Anasayfa > Günün Haberleri > Sitene ekle > Arşiv > İletişim > Künye > Reklâm
__________________________________________________________________________________________
Güncel -
Spor - Siyaset - Ekonomi - Medya - Polemik - Dünya - Teknoloji - Sağlık –Kültür Sanat- Eğitim – Röportaj – Reklâmlar

   Üyemiz Değilseniz! Tıklayın   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (11) HER BÎJI KURDİSTAN   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (14) HER BÎJI KURDİSTAN   Mustafa Elveren:“Bol Keseden Ahkâm Kesmek” Ve Hazıra Konmak   Sinan Çiftyürek:Kudüs Kimin ya da Kimin Olduğuna Karar Verici Kimler?   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (14) HER BÎJI KURDİSTAN   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (11) HER BÎJI KURDİSTAN   Mim Yavuz Binbay:ABD YÖNETİMİNİN KUDÜS KARARI BARIŞA DEĞİL KAOSA HİZMET ETMEKTED   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (11) HER BÎJI KURDİSTAN   Îbrahîm Güçlü:Navê Kurdistanê Guhertin Destpêka Jiholêrakirina Dewleta Federal E   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (10) HER BÎJI KURDİSTAN
Onur Yazarımız

Konuk Yazarlar

Ana Menü
 
Ana SayfaAna Sayfa
    Ana Sayfa

    Konu Başlıkları
    Haber Gönder
    Haberler
Diğer Başlıklar
    Evo UserBlock
    Yazarlar
    Site Haritası
    Haber Arşivi
    Yönetici Notu
    Reviews
    Tavsiye Et
    NukeSentinel
    İletişim Formu
    Sorularınız
Üyeler
    Üye Bilgileri
    Üye Hesabınız
    Üye Listesi
    Üye Grupları
    Özel Mesaj
Birlikte
    Forumlar
    Destekleyenler
    Anket
    Arama
Sayfa İstatistikleri
    Top 10
    İstatistikler
Linkler
    Yararlı Programlar
    Web Siteleri

Arama
 



Bağış - Reklam
Sitemizin yaşaması ve daha iyi bir içerikle yayın hayatına devam etmesi için reklam ve bağışlarınıza ihtiyacımız var. Lütfen Buraya Tıklayarak bizimle ilişkiye geçin... Şimdiden teşekkür ederiz....

Top 10 Links
 

Günün Haberi
 
Bu gün için henüz önemli bir haber yok.

 
Güncel

01)-İsmail Beşikci:Darbe girişimi AKP’nin kurgusu değil-21.08.2016

Kürtlerin Sarı hocası, Sosyolog-Yazar İsmail Beşikci, darbe girişimi ve sonrasındaki süreci Türkiye'de haftalık olarak Kürtçe ve Türkçe yayın yapan Bas-Haber gazetesinden Hülya Yetişen'e değerlendirdi.

Darbe girişiminin emir-komuta zinciri içinde gerçekleşen bir süreç olmadığı için 12 Mart (1971) ve 12 Eylül (1980) darbelerinden ayrıldığını belirten Sosyolog İsmail Beşikci, başarısız bir girişim olmasına rağmen 27 Mayıs (1960) darbesine benzediğini söyledi. T

ürkiye’de askeri darbe deyince akıllara hep ABD’nin geldiğini ifade eden İsmail Beşikci, “Bu darbe girişiminde ABD’nin rol aldığı kanısında değilim”dedi. ABD’nin emir-komuta zinciri içinde darbeleri planladığına değinen Beşikci, “Genelkurmay’ın, kuvvet komutanlarının, Jandarma Genel Komutanı’nın birinci planda olduğu, emir-komuta içinde gerçekleşen bir darbe… ABD, Genelkurmay’ı bu şekilde yönlendirme olanaklarına da sahiptir” dedi. Darbe girişiminin AKP’nin kurgusu olduğu görüşüne de katılmadığını belirten Beşikci, “Kanlı bir girişim olmuştur. 300’den fazla kayıp olduğu vurgulanıyor” dedi.

“Ulusalcılar ve Ergenekon ön planda”

“Darbe girişiminde, ulusalcıların, Kemalistlerin daha ön planda olduğu kanısındayım. FETÖcü denenlerin, orduda, poliste, yargı organlarında, istihbaratta adamları olabilir. Onlar da darbe girişiminde rol almış olabilir, ama ulusalcıların, Ergenekon’un, daha ön planda olduğu kanısındayım. Darbe girişiminde rol alan yargı bürokrasisi mensuplarının ulusalcılar olduğunu düşünüyorum. Ulusalcıların, Cemaatle, Ergenekon’la ilişki içinde olduğu söylenebilir.” “

Türkiye’nin geleceği kaos”

“Darbe girişiminin hazırlıksız yapıldığı anlaşılıyor. Belki de hükümet, darbeden haberdar oldu. Hazırlıkların tamamlanmasına fırsat vermeden gerçekleşmesini sağladı. Darbe girişimcilerinin kitle iletişim araçlarını verimli bir şekilde kullanamadıkları açıktır. Sabaha karşı değil, akşam gerçekleşmesi askeri darbe sürecine aykırı bir durumdur. Darbeciler, Cumhurbaşkanlığı’na, Başbakanlığa, Meclis’e, milletvekillerine yönelecekleri yerde, köprülerin başını tutmaları, havaalanlarını kontrol etmeye çalışmaları şaşırtıcıdır.

Darbeci askerlere karşı, azgınlaşmış kalabalıkların yer aldığı bir süreç yaşandı. Bunların önemli bir kısmı Hürriyet Gazetesi’ne, hükümeti eleştiren gazetecilere saldırı yapan gruplardan oluşuyordu. Bu azgınlaşmış grupların hiçbir insani değer taşımadığı, hiçbir insani kural tanımadıkları söylenebilir. Bu manzara Türkiye’nin geleceğinin bir kaos olduğunu da gösteriyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bu darbe girişiminde ders alıp daha ılımlı bir siyasal ortamın yaratılması için çaba gösterir mi, sorusu akla gelebilir. Bu azgınlaşmış gruplar bu düşüncenin oluşmasını engelliyor.”

“Güney Kürdistan'da ki referandum ve bağımsızlık süreci desteklenmeli”

“Askeri darbe elbette kötüdür. Karşı çıkmak gerekir. En kötü bir sivil yönetim en iyi askeri darbe yönetiminden daha iyidir. Bu elbette böyledir. Ama muhalefeti bastırmak için hiçbir insani değere sahip olmayan kalabalıkları sistematik bir şekilde kullanan bir yönetim de iyi bir yönetim değildir. Darbe engellenmiştir ama bu, demokrasi doğuran, özgürlükleri geliştiren bir yapıda değildir. Kürdler kendi işlerine bakmalıdır. “Darbeye karşıyız, hükümetin yanındayız” diyerek, Kürdistan’da Türk bayrağı sallamak doğru değildir.

Kendi kendini yönetim konusunda çaba sarf etmek, Kürd dilini kamuda, toplum hayatında yaşanır hale getirmek, çocukların Kürd diliyle eğitimi konusunda kararlı olmak önemlidir. Güney Kürdistan’daki referandum, bağımsızlık sürecini desteklemek vazgeçilmez olmalıdır. Referandum, bağımsızlık sürecini seslendiren Mesut Barzani’nin ayağını çelmelemek aymazlıktır.”
NerinaAzad

02) Hasan Cemal: Türkiye bölünecek, Kürt devleti kurulacak korkusu...-21.08.2016

T24 yazarı Hasan Cemal, Türkiye’nin dış politikadaki değişimini, ‘kırmızı çizgi’sini ve bölünme endişesini kaleme aldı. Hasan Cemal’in T24’te yayınlanan, “Bölünme korkusu!” başlıklı yazısı şöyle: Cemal, “ ‘Dış güçler Türkiye’yi bölecek, parçalayacak ve bir Kürt devleti kurulacak!' düşüncesinin korkusu cumhuriyet tarihi boyunca bugünlere kadar Türk devleti’nin peşini hiç bırakmadı. Bu bölünme korkusu ya da paranoyası, Türkiye’de bir yandan ‘asker sorunu’nu beslerken, diğer yandan birinci sınıf demokrasinin yolunu tıkamaya devam etti. 90 yıllık bu politikaları, bölünme korkusu’nu bugüne kadar sona erdirmedi” ifadelerini kullandı. Dış güçler Türkiye’yi bölecek, parçalayacak ve bir Kürt devleti kurulacak! Bu korku, cumhuriyet tarihi boyunca bugünlere kadar ‘Türk devleti’nin peşini hiç bırakmadı. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu babaları, koca bir imparatorluğun özellikle Batı’dan destekli milliyetçi hareketlerle nasıl parçalanıp çöktüğünü hiç unutmadılar. Hatta, bu korkuları paranoya haline geldi. Bu bölünme korkusu ya da paranoyası, Türkiye’de bir yandan ‘asker sorunu’nu beslerken, diğer yandan ‘birinci sınıf demokrasi’nin yolunu tıkamaya devam etti. Ama ‘devlet’in 90 yıllık bu politikaları, ‘bölünme korkusu’nu bugüne kadar sona erdirmedi. Kürt sorunu bitmedi, tersine gitgide derinleşti. PKK bitmedi, tersine kökleşti, dağlardan şehirlere inerek siyasal hareket olarak güçlendi. Diğer taraftan Kuzey Irak’ta ki Kürtler, Türkiye’nin ‘kırmızı çizgileri’ni berhava ederek devletleşme yolunda büyük mesafe aldılar. Bir başka deyişle: Türk devletinin korkuları bir işe yaramadı; korkulan neyse yıllar içinde başa gelmeye başladı. Devlet, biz nerede yanlış yaptık diye bakacağına, dış güçler ve içerideki maşalar ezberini bozmadan doğru bildiğini okumaya devam etti. Ama ne oldu? Kuzey Irak’tan (Güney Kürdistan) sonra bu sefer Kuzey Suriye Ankara’nın kapısını çaldı. Suriye Kürtleri, ülkedeki iç savaş koşullarından da yararlanarak, PYD-YPG önderliğinde Rojava’da (Batı Kürdistan’da) örgütlendiler. Rojava’da 2014 yılı nisan ayında gazetecilik yaparken, dikkatimi ilk çeken şey her yanda asılı Öcalan poster ve resimleri olmuştu. Sadece bunlar bile PYD-YPG’nin PKK ile yakınlığına, hatta içiçeliğine açık bir işaretti. Şimdi Ankara’daki devlet, Kuzey Irak’ta yapamadığını Kuzey Suriye’de yapmaya çalışıyor dört beş yıldır. Ama başaramıyor. Başlangıçta İŞID’ı, El Nusra’yı bunun için destekleyip Kürtlerin, PYD-YPG’nin üstüne salıyor ama olmuyor. Kırmızı çizgiler çekiyor ama bir süre sonra bunlar da buharlaşıp kayboluyor. Fırat’ın batısı yasak diyor ama bunun da tutmadığı ortaya çıkıyor. Çünkü Amerika’sı da, Avrupa’sı da, Rusya’sı da Kürtleri, her zaman olduğu gibi, kendi başına bırakmıyorlar, PYD-YPG ile ilişkilerini bozmuyorlar. PYD-YPG eşittir PKK, eşittir IŞİD diye bas bas bağırsa da, Erdoğan’ın bu sesine pek öyle kulak verilmiyor. Şimdi bir soru: Ankara-Moskova arasındaki normalleşme süreci bu durumu değiştirebilir mi? Erdoğan-Putin zirvesiyle Suriye politikasında yaşanması beklenen değişim, Türkiye’yi Kuzey Suriye’de rahatlatabilir mi? Veyahut: Türkiye-Rusya-İran-Esad’lı Suriye ekseni, eski deyişle mihveri kurulabilir mi? Ve böyle bir mihver, ABD’yi Suriye’de dışlayabilir mi? Bu sorular geçen gün, Türkiye’nin bölünmesi konusunda Amerika’yı öteden beri başdüşman olarak gören Aydınlık gazetesinin geçen günkü manşetini görünce aklıma takıldı. Türkiye-Rusya-İran anlaştı: PKK’NIN SONU GELİYOR! Görüşmelerin merkezinde Suriye’nin toprak bütünlüğü var. Bölgesel işbirliği adımları, ABD’nin kara gücü PKK’nın sonunu getirecek süreci başlatıyor. Aydınlık'ın 13 Temmuz 2016 tarihli birinci sayfasıAydınlık’ın yukarıdaki manşeti, eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ’un çok yakın geçmişteki bazı açıklamalarını da hatırlattı bana.

Satır aralarını da okuyarak şu noktalarda özetlenebilir Başbuğ Paşa’nın açıklamaları:

1- ABD’dir Türkiye’yi bölmek isteyen esas güç.
2- Bunun için Türk Silahlı Kuvvetleri’ni güçsüzleştirmek, itibarsızlaştırmak ister.
3- Gülen Cemaati’ni Balyoz ve Ergenekon’da bu amaçla kullanmıştır.
4- 15 Temmuz’un arkasında da ABD vardır; 15 Temmuz’un başarısız olacağını bile bile Fetullahçılar eliyle darbeyi desteklemiş, böylece TSK’yı güçsüzleştirmek istemiştir.
5- Bunların temel hedefi, Türk ordusunu güçten düşürmek, dibe vurdurmaktır. Bunun nedenini ise Suriye meselesinde, sınırların yeniden çizilmesinde aramak gerekir.
6- Güçsüz bir TSK’nın terörle mücadelede zaafa düşeceği görüşünü taşır ABD.
7- Suriye'nin kuzeyinde oluşmakta olan Kürt koridoru Türkiye’ye bir güvenlik tehditidir.
8- PYD-YPG, Fırat'ın batısına geçemez dedik ama geçmektedir.
9- Çare, ABD’yi de çok fazla dışlamadan, Suriye konusunda İran, Rusya ve Suriye hükümeti ile birlikte hareket etmektir.

Türk devletinin korkuları bir işe yaramadı; korkulan neyse yıllar içinde başa gelmeye başladı Ankara’nın yeni yol haritasının da genel olarak özetlemeye çalıştığım bu noktalardan oluştuğu söylenebilir.

Peki, bu yeni bir reçete mi? Hem evet hem hayır.

Evet, çünkü Rusya ve İran’la birlikte Amerika’ya mesafe koyan, Esad hükümetine yaklaşan yeni bir politika söz konusu. Hayır, çünkü Kuzey Irak’ta iflas etmiş bir siyaset anlayışı yine bu yeni ‘reçete’nin özünde yatıyor. Nasıl Irak’ın toprak bütünlüğü dedik ama olmadı.

Nasıl Irak’da federasyona hayır dedik ama olmadı. Bunlar Irak’ta nasıl olmadıysa, Suriye’de de olmaz. Nasıl Irak’ta Kürtleri, Amerika başta olmak üzere dış güçler kendi kaderleriyle başbaşa bırakmadılarsa, Suriye’de de bırakmazlar. Nasıl Amerika iç cebinde ‘Kürt kartı’nı hep tuttuysa, Rusya da, İran da farklı davranmadı ve davranmayacaktır. Onun içindir ki: Irak’ta, Kuzey Irak’ta yaşadıklarımızı bir defa da Suriye’de, Kuzey Suriye’de yaşamayalım. Kendi ‘oyun planı’mızı kuralım.

Kürt sorununu terör sorunu olarak görmekten vazgeçelim. Bir yandan hem kendi Kürtlerimizle, hem de özellikle Suriye dahil bölge Kürtleriyle barış yaparken, eş zamanlı olarak, Türkiye’de tam demokrasi yolunda somut adımlar atalım. İmralı’yı da devreye sokarak Kandil’le yeniden ‘masa yolu’nu açalım. Ve bu çözüm sürecinde TBMM’nin kesin devrede olması, CHP ve HDP’nin büyük rol üstlenmesi gerektiğini gözardı etmeyelim.

Türkiye ancak böyle bir kapsamlı oyun planı yapabilirse, uygulayabilirse, dış güçler ve bölünme korkusundan kurtulur. Yoksa, geçmişte olduğu gibi yine değişen birşey olmaz, korktuklarımız sonunda başımıza gelir durur.

03) 15 Temmuz’un ardından AKP ve HDP'nin oy oranı?-21.08.2016

Metropoll Araştırma şirketi sahibi Prof. Dr. Özer Sencar, Türkiye'de darbe girişimi sonrası partilerin oy oranını değerlendirdi.

Metropoll Araştırma şirketi sahibi Prof. Dr. Özer Sencar, darbe girişimi sonrasında toplum genelinde AKP'ye desteğin arttığına, bu süreçte HDP'nin oy oranınının da yüzde 8'ler seviyesine gerilediğini belirtti.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın HDP'nin Yenikapı mitingine neden davet edilmediğini, "PKK ile FETÖ'yü ayrı kefeye koymam. Böyle bir örgütle işbirliği yapanı davet etmem. Davet edersem, gazilere, şehitlere bunu anlatamam" sözleri ile açıklamıştı.

Sencar'a göre, HDP'nin mitinge davet edilmemesi veya AKP, CHP, MHP arasında gerçekleştirilen görüşmelere çağrılmaması kendi seçmeni açısından olumsuz bir etki yaratmıyor. Ancak geçen son bir yılda HDP'de Kürt oyları dışındaki oyların ciddi bir erime yaşadığına işaret eden Sencar, "Türk siyasetinde milliyetçi söylemler arttıkça ve etkinlik kazandıkça, HDP ve PKK'yı aynı kefeye koyan açıklamalarda artıyor. Bunun da etkisiyle HDP oyları giderek baraj altında sabitleniyor" diye konuşuyor

04) FT: Erdoğan orduya YPG'ye saldırma emri verebilir-21.08.2016

İngiliz Financial Times gazetesi, Ankara'nın darbe girişimi sonrası içine kapanmış göründüğünü ve bu durumun Suriye'de ABD liderliğindeki koalisyon ile muhaliflere zarar verdiğini yazdı.

Gazetenin iç sayfalarındaki haberin başlığı, "IŞİD karşıtı müttefikler, Türkiye'nin istikrarsızlaşmasının bedelinden korkuyor".
Haber, Financial Times'ın İstanbul'daki muhabiri Erika Solomon ile Washington'daki muhabiri Geoff Dyer'ın imzalarını taşıyor.
Financial Times muhabirleri önce Türkiye'deki darbe girişimi sırasında İncirlik Üssü'nün sadece birkaç saat kapalı kaldığını hatırlatmış okurlarına.
Daha sonra da Batılı ülkelerin savaş uçaklarının havalanamadığı sırada, IŞİD'in ABD d estekli Kürt YPG (Halk Koruma Birlikleri) güçlerine bir dizi intihar saldırısı düzenlediğini eklemişler.
Haberde bu saldırılarda çok sayıda kişinin öldüğü belirtiliyor. Adının açıklanmasını istemeyen, bölgenin güvenlik yetkililerinden biri Financial Times'a şu açıklamayı yapmış:
"YPG aslında hava gücünü kaybetti. Eğer bu saldırılar düzenli şekilde yapılsaydı, sonuç feci olabilirdi."

'Türkiye bugünlerde Suriye'de aktif değil'

Financial Times, Suriyeli muhaliflerin geçen hafta, Ankara'nın ülkelerinde yaşananlara tavrında bir değişiklik gözlemlediklerini söylediklerini de hatırlatıyor.
Esad rejiminin Halep'te kuşatmayı yoğunlaştırması karşısında zorlanan muhaliflere göre, Türkiye bugünlerde Suriye'de aktif değil.
Türkiye ile ABD arasında, Fethullah Gülen'in iadesi konusunda yaşanan söz düellosuna dikkat çeken, adı ise açıklanmayan Suriyeli bir muhalif lider ise Financial Times'a şunları söylemiş:
"Eğer ABD ile Türkiye arasındaki bu mücadele artar ve durum daha da kötüleşirse, şu ana gördüklerimizden büyük bir kaos dönemine tanıklık edebiliriz."
Aynı Suriyeli lider, ABD ve Türkiye'nin, Suriye'de farklı gruplar üzerinden birbirlerine karşı adımlar atmasından çekindiğini de ekliyor.
Financial Times'ın dikkat çektiği nokta ise Türkiye'nin "Kürt rakiplerine özellikle de PKK'ye karşı" daha agresif bir yaklaşım benimsemesi halinde, IŞİD karşıtı koalisyon ile ilişkilerinin kötüleşebileceği.
Gazeteye konuşan, PKK'ye yakın Kürt analist Kamal Chomani'ye göre,dağlarda saklanmayan ve büyük oranda yarı özerk bir bölgede faaliyet gösteren YPG, Türkiye için çok daha kolay bir hedef olabilir.

Chomani, "YPG'yi hedef almak, Türkiye'de rakip kesimleri de birleştirebilir" demiş ve eklemiş:
"PKK bazı önlemler alıyor. Çünkü Erdoğan orduya YPG'ye saldırma emri verebilir. Bu durumda ordudaki ve toplumdaki milliyetçiler onu destekleyeceklerdir."
Financial Times'a konuşan Rusya'ya yakın bir diplomat da, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad'ın da Türkiye'deki gelişmeleri dikkatle izlediğini söylemiş.
Bu diplomata göre, Esad, Türkiye'deki istikrarsızlığın Ankara'yı, Suriye'deki sorunun çözümü yolunda bir anlaşmaya itip itmeyeceğini görmeye çalışıyor.

Adı açıklanmayan diplomat Financial Times'a şunları söylemiş:
"Ankara kendi iç işleriyle boğuşacak. Bölge ile pek de ilgilenemeyecek. Sanki bu durum beni mutlu etmiyor gibi davranmam zor."
BBC Türkçe

05) Bağımsızlık Mümkün mü?-21.08.2016

Alaatin Damar / 1989-1990’lar Sovyetlerin dağıldığı dünyada soğuk savaşın bittiğine dair emarelerin açığa çıktığı yıllar oldu.Bu dönem Doğu-Batı bloğunun sona erdiği yıllara tekabül etti..Warşova Paktı ve Camocon Paktı dağıldı.NATO genişleme kararı aldı ve genişledi.

1989-1990’lar Sovyetlerin dağıldığı dünyada soğuk savaşın bittiğine dair emarelerin açığa çıktığı yıllar oldu.Bu dönem Doğu-Batı bloğunun sona erdiği yıllara tekabül etti..Warşova Paktı ve Camocon Paktı dağıldı.NATO genişleme kararı aldı ve genişledi. A.B(Avrupa Birliği) projesi ve Maasstric Zirvesi ile Batı dünyası yeni tarihsel kalkışmayla Dünya siyasetini domine etmeye başladı.

Ekonomik eksenin Güney ülkeleri Başta Rusya federasyonu olmak üzere, Asya kıtasında boşalan eski Sovyet alanlarında yeniden Ulus-Devlet olgusu keşfedildi ve yeni ulus-devletler kuruldu.. Bu yönlü birçok yeni ulus-devlet oluştu.. Doğu Avrupa’da da yeni ulus-devletler kuruldu.Sos yalizm öldü yaşasın kapitalizm’’ sloganı keşfedildi. Liberal ve neo-liberal ideologlar, sosyal mücadeleler tarihi bakımından Tarihin Sonu tezini gündemleştirdiler..

Sol siyasal dünyada hayal kırıklığı ve teorik-ideolojik bunalım baş gösterdi.Soğuk savaşın galibi ve Batı dünyasının lideri ABD serinkanlı bir değerlendirmeye ihtiyaç duyuyordu. Bundan sonraki ABD’nin geleceği ve Dünyanın siyasal-ekonomik durumunun ne olması gerektiği üzerine Soğuk savaş zaferini kazanan kadrolar uzun uzun düşünmeye tartışmaya başladılar.’’Yeni Dünya Düzeni’’ve ‘’Küreselleşme ‘’ dünyanın gündemine alındı. Bu yönlü dünya yeni bir siyasal, ekonomik, askeri, bilim-teknik ve kültürel bir dönüşüme tabi tutuldu. Yani kapitalizm tarihsel ve fiziksel sınırlarına ulaşmış, zaferini ilan etmiş ve insanlığın geleceğini yeniden tasarlıyordu. Bu yönlü, doğa dostu kapitalizm, ekolojik pa radigma, cinsiyet özgürlükçü toplum(homoseksüelite) ve Microsoft sahibi Bill Gatsın Davos’taki değimiyle daha insancıl kapitalizm üretiliyordu. Bu tezler bugünde insanlığın önüne çözüm modelleri olarak konulmuş bulunuyor.

1990-2000 yılları dönemi dünyadaki bu alt-üst oluşlarla birlikte, ulusal kurtuluş hareketleri de bu dönüşümlerden nasibini aldı.. Kısacası UKM’lerinin devrimci ve sosyalist damarları eritilerek bu akımlar, düzeniçi-sistemiçi cinsiyet özgürlükçü ve demokratik yapılar haline getirildiler.Oysa ki bir zamanlar sosyalist sistemin birinci ittifak ayakları olan UKM’ler, bugün liberal-kapitalist düzenin savunucuları haline geldiler. Bu konuya Kuzey Kürt Siyastinde PKK hareketi en iyi örnektir. Ayrıca Güney Kürt Siyastinde YNK ve Goran hareketleri örnek verilebilir. Meksika da Zapatista hareketi, Kolombiya da FARC hareketi, Wenezuella daki hareketler ve Nikaragua- Sandinist hareket sayılabilir.

Tabi bu arada güncel olarak, küresel güç hiyerarşisinin ön gördüğü değişim alanları denkleminde Ortadoğu düzlemi önemli bir tutmaktadır. Aslında Ortadoğu ABD’nin küresel Avrasya stratejisini bir parçasıdır. Avrasya koridorunun merkezini Ortadoğu oluşturmaktadır. Ortadoğu değişim denkleminin merkezlerini de Kürdistan ve Filistin sorunları başat oluşturmaktadir..

‘’Bağımsız Kürdistan’’nın gerçekleşebilirliği tarihsel-güncel bakımdan önemli bir teorik-pratik çalışma alanı oluşturmaktadır. Ortadoğu’nun mevcut koşulları içinde Güney Kürt siyasetinin hesaba katması gereken unsurları değerlendirecek olursak;Irak-merkezi hükümetinin pozisyon ve güç durumu, Güney Kürdistan’daki İşid(DAİŞ) terör örgünün askeri ve siyasi-mezhepsel boyutlarının sınırlandırılması, Suriye İç savaşının durumu ve Kürtlerin etkin bir pozisyonda ultra-aktif duzeye sıçraması , Suriye de Beşşar Esat sonrası Suriye rejiminde Güney-Batı Kürtlerin teritoryal-etnik ve siyasi statülerinin esas alınması göz önünde bulundurulması.

Bağımsızlık ilanı ile birlikte Türkiye ve İran devletlerinin siyasi pozisyonlar son derece önemli bir durum arz etmektedir. Türkiye’nin içinde bulunduğu küresel ve bölgesel denklemde iç ve dış siyasi olayları doğru okunmalıdır. Özellikle 7 Haziran seçimlerinin sonuçları,Tayip Erdoğan’nın iktidarının geleceği ve Çözüm Sürecinin muhtemel gelişmeleri son derece titizlikle değerlendirilmelidir. Bu olgunun belirleyeni Türk-ABD ilişkilerinin geleceğini de belirleyecektir. Ya Türk-ABD ilişkileri gerginleşip kırılacak ya da bu ilişki tarihsel-stratejik bir eksene oturacaktır. Şayet Egemen Türk siyaseti ‘’Kürt Fobisini’’aşar ise ve Türkiye kendi Kürtleriyle eşit-özgür bir geleçeği tercih ederse veTürk egemenleri neo-osmanlıcılığın emperyal vizyonundan vazgeçer ise, Türkiye’nin izlediği içinde bulunduğu izole –tecritçi-mezhepçi bölgesel dış politikasından çıkar sağlamadığını anlar ise, Türkiye’nin önündeki en isabetli tarihi karar ‘’Bağımsız Kürdistanı’’ tanımaktır. Bağımsız Güney Kürdistan Hükümeti de bu jeste karşılık olarak KKTC’yi devlet olarak tanıdığını dünya’ya ilan etmelidir. Ayrıca bu durum Ortadoğu’da yeni bir stratejik ittifak eksenin beraberinde getirecektir. Yani Ankara –Erbil-Telaviv ekseni, Ortadoğunun yeni güç merkezi haline dönüşecektir. Bu yeni stratejik eksen, Türkiye’nin İran –Şii blokunu ve Arap-Sünni blokuna karşı medeni ve demokratik dünya’nın vicdanını temsil edecek, bu yeni eksen İran ve Arap dünyasına karşı dengeleyeci olacaktır.

Ayrıca Türkiye, Kürt-Kürdistan sorunu konusunda ‘’Çözün sürecini’’ evrensel-bilimsel –demokratik parametrelerle yürütebilmeyi göze almalıdır. Bugüne kadar sürdürülen çatışmasızlık ortamı elbette son derece önemlidir. Fakat bu yetmez.’’Çözüm sürecini’’son derece değerli bir süreçtir. Ancak bu süreç, Türkiye de Kürt sorunun demokratik çözümü bazında, Öcalan-Kandil pragmatizmi ve Türk usulu ‘’Kürt fobisi’’olgularına kurban edilmemelidir. Türkiye acilen, PKK dışındaki Kürt Siyasetlerini de sürece katmalı ve Çoğulcu bir Kürt politikasından yana olduğunu göze almalıdır. Aksi takdirde Türkiye de Kürt sorunu daha da karmaşık ve girift hale dönüşecektir. Çünkü Kürt-Kürdistan sorunu, uluslararası ve bölgelerarası bir meseledir. Çözümün bakış açısında ulaslararası ve bölgesel bir vizyonu gerektirir. Derhal diğer Kürt parti ve örgütleri de sürece müdahil olmalıdır.Türkiye Kürt sorunu konusunda, emperyal ve güvenlik eksenli bir çözüm anlayışından süratle vazgeçmelidir. Nasıl ki Türkiye , tarihsel olarak Abdullah Öcalan’a PKK’yi kurdurduysa ve bundan büyük zararlar gördüyse, bügün de Türkiye’nin kendi imalatı olan Öcalan fenomeninden derhal vazgeçmelidir. Öcalan, belki PKK olgusunu çözer, ancak Kürt-Kürdistan sorununu çözemez..

Çünkü Öcalan soğuk savaşın yorgun metalidir. Öcalan Kürt sorununda tarihsel miyadını doldurmuştur. Bütün Bölge ülkeleri ve ABD başta olmak üzere , Öcalan’nın bu araçsal rölünü bilmesine rağmen, Türkiye’nin bu araçsal modelden vazgeçmemesini anlamak mümkün değil.

‘’Bağımsız Kürdistan’’ ilanının, Doğu ekseni ve Şengay Beşlisi Ülkeleri bakımından analizi de hayati önemdedir. Güney Kürdistan Hükümeti, Rusya, Çin ve Hindistan direncini hesaba katmalıdır.Doğu ekseni ülkelerinin direnci, B.M(Birleşmiş Milletler) genel kurulu ve B.M güvenlik Konseyinde ABD ve Avrupa devletleri tarafından bloke edilecektir. Şengay beşlisi aslında Ortadoğu da, İran ve Suriye üzerinden siyasal varoluşlarını sürdürmektedirler.

Bu konuda mevcut Suriye rejimin direnci, iç savaştan ötürü belki zayıf kalabilir. Ancak Suriye rejimi ‘’Bağımsız Kürdistan’a’’karşı direncini daha çok İŞİT(DAİŞ) terör örgütü-İran-Merkezi Irak yönetimi üzerinden sürdürecektir. Bu lanetli güç bloku İŞİT terör örgütü üzerinden, Kürt-Arap savaşı olarak devam etmektedir. Bu savaşta ki Kürtlerin mücadelesi Uluslar arası koalisyon güçlerinin demokrasi zaferi olacaktır. Bağımsızlık yolunda çok önemli bir engel aşılacaktır.

Arap Birliği ve Arap ülkeleri tarihsel olarak Suriye rejimi ve Irak devleti sömürgeci uygulamalarından ötürü, Sürekli Kürt inkarı-reddi-imhası üzerinden siyaset izlediler. Ortadoğu da Arap alemi, güncel olarak siyasi bakımdan bir alt-üst oluş yaşamaktadır. Arap aleminin geleceği muğlaktır.Her ne kadar ‘’Arap Baharı’’ bu çoğrafya da yaşansa da ,Bağımsız Kürdistan konusunda gerici Arap rejimleri pek iflah olmuş sayılmazlar. Ancak Arap Aleminin iknası ve bloke edilişleri, ABD ve stratejik güç bileşenleri tarafından gerçekleştirilecektir. Bu arada Suudi Arabistan-Yemen iç savaşı da, Kürdistan açısından pozitif bir durumu ele veriyor. Mısır,Libya, Tunus ve Cezayir gibi ülkelerdeki iç çatışmalar da Kürdistanın bağımsızlığı yönünde önemli olumlu durumdur..

Ortadoğu da İran’nın mevcut durumu ortadayken, Bağımsızlık ilanına en sert direnci gösterecek ülke konumundadır. İran’nın Küresel ve bölgesel denklemdeki siyasi açmazlarını çok iyi görmesi gereken Güney Kürt Bölgesel yönetimidir. Burada özelikle İran’a yönelik, ekonomik ambargo ve Uranyumu zenginleştirme programı nedeniyle Batı-İran ilişkilerinin kırılganlığıdır. Bu arada İran-İsrail bölgesel ç ekişmesi de önemli bir moment sunmaktadır. Ortadoğu da siyasal-toplumsal karşılığı olan teolojik-dinsel çelişkilerde göz önünde bulundurulmalıdır. İran’nın İsrail düşmanlığı Kürtler açısından çok önemli avantajlar sunmaktadır.Bağımsız Kürdistan’nın ulusal güvenlik sistemi de bu bağlamlarda ele alınmalıdır.

‘’Bağımsız Kürdistan’’ ilanına giden yolun en temel sorunlarından biri elbette ki Kürdistan Ulusal Birliğinin sağlanması ve Kürt ulusal kongresinin toplanmasıdır.Bu çalışma epeyce meşakatli ve zahmetli bir projedir. Kürtlerin gerçek ulusal birliği, bağımsızlık ilanından daha zordur.’’Kurmé daré nej daré be, dar Kürmi nabe’’Kürt atasözü çok anlamlıdır.

Kürt hareketinin ulusal birlik sorunu esasen Kürt Milletinin mevcut siyasal-toplumsal durumuyla direkt alakalıdır. Kürdistanın sömürge veya post-modern sömürge s tatüsü Ulusal dağınıklığının sorunsalının temelini oluşturur. Burada sömürgeci devletlerin Kürt siyasetini etkilemesi veya maniple etmesi hatta giderek Kürt siyasetini üretmesine kadar sorunun vardırılmasıyla karşı karşıyayız.

Dört parça Kürdistan’ın iç siyasi dinamikleri itibariyle; ‘’Bağımsız Kürdistan Devleti’’stratejisine karşı çıkan APO-PKK,Goran hareketi ve YNK gibi entegralist bölge sömürgeci devletlere göbekten bağımlı siyasi çevrelerdir. Dış siyasi dinamiklerde sayabileceğimiz Bölge sömürgeci devletlerin stratejik ittifak bileşenleridir.

Mevcut durumda; Küzey-Kürdistan ulusal siyaseti, PKK’yi dışta tutarsak, hemen her siyasi önder ve siyasi çevre bağımsız Kürdistan tezini savunmaktadır. Bu durum azımsanmayacak bir güç ve acilen bağımsızlık talebi yönünde harekete geçirilmesi gereken bir dinamiktir. Ancak Kuzey Kürt ulusal hareketi dağınık bölük pörçük ve çok parçalı bir konumda edilgen bir pozisyon arzetmektedir. Kuzey Kürt siyasetinin mevcut açmazı bu durumdur. Bu pozisyonu tersine çevirmenin temel yolu,derhal bu dağınıklığa son vermek ve acilen bağımsızlık talebi yönünde mobilize olmaktır.. Buradan giderek bir ulusal kongreye ulaşmaktır.
Haydi hep beraber ulusal kongre için görev başına
Alaattin Damar

06) Erdoğan Yargılanmalıdır -21.08.2016

Bu yılın 15 Temmuz günü gerçekleşen askeri darbe girişimi nedeniyle gözler yeniden Türkiye’ye çevrildi.

Askeri darbe girişiminin gölgesi ve enkazı arasında Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan Türkiye’yi büyük bir hapishaneye dönüştürdü.

İfade ve basın özgürlüğü hemen hemen tamamıyla ortadan kaldırılmış/elimine edilmiş durumda iken aynı zamanda darbeciler ile ilişkili olmak” gerekçesiyle yaklaşık 90000 kişi işten çıkarılmıştır.

Dünya kamuoyunun Erdoğan’ın diktatörce hareketleri ve eylemlerinden şaşkınlık içinde olduğunu farkediyoruz ama geçen ondört yıl içinde Erdoğan’ı yakından izlemiş olan biz Kürtler açısından Erdoğanın bu davranışları hiç de yeni değil.

Erdoğan’ın askerleri hemen hemen gündelik olarak acımasız bir biçimde Kürt halkını zorunlu göç, toplu tutuklamalar, işkence ve kitlesel katliamlar ile karşı karşıya bıraktığı zaman Kürtlerin yükselen çığlıklarını işitmeye hiç kimse istekli olmamıştır.

Erdoğan’ın içsavaş eylemi Türkiye ile PKK arasındaki barış görüşmelerinin bir yıl önce kesilmesi ile birlikte başladı.

Erdoğan’ın ordusu ve PKK arasındaki çatışmalardaKürt kentleri olan Sur, Cizre, Şırnak, Yüksekova (Gever), Nusaybin yerle bir edilmiş ve boşaltılmıştır. Buralarda, en az 16000 bina enkaza çevrilmiş ve 60000 bina ağır hasar görmüştür.

Savaştan etkilenen yerlerde halkın temel gıda ihtiyaçlarını karşılaması, yaralıların tedavi görme olanakları engelleniyor. Türk askeri güçleri tank ve toplar ile yarım milyondan fazla Kürdü kuşatmış durumdadır ve bunların yiyecek ve su ihtiyaçlarından karşılamaktan mahrum bırakılma riski vardır. Onaltı yaşından küçük birçok Kürt çocuğu bu Kürt şehirlerinde katledilmiştir. Katledilen bu insanların cesetleri, Türk askeri güçlerinin izin vermemesi nedeni ile yakınları tarafından alınıp defnedilememekte ve böylece bu cesetler günlerce cadde ve sokaklarda kalmaktadır. Örneğin, Silopi ilçesinde, Türk askeri güçleri onbir çocuk annesi 57 yaşındaki Taybet’in cesedinin yedi gün cadde üzerinde kalmasına neden oldu. Anneler, öldürülen çocuklarının cesetlerinin kokmaması için bunları buzdolaplarında saklamak zorunda bırakılmaktadır.

Kucağındaki bebeği ile bir polis kontrol noktasını geçmek için yardım isteyen suçsuz ve genç bir anneye karşı, polis memuru tehditkar bir dil ile şu akıl almaz sözleri ifade ediyor; ”Terörist doğuran ve onları yetiştiren kadınlara karşı benim hiçbir merhamet ve acıma duygum yoktur!”

Uluslararası Af Örgütü, 300000 den fazla Kürt’ün evini kaybettiğini ve kendi kentlerini terk etmek zorunda kaldıklarını belirtiyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’a göre, sekizbin’den fazla Kürt ve Türk güvenlik güçlerinden de bin kişi öldürülmüştür. Türk savaş uçakları Türkiye ve Irak’ta Kürt bölgelerini bombalamaya devam etmektedir. Bütün bölge, sivil insanları, doğası ve hayvanları için tam bir cehenneme dönüştürülmüştür. Kürtlere karşı devam eden bu şiddetli savaş politikası birçok insan hakları örgütünü endişelendirmektedir. Uluslararası Af Örgütü Türkiye’yi Kürtlere karşı kollektif cezalandırma politikası yürüttüğü ve ülkenin ordusunun sivil Kürtlere karşı orantısız şiddet kullandığı hakkında uyarmaktadır.

Demokratik bir ülkede bu suçlular yargılanırlardı ama kısa bir süre önce yapılan bir yasal değişiklik ile Türk güvenlik güçlerinin suç işlemiş olsalar bile yargılanmaya karşı koruma altına alınmışlardır!

Sivil halkın haklarının korunmasını öngören sayısız uluslararası anlaşmayı/sözleşmeyi imzalamış olan Türkiye, en basit ifade ile Kürt halkına karşı sistematik savaş politikasını sürdürmektedir.

Ve Kürtlere karşı şiddetin kısa süre içinde sona ereceğine dair hiç bir emare (işaret) görülmüyor. Erdoğan’ın açıklamalarına göre Türkiye Kürtlere karşı yürüttüğü asimetrik savaş politikasına önümüzdeki aylarda da devam edecektir.

Uluslararası toplumun (camianın) Türkiye’nin iktidar sahiplerini savaş suçlusu olarak yargı önüne çıkarmak gibi ahlaki bir yükümlülüğü vardır. AB’de ve İsveç’te, akrabası ve yakınları Kürdistan’da yaşayan ve mağdur olan bir milyon üzerinde euro-Kürt (Avrupa Kürd’ü) yaşamaktadır ve bunlar suçlulara karşı yasal bir sürecin başlatılmasını talep etmektedirler. İsveç Kürdistan Dernekleri Federasyonu (FKKS) şu anda, savaş suçunun işlendiğini gösteren mevcut birçok belgeye ve olaya dayanarak, Erdoğan ve onun rejimine karşı hukuki bir sürecin başlatılması için çaba gösterme kararı almış bulunuyor!

İsveç Kürdistan Dernekleri Federasyonu’nun (FKKS) kısa süre içinde merkezi Haag’da (Lahey’de) bulunan Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICC/UCM) önüne çıkarılmasını istediği ilk üç isim Erdoğan, eski Başbakan Ahmet Davutoğlu ve İçişleri Bakanı Efkan Ala dır.

KEYA IZOL
İsveç Kürdistan Dernekleri Federasyonu Başkanı
KURDO BAKSI
İsveç’li-Kürt Yazar/Gazeteci
Kaynak: http://www.expressen.se/debatt/stall-erdogan-infor-internationell-ratt/
İsveççe’den çeviri: Vildan Saim Tanrıkulu, 18 Ağustos 2016
Vildan S. Tanrıkulu
vstanrikulu@msn.com

07) Yenikapı'daki mitinge kaç kişinin katıldığı açıklandı-21.08.2016
5 milyon Yeni Kapıda

Türkiye'nin İstanbul ilinde yapılan mitingde sırasıyla MHP lideri Bahçeli, CHP lideri Kılıçdaroğlu, Türkiye Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar, Meclis Başkanı Kahraman ve Başbakan Binali Yıldırım ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşma yaptı.

Türkiye Cumhurbaşkanlığı himayesinde İstanbul Valiliği ve Büyükşehir Belediyesi desteğiyle düzenlenen miting Yenikapı'da yapıldı.

AA: 5 Milyon kişi katıldı

Mitinge yaklaşık 5 milyon kişinin katıldığı bildiridi. Anadolu Ajansı'nın emniyet kaynaklarından aldığı bilgiye göre, polis helikopteriyle havadan yapılan metrekareye düşen kişi sayısı analiziyle, "Demokrasi ve Şehitler Mitingi"ne katılım ölçümü yapıldı. Yenikapı Miting Alanı, şehir merkezi ara sokaklar ve Kennedy Caddesi'nin Eminönü ve Zeytinburnu istikametlerinde yapılan ölçümlerde, katılımcı sayısının yaklaşık 5 milyon olduğu belirlendi.

Bahçeli: 15 Temmuz istifa denemesiydi

Kürsüye ilk olarak MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli geldi.

MHP Lideri Bahçeli, konuşmasında ''15 Temmuz'da felaketimizi projelendirdiler FETÖ savaş uçaklarıyla saldırdı bombalar kurşunlar üzerimize yağdı. Biliniz ki 15 Temmuz yeni bir istila denemesi, yeni bir kıyım ve yıkım hamlesiydi. Mondros'ta çerçevesi çizilip Sevr'de dayatılan imha planları, 15 Temmuz'da yeniden gün yüzüne çıkarıldı" dedi.

Kılıçdaroğlu: Ders çıkarmamız lazım

Bahçeli'nin ardından kürsüye çıkan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, "Bu noktaya nereden geldik? Teşhisi güzel yapacağız. Ben dahil bütün siyasilerin bu musibetten ders çıkarması lazım. Bir musibet bin nasihatten evladır" ifadelerini kullandı.

Yıldırım: FETÖ Lideri hesap verecek

Türkiye Başbakanı Binali Yıldırım, "Siyasette meydana gelen bu birlikteliği bozmayacağız. Uzlaşmayı, işbirliğini daha da güçlendireceğiz. FETÖ lideri Türkiye'ye gelip hesap verecek"

Erdoğan'dan idam açıklaması

Binali Yıldırım'ın konuşmasının ardından Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, konuştu.

Erdoğan, "Sizler idam kararı talebinde bulunduğunuza göre bunun kararını verecek merci TBMM'dir. Onamak ise Meclis'ten gelen böyle bir kararı peşinen ifade ediyorum, onarım. Biz Avrupa'da şurada burada idam yokmuş, Amerika'da, Japonya'da Çin'de dünyanın büyük bir çoğunluğunda var. Burada 84'e kadar vardı, sonra kaldırıldı. Egemenlik kayıtsız şartsız milletin ise öyle zannediyorum ki siyasi partiler de bu karara uyacaktır" ifadelerini kullandı.

.

Kutbettin Özer: Senaryolu Askeri Darbe, 15 temuz 2016 -19.07.2016

Kutbettin Özer: Senaryolu Askeri Darbe, 15 temuz 2016 -
Darbe içinde Darbe, Darbenin öncesinde hazırlanmış Darbe senaryoları gerçek yüzünü gördü ve göstedi. Darbe senaryosunu Erdoğan ve etrafında bir kaç kişi tarafından hazırlanarak kırmızı ve Yeşil hatları geçen, karşıt muhalefetin aynada görülme amacıydı.

AKP ve Erdoğan'ı istemeyen Asker ancak inkılâpla Erdoğan'ı tahttan indirmek istedi deniliyor. Ama bu darbe bu şekilde yansımadı. Bu darbe Erdoğan tarafından hazırlanan bir inkılâp darbesidir. İktidarda kalma meselesidir. Erdoğan’ı ve AKP'yi istemeyen yüzlerin ortaya çıkma meselesiydi. Nitekim Erdoğan kendi eliyle bu katliamlı darbeyi hazırladı ve kendi eliyle kendisine bağlı olan bütün kurumlarını caddeye taşıdı. Türk devletin Askeri ve emniyet teşkilat kurumları demokrat hiç olamadılar.. Darbeler her zaman anti demokratiktir ve diktatör faşizan, katliamcı eylemlerdir.

Erdoğan, ırkçılık milliyetçiliğini ve AKP'nin anti demokratik zeminini hazırlamak için Askeri senaryoyu hazırladı ve muvaffak oldu. Erdoğan'ın çağrısı üzerine caddeye gelenler Türk ırkçısı ve demokrat olmayanlar caddeyi doldurdu. Kafa kesen be insanı canlı denize atan demokrat olur mu? Sonra Recep Tayyib Erdoğan demokrat mıdır ki Erdoğan için caddeye kaşan da demokrat ve insan haklarının savunucusu olsun. Halk dönektir, sürekli güçlünün yanında yer almıştır. Askeri darbe iktidarı başa gelseydi aynı şakşakçılar meydanda olacaklardı. Türk basın ve yayın organları da tamamen anti demokrat ve güçlünün yanında yer alan şakşakçılardır ve Osmanlı devrinden, Türk Uniter sistemin bugünkü son noktasına kadar demokrat olamayan yüzünü göstermiştir.

Erdoğan daha İstanbul'da Belediye Başkanı iken, belediye içinde tek taraflı kendisinden olamayanları tavsiye ederdi. Başbakanlık döneminde de otoritesini devam ederek parti içinde ve parti dışında egemenliğini sürdürmeye devam etti.

İnkılâpta Darbe dünya ülkelerin hangisinde olursa olsun karşı gelmektir. Darbe; Korkak devlet idaresinde ve iktidarda olan muhalefet siyasi kırıklığına kapıldığında darbeyi sivil veya Askeri yollarını arara ve bulur. Demokrasi entrikalarını düşeş atarak zarını kullanır. Erdoğan 2002'den beri düşeş atıyor. Yenildiği zaman darbe yapıyor ve ayakta durmaya çalışıyor. 7 Haziran seçiminde darbe yaptı, HDP'ler 88 Vekil çıkarttığında Erdoğan'ın gözü karardı ve başı döndü, Ahmet Davutoğlu'yu kendi yörüngesinde çevirip döndürerek 11 Ekim'e seçimi getirdi ve beyaz eşyalarla, para aklamalarla tek başına tekrar İktidara geçmesini başardı.

Darbe demokrasi inşasının ana düşmanıdır. Demokrasi ve özgür düşünceye karşı olan ve demokrasiyi hiç istemeyen iktidar kırbacını kullanmaya başlar.

Darbe ve İnkılap demokrasiyi öldürmeye yöneliktir. İnsan haklarını tanımamaktır, etnik milliyetlerin bir numaralı düşmanıdır, ülke içinde huzursuzluk ve insanlık namına bir şey bırakmaz, insan öldürür, cinayet içler, gözü kararmış despot canavarıdır, vicdan nedir bilmez, taraf olanların her biri Cellât kesilir. 15. Temmuz 2016 İstanbul Köprü üzerinde Askeri yatıran ve Kafasını kesen AKP elemanları ve sayısız askerleri Köprüden canlı canlı aşağı atanlar, Askerleri, Hitler zamanındaki gibi çıplak edip kırbaçlamak ve laflarla azarlamak gibi tarifi edilmeyecek kadar insani dışı hakaretler...

Darbe yapan güç, Darbeye karşı olan güç, daha çok şiddet kullanıyorsa demek ki darbe daha önce hazırlanmış ki kafalar kesiliyor, canlı insanlar köprüden denize atılıyor. Bu da Erdoğan’ın senaryo hazırlama damıskası.

Darbe, asker tarafından doğrudan doğruya olmuş olsaydı;

Önce R.T.Erdoğan'ın Sarayı işgal edilirdi, Başbakanlık ve TBMM tamamen dağılırdı, Emniyet teşkilatları ele geçirilirdi, Valilikler-Kaymakamlıklar bütün devletin üst kurumlarına el atılırdı, askeri kurumlarını yerlerine yerleştirirdi. Sonra genel Kurmay Başkanı başka otellerde ailesiyle saklanıyor ve Erdoğan, BinaliYıldırım'ların haberlerin olduğu biliniyor, Erdoğan ise Kahraman gibi Atatürk Hava Limanına giderek, orada Türk halkına sesleniyor ve caddelere çağrı yapıyor. Erdoğan Emniyet teşkilatını Askeri darbecilere karşı karşıya getiriyor. Erdoğan'ın her bir davranışı ve konuşması, Darbeden haberin var olduğunu apaçık sergiliyor. Erdoğan kendi hazırlamış olduğu bu Askeri Darbenin Senaryosunu düzenledi ki, düşmüş olduğu siyasi ve iflas durumunu kurtarmaya çalıştı adeta.

Daha önceden, Erdoğan, Esat Başer ile kardeş oldu Ankara'ya getirdi, Suriye ve be Türkiye sınırlarını kaldırdı, kısa bir süre sonra DAİŞ, EL- Kaideleriyle işbirliği yaparak Suriye'yi altüst etti. Suriye yerli azınlıklar Kürtlerle birleşip PYD çatısı altında Askeri güç oluşturdular. Kürt bölgesini DAİŞ'lerden kurtardılar, bu arada ABD, PYD ile askeri müttefik oldular. Erdoğan, En başta BM'lere karşı geldi, ABD'ye defalarca PYD’yi PKK olarak terörist listesine alın diyerek ısrar etti, maya tutmadı. ABD apaçık PYD bizim askeri müttefikimizdir, dünya kamuoyuna duyurarak ilan etti. Rusya-Putin’e de PYD bir terörist örgüttür dayattı. Erdoğan’ın göle attığı maya tutmadı.

Erdoğan'ın gölle attığı maya tutmayınca ne yaptı?

Sol gözüyle Putin'e Zeytin dalıyla özür çiçeğini gönderip yaptıklarından özür diledi. Sağ gözünü çevirerek İsrail'e dostluk çağrısında bulundu. Mavi denizde gerçekleşen olayda Erdoğan'ın yapmadığı hakaret kalmadı.Davos toplantısında One Moment konuşmasında; İsrail iyi çocuk öldürür, dedi ve sert tepkisini aşağılarca gösterdi. Erdoğan, Davos'a girmeden önce, kendi Özel TİM'i Kuzey Kürdistan'da 11 yaşındaki Kürt çocuğun kolunu kırarak dünya kamuoyun gözü önünde herkes gördü. Erdoğan her zamanki gibi, yaptıklarını kamufle eder.

Erdoğan'ın Bakanlık kabinesinde asker darbesine destekleyenler de olmuştur. Ordunun % 30'u Erdoğan’ı sevmiyorlar. Deniz Kuvvetleri Komutanı iddia ettiği paralel yapı darbe girişimi, Başka paralel yapı değil bilakis, AKP'nin kendi öz paralel yapısıdır. Darbeyi kendi yarattı ve kendi senaryosu karşı gelmesine kimseler inanmaz. Fetullah Gülen'i verirlerse Paralel yapı sona erer mi bilmiyorum. Burada belli ki paralel taraflar olmadan da Erdoğan'ı istemeyenler var. % 50'si Erdoğan’ı istemiyor, bunların hepsi Paralel taraf olamaz.

Erdoğan'ın halkı caddeye çağırması ''Demokrasi'' için çağırmadı, kendini korumak ve kahraman olarak ilan etmesi için kamuoyuna duyurmak istedi. Demokrasi, Erdoğan için sadece demagojidir asla demokrasiyi sevmeyendir. Demokrasiyi, özgürlüğü sevseydi iyi bir demokrat olurdu. Kürt sorununu çözer ve Kürdistan'ı harap etmezdi, viran haneye çevirmezdi, halkın kanına canına girmezdi. İflas ettiği iç ve dış politikada sınıfta kaldığını senaryo darbelerle film çeviriyor. Ayıp vallahi, ayıp...

Erdoğan'ın kendi öz Askerinin Meclis binasına attığı on bomba da bir senaryo oyunudur. Darbe gerçek olmuş olsaydı Meclise girer bütün meclis elemanlarını alır ya da öldürürlerdi. 1980 12 Eylül Askeri darbe gerçek darbe idi. Bu darbe ise, programlaştırılmış ve planlı bir tuzaklı darbedir.

R.T.Erdoğan siyasi çürüklüğünü kapatmak için darbe yapma teşebbüsünde bulunmuştur ve Rus uçağını düşürülmesinin özrünü unutturmak için, ayrıca Mavi deniz olayını yatıştırıp İsrail’le dostluğunu pekiştirmek için ve bunu yanında Kuzey Kürdistan'da Kürt il ve ilçelerini virane haline getirdiği kabahati örtbas etmek için bu Senaryo darbesini gerçekleştirmeye çalıştı.

Kürt sorunu Erdoğan'ı aştığı için komşu ülkelerle yeniden adım atıp, Kürtlere karşı yeniden etraftan destek almaya çalışıyor.
sevgi ve Saygılar

Kutbettin özer
Uluslar arası Gazeteci ve Yazar

******************************

*** Bu askeri darbe bir SENARYO darbesidir.
*** Bu darbe bir senaryo darbesidir, paralel devlet AK Partinin programıdır. Tek iktidarda kalmak ve Sultanlığını devam etmektir.
*** Kürtler daha çok baskı göreceklerini tahmin ediyorum. Darbe Kürtleri olumsuz etkiler, Erdoğan'ın halkı yanına alıp caddeye taşıması Kürtleri bir daha virahaneye çevirir, Türkiye'ye demokrasi gelmez, üstelik faşizmi daha da tırmandırır.
*** Kürtler kendilerini Türk devletinden bir umut beklemesin, Kürtler kendi ulusal önderliğinde bir araya gelsin ve Kürt adına, ülke içinde ve ülke dışında sözcü-temsilci niteliğini taşısın. Daha yüz defa daha darbe gelse, Kürtler için hiç bir yarar getirmeyecek ve Kürtler her zamanki gibi baskı ve şiddet görecektir.
*** Kürtlerin Ulusal Cephesi ve birlikte olması yeniden Güneşin doğuşu olacaktır. Darbelerden demokrasi beklemek, Eşeğe ters binmeye benzer.

*** Kürtler akıllı olun.
Erdoğan'ın çağrısı üzerinde caddeye koşanları en çoğu Kürtlerdi, ölenler de Kürtler oldular. Türkler tek bir kelime Kürtler lehinde ses çıkartılar mı, konuştular mı, yayında haber verdiler m? Hayır. Kürtler, teslimiyet alışkanlıklarını bırakmak zorundalar, yoksa sonuçta daha felaket olur...
Kürtler bütün tarih boyunca , Liderlik peşinde koştular, para peşinde, kariyer peşinde, çıkar peşinde, çıkarları Kürt ve Kürdistan çıkarların önünde tuttular, bundan sonra yapmasınlar. Önce ülke Kürdistan her şey önde gelmelidir.
Kürtler asırlardır sömürgeci ve talancı ülkelere hizmet ettiler, bugünden sonra paydooooos desinler.
Türk adına ne yapılırsa, Türk adına yapılan yapılanmalardır. Kürtlerin hiç bir yararı olmaz. Kürtler; PKK dahil ulusal çıkarlarını en ön plana alsınlar.
Kürtler kendi çıkarları doğrultusunda hareket etsinler. her zamanki gibi heder olmasınlar. Yeterrrrrrrrrrrrr
Temuz, 16 da sykes ve pinot anlasmasi bitmedi, bir yüz yıl daha devam edecek..

*** Kürtlere atılan kurşuna alkış, Türk’e atlan kurşun acı !!!!
*** Vah halinize, vaaayy.
*** Kürdistan'ın bütün bölgelerini cehennem ateşine verdiler, Türk devleti ve AKP iktidarı daha da barbarlaşarak bütün il ve ilçeleri viran ettiler. İnsanları öldürdüler, kafa kestiler, insanları aç ve perişan ettiler.
*** insanları yakıp sokaklara dağıttılar, hamile kadının karnındaki bebeği terörist diye vurup öldürdüler.
*** Soruyorum bu vicdansızlığı görmediniz mi? Kürtler katliamdan geçtiğini görmezden gelmeniz hangi insani vicdana yakışır?
*** Bunlara alkışla karşılayarak gaddarlaştınız. Askerin sivillere kurşun atma acısı, Kürtlere atılan kurşun bir değil mi?
*** Kurşun nereden gelirse gelsin insani değil, tüm darbelere karşı gelmeliyiz, Hiç bir darbe demokrasiyi getirmez. Erdoğan’ın Halkı caddeye çağrı yapmasına demokratik değil.
*** Erdoğan kendi eliyle bu darbe Senaryosunu hazırladı. Çünkü Erdoğan ülke içinde ve ülke dışında siyasi arenasını yitirmişti. Elinde tek bir koz; tekrar yaptığı iflas politikasını toparlamak için bu Askeri Darbe Senaryosunu yaptı ve başardı.
*** Kürt sorunu olduğu müddetçe bu tür darbeler devam edecektir.
*** Türk devleti ve iktidarı iflas ettiğini her aptal farkındadır.

Akın Öztürk'ün Savcılık İfadesi Ortaya Çıktı

Darbe girişimine yönelik operasyon kapsamında savcılık tarafından ifadesi alınan Eski Hava Kuvvetleri Komutanı Akın Öztürk'ün ifadesin tam metni ortaya çıktı.Darbe girişimine yönelik soruşturma kapsamında tutuklamalar sürüyor. 2. Ordu Komutanı Adem Huduti hakkında da tutuklama kararı verildi. Eski Hava Kuvvetleri Komutanı Akın Öztürk de mahkemeye sevk edildi. Akın Öztürk savcılık ifadesi ortaya çıktı.

ADVERTISEMENTHabertürk'ün haberine göre; 2. Ordu Komutanlığı Karargahı'nın bulunduğu İnönü Kışlası'nda darbeci askerler ile polis ve jandarma arasında çıkan çatışmanın sona ermesinin ardından 2. Ordu Komutanı Orgeneral Adem Huduti, 2. Ordu Kurmay Başkanı ve Garnizon Komutanı Avni Angun, 7. Ana Jet Üs Komutanı Tuğgeneral Emin Ayık ile birlikte 7 asker gözaltına alındı. Orgeneral Huduti, Garnizon Komutanı Angun, Üs Komutanı Ayık ile birlikte 7 komutan, emniyetteki işlemlerinin ardından Malatya Adliyesi'ne çıkarıldı. Savcılıktaki ifadelerinin ardından tutuklanma talebiyle mahkemeye sevk edilen Orgeneral Huduti, Garnizon Komutanı Angun, Üs Komutanı Ayık ile 7 komutan, 20 saat süren sorgularının ardından çıkarıldıkları mahkemece tutuklandı.

AKIN ÖZTÜRK'ÜN SAVCILIK İFADESİ

Darbe girişimine yönelik soruşturma kapsamında gözaltına alınan eski Hava Kuvvetleri Komutanı Akın Öztürk, savcılık ifadesinde, "Askeri darbeyi planlayıp, yöneten bir kimse değilim. Kimin planlayıp, yönettiğini bilmem." dedi.

Darbe girişimine yönelik soruşturma kapsamında, gözaltına alınan ve tutuklanması istemiyle Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliğine sevk edilen Akın Öztürk'ün savcılığa verdiği 3 sayfalık ifadeye ulaşıldı.

Öztürk, ifadesinde, "15 Temmuz günü gerçekleşen askeri darbeyi planlayıp, yöneten bir kimse değilim. Kimin planlayıp, yönettiğini bilmem." diye konuştu.

Olay günü, İstanbul'da bir arkadaşının kızının düğünü olduğunu, düğüne katılması gerektiğini ancak İzmir'deki noter işleri dolayısıyla gidemediğini belirten Öztürk, İzmir'de noter işlemleri yaptığını ispat edebileceğini bildirdi.

Öztürk, İzmir'de saat 11.30 civarında noter işleminin tamamlandığını, saat 13.30 sıralarında Ankara'ya askeri uçakla yanında Kara Kuvvetleri Komutanı ile geldiğini ve doğrudan torunlarını görmek için Akıncı Üssü'ne gittiğini anlattı. Akıncı Üssü'ndeki lojmanda akşama kadar vakit geçirdiğini ifade eden Öztürk, şunları söyledi:

"Akıncı Üssü'nde mutat uçak iniş ve kalkışları oluyordu. Devamlı hareketlilik olduğu için önce bir şey fark etmedim, düğün sahibi Mehmet Şanver'i aradım, tebrik ettim. Bir süre sonra o da beni tekrar aradı. Uçakların alçak uçuş yaptığını, ne olduğunu sordu. Televizyonda alt yazı geçtiğini söyledi. Ben de bu sırada televizyonda gelişmeleri izliyordum.

Hava Kuvvetleri Komutanı da bu düğünde idi. Beni aradı ve uçakların Ankara'da alçak geçiş yaptığını söyledi, 'Bu duruma müdahale et' dedi. Bunun üzerine üs komutanlığına telefon ettim. Görüştüğüm kişi üs komutanı ve misafir olarak orada bulunan Kubilay Selçuk idi. Genelkurmay Başkanı'nın da üste olduğunu söyledi.

Ben de hemen yanına gittim. Yaklaşık 5 dakika içerisinde Genelkurmay Başkanı'nın yanına gittim. Gittiğimde hava kararmıştı ancak saatin kaç olduğunu bilemiyorum. Bir oda içerisinde Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar, Tümgeneral Kubilay Selçuk ve Tuğgeneral Mehmet Dişli ile çay içiyordu. Bana, 'Bunlar bu işi yaptılar, bunlarla konuş ikna et' dedi.

Ben onlarla konuşmaya başladım. Bu sırada İstanbul'da tankların üzerine insanlar çıkmıştı. Üste oda içerisinde televizyon açıktı, bunları görebiliyordum.

Kubilay Selçuk ve Mehmet Dişli'ye darbenin olamayacağını, demokratik kurumların işlediğini, halkın bu işe tepki gösterdiğini anlatıp, ikna etmeye çalıştım. Kendilerine, itiraz ettikçe bağırıp, çağırdım. Aynı şekilde Genelkurmay Başkanı da onları ikna etmeye çalıştı. 3-4 kez bunları tekrarladım.

Benim onlara emir verme yetkim yok ama bir büyük olarak, Hava Kuvvet Komutanı Abidin Ünal'ın isteği üzerine onlara telkinde bulunup, ikna etmeye çalıştım. O sırada, soyadını bilmediğim Ömer isimli bir amiral de oraya geldi. Benim telkinlerim sonuç verdi. İkna oldular. Yeni uçak üsten havalanmadı. Havadakilerin görevleri devam etti. Üsse dönen uçaklar bir daha gönderilmedi. İkna sürecinin ne kadar sürdüğünü bilmiyorum.

Sonunda onlar ikna olunca Genelkurmay Başkanı, Başbakan ile görüştü. Bana 'sen burada kal, bunları iyice ikna et' dedi. Daha sonra helikoptere binip, Başbakanlığa gitti. Sabah erken saatlerdi fakat saatin kaç olduğunu bilmiyorum."

İşte Akın Öztürk'ün savcılık ifadesinin tam metni;
aktifhaber

Ek.Tarihi Sun Aug 21, 2016 10:00 am Gön: Oezer

Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden biz sorumlu değiliz.

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun

Re: ( 1)
Gön: warz (asdqwe@asd.co) Tarih Wed Dec 14, 2016 6:48 am
(Kullanıcı Bilgisi | Mesaj Gönder)
as


 
İlgili Bağlantılar
· Daha fazla Güncel
· Haber gönderen Oezer


En çok okunan haber: Güncel:


Haber Puanlama
Ortalama Puan: 0
Toplam Oy: 0

Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü


Seçenekler

 Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa

 Bu Haberi Arkadaşına Gönder Bu Haberi Arkadaşına Gönder





Bu Site Ali Usta tarafından yapılmıştır.


>Powered by Nuke-Evolution