyoruz. Ağırlıklı olarak böyle değerlendiriyoruz. AKP iktidarı esas olarak kendisini psikolojik savaşla ayakta tutmaya çalışıyor. Ama çok sıkıştığı için de böyle bir saldırıya girişebilir; kendini ayakta tutmak için son bir çaba içine girebilir. Çünkü tüm diktatörler, yıkılmayla karşı karşıya gelen tüm iktidarlar belli yönleriyle böyle maceralara girişebilirler. Bu da mümkündür. Bu yönüyle biz bunu AKP-MHP iktidarının bir zayıflığı olarak görerek böyle bir işgal harekatı, böyle bir saldırı olduğunda bunu özgürlük ve demokrasi mücadelesini geliştirme, soykırımcı sömürgeciliği bir kırılmaya uğratma fırsatı olarak değerlendireceğimiz açıktır. ROJNEWS


Ek.Tarihi Wed Apr 12, 2017 10:00 am Gön: Oezer

Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden biz sorumlu değiliz.

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun
 
İlgili Bağlantılar
· Daha fazla Güncel
· Haber gönderen Oezer


En çok okunan haber: Güncel:


Haber Puanlama
Ortalama Puan: 0
Toplam Oy: 0

Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü


Seçenekler

 Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa

 Bu Haberi Arkadaşına Gönder Bu Haberi Arkadaşına Gönder





Bu Site Ali Usta tarafından yapılmıştır.


>Powered by Nuke-Evolution