Anasayfa > Günün Haberleri > Sitene ekle > Arşiv > İletişim > Künye > Reklâm
__________________________________________________________________________________________
Güncel -
Spor - Siyaset - Ekonomi - Medya - Polemik - Dünya - Teknoloji - Sağlık –Kültür Sanat- Eğitim – Röportaj – Reklâmlar

   Üyemiz Değilseniz! Tıklayın   Gesellschaft für bedrohte Völker/PRESSEMITTEILUNG Göttingen   Haşdi Şabi ve Irak’ın 'Kerkük seferi' ne idi ne değildi?   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (11) HER BÎJI KURDİSTAN   Hüseyin Akıncı:Yetersizlik, İhanetin Kapısını Açan Anahtardır   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (09) HER BÎJI KURDİSTAN   Bagdad-Angriff auf Kurden in Kirkuk   Bülent Tekin:YAZAR BÜLENT TEKIN ILE SÖYLEŞI   Son dakika! Barzani'den Kerkük açıklaması   Dr. Cherly Benard:Kürdistan, Amerikan bağımsızlık tecrübelerinden neler öğrenebi   Dr.İsmet Turanlı:Tarihten korkmayanlar, utanmayanlar
Onur Yazarımız

Konuk Yazarlar

Ana Menü
 
Ana SayfaAna Sayfa
    Ana Sayfa

    Konu Başlıkları
    Haber Gönder
    Haberler
Diğer Başlıklar
    Evo UserBlock
    Yazarlar
    Site Haritası
    Haber Arşivi
    Yönetici Notu
    Reviews
    Tavsiye Et
    NukeSentinel
    İletişim Formu
    Sorularınız
Üyeler
    Üye Bilgileri
    Üye Hesabınız
    Üye Listesi
    Üye Grupları
    Özel Mesaj
Birlikte
    Forumlar
    Destekleyenler
    Anket
    Arama
Sayfa İstatistikleri
    Top 10
    İstatistikler
Linkler
    Yararlı Programlar
    Web Siteleri

Arama
 



Bağış - Reklam
Sitemizin yaşaması ve daha iyi bir içerikle yayın hayatına devam etmesi için reklam ve bağışlarınıza ihtiyacımız var. Lütfen Buraya Tıklayarak bizimle ilişkiye geçin... Şimdiden teşekkür ederiz....

Top 10 Links
 

Günün Haberi
 
Bu gün için henüz önemli bir haber yok.

 
Röportaj

Ömer Özmen:İBRETLİK BİR RÖPORTAJ-12.04.2016

"Muhalefete yol vermeyen hareketler , kendi içinde muhalefet yaratırlar.” Karl Kautsky )
Geçtiğimiz günlerde Takvim Gazetesi genel yayın yönetmeni Mevlüt Yüksel, PKK nin eski Başkanlık Konseyi Üyesi ve Abdullah Öcalan ın kardeşi Osman Ocalan ile bir röportaj yaptı.


Bu röportaj, iktidar partisi AKP ye yakın A haber Televizyonunda ve sosyal medyada yayınlandı.

Osman Öcalan bu röportajında ,özet olarak, Türkiye nin gelişmesini engellemek için Rusya, İran, Irak Ermenistan ve Lubnan Hizbullahı gibi bölgesel güçlerin PKK yi devreye soktuğunu belirtiyor. Bu güçlerin Türkiye de iç savaşı yaygınlaştırarak Türkiye yi durdurmak istediklerini, kendisi ve ağabeyinin bu süreci engellemek istediklerini vurguluyordu.

Öcalan ayrıca, İranın 1993 te İran KDP ile savaşmaları için kendisine teklif getirdiğini, bu teklifi kabul etmediğini bunun için PKK tarafından 6 ay tutuklu kaldığını ve 6 arkadaşının öldürüldüğünü belirtiyordu.Cemil Bayık ın İran ın adamı olduğunu vurguluyordu.

Bilindiği gibi Osman Öcalan, 2004 yılında bir grup arkadaşıyla PKK den ayrılan bir muhaliftir. Ne var ki, Öcalan ın yukarıdaki sözleri, ona bir Kürt muhalif değil, doğrudan bir Türk devlet partisinin muhalifi sıfatını veriyordur. Kullanılan argümanlar Türk devlet yetkilileri ve ırkçı muhalefet kesimleri tarafından PKK dahil tüm Kürt hareketleri için kullanılıyor.

Oysa, bugüne kadar bendeniz de dahil, PKK yi en sert şekilde eleştiren İbrahim Güçlü, Kemal Burkay, Yaşar Karadoğan, Selim Çürükkaya gibi Kürt muhalifleri, hiçbir zaman Osman Öcalan ın kullandığı siyaset dilini kullanmadık. Arkadaşlarımızın çoğu, Kuzey Kürt hareketini etkisizleştirmek için devletin PKK yi kullandığını hatta yapılandırdığını ileri sürdüler. PKK nin anti-demokratik uygulamalarını, bölge güçleriyle olan ilşkilerini, iç infazlarını dile getirdiler. Fakat, hiçbir zaman PKK nin, “Türkiye nin gelişmesini engellemek için savaştığı” türünden saçma ve onursuzca bir tespitte bulunmadılar. PKK yi eleştiriken, hiçbir zaman Osman Öcalan gibi Türk devletine yaranmak ve devletin siyasi dilini kullanmak gibi bir teslimiyet durumunu sergilemediler.

Bizler de PKK nin bölgesel güçlerle olan ilişkilerinı acımasızca eleştirdik.

Fakat, bu ilişkilerin “ Türkiye nin gelişmesini engellemek” için değil, Kürt halkının kendi kaderini tayin etme hakkının engellenmesi amacıyla kuruluğunu ve yanlış olduğunu somut örnekleriyle kamuoyuna duyurduk. Öcalan, PKK yi eleştirirken, Kürt halkının veya PKK nin çıkarından değil, devletin çıkarlarından hareket ediyor.Bizler,Kürt halkının çıkarından hareketle PKK yi acımasızca eleştiriyoruz.

Eleştirdiğimizde bizlere binbir hakaret ve küfürle saldıran PKK yandaşları ve onların bilmem nesiyle orgazm olmaya çalışan PKK dışı ara adamlar, her nedense Osman Öcalan ın bu Türki söylemlerle PKK ye saldırıları karşısında dillerini yutmuşlardır. Takvim Gazetesindeki röportajında Osman Öcalan, PKK nin Kandil deki yöneticilerinin bölgesel güçlerin emrinde olduğunu,Türkiye yi karıştırmak için savaştıklarını defalarca belirtirken ağabeyi Abdullah Öcalan a sahip çıkması ve onun bu süreci durdurmaya çalıştığını vurgulaması da ilginçti. İlginç olduğu gibi, PKK ve diğer Kürt siyasetçileri için ders alınması gereken bir konuya işaret ediyordu.

Bu röportajı ibretle izlerken, insan şu soruları sormaktan duramıyor?

Şimdi Osman Öcalan Muhalif midir?
Muhalif ise, kime muhaliftir ?
Kimden ayrılmıştır ?
Nerde durmak istiyor?
Röportajında kimlere mesaj veriyor ?
Osman, hali hazırda PKK veya herhangi bir kürt örgütünün yöneticisi değildir. Akademik bir kariyeri veya kanaat önderi olablecek bir kapasitesi de yoktur.

Öyleyse,devletin iktidar partisinin yayın organları hangi amaçla bu röportaja gerek duymuştur.

Siyaset çoğulculuğu bağlamında muhalefet hareketleri ve muhalif kişiler, çağdaş demokrasinin gereği olarak ortaya çıkarlar. Muhalefet -iktidar ilişkisi, özgür rekabet ortamını , toplumsal katmanların siyasal sürece katılımını, kamuoyunun siyaset üzerindeki denetimini sağlar.

Bu durum, hem topluma nüfüz eden siyasal hareketi hem de ona muhalif olan diğer toplumsal muhalefet hareketlerini güçlendireceği gibi toplumun demokratikleşmesine de hizmet edecektir.

Eleştiri, Özeleştiri, soru sorma, sorgulama ve denetim mekanizmasının varlığı, muhalefeti olduğu gibi iktidarı da büyük felaketlerden korur. Onları geliştirir. Örgütlere ve partilere sağlıklı işleyiş kazandırır.

Muhalefete yol vermeyen otoriter ve totaliter sistemlerde siyaset çoğulculuğu olmadığından, toplumsal değişim gereği, kendi içinde ortaya zorunlu olarak çıkan muhalefet hareketleri, bu mecrada yürümez. Örgüt açısından yıkıcı ve tahrip edicidir.. Muhalifler, İçinden çıktıkları otoriter yapının adaletsizliklerine, insani olmayan uygulama projelerine, iç ve dış güçlerle olan kirli ilişkilerine vakıf olduklarından , söz konusu örgüt ve hareketlerin toplum nezdinde deşifre edilmesinde tehlike arz ediyorlar. İnsani olmayan yöntemlerle çoğunun imha edilmeli bu yüzdendir.

Dolayısıyla otoriter hareketlerden ayrılan kişilerin pratikleri, genellikle içinde varlık kazandıkları yapının gelişimine, demokratikleşmesine ve sağlıklı bir örgütsel bünyeye kavuşmasına değil, onun toplum nezdinde deşifre edilmesine hizmet ediyor.

Bu tip yapılanmalardan çıkan muhalif kişiler çoğunlukla , içinden çıktığı toplumun diğer muhalefet güçlerine değil ,direkt toplumsal muhalefetin hasmı olan güçlere hizmet edebiliyorlar.

Bu iç muhalefet tarzının , hasım tarafla bütünleşme durumu, diğer dost güçlerle bütünleşme durumundan daha kolay oluyor. Çünkü; yetişme tarzları, aldıkları örgütsel eğitim demokratik ortama elverişli değildir. Ayrıca, aynı amaçlı diğer demokratik örgütlerde kendilerini güvencede his etmezler. Bu nedenle anında karşıtlarına dönüşebiliyorlar.

PKK nin son 30 yıllık siyasal pratiği incelendiğinde, kendisinden ayrılanların büyük bölümü, diğer Kürt örgütlerinde değil, direk devlet safında yer almışlardır.

Hogır, Alattin Kanat, Abdulhakim Güven gibi bir çok PKK komutanı , PKK den ayrıldıklarında, gidebilecekleri bir kürt yapılanması olmadığından kendilerini güvencede hissetmeleri için itirafçı olup kendi halkıyla ve en yakın arkadaşlarıyla savaşa tutuşmuşlardır.

PKK varyantı legal Parti yöneticileri, Orhan Miroğlu, Muhsin Kızılkaya, Mehmet Metiner örneğinde görüldüğü gibi partilerinden ayrılmak zorunda kaldıklarında herhangi bir Kürt partisine değil, doğrudan devlet partilerinde yer almayı tercih etmişlerdir.

Kautsky nin 100 yıl önce söylediği “muhalefete yol vermeyen hareketler, kendi içinde muhalefet yaratırlar” sözü günümüz PKK pratiğiyle acı bir şekilde örtüşüyor.

Ne var ki, bu muhalefet tarzı, yukarıda saydığımız nedenlerle yapıcı değil yıkıcı bir nitelik arz ediyor.

Yıllardan beri kendi dışındaki tüm Kürt örgütlerini fiziki şiddet ve medya dezinformasyonu ile etkisizleştiren PKK , bu durumun doğal sonucu olarak kendi içinde çıkan muhalifler tarafından en açık şekilde deşifre ediliyor.

Osman Öcalan nın Takvim gazetesindeki röportajında PKK için yaptığı tespitler, bu hazin durumun bariz bir örneğidir. Saygılarımla.

omerozmen54@hotmail.com
Varto
/ 07.04.2016

*********************

Ömer Özmen:ZERNEWS İLE RÖPORTAJ

SORU:2015 yılında Kürdistanın kazanımları ve kayıpları konusunda neler söyleyebilirsiniz?
CEVAP: Kürdistan’ın dört parçasını ele aldığımızda, bu soruyu bir çırpıda cevaplandırmak biraz zordur.

Çünkü; kayıplar ve kazanımlar, aynı tarihsel dönemde farklı parçalarda, doğru ve yanlış politikalar sonucu bir arada tezahür ediyor.
Kürt halkı, 2015 yılında Kürdistan’ın güneyinde ve güney batısında DAİŞ e karşı büyük zaferler elde etti. DAİŞ ten temizlediği topraklar üzerinde kendi egemenliğini tesis etti.
1960’lı yıllardan beri Güney Kürdistan ile Irak Baas diktatörlüğü arasında kanlı savaşlara ve ihtilaflara neden olan petrol kenti Kerkük, DAİŞ saldırılarının püskürtülmesiyle Kürtlerin eline geçti.
Merkezi Irak devleti ile Güney Kürdistan hükümeti arasında sürüncemede bırakılan ihtilaflı bölgelerin büyük kısmı kahraman Peşmerge nin denetimine geçti.

Bugün buralarda Kürdistan bayrağı dalgalanıyor.
Kerkük ün peşmerge tarafından kontrol edilmesiyle, dünya enerji kaynaklarının yaklaşık yüze 6 lık kısmı Kürtlerin kontrolüne geçti. Bu ciddi bir kazanımdır.

Kuşkusuz DAİŞ, Kürt halkına düşman devletlerin sinsice ve alçakça örgütledikleri ortak bir savaş mekanizmasıdır. Sıradan kurulmuş bir örgüt değildir. .Eylem pratiğinden anlaşılacağı üzere, menzilinde Kürdistan halkı ve bölgenin yeniden yapılandırılmasını gündeme alan batılı demokratik devletler vardır. DAİŞ isminin açılımı; “Irak Şam İslam devleti” dir.

Yani Irak ve Şam merkezi hükümetini devirip bu topraklarda bir “İslam Devleti” ini kurmayı amaç eden bir isim almıştır. Eğer DAİŞ bölge devletlerinden bağımsız bir örgüt olsaydı ismine uygun olarak eylem pratiğini ve savaş konseptini Suriye ve Irak rejimleri ile sınırlı tutması gerekmiyor muydu ?

Oysa DAİŞ, bu toprakları kontrol eden rejimlerle değil, aksine bu rejimlerle çatışmalı olan Kürdistan halkı ve batı demokrasileriyle savaşıyor.
Ortadoğu da küresel değişim dalgaları karşısında yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya bulunan diktatörlük rejimlerinin sağladığı finans, lojistik, ikmal, sağlık, iaşe ve cephane yardımlarıyla DAİŞ, Kürdistan ın dört parçasında ve Türkiye metropollerindeki Kürt insanlarını barbarca katlediyor. Kadınları pazarlayarak islam adına pezevenklik yapıyor. İslam dinin dünyadaki imajını kirletiyor.

DAİŞ ın aldığı isim, kullandığı argümanlar ve uygulama pratiğindeki çarpıklıklar göz önünde bulundurulduğunda, Kürt halkının bağımsızlık mücadelesine ve Orta doğu yu yeniden yapılandırmak istiyen batılı devletlere karşı örgütlendirildiği açıkça ortaya çıkıyor.

Sömürgeci devletlerin tezgahladığı bu vahşi örgüt, 2015 yılında Kobani ve Şengalde aldığı ağır darbelerle, Kürdistan da hezimete uğradı. DAİŞ in Kürdistan da hezimete uğramasıyla, onu kuranların planları suya düştü.
Kürt halkının Kürdistan ın Güneyinde ve Güney batısında DAİŞ barbarlığına karşı kazandığı zaferler, aynı zamanda dunya demokrasi güçlerine, dünya barışına ve dunya demokrası hareketine sunduğu bir hizmettir. insanlığın vijdanını rahatlatıyor.

Kahraman Kürt Peşmergelerinin bu kazanımları, dünya kamuoyu nezdinde, Kürt hareketine büyük bir prestij kazandırmıştır.
Bu prestij, uluslararası düzeyde Güney Kürdistan ın bağımsızlığına elverişli bir ortam yaratmış, Kürt halkının kendi toprakları üzerinde iktidar olmasının, dünya ve bölge barışı için bir zaruret olduğu gerçeğini kanıtlamıştır.
Ne yazık ki; Kürdistan ın Güney ve Güney batısında, ağır bedeller ödenerek elde edilen bu kazanımların etkileri, Kuzey parçasına yansımıyor.
Kent ve kasabalarımız ateş altındadır. Her gün sivil masum insanlarımız katlediliyor. Türk devleti, PKK nin hendek kazma eylemlerini bahane ederek kürdistan şehirlerinde orantısız güç kullanıyor. Panzerlerin, helikopterlerin ve tankların paletleri altında milyonlarca insanımız tekrar batı illerine doğru göç yollarına düşmüştür.
Türk devlet yetkilileri, her platformda Kürt halkının kendi geleceğini tayin etme hakkı talebiyle karşılaştıklarında, batı Anadolu da yaşayan Kürt nüfüs çoğunluğunu ileri sürüyorlar.
Bu savaş uygulamasıyla Batı Anadolu ya doğru yapılan göç hareketinin, devletin bu yöndeki politikasına hizmet ettiğini düşünüyorum.
Uzun yıllar Cumhurbaşkanı olan Suleyman Demirel ve Turgut Özala danışmanlık yapan gazeteci Cuneyt Arcayurek ın aktardığına göre, Turgut Özal, 1992 de Suleyman Demirel e, Kürt sorunu ile ilgili bir mektup yazıyor.

Mektupta
“500 bin aileyi batı Anadolu ya sürersek, bu meseleyi büyük oranda çözeriz. Tabi, hukukun uluslararasılaştığı günümüzde Dersim ve İskan kanunlarını , çıkartamayız. Ancak; bazı pratik tedbirler vardır. Mesela; ben bölgede uzun yıllar etüt mühendisliği yaptım. Bölge akarsu kaynakları bakımından oldukça zengindir. Baraj yapımını hızlandırırsak, her baraj yüzlerce köyü yerinden eder. İstimlak bedelini alan köylü, o bölgede yatırım yapmaz. Batı Anadolu ya göçer…..”
Görüldüğü gibi PKK başkanlık konseyi üyeleri Türkiye yi demokratikleştirmeyi stratejik hedef olarak saptayıp bunun için savaşırken, Türk devlet adamları, Kürtlerin batıya göç ettirmeyi stratejik plan olarak bir pratik çözüm olarak önlerine koyuyorlar.

Uluslararası hukuk müeyyidelerinin bağlayıcılığı ve çeşitli yaptırımların gündeme gelebileceği kaygısıyla Türk devleti, artık bir Dersim Kanunu bir Mecburi İskan kanunu gibi uygulamaları hayata geçirmeyi göze alamıyor. Kürdistan’daki demografik yapıyı, bu tip sinsi uygulamalarla değiştirmek istiyor. Self-determinasyonn un öngördüğü “toprak üzerinde nüfus çoğunluğunu ortadan kaldırmayı amaçlıyor.

Nitekim; Kürdistandaki yurtsever potansiyelin güçlü olduğu merkezlerde halkın göçe zorlandığı günlerde Türk hükümeti, 300 aileden oluşan Ahıska Türklerinin Erzincan a yerleştirme kararını uyguluyordu. Bu uygulama, Tek Parti döneminde çıkarılan mecburi iskan kanunlarının sinsice hayatta geçirilmesidir. Yoksa, Türkiye deki 81 ilin içinde, Erzincan gibi üretim ve istihdam imkanlarının kısıtlı bulunduğu bir coğrafya ya , Ahıska Türklerini yerleştirmek inandırıcı olmuyor

.Eski iskan kanunlarında vurgulandığı gibi “ Türk dili ve kültürüne sahip olanları, Türk dli ve kültürüne sahip olmayanlarla yer değiştirme “ eylemidir. Irkçılık ve kültürel soykırım uygulamasıdır.

Devletin bu uygulamalarına karşın, kuzey Kürt siyasasına nüfuz eden PKK, Kürt sorunun çözümünde uluslararası hukukun öngördüğü herhangi bir statü talebinde bulunmuyor. Aksine bu sinsi uygulamaların hayata geçirilmesine zemin hazırlıyor. Türkiye nin demokratikleştirilmesi ve Orta doğu nun yeniden yapılandırılmasını stratejik amaç olarak saptamıştır. Bunun için savaştığını alenen beyan ediyor.

PKK başkanlık konseyi üyelerinden Cemil Bayık, 2015 yılının son gününde Azadiya Welat gazetesine verdiği demeçte;
“Biz asla devlet ve egemenlik talep etmiyoruz.Türkiye nin demokratikleştirilmesin, ve Orta doğunun yeniden yapılandırılmasını önümüze koymuşuz. ” diyor.

Oysa dünya tarihinde egemenlik ve toprak talepli olmayan hiçbir savaş zuhur etmemiştir.
Cemil Bayık ın açıklaması, açıkça savaşın siyaset aracı değil amacı olduğunu itiraf ediyor.
Orta doğu siyasi haritasını yeniden yapılandırmak gibi super devletlere mahsus bir misyonu PKK den beklememiz ve buna inanmamız için aklı evvellerimizi keçilere yüklememiz gerekiyor.

Yani, öldürülen binlerce gencimiz, yakılıp yıkılan kentlerimiz, göç yollarına düşen milyonlarca insanımız,Türkiye yi demokratikleştirmek ve bununla kalmıyarak Orta doğuyu yeniden yapılandırmak için feda ediliyor.
Acı olan şey: bu savaşın ağır bedelini ödeyen PKK nin tabanı, PKK yöneticilerinin kendi varlık nedenlerini inkar eden bu söylemlerini ve seçtikleri çarpık stratejik amaçlarını sorgulayamıyor olmasıdır.

Yahu arkadaş, biz dünyanın fedaisi miyiz?
Supper bir devlet miyiz?

İnsan unsurunun heniz gelişmediği kocaman Ortadoğu Coğrafyasını hangi güçle hangi müttefiklerle demokratikleştireceğiz?
Onbinlerce insanın göğsünü gere gere çocuğuna “Satılmış” ismini koyacak kadar özgür vatandaşlık bilincinden yoksun bir Türkiye yi nasıl demokratikleştireceksiniz.?
Gerçekten sizin Türkiye yi demokratikleştirmek için türk toplumundan size böyle bir talep ve destek var mıdır?

Sonra, siz kendiniz demokrat mısınız ?

Maalesef bu soruları soracak taban yok. Şu anda HDP nin Türk Parlamento sunda 59 milletvekili bulunuyor. Bu Partinin genel başkanı Selahattin Demirtaş’ın işaret ettiği gibi bu milletvekilinden sadece 12 tanesi Kürt tür.
Yani, Türk devletinin savaş menzilinde bulunan mazlum Kürt halkının temsilinde karar sahibi olanlar da yine Türk solcularıdır.
Bu vahim çarpıklığı sorgulayabilecek siyasetçi ve aydınlar ise, devletin ve PKK nin sahip olduğu medya araçlarıyla etkisizleştirilmiştir.
Milletlerin kaderinde sağlıklı karar mercii ve demokratik temsilin olmazsa olmaz gereği olan Siyasal çoğulculuk, elinde silah olan PKK tarafından ortadan kaldırılmıştır.
Dolayısıyla savaşın ağır yükü altında ezilen Kürt halkı, kendi geleceğiyle ilgili karar alma da söz sahibi değildir. Siyasal aklı ve iradesi devre dışıdır.
Kandil de, Soğuk savaş döneminin katı Stalinist ideolojiye sahip birkaç kişiden oluşan PKK başkanlık konseyi ,tek karar mercii durumuna getirilmiştir.
Kuzey Kürdistan, tüm dünyada iflas bayrağını çeken Stalinist sosyalizmin deneme tahtası yapılmıştır. Tüm milli ve insani değerlerimiz bu deneme için seferber edilmiştir.Yazıktır.!
Bu amaç için, kuzey kürdistan da silahlı mücadelenin ve güçlü medyanın oluşturduğu hegemonik bir alan yaratılmıştır. PKK ardılı siyasal partiler ve diğer sivil toplum örgütleri, bu hegemonik alan içine hapsedilmişlerdir. Karar mekanizmasına nüfuz etme imkanları yoktur.

Tüm bu acı manzaraya ve olumsuz siyasi konumlanışa bakıldığında, 2015 yılında, kuzey Kürdistan için herhangi bir kazanımdan bahsedilemez. Kürt halkı tekrardan yanlış yönlendirme sonucu yıkım, katliam ve göç ettirme uygulamalarına maruz bırakılmıştır.
Kuzey Kürt hareketi bunu hak etmemişti. Öncelikle bu yanlış ve dünyada karşılığı olmayan teslimiyetçi siyasetten vazgeçilmelidir.

Dikkat edilirse, Diyarbakır Cizre, Nusaybin gibi yerlerde, devlet orantısız güç kullanıyor. Savaş mantığına ve uluslararsı savaş kurallarına aykırı bir biçimde sivil hedefleri vuruyor. Kalabalık yerleşim merkezlerinde, aylar süren sokağa çıkma yasağı uyguluyor.
Tüm bu uygulamalara rağmen, dünya demokratik kamuoyundan bir tepki doğmuyor. Uluslararası mekanizmalar devreye giremiyor.
Bu sessizliğin ve bu tepkisizliğin en büyük nedenini Kuzey Kürdistan siyasasını kontrol eden yanlış politikalardır. Savaş için gerekçe yapılan “Türkiye nin demokratikleştirilmesi” talebi, kürt köylü kitlelerine dayatmayla kabul ettirilebilinir. Amma, dünyada, özellikle Avrupa da karşılık bulamıyor. Hayretle ve kuşkuyla karşılanıyor. Kuzey Kürt meselesine olan uluslararası moral desteği de yok ediyor. Davanın haklılığını ortadan kaldırıyor.

Her gün kanıyla bedel ödeyen Kürdistan gençliği ve halkı artık uyanmalıdır.

Kuzey kürt hareketi, uluslararsı düzeyde DAİŞ barbarlığına karşı verilen başarılı mücadelede kazanılan psikolojik desteği arkasına alarak meşru bir mücadele stratejisine kavuşmalıdır.
Güney ve güney batı Kürdistan güçleri ile barışık, dünya demokratik güçleriyle uyumlu ve siyasal çoğulculuğa dayalı bir millet projesi etrafında kendi birliğini sağlamalıdır.
Halk yığınları bu temelde meşru bir zeminde harekete geçirildiğinde, kuzey kürtleri bir statü şansını yakalayabilecektir. Uluslararası ve bölge konjoktürü buna elverişlidir.
PKK nin de kurtuluşu buradadır.
Aksi takdirde, aracın amaçla yer değiştirdiği bir savaşta kan kaybetmeye devam edeceğiz.

Kazananı da olmaz.

********

SORU : Orta doğu düzleminde Kürdistan ın konumu, rolü ve önemi konusundaki düşünceleriniz nelerdir?
CEVAP
Kürdistan sorunu; sadece Ortadoğu sorunun nirengi noktası olmakla kalmıyor.

Günümüzde bir dünya sorunu halini almıştır.

Ülkemizin sahip olduğu fosil kaynakları, jeo/stratejik yapısı,savaşçı yeteneği, “öteki “ birlikte yaşama kültürü ve Federe Kürdistan bölgesinin başardığı demoktatik deneyim gibi özellikler, günümüzde küresel güç sahibi olan demokratik devletler üzerinde olumlu bir etki yapmıştır..

Bu özelliklerinden dolayı, yapılandırılması bir zaruret haline gelmiş bulunan Ortadoğu diktatörler coğrafyasında Bağımsız Kürdistan ana eksen durumdadır.

Dunya ve bölge barışı için, dünya fosil kaynaklarının güvenliği ve bu kaynakların uluslararası pazarlara güvenlikli şekilde açılması için bu durum kaçınılmazdır.
Lozan da Osmanlının enkazı üzerinde hal
kların iradesi dışında inşa edilen emperyal statüko geçersiz hale gelmiştir.
Irakta bir ayağı kırılan Lozan ın ikinci ayağı Suriye de kangren olmuştur. Kopmak üzeredir. Türk devletinin uygulamakta olduğu inkar ve asimilasyon politikası iflas etmiştir.

Türk devleti, Kürt sorunundan dolayı uluslararası terörle bütünleşmiş halde hızla dünyadan soyutlanmaktadır ”Kürtler kazanmasın ben de kaybedeyim” politikası, artık sürdürülemez hale gelmiştir.

Bu elverişli iç ve dış koşullarda bağımsız Kürdistan ın kurulması gündeme oturmuştur.

Kürdistan halkının bağımsızlık mücadelesini engellemek için oluşturulan DAİŞ terör örgütü de, kürdistanda hezimete uğradı. Patronlar nın yüzüne gözüne bulaştı.

Diğer taraftan Kürdistan ın ana nirengi sorununu oluşturduğu Ortadoğu diktatörlükler coğrafyası ; enerji kaynaklarının geçiş güzergahları üzerinde ciddi bir uluslararası rekabet ve güç kapışmasına sahne oluyor.

Bir yandan bölgeyi demokratik tarzda yapılandırmak istiyen Anglo-sakson devletler, Avrupa ve dünya demokrasi ve değişim güçleri, diğer yandan bölgedeki diktatörlük statükosunun devamından yana olan Rusya İran, Irak şii yönetimi ile Suriye Baas rejimi vardır.

.Güney Kürdistan yönetimi, demokratik değişimci kanatta konum almıştır. Devlet yapılanması, çok partili parlamenter sistemi esas almıştır.

Fundamentalist İran yönetimi; batısında kurulacak bağımsız Kürt devletini, rejimini ihraç etmeye çalıştığı Orta doğu da bir tehlike olarak görüyor.

Batısında, demokratik bir devletten ucu gibi korkuyor.

Kendi boyunduruğunda yaşayan 12 millyonluk Kürt nüfusun özgürleşeceğinden endişe duyuyor.

Diğer taraftan Pers körfezi üzerinde doğal gaz ve petrol patronluğunu kimse ile paylaşmak istemiyor.

Bu nedenle mevcut durumda,Kürdistanın bağımsızlığı konusunda,İran rejimi en büyük engel olarak duruyor. Kürdistanda istikrarsızlık çıkarmak üzere nüfüz ettiği kukla örgütler eliyle iç çatışmalar tezgahlıyor.

Geleneksel Kürt düşmanlığının merkezi sayılan Türkiye Cumhuriyeti devleti ise, 90 lı yıllardan itibaren Güney Kürdistan statusunu engellemek için her türlü opsiyon u kullandı. Son İŞİD deneyiminden sonra bu engellemelerin işe yaramıyacağı ve geri tepeceğini iyice anladı.

Diğer taraftan Nato üyesi ve göbekten batı güvenlik sistemine bağımlı olduğundan, Ortadoğu nun yeniden yapılandırılması sonrası Güney Kürdistan da kurulacak Kürt devletini kabul edeceğe benziyor.

Burada Kürt devletine karar verecek olan dünya devleriyle çatışmayı, kendi devlet bekası açısından gerçekçi görmüyor. Engel olamıyacağını anlayan Türk devleti, Güneyde kurulacak bağımsız Kürdistanı kabullenip Kuzey Kürdistanı dizayn etmeye çalışıyor. Buradaki bağımsızlıkçı potansiyeli, sistem içine çekme planını hazırlıyor.

Buradaki bağımsızlıkçı potansiyeli eritme veya yön değiştirme politikasını güdüyor diye düşünüyorum.

Son dönemlerde Güney Kürdistan a sınır olan ve Kürt milliyetçi damarların güçlü bulunduğu Şirnak, Silopi, Cizre, Nusaybin gibi yerleşim alanlarındaki millitarizasyon ile demografik dengeyi bozma politikasını bu eksende değerlendirmek gerekiyor.
Saygılarımla.

Ömer ÖZMEN / 02.01.2016
omerozmen54@hotmail.com




Ömer ÖZMEN:DARBE GİRİŞİMİ "HAİNLİK" VE HALK POPULİZMİ-19.07.2016

"En kötü iktidar, en başarılı darbeye tercih edilir" diye bir söylem vardır.
Bugüne kadar ki tüm askeri darbelerin mağduru olmuş Kürt halkının bir bireyi olarak ben de bu söylemin doğruluğuna inananlardanım.

Her türlü darbe, halka ve demokrasiye ihanettir.

Darbeyi şimdilik atlatmış bulunan iktidar ve muhalefet yetkilileri, darbeyi başaramamış çoğu ordu üst kademesinde yer alan 3000 kişiyi "haiin" olarak tanımlıyor.

Bu tanım gereği; 27 Mayıs 1960, 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980 ve 28 Şubat 1997 darbelerinin başarılı olmuş generalleri de bu "hainlik" kavramı içerisinde değerlendirilmek durumundadır..

Medyada retorik olarak tekrarlanan "Halk hainlerin darbesini önledi" populizmi ise gerçeği yansıtmıyor. Bu halk, aynı zamanda başarılı olmuş darbelerin şakşaklığını da yapmıştır.

Uluslararsı ve bölgesel konjöktürün elverişsiz olması, iletişim teknolojisinin toplumu anında olaylardan haberdar etmesi, Medya üzerinde devlet tekelinin olmayışı gibi faktöreler, darbenin başarısızlığı için ileri sürülebilinir.

Amma, itaatkar ve şiddet eğilimli bu halkın, darbeleri önleyecek kadar demokrasinin bedelini ödeme olgunluğunda olduğu ileri sürülemez.

Bu halk, 27 Mayıs darbesinde meşru hükümetin başbakanı Adnan Menderesi idam eden darbecilere ezici bir çoğunlukla "evet" oyunu vermiştir..

Bu halk 12 Eylül faşist cuntasının generallerini kitlesel gösterilerle karşılamıştır.

15 Temmuz başarısız darbesine küfür eden çoğu hukukçu, gazeteci ve akademisyen, 12 Eylül'ün darbeci generallerinin kutlama törenlerine teşrif ettiler. .

Başarılı olmuş darbenin faşist lideri Kenan Evren e Fahri hukuk doktorasını verdiler.Onları "hain" ilan etme asaletini asla gösteremediler..

Rahatlıkla söyleyebilirim ki, bugün 15 Temmuz başarısız darbesini yapanlar, darbeyi başarsalardı aynı kitle,aynı gazeteciler ve aynı akademisyenler onları kahraman ilan eder, onlara madalya sunma yarışına gireceklerdi.

Kısaca bu topraklarda demokrasi kültürü bir davranış biçimi olarak gelişmediği için, güç ve menfaat ilişkileri bazında her kes her an "hain" veya "kahraman" olabiliyor.

Şimdilik darbe başarılmadığı için, çoğu ordunun komuta kademesinde yer alan 3000 kişi,"hain" oldular.

Oysa halkın özgür iradesine yönelik başarılı omuş veya olmamış her darbe girişimi, haince bir eylemdir. Demokrasi düşmanlığıdır.

Asil ve namuslu duruş; ayırım gözetilmeksizin çifte standrtlı olmaksızın, kimden gelirse gelsin, hangi amaçlarla olursa olsun, kendisini halkın özgür iradesi yerine koyan her darbe ve darbe girişimine karşı dik durmaktır.

Tarihi darbeler ve darbe girişimleri tarihi olan Türkiye Cumhuriyeti devletinde, bu kadar "HAİN" barıdıran başka bir ordu, dunyanın başka bir yerinde de var mıdır ?.

Bu kadar "HAİN ", hangi kültürel iklimde, kimlere karşı, hangi eğitim sistemiyle üretildi..?

Öncelikle bu soruların cevapları üzerinde düşünülmelidir.

Demökrasi kültürü ve mantıksal çözümler bunu gerektiriyor

omerozmen54@hotmail.com

Ek.Tarihi Sun Jan 10, 2016 10:00 am Gön: Oezer

Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden biz sorumlu değiliz.

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun
 
İlgili Bağlantılar
· Daha fazla Röportaj
· Haber gönderen Oezer


En çok okunan haber: Röportaj:


Haber Puanlama
Ortalama Puan: 0
Toplam Oy: 0

Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü


Seçenekler

 Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa

 Bu Haberi Arkadaşına Gönder Bu Haberi Arkadaşına Gönder





Bu Site Ali Usta tarafından yapılmıştır.


>Powered by Nuke-Evolution