Anasayfa > Günün Haberleri > Sitene ekle > Arşiv > İletişim > Künye > Reklâm
__________________________________________________________________________________________
Güncel -
Spor - Siyaset - Ekonomi - Medya - Polemik - Dünya - Teknoloji - Sağlık –Kültür Sanat- Eğitim – Röportaj – Reklâmlar

   Üyemiz Değilseniz! Tıklayın   Gesellschaft für bedrohte Völker/PRESSEMITTEILUNG Göttingen   Haşdi Şabi ve Irak’ın 'Kerkük seferi' ne idi ne değildi?   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (11) HER BÎJI KURDİSTAN   Hüseyin Akıncı:Yetersizlik, İhanetin Kapısını Açan Anahtardır   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (09) HER BÎJI KURDİSTAN   Bagdad-Angriff auf Kurden in Kirkuk   Bülent Tekin:YAZAR BÜLENT TEKIN ILE SÖYLEŞI   Son dakika! Barzani'den Kerkük açıklaması   Dr. Cherly Benard:Kürdistan, Amerikan bağımsızlık tecrübelerinden neler öğrenebi   Dr.İsmet Turanlı:Tarihten korkmayanlar, utanmayanlar
Onur Yazarımız

Konuk Yazarlar

Ana Menü
 
Ana SayfaAna Sayfa
    Ana Sayfa

    Konu Başlıkları
    Haber Gönder
    Haberler
Diğer Başlıklar
    Evo UserBlock
    Yazarlar
    Site Haritası
    Haber Arşivi
    Yönetici Notu
    Reviews
    Tavsiye Et
    NukeSentinel
    İletişim Formu
    Sorularınız
Üyeler
    Üye Bilgileri
    Üye Hesabınız
    Üye Listesi
    Üye Grupları
    Özel Mesaj
Birlikte
    Forumlar
    Destekleyenler
    Anket
    Arama
Sayfa İstatistikleri
    Top 10
    İstatistikler
Linkler
    Yararlı Programlar
    Web Siteleri

Arama
 



Bağış - Reklam
Sitemizin yaşaması ve daha iyi bir içerikle yayın hayatına devam etmesi için reklam ve bağışlarınıza ihtiyacımız var. Lütfen Buraya Tıklayarak bizimle ilişkiye geçin... Şimdiden teşekkür ederiz....

Top 10 Links
 

Günün Haberi
 
Bu gün için henüz önemli bir haber yok.

 
Güncel01) Başkan Barzani: Bağımsız Kürdistan yolda!.07.05.2015

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesud Barzani, tarih veremeyeceğini ancak bağımısız Kürdistan’ın yolda olduğunu, Irak’ın toprak bütünlüğünün de uzun süremeyeceğini söyledi.

ABD’de Atlantik Konsey Enstitüsü’nün (Atlantik Council) düzenlediği panelde konuşan Başkan Barzani,“Belirli bir tarih veremem ancak, bağımsız Kürdistan yolda” dedi. Barzani’nin sözleri salonda alkışlandı.Washington’a Kürdistan halkının teşekkürlerini iletmeye geldiklerini belirten Mesud Barzani, “IŞİD’le savaşta Kürdleri destekledikleri için Amerika halkı ve yetkililerine teşekkür etmek için geldik. Amerika ve koalisyonun bu savaşta büyük rolü var” diye konuştu.

IŞİD’in El-Kaide örgütünün uzantısı olduğunu söyleyen Kürdistan Bölgesi Başkanı, bu örgütün tüm dünya demokrasisi için tekfirci ve özgürlük karşıtı bir yapı olduğunu ifade etti.

Barzani sözlerini şöyle sürdürdü: “IŞİD’in olduğu yerde demokrasi ve özgürlük yoktur. IŞİD’in heybetinin peşmergenin eliyle kırılmış olmasıyla gurur duyuyoruz. Kürdistan mağdurlar için bir sığınak oldu. IŞİD’in planı Musul’dan sonra Kürdistan Bölgesi’ne saldırmaktı ancak Pêşmerge bu planı bozguna uğrattı” dedi.

IŞİD’in Irak ve Suriye ordularının silahlarıyla saldırdığını ifade eden Barzani, Pêşmergenin Kobanê’de de IŞİD i yendiğini söyledi.

Bağımsızlık referandumuna ilişkin soruya da Barzani, “IŞİD’le savaş referadumun ertelenmesine engel oldu. Halen savaş halinde olan bir ülkeyiz. Bu savaş bitince referanduma gideceğiz. Hiçbir şey Kürdlerin kendi kaderini tayinini engelleyemez” yanıtını verdi.

Şehit Pêşmerge sayısı bin 200

Panelde şehit Pêşmerge sayısının bin 200 olduğunu belirten Barzani, “Biz insanlık değerlerini savunuyoruz. Ancak radikal örgütleri yenmemiz için daha fazla askeri yardıma ihtiyacımız var. Koalisyonla bu konudaki görüşmelerimiz sürüyor” dedi.

Kürdistan Bölgesi’ndeki mülteci sayısının bir buçuk milyondan fazla olduğunu söyleyen Mesud Barzani, bunun 250 binini Rojava ve Suriye’den gelen mültecilerin oluşturduğunu belirtti.

‘Irak Kürdistan’ın tecrübesinden faydalansın’

Başkan Barzani ayrıca, “Biz Kürdistan halkına özgürlük, demokrasi kültürünü sunduk. Bu yüzden de Iraklıların Kürdistan Bölgesi’nin tecrübesinden faydalanması lazım. Kürdistan halkı hiçbir zaman sorunların bir parçası olmak istemiyor. Bizim kendi ajandamız var” ifadelerini kullandı.

Rûdaw´da yer alan habere göre, 3 Mayıs'ta Amerika’ya giden Kürdistan Bölgesi Başkanı Mesud Barzani, dün Başkan Obama ve Yardımcısı Joe Biden’la biraraya gelmişti.

Başkan Barzani 7 günlük ABD ziyareti sonrası Çek Cumhuriyeti ile Macaristan’ı ziyaret edecek.

Mesud Barzani’nin başkan olarak ABD’ye yaptığı dördüncü gezi, uluslararası medyada geniş yankı buluyor.

***

Gulê Çınar-Şahin / Kobanê’ye gönderilen 150 ton un…

Nisan başlarında bulunduğumuz eyalette okullar paskalya tatiline girdiği için, Zana ve Rênas’ı da alarak Kobanê istikametine bir yolculuğa çıktık. Amacımız, Pro Humanitate adlı yardım kuruluşumuzun altı aydır Kobanê’ye yönelik yapmakta olduğu yardımlara bir yenisini eklemek, İŞİD’li islamcı çetelerin kurbanlarının yaralarına derman olmaya çalışmaktı.

Bu son proje için haftalar öncesi kesin gün belirleyip tarih saptadık. Telefonlaşmalarda „herşey yolunda, bir sorun yok“ dendiği için yola koyulduk. Rênas ve Zana oyuncaklarından, hazinelerinden en iyilerini seçmek için tam bir gün boyunca büyük bir heyecanla çalıştılar. Bunlardan iki çanta hazırlayıp günlerce, aylarca televizyondan izledikleri kardeşlerine kendi elleriyle teslim etmenin mutluluk ve heyecanını yaşadılar. Bunun dışında da Pirsûs’taki yardım deposunda bir iki gün çalışarak „görevlerini“ hayata geçirmiş olacaklardı.

Pirsûs’a girişte askeri noktada kontrolden geçtik. Sonra kente girişte etrafı tel örgülerle çevrilmiş küçük-küçük çadırlarla, kimisi toplanmış çadır izleri taşıyan alanlarla karşılaştık. Anladık ki, geri dönüş heyecanı kısa sürede sarmış Kobanêlileri. Koordinasyon’dan arkadaşlarla görüşüyor, 150 ton unun ertesi gün Kobanê‘ye doğru yolculuğa hazır olduğunu söylüyoruz. Yardım malzemeleri ile bizim geçişimiz için bir sorun olmadığı yanıtını aldıktan sonra, rahatlamış bir şekilde Navenda Çand’a, Kültür Merkezi’ne gidiyoruz. Orada Kobanê’ye geri dönüşleri örgütleyen iki sorumludan bilgi alıyoruz. Verilen bilgiye göre Kobanêlilerin yarısı geri dönmüş. Beş altı bin ailenin kaldığı kamplarda ise sadece 500-600 aile kalmış.

Sonra sınır köylerine gidiyoruz. En çok da merak ettiğimiz nöbetlerin tutulduğu yerler. Zana sürekli sorular soruyor. En çok da merak ettiği gerilla görüp görmeyeceğimiz, YPG’li savaşçılarla, Kobanêyi özgürleştiren o kahlamanlarla karşılaşıp karşılaşmayacağımız.

Bir sınır köyüne vardığımızda büyük bir sessizlik, büyük bir tenhalık sarıyor bizi. Anlıyoruz ki herkes günlük işine koyulmuş. Kobanê’deki direnişte yaralanıp ailesinin yanına gelmek zorunda kalan YPG’li bir savaşçının kaldığı derme çatma eve uğruyoruz. Çocukları tarlalardan topladıkları kereng (kenger) ve pungları (yemlik) temizlemekle meşguller. Yarı felc olan YPG’li gazi ise oldukça dertli: „Şubat’ta siz gittikten sonra, ne gelen oldu, ne soran, ne de bir ekmek getiren. Bu halimle geri de dönemem. Yardım da yapılmazsa, bu çocuklar ne yapar!“ Başımızı öne eğip ayrılıyoruz oradan. Yaralı ve mağdur duruma düşmüş bir insanımızın dahi kapısını çalamıyorsak, vay halimize!

Sınır boyundayken Koordinasyon’dan birkaç kez arıyorlar. Alel-acele kimlik fotokopilerini ulaştırmamızı istiyorlar. Dönüp bunları teslim ediyor ve ertesi gün sabah dokuz için zaman belirleyip ayrılıyoruz. Ertesi gün telefon açtığımızda Mürşitpınar yolu üzerindeki Çukobirlik tesislerine gitmemiz isteniyor, geçişimize ise izin çıkmadığı söyleniyor. Oysa herşey ayarlanmış, izinler alınmış, son bilgi ve belgeler verilmişti. Bizim geçişimiz, her ne hikmetse mesai bitiminden sonra iptal olmuştu! Çukobirlik girişinde panzer ve tomalar konuşlanmış. Biraz teredütten sonra ilk kamyonla bu alana giriyoruz: Kızılay, Afad, polis, jandarma ile Koordinasyon ile Belediye’nin kullandığı birkaç depo yer alıyor burada. Arka bölümde, gözden ırak bir yerde ise Kobanê’deki peşmerge güçleri ile Güney Kürdistan’daki karargah arasında iletişimi sağlayan haberleşme istasyonu bulunuyor.

Bu arada un kamyonlarının gelişi de aksadığı için bir telefon trafiği başlıyor. Yardım projemiz planladığımız gibi yürümüyor. Pirsûs‘da zaman ve çalışma anlayışının farklı olduğunu, ne yazık ki bir kez daha görüyoruz. Ama bizde yardımı götürmekte ısrarlıyız. Ve bekleme maratonu başlıyor… Bir saat, beş saat, bir gün, iki gün… Üzülerek belirtmem gerekir ki, bizde de bürokrasi çok ağır işliyor ve hiyerarşik yapıyı geçmek çok zor oluyor. Ferhat olup dağları delebilirsiniz, ancak eline akıllı bir telefonu oyuncak olarak alan bir yetkiliyi aşamazsınız.

Ve yalnızlık ağır bir yük olarak çöküyor. Ne Koordinasyon’dan ne de başka bir yerden gelen giden oluyor. Çocuklar da olduğu için Memo’yu orada polis ve jandarmanın, Kızılay ve Afad’ın, toma ve panzerlerin arasında bırakıp ayrılmak zorunda kalıyoruz. Sağolsun Kızılay’ın Kürt görevlisi özel çabasıyla akşam karanlığına kadar üç kamyonun işlemlerini tamamlatıp Memo ile birlikte tampon bölgeye kadar geçirip Kobanêli yetkilere teslim ediyorlar. Geriye kalan dört kamyon ise yine bu görevlinin özel çabasıyla gece saat ona kadar hazırlanıp yolcu ediliyor. Bu görevli mesai bitiminde gitse, yardımcı olmasa, o dört kamyon belki de günlerce orada kalacak.

Geçiş işlemlerine kısaca değinmekte yarar var. Kobanê’ye geçecek yardımlar o alana getiriliyor, Kızılay ve Afad işlemleri bitiriyor, emniyetten ekipler gelerek kamyonları ve malzemeyi dedektörlerle tek tek kontrol ediyor, tüm bu işlemler videoya alınıp tutanak tutulduktan sonra sınıra doğru yola koyulunuyor.

Tampon bölge ise TC ile Kobanê sınırı arasında, etrafı kapalı bir alan. Bir masa, birkaç sandelye, iki-üç Türk görevliyle aynı sayıda Kobanêli gümrük görevlisinden oluşuyor. Masada ise kalınca bir defterle birkaç silah, çay bardaklarıyla bir nargile ve baklava yer alıyor. Demek ki istendiğinde olabiliyormuş…

İlk gün bizi neredeyse her saat başı arayan Koordinasyon’dan ise sonradan ses, seda çıkmıyor. „Dışardan gelen, buraya yabancı bu insanlara ne oldu, ne yaptılar“ diye soran olmuyor. Ertesi gün vedalaşmak ve gerekli bir belgeyi almak için haberleştiğimiz arkadaşı saatlerce beklemek zorunda kaldık. Sonunda yerine belediye garajında çalışan bir personeli gönderme „nezaketinde“ bulundu. Geriye tek işimiz kalmıştı. Çocukların getirdiği oyuncaklarla çikolata ve şekerleri kamptaki çocuklara teslim etmek ve geri dönüş yoluna koyulmak.

İki dersliğe girdik. Konteyner içinde daracık, küçücük iki sınıf. Çok sayıda çocuk karşıladı bizleri. Kısaca sohbet edip, bilgi verdik; getirdiklerimizi teslim ederek birkaç slogan atıp, başarılar dileyerek koklaşıp ayrıldık.

Kimseden bir takdir beklentisi içinde değildik. En azından bir vedalaşma nezaketini göstermelerini beklerdik. Saydığımız tüm bu nedenlerden dolayı ayrılışımız buruk oldu. Oysa büyük bir heyecanla gitmiştik oraya, kardeşlerimizin arasına. İnsanlar yaptıkları işi benimseyerek, içselleştirerek yapmak yerine, bunu zoraki bir iş, hatta bir yük olarak görür ve yeterli bir denetim de olmazsa, demek ki bu tür durumlarla da karşılaşılabiliniyormuş…

Biz bu durumu arkadaşların yorgunluk ve yetki kargaşasına verelim, siz ise bizim beceriksizliğimize…
(gcinarsahin@googlemail.com)Y ***

02) Burkay: Doğru partideyiz, doğru yoldayız; Partimize güvenelim, başaracağız


Kemal Burkay ile Hak-Par’ın 6. Kongresinden sonra yapılan söyleşi
Necla Çamlıbel
Sayın Burkay, 26 Ekim 2014 tarihinde gerçekleştirdiğiniz kongrede neden görev almadınız? Bu konudaki duygu ve düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz?

Kemal Burkay ile Hak-Par’ın 6. Kongresinden sonra yapılan söyleşi
Necla Çamlıbel

Sayın Burkay, 26 Ekim 2014 tarihinde gerçekleştirdiğiniz kongrede neden görev almadınız? Bu konudaki duygu ve düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz? Bunun nedenlerini kongre öncesi çeşitli vesilelerle ve son olarak kongrede yaptığım konuşmada dile getirdim. 50 yıldır örgütlü siyasi mücadelenin içindeyim. Bu süre boyunca genellikle yönetici olarak ön planda görevler yaptım. Yöneticilik ise ağır bir iştir, desen demesen kişiyi yorar. Bu nedenle 2003 yılında da, kurucusu olduğum ve 29 yıl boyunca genel sekreterliğini yaptığım Kürdistan Sosyalist Partisi’nde söz konusu görevi bırakmıştım. Yurda döndükten sonra HAK-PAR Genel Başkanlığı görevini, parti tabanının isteği üzerine ve bir dönem için almıştım. O dönem de sona erdi. Ben 77 yaşında bir insanım ve sürekli koşturmayı gerektiren böylesi bir görev benim için ağırdır. Partiye katkıda bulunmak için ille de genel başkan olmam gerekmiyor; bundan böyle de bir üye, aydın ve yazar olarak konuşur ve yazarım. Eğer dediklerimin bir değeri varsa arkadaşlarım da yararlanırlar.

İki yıl süren genel başkanlığınız sürecinde karşılaştınğınız en önemli parti sorunları nelerdi? Bunları çözüme ulaştırabildiniz mi? Sizce bu sorunlar nasıl çözülür?

Partilerin sorunları da ülkelerin sorunları gibi bitmez; çözümleri ise bazen yöneticilerin ustalığına, bazen de koşullara bağlıdır.

HAK-PAR’ın sorunlarından biri mevcut parti örgütünü aktifleştirmek, yönetim ve üyeler planında mobilize etmek, partiye güven kazandırmak ve parti çalışmasını canlandırmaktı. Ülkeye dönüşümle birlikte, yani daha genel başkan olmadan bunun için çalıştım. Partiye üye oldum ve il kongreleri dahil, çeşitli toplantılarda bu konunun üzerinde durdum. Genel Başkan olduktan sonra da buna yönelik çabamı sürdürdüm. Her şey sihirli bir değnekle dokunmuş gibi bir anda değişmese de, bu çabamın örgütsel çalışmanın canlanmasında katkıları olduğunu düşünüyorum.

Partinin sorunlarından biri de kitlelerle bağ kurmak ve örgüt ağını genişletmekti. Bu alanda somut adımlar attık ve iki yıl içinde küçümsenmeyecek bir başarı sağladık. Mardin, Batman, Antep, Adıyaman, Dersim, Manisa ve Malatya il örgütlerini kurduk. Konya il örgütünü yeniledik. Cizre ve Tatvan’da, İstanbul’un, Mardin’in, Elazığ’ın ve Dersim’in bazı ilçelerinde örgütlendik. Parti olarak 55 ilde 2014 Mart yerel seçimlerine katıldık, iyi bir seçim çalışması yaptık. Ben son üç yıl içinde üniversitelerin ve değişik kurumların düzenlediği toplantılarda Kürt sorunu ve çözüm üzerine birçok konferans verdim. Medyayı ve sosyal medyayı mümkün olduğunca iyi biçimde kullandık; böylece partimizin tanınmasında, görüşlerimizin kamuoyuna yansımasında bir hayli mesafe aldık.

Ülkede yürütülen mücadele anlayışıyla yurtdışında yürütülen arasında ne tür farklılıklar ve zorluklar var?

Aslolan elbet yurt içindeki mücadeledir. Ama hem yurt dışında, Avrupa ülkelerinde ve diğerlerinde önemli bir göçmen kitlemiz olduğu, hem de 12 Eylül rejimi kadrolarımızın bir bölümünü göçmen durumuna düşürdüğü için, ister istemez siyasal çalışmalarımızın bir bölümünü yurt dışında sürdürdük. Bu çalışmaların elbet yurt içindeki mücadeleye önemli katkıları oldu.

Yurt içi ve yurt dışı bakımından içinde bulunduğumuz ortamın farklı özellikleri vardır. Örneğin 12 Eylül sonrası, yaklaşık 20 yıl süren ağır baskı döneminde yurt dışında daha özgür koşullarda çalışma olanağı vardı. Öte yandan, içte ve dışta verilen mücadelenin etkisiyle yurt içinde ortam giderek yumuşadı, militarist rejim geriledi, örgütlenme ve özgür tartışma ortamı bakımından elverişli bir ortam oluştu. Legal ve demokratik bir parti olarak HAK-PAR da bu koşullarda ortaya çıktı.

Bundan sonraki yaşamınızı ülkede mi geçireceksiniz, yoksa Avrupa’ya geri dönecek misiniz?

Avrupa’ya 1980 sonrası zorunlu olarak gitmiştim. Yurda dönüş için koşullar elverince ise döndüm. Bundan böyle elbet yurt içinde olacağım. Ama bazı çocuklarım İsveç’te yaşıyor. Onların bazısı İsveç’te büyüdü, bazısı orada doğdu, okudu ve iş sahibi oldular. Hem onları görmek için hem de gerekli olduğu zaman başka nedenlerle, dost ve arkadaşlarımı görmek, bazı toplantılara katılmak için birkaç günlüğüne veya bir süre için yurt dışına çıkabilirim.

Bundan sonra neler yapmayı düşünüyorunuz. Aktif siyaset yapmayı devam ettirecek misiniz?

“Aktif siyaset” eğer parti yöneticiliği olarak anlaşılıyorsa, hayır, onu bıraktım ve bir daha dönmeyi düşünmüyorum. Ama siyaset yapmak eğer, hiç değilse bir yanıyla, ülke sorunlarına ilişkin görüşlerimi söyleyip yazmaksa bunu bundan böyle de sürdürürüm. Açıktır ki benim gibi ömrü siyasetle yoğrulmuş biri köşesine çekilip salt başka şeylerle oyalanamaz.

Elbet bundan böyle olup biten her olaya, her konuya, ya da bunların birçoğuna laf yetiştirmek zorunda olmam; siyaset kapsamında söyleyip yazdıklarımda daha seçici olabilirim. Yine bundan böyle sevdiğim başka işlere, yakınlarıma, dostlarıma ayıracak daha çok zamanım olur. Örneğin kitaplarımın basımı-dağıtımıyla ilgilenebilirim.

İki yıllık genel başkanlığınız sürecinde, legal alanda Kürt sorununun çözümünü isteyen HAK-PAR ile Kürt sorununun çözümü konusunda öne çıkan diğer parti ve hareketlerle ilişkileriniz hangi temeller üzerine oturttunuz. HAK-PAR dışındaki demokratik kesimlerle nasıl bir diyalog geliştirdiniz ve bu konuda ne tür zorluklar yaşadınız?

Bu örgütlerden etkin ve kitlesel olan, bu nedenle de bazı çevrelerin yanlış bir şekilde, bizi ve başkalarını yok sayarak, biricik “Kürt siyasi hareketi” diye adlandırdıkları BDP-HDP kesimiyle ilişkilerimiz hiç de iyi yürümedi. Bunun sorumlusu ise biz değiliz. Malum, PKK hattını izleyen bu kesim öteden beri diğer devrimci, yurtsever örgütleri yok saymakta, onlarla demokratik ilişkileri reddetmekte, onları kendi içinde eritmeye çalışmaktadır. Bu yüzden kişilikli bir politika güden parti ve liderleri sevmezler. Yurda döndüğümde bana karşı açtıkları kampanyanın nedeni de buydu. Buna rağmen onlara karşı hasımane bir tutum izlemedim. Diyaloga açık olduk.

Kürt siyasetindeki öteki örgüt ve gruplara gelince, onlarla diyaloga da açık olduk. Yerel seçimler sırasında seçimlere giremeyen parti ve gruplara seçim ittifakı önerdik, listelerimizin kendilerine açık olduğunu söyledik; ama onlar buna yanaşmadılar, BDP’nin çevresinde dolaşmayı tercih ettiler.

Sizce, Kürtler arasında bir ulusal birliğin kurulma şansı var mı?

Malum, Kürdistan parçalanmış bir ülke ve her parçanın koşulları farklı. Bu nedenle ulusal güçlerin birliği dendiği zaman, öncelikle her parçanın kendi içinde ulusal güçlerin ortak bir cephede bir araya gelmesi akla gelir. Biz kuzey parçası için yıllar boyu bunun için çalıştık, ne yazık ki bir sonuç alamadık. Bunun bir nedeni PKK’nin, başından beri başka örgütlere karşı hasımane tutumuydu ve yıllar içinde değişmedi. Ama onun ötesinde de, diğer örgütler kendilerine düşeni yapmadılar, ya da yapamadılar. Hem yeterince kitlesel ve istikrarlı değillerdi, hem de yeter sorumluluk göstermediler. Zaten bu örgütlerin çoğu zaman içinde dağıldı, eridi gitti. Anılarımın 2. Cildinde bu konuda bir hayli bilgi var.

Eğer ulusal birlikten dört parçanın yurtsever güçlerinin birliğini kast ediyorsanız, bu da bir ulusal kongre biçiminde olabilir. Kürt partilerinin bir bölümü 1970’lerden bu yana bunun için çaba gösterdiler, ki biz de bunun içinde idik; ama bir ulusal kongrenin toplanması gerçekleşemedi. Kürdistan’ın bölünmüşlüğü ve örgütlerin Kürdistan’ı aralarında bölüşmüş bölge ülkeleriyle var olan ilişkileri, örgütler arasındaki rekabet ne yazık ki bu konuda engelleyici oldu. Anılarımın 2. Cildi’nde bu konuda da bir hayli bilgi verdim.

Bundan sonra ne mi olur? Fazla iyimser değilim. Özellikle PKK gibi bir klinik vaka varken Kürt örgütlerinin hem Kuzey parçasında bir cephe kurmaları, hem de Kürdistan’ın dört parçası bakımından ulusal bir kongrede bir araya gelmeleri çok zor.

Son yıllarda birçok yeni Kürt kimlikli partiler kuruldu. Bunların kitleleşme şansları var mı?

Partiler kendilerine ihtiyaç varsa, programları mevcutlardan farklıysa ortaya çıkarlar ve böyle partilerin yaşama ve büyüme şansı olur. Yoksa aynı görüşte, aynı programı paylaşan birden çok partinin yapabileceği fazla şey yoktur; bu kendi kulübesini kurma çabasından öteye gitmez. Yeni kurulan partilerin ne olacağını ise zaman gösterecek.

Bildiğiniz gibi, uzun yıllar genel sekreterliğini yaptığınız PSK, legale çıkma kararı aldı. Bu partinin legal alanda nasıl bir şansı olabilir? Kitleselleşme şansı var mı?

Ben PSK’nin legale çıkmasını daha 20 yıl önce, 1994’te önermiştim. O zaman ülkede legal partiler vardı ve PSK’nin söyleyip yazdıklarını pekâlâ legal olarak yapmakta idiler. Söylediğimiz, yazdığımız her şey, ülkede çıkan Azadi, Deng gibi haftalık gazetelerde, aylık dergilerde kamuoyuna yansıyordu. Öyle olunca gizliliğe artık gerek yoktu.

1990’da Halkın Emek Partisi’nin (HEP), 1993’te Demokrasi Partisi’nin (DEP) kuruluşunda önemli payımız vardı ve yurt içindeki arkadaşlarımız bu örgütlerde çalıştılar. 1994’te ise Demokrasi ve Değişim Partisi’ni (DDP) kurmaya hazırlanıyorduk ve ben arkadaşlarıma artık tarihi misyonunu tamamlamış olan Kürdistan Sosyalist Partisi’ni (PSK) sonlandırıp legal planda DDP içinde çalışmayı önermiştim. 1995 yılında yapılan 4. Kongremizde bu konuyu tartıştık. Ne var ki Kongre’nin çoğunluğu bu öneriyi benimsemedi ve kanımca, zamanı gelmiş adımı atamadı.

Ben 1994’te başında bulunduğum örgüte bu öneriyi yaptığım zaman sosyalizmden vazgeçmiş değildim, bugün de değilim. Yalnızca çalışma tarzımızı değiştirmeyi önermiştim. Ama legal, demokratik bir partide, yalnız sosyalistlerle değil, özgürlük ve demokrasi hedefini paylaşan başka insanlarımızla birlikte çalışmanın mümkün ve daha yararlı olduğunu düşünmüştüm, bugün de öyle düşünüyorum.

Çünkü şu anda ülkemiz, 1970’li yıllardaki beklentilerin aksine, özellikle de 1980’li yılların sonunda sosyalist sistem bir çöküşe uğradıktan sonra, bir sosyalist devrim eşiğinde değil. Böyle bir beklenti yok. Ama ülkenin ve toplumun gerek duyduğu ve günümüz koşullarında gerçekleşme şansı olan bir demokratik devrimdir.

PSK bu adımı, yani legale geçmeyi şimdi, yani 20 yıl sonra atıyor. Çok geç de olsa iyi. Tabi bunu nasıl yapacağı önemli. Önünde iki yol var: Ya PSK’nin adıyla ve programıyla legal bir parti kurmak; ya da legal çalışmayı hazır örgüt HAK-PAR’da sürdürmek. Ben doğru olanın ikincisi olduğu kanısındayım. Zaten yurt içindeki PSK kadrolarının nerdeyse tamamı HAK-PAR’dalar. Yurt dışındakiler de KOMKAR’da çalışmayı sürdürür ve HAK-PAR’la dayanışma içinde olurlar, hatta HAK-PAR’a üye olur, dayanışma dernekleri oluştururlar.

HAK-PAR’ın programı bir demokratik devrim programıdır ve şu anda ülkemizin ve halkımızın acil ihtiyacı özgürlük ve demokrasidir.

HAK-PAR hangi nedenlerle kitleselleşemiyor. Bu nedenleri aşmak sizce mümkün mü?

12 Eylül sonrası oluşan yeni koşullarda dengeler değişti, toplum savaşanlara göre kutuplaştı. Türk toplumunda militarizm, Kürt kesiminde PKK güçlendi. Ama 12 Eylül sonrası oluşan bu militarist denklem sorunları çözemedi, çözemez. Bu gerçek son yıllarda iyice anlaşılır oldu. Öyle olunca silahların susması, barışçı ve siyasal yöntemlerle sorunun çözümü gereği gündeme girdi. Kaldı ki PKK ve onu legal planda izleyenler Kürt halkının temel taleplerini de bir yana bırakmış durumdalar. HAK-PAR’ın rolü-önemi buradadır. Ama kitlelerin gerçekleri görüp kavraması, yanlışı bırakıp doğruya yönelmesi, bu anlamda dengelerin değişmesi zaman alır ve olumsuz konjünktür hâlâ son bulmuş değil. Bize gerekli olan partimize güven, sabırlı ve kararlı çalışma, uzun soluktur.

6. Kongre sonrası kamuoyunda yansıdığı kadarıyla HAK-PAR’ın güçlenme ve büyüme şansı olmadığı konusunda propagandalar yapılıyor. Sizce HAK-PAR yeni yönetimi bunu başarabilir mi?

Bu propagandayı yapanlar kim? HAK-PAR’a öteden beri karşı olanlar, onun büyümesini, güçlenmesini istemeyenler… Kürt hareketinin sağlıklı bir kanalda toplanması için çaba göstermeyip, birlikten kaçınıp kendi kulübelerini kurmayı tercih edenler…

PKK ve onu legal planda izleyen kesim Kürt hareketine yanlış yol gösterdiği, Kürt halkının taleplerini bir yana bıraktığı için HAK-PAR 12 yıl önce bir seçenek olarak kuruldu. Özgürlük ve demokrasi isteyen tüm yurtsever güçleri saflarında birleştirmeyi hedefledi. HAK-PAR, gelinen aşamada HDP ve HUDA-PAR’ın yanı sıra, Kürt kesiminde seçime girebilen üç partiden biri. Belli bir örgütlenmeyi başarmış ve kamuoyunda epeyce tanınmış. Bu nedenle, özgürlük ve barış isteyen yurtsever insanlarımıza düşen, “HAK-PAR”a yönelik umutsuzluk yaymak değil, onun saflarında birleşmek, ona güç katmaktır.

Bir parti açısından elbet liderin kişiliği ve kadroların niteliği önemlidir. Ama şu anda Parti yönetimine seçilen arkadaşlar da yıllardır siyasette olan deneyimli arkadaşlar. Bundan da önemlisi partinin hedefleri, temel politikalarıdır. Bunlar doğruysa, yani yol doğruysa, o yolda yürüyenler mesafe alırlar ve parti zamanla büyür, kitleselleşir. Yol yanlışsa zaten o yolda yürüyenlerin az ya da çok olmasının bir önemi yoktur. Ben HAK-PAR bakımından iyimserim. Doğru partideyiz, doğru yoldayız. Partimize güvenelim, başaracağız.

Kamuoyunda tartışılan bir başka konuda yeni başkanın seçilmesine sizin katkı sunduğunuz söyleniyor. Bu konuda ne söylemek istersiniz? HAK-PAR’ın yeni Genel Başkanı Fehmi Demir’in diğer başkan adaylarından farkı nedir sizce?

Fehmi arkadaşın öteki aday arkadaşlarımızdan farkını söylemek, böylesi bir değerlendirme yapmak, hele şu aşamada doğru olmaz. Öte yandan, ben özel olarak bir arkadaşı işaret etmedim. Aksine, bana göreve devam etmemi isteyen bazı arkadaşlara, bu görevi yapacak birden çok arkadaş olduğunu söyledim. En az 5-6 isim saydım ki bunlar arasında Fehmi arkadaşın da adı vardı. Sonra aday olarak üç arkadaş sahneye çıktılar: Fehmi Demir, Mehmet Celal Baykara ve Bayram Bozyel. Bazı arkadaşlarım bu durumdan tedirgin oldu, benden adaylarla konuşup tek bir başkan adayı ile seçimlere girilmesi için müdahil olmamı istediler. Böyle bir müdahaleyi yanlış ve anti demokratik buldum. “Her üçü de deneyimli ve emektar arkadaşlarımız, onların bazısına çekil deme hakkım yok; eğer üçü de sonuna kadar aday olmakta ısrarcı olurlarsa demokratik süreç işler ve başkanı Kongre belirler,” dedim. Öyle de oldu.

Yine daha Kongre öncesinde, bir ekibin organlar dışında ve örgüt dışı bir odak adına aday belirleyip bunu HAK-PAR delegelerine empoze etmeye çalıştığını gördüm ve bunu herkes de biliyor. Bu tavrı yanlış bulduğumu il başkanlarıyla yaptığım toplantıda açıkça belirttim. HAK-PAR’ın legal ve demokratik bir parti olduğunu, hiç kimsenin dışarıdan bu tür müdahalelerle delegelerin özgür iradesine ipotek koyamayacağını vurguladım.

Sonuç olarak, benim Genel Başkan olarak yaptığım bir şey varsa, o da Kongre’nin demokratik biçimde yapılması ve delegelerin özgür iradesinin Kongre’ye yansıması için gösterdiğim çabalardır ve bu da zaten benim görevimdi.

Ben Kongre’de ortaya çıkan iradeye saygılıyım ve herkesin de öyle yapması gerekir. DENGE KURDİSTAN

03) Barzani ile görüşen Obama: Kürt halkının yanındayız

ABD Başkanı Barack Obama, Kürdistan Bölgesi’ne ve Kürt halkına “güçlü” desteklerinin süreceğini söyledi.

Kürdistan Bölgesi Başkanı Mesud Barzani, Washington"daki temasları kapsamında, dün gece ABD Başkanı Barack Obama ve Yardımcısı Joe Biden"la Beyaz Saray"da bir araya geldi.

Beyaz Saray"dan yapılan açıklamada, görüşmede başta IŞİD’in ortadan kaldırılması olmak üzere bir dizi konu ele alındı.

Obama ve Biden"ın, ABD"nin Kürdistan Bölgesi’ne ve Kürt halkına güçlü ve devam eden desteğini yeniden teyit ettiği belirtilen açıklamada, şöyle denildi:

"Hem Obama hem Biden, Kürt peşmergelerin cesaretini övdü ve Irak"ta IŞİD’e kurban gidenlere başsağlığı dileğinde bulundu. Barzani de Obama ve Biden"a, Musul"un düşmesinin ardından Irak Kürt bölgesinin diğer noktaları ile Erbil"in korunması için askeri eylemde bulunulması da dahil ABD"nin, Irak hükümetiyle ve Irak güvenlik güçleriyle koordinasyon içinde peşmergelere sağladığı ciddi askeri desteğe teşekkür etti.”

Açıklamaya göre, görüşmede iki taraf da Bağdat ile Erbil arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesinin öneminde mutabık kaldı ve bölgedeki şiddet nedeniyle yerlerinden olan milyonlarca sivile yardım sağlanması noktasında devam eden ortak taahhütlerinin altını çizdi."

Başkan Barzani, görüşmenin ardından ABD Ticaret Odası"nda düzenlenen konferansa katıldı.

Barzanicesur peşmerge birliklerinin, ABD ve koalisyon güçlerinin de desteğiyle IŞİD’I yenilgiye uğrattığını belirtti.

Barzani, “İnisiyatif şimdi peşmergenin eline geçti. 20 bin kilometrekareden fazla alanı temizledik. Kürt halkı ve peşmergenin yaptıklarından gurur duyuyoruz. Peşmerge, IŞİD"in yenilmez olduğu masalını sona erdirdi ve onları cephede bozguna uğrattı” dedi.

Kürdistan Bölgesi Başkanlık Divanı Başkanı Fuad Hüseyin, Washington gezisinden günler önce, Barzani’nin Obama’nın önüne bağımsız Kürt devleti dosyasını koyacağını söylemişti.

Medyaya kapalı görüşmeye ilişkin yapılan resmi açıklamada bu konuda ifadeler yer almadı.
Washington (Rûdaw)

04) PSK: 7 Haziran seçimlerinde Oyunu HAK-PAR’a ver!

Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da 12 Eylül faşist rejimi Anayasası ve yasalarının gölgesinde milletvekili seçimi yapılacak.

7 Haziran günü yapılacak seçimi, öncekilerinden ayıran yönü, 8 Haziran gününden itibaren sistem ile ilgili tartışmaları da içerecek olan siyasi süreçtir.

MİT-İmralı diyaloğu ile başlayan “çözüm süreci” ve yeni bir Anayasa, bu sürecin önemli gündem maddeleri olacaktır.

Seçim dönemlerinde kitlelerin siyasete olan ilgisi artar.

Bu nedenle giderek hararetlenen seçim çalışmalarında, bu her iki maddeye önem vermek, Kürdistanı bir duruş gösterip ulusal ve demokratik talepleri yükseltmek, 8 Hazirandan itibaren başlayacak olan süreç açısından önemlidir.

Seçim döneminde;

- Tüm kurum ve kuruluşlarıyla 12 Eylül Anayasası’nın bütünüyle kaldırılması, yerine tekçi yapıyı reddeden, insan odaklı, evrensel insan hak ve özgürlüklerini temel alan, TC sınırları içinde yaşayan ulusların, etnik ve dinsel gurupların kendileriyle ilgili kararları kendilerinin vermesi hakkını güvenceye kavuşturan yeni ve demokratik bir Anayasa;
- Kürd dili ve kültürünün gelişmesi önündeki her türlü engelin kaldırılması;
- Kürtçe’nin, Kuzey Kürdistan’da resmi dil olması ve her aşamada eğitim dili olarak kullanılması;
- “Çözüm süreci”nin şeffaf biçimde yürütülmesi, PKK ve devlet dışındaki yurtsever ve demokratik güçlerin sürece dahil olması;
- Devletin Kürd sorununun demokratik ve barışçıl çözümünün önünü açacak, “çözüm süreci”ni başarıya ulaştıracak demokratik adımları atması;
- Gerillaların dağdan inmesini, sosyal ve siyasal yaşama özgürce katılmalarını sağlayacak yasal ve toplumsal zeminin hazırlanması;
- Köy koruculuğu sisteminin, korucuların sosyal hakları korunarak ortadan kaldırılması;
- TC ordu birimlerinin kent merkezlerinden kışlalarına çekilmeleri;
- Faili devlet cinayetlerinin aydınlatılması, sorumluların açığa çıkartılıp mahkeme edilmesi;
- 30 yıllık kirli savaş süresince işlenen cinayetler ve hak ihlallerinin araştırılıp açığa çıkartılması ve suçluların cezalandırılması;
- Her türlü ırkçı, ayrımcı ve cinsiyetçi kanun ve düzenlemelerin iptal edilmesi, yerine kimliklere saygılı ve insan onurunu koruyan yasaların çıkartılması;
- Diyanet İşleri Başkanlığı’nın dağıtılması, devletin elini dinden çekip her inanca eşit mesafade durması, dini hizmetlerin inananlar tarafından organize edilip yürütülmesi, din derslerinin zorunlu olmaktan çıkarılması;
- TC devletin ırkçı ve ayrımcı kaygılarla imzalamadığı uluslararası sözleşmeleri imzalaması, bazı sözleşmelere koyduğu çekinceleri - TC’nin Güney Kürdistan ile ekonomik, sosyal ve siyasal ilişkilerini iyi komşuluk ve egemenlik haklarına saygı temelinde geliştirmesi, Güneybatı ve Doğu Kürdistan’daki yurtsever hareketlerle karşılık saygı temelinde ilişki kurması;
- PKK’nin Kürd davasına faydadan çok zarar veren ve giderek barışçıl ve demokratik çözümün önünde engel haline gelen silahlı mücadeleye son verip silahı çözüm aracı olmaktan çıkarması ve benzeri talepler kararlı biçimde dile getirilmelidir.

Ne yazık ki tüm iyi niyetli çağrılar ve çabalara rağmen Kuzey Kürdistanlı siyasi yapılar 7 Haziran seçimine yönelik ortak bir politika belirleyemediler.

Kuzey Kürdistanlı yapılar seçime ortak talepler ve programla katılmıyorlar. Bazıları “Kürdistan Seçim İttifakı” adı altında, Türkiyelileşmeyi hedefine koyan HDP ile birlikte seçime katılıyorlar. Bazıları seçimleri boykot ederken, bazıları ise bağımsız adaylarla katılıyor.

Kürdlerin ulusal ve demokratik taleplerini temel hedef olarak koyan Hak ve Özgürlükler Partisi (HAK-PAR) ise seçimlere kendi adı ve adayları ile katılıyor.

Partimiz bu seçimlerde Kürdlere federasyon gibi bir statü talep eden HAK-PAR’ı destekliyor.

HAK-PAR’ın desteklenmesi, 8 Haziran ile başlayacak süreçte önem arz edecek olan Kürdistani yapıların iş ve eylem birliği için atılan bir adım olacaktır.

Bu nedenle Partimiz, yurt içi ve dışındaki yurtsever kişi, kurum ve siyasi yapıları HAK-PAR’ı desteklemeye, oy vermeye çağırıyor.

Yeni ve Demokratik bir Anayasa için el ele!
Kürtçenin resmi dil olması için el ele!
Özgür ve Demokratik Kürdistan için el ele!
20 Nisan 2015
Kürdistan Sosyalist Partisi-PSK

Dengê Xwe Bide HAK-PARê L

i Tirkiyê û Kurdistana Bakurê, di 7ê Xezîranê da, li jêr sîbera Destura serdama 12ê Îlona faşîst hîlbijartina Parlamentoyê wê bê encam danê.

Hinek xalên taybet ya hilbijartina hanê hene. Yek ji wan ev e, ku paş hilbijartinê, ji 8ê Xezîranê va, wê proseyeka siyasî a girîng destpê bike.

Di vê proseyê da “pêvajoya çareserî”, ku ji diyaloga MİT û İmralî destpê kiriye û amade kirina destureka nu, wê bibin du xalên girîng.

Herwekî tê zanin di dema hilbijartinê da bazara siyasetê germ e û xelk pirtir bi siyasetê va mujîl dibe.

Ji ber vê yêkê, di kar û xebata hilbijartinê da divê halwesteka Kurdistanî bê nişan dan û pê li ser daxwazên netewî û demokratik bê girtin. Ev yêka hanê her usa ji bona proseya pêşedemî, ku wê ji 8ê Xezîranê va destpêbike, girîng e.

Di serdema hilbijartinê da divê daxwaz bikin, ku;

- Divê Destura serdema 12’ê İlona ya faşistî bi hemu dem û dezgehên xwe bêne betal kirin, şuna wê li ser bîngeha mafên mirov û nirxên serdemî destureka nu û demokratik bê amade kirin, ku nişana pirçandiya Tirkiyê be, mafên diyarî kirina çaresunûsa gelên Tirkiyê desteber bike;
- Divê hemu astengan, ku pêşiya pêşveçûna ziman û çanda Kurdî ne, bêne hilgirtin;
- Divê zimanê Kurdî li Kurdistana Bakur bibe zimanê fermî û di hemu qonaxa perwerdeyiyê da bibe zimanê perwerde kirinê; - Divê “proseya çareserî” bi şîveyê şeffaf bê bi rêva birin û aliyên din yên bilî ji dewlet û PKK jî, di vê proseyê da bêşdar bin;
- Divê dewlet ji bona serketina “proseya çareserî” û xweş kirina rêya çareseriya pirsa Kurd bi rêka diyalogê, gavên demokratik bavêje;
- Divê zemîn bê amade kirin, daku gerîllayên PKK çekên xwe daynin û bêşdarê jiyana siyasî û civakî bin;
- Divê sîstema çaşitî bê hilanin û gava hilaninê mafên “parezerên gund” bê parastin;
- Divê yekineyên erteşa Tirk ji navenda bajaran derkevin;
- Divê hemu cinayetên kisas ne diyar bêne eşkere kirin û qatilan bêne dadigeh kirinê;
- Cînayet û pêpes kirina mafên mirovan, ku di heyama şerê kirêt a 30 salî da çêbûne, bêne eşkere kirin û tawanbaran bi sizayê xwe bigîhin;
- Divê hemu qanunên, ku li ser bingeha nijadperestî û ciyawaziya cînsî hatine qebul kirine, bêne betal kirin û şuna wan qanunên, ku rêz li nasname digrin û keremeta mirov diparêzin, bêne danin;
- Divê Serokatiya Karûbarê Diyanetê bê jêkbelav kirinê, dewlet destê xwe ji kar û barê olî bikşine, divê xizmetguzariya olî ji aliyê bawermendan ve bêne pêşkeş kirinê û dersên dînî nebe îcbarî;
- Divê dewleta Tirk hemû peymanên navnetewî bê nigaranî îmza û xalên wan bê nîgaranî ci be ci bike;
- Divê dewleta Tirk li ser bingeha rêzgirtina serwerî, pêyvendiya xwe ligel Kurdistana Başur yên aborî, cîvakî û siyasî pêşve bibe, divê li ser bingeha rêzgirtinê pêyvendî ligel rêxistinên welatparêz yên Kurdistana Rojhilat û Başurêrojava dayne;
- Divê PKK devjê şerê çekdarî, ku zirarê digihîne doza Kurd, berde.

Pir mixabin, hewl û bangawazên, ku dixwastin Kurd bi yek halwestî û yekdengî beşdarê hilbijartinê bibe, serneket.

Partiyên Kurdistana Bakur, bi armanc û bernameya hevbeş beşdarê hilijartinê nabin. Hinek ji wan bi navê “Hevpeymaniya Kurdistan a Hilbijartinê” ligel HDP (Partiya Demokratîk a Gelan), ku Tirkiyeyî bûnê kiriye armanca xwe ya sereke, beşdar dibin, hinek ji wan biryara boykot kirinê dane, hinek ji wan jî bi berandamên serbixwe bêşdar dibin.

Partiya Maf û Azadî (HAK-PAR), ku daxwazên netewî u demokratîk yên Kurd kiriye bingeha siyasetê xwe, bi navê xwe û bi endamên xwe beşdarê hilbijartinê dibe.

Partiya me di vê hilbijartinê da piştgiriya HAK-PARe, ku ji bona Kurdan ferderasyon dixwaze, dike.

Piştgirî kirin li HAK-PAR’ê dibe pêgava yekan ji bona hevkariya rêxistinên Kurdistanê, ku hevkariya hanê di proseya siyasî ya paş hilbijartinê girîng e.

Ji ber vê yêkê Partiya me daxwaz ji kes û sazî û rêxistinên welatparêz yên navxweyî û dervayê welat dike, ku piştgiriya HAK-PARê bikin û dengê xwe bidine vê partiyê.
Werîn ji bona destureka nu û demokratîk destê xwe bidine hevdu!
Werîn ji bona, ku Kurdî bibe zimanê fermî bı hevra têbikoşin!
Werîn em mil bi mil ji bona Kurdistaneka azad û demokrat kar û xebatê bikin!
PSK-Partiya Sosyalîst a Kurdistan

05)'Öcalan HDP'yi başkanlık için zorlayabilir''

'HDP'nin barajı aşamaması ''Türkiyelileşme sürecini sekteye uğratacağı gibi Türkiye'nin barış ve özgürlük içinde demokratikleşme umudunu da kıracaktır.

Hayal kırıklığına uğrayan bir Kürt siyasi hareketi özerklik ilan etme ve yerel bir parlamento açma yoluna gidebilir.'' diyen Radikal yazarı Gönül Tol, Kürdistan siyasi çevrelerinin kuşku ve güvensizlikle baktığı Öcalan.- HDP ilişkisine de dikkat çekti. T

ol yazısında ''HDP'nin sözünde durup durmayacağı konusunda İmralı'dan kaynaklanan bir endişe söz konusu.Selahattin Demirtaş AKP ile kirli bir pazarlığa girilmeyeceği konusunda çok net sözler verdi.Peki son sözü Abdullah Öcalan söyleyecek olursa durum değişir mi? Öcalan HDP’yi Kürtlerin taleplerini karşılayan anayasal kazanımlar karşılığında Erdoğan’ın başkanlık rüyasına destek vermeye zorlar mı? Zorlayabilir'' değerlendirmesinde bulundu. İşte Tol' un yazısından bazı bölümler...

''Barajı aşmış bir HDP'nin Türkiyesi barajı aşamayan bir Türkiye'den çok farklı olacak. Bu iki senaryo sadece Meclis aritmetiği bağlamında değil, aynı zamanda toplumsal psikoloji bağlamında da birbirinden çok farklı sonuçlar doğuracak.

Konuya önce Kürtlerin penceresinden bakalım. Barajı aşan bir HDP, bu partiye gönül veren milyonlarca Kürt seçmenin Türkiye'ye olan inancını, birlikte yaşama umudunu perçinleyecek.

Kendisini sadece bir Kürt partisi değil, Türkiye'nin demokratik umudu olarak ortaya koyan, yüzde 10’luk barajın tüm antidemokratikliğine rağmen demokratik sürece güvenmeyi seçmiş bir parti sandıktan mükafatlandırılmış olarak çıkmış olacak. Üstelik sadece Kürtlerin değil Türklerin de oyuyla…

Barajı aşmış bir HDP Türkiye'sinde, Türklerin ve Kürtlerin aynı ülkede, aynı idealler için, barış ve özgürlük içinde yaşama inancı güçlenmiş olacak. Siyaseten bu kadar kutuplaşmış bir ülkede böylesine bir birliktelik umuduna sadece Kürtlerin değil bütün Türkiye toplumunun ihtiyacı var.

Bu pencereden bakınca barajı aşan bir HDP Türkiye'sinde Kürtler daha Türkiyeli, Türkler de daha demokratik bir geleceğe doğru yelken açmış olacak. Meseleye bir de daha somut bir pencereden bakalım.

Barajı aşan bir HDP Meclis aritmetiğini ve Ankara'daki iktidar kavgasını nasıl değiştirecek?

Meclise girmiş bir HDP'nin meclis aritmetiği açısından en çok AKP'yi zayıflatacağı kesin. Dolayısıyla HDP'li bir meclisten Erdoğan'ın istediği türden bir Anayasa ve başkanlık sistemi çıkması zor.

Evet zor ama acaba imkansız mı? İşte bu noktada HDP'nin sözünde durup durmayacağı konusunda İmralı'dan kaynaklanan bir endişe söz konusu.

Selahattin Demirtaş AKP ile kirli bir pazarlığa girilmeyeceği konusunda çok net sözler verdi.

Peki son sözü Abdullah Öcalan söyleyecek olursa durum değişir mi? Öcalan HDP’yi Kürtlerin taleplerini karşılayan anayasal kazanımlar karşılığında Erdoğan’ın başkanlık rüyasına destek vermeye zorlar mı? Zorlayabilir…

Fakat HDP bunu kabul ederse tarihi boyunca kurduğu en geniş koalisyonu kendi elleriyle yıkmış olur. AKP’yi ve Erdoğan’ı protesto etmek için HDP’ye verilen desteği kaybeder. Türkiye’nin ‘yeni liberal alternatifi’ olmak yolunda attığı dev adımdan dönmüş olur.

8 gün süren Diyarbakır, Mardin ve Cizre seyahatimde görüştüğüm insanlara Erdoğan’ın başkanlık planına destek verip vermeyeceklerini sordum.

Pek çoğu federal bir yapıyla birlikte önerildiği takdirde başkanlık sistemine evet diyebileceğini söyledi.

Federalizmin Erdoğan için kabul edilip edilemeyeceği meselesi bir yana, HDP’nin şartlı dahi olsa başkanlık sistemine evet diyebileceği ihtimali HDP’ye oy verme konusunda kararsız olan Batılı seçmeni korkutacak cinsten.

Peki barajı aşamayan bir HDP ne doğurur?

Bu sonuç HDP'nin Türkiyelileşme sürecini sekteye uğratacağı gibi Türkiye'nin barış ve özgürlük içinde demokratikleşme umudunu da kıracaktır. Hayal kırıklığına uğrayan bir Kürt siyasi hareketi özerklik ilan etme ve yerel bir parlamento açma yoluna gidebilir.

Bölgede bir süredir bunun kurumsal altyapısı oluşturuluyor.

Ekonomiden kadının toplumsal hayattaki yerine pek çok konuya odaklanan sivil toplum örgütleri Kürt şehirlerinin her köşesine yayılmış durumda. Adeta onlarca yıl nefesini tutmuş bir toplum, bulduğu ilk demokratik aralıkta yeniden nefes almaya başlamış.

Kürtçe eğitim veren okullar, Kürt dil kurumları tüm engellemelere rağmen faaliyet gösteriyor. Diyarbakır, Yüksekova ve Cizre'de Kürtçe eğitim veren Ferzad Kemanger, Üveyş Ana ve Berîvan ilkokulları açılmış.

Diyarbakır’da konuştuğum bir düşünce kuruluşu başkanı gülümseyerek ‘Kürt meclisi için binanın dahi hazır olduğunu’ söylüyor. Daha evvel de bunlar tartışıldı, hayata geçirilmeye çalışıldı fakat bu kez farklı olan bir şey var.

Kürtler ilk kez bu kadar kendilerine güveniyor Kimle konuştuysam Kürtlerin tarihi bir dönemeçte olduğunu, artık cinin şişeden çıktığını, bunun dönüşünün olmadığını söylüyor.

Uluslararası dünyanın, özellikle de Batı’nın, Kürtlerin mücadelesine odaklandığının, bu mücadelenin meşruiyetine dair algının güçlenmeye başladığının farkındalar.

Bu nedenle onlar için kötü senaryo yok. ‘İnşa ettiğimiz bina ya Öcalan’a ev olur ya da yeni Kürt parlamentosuna, tercih hükümetin’ diyor düşünce kuruluşunun direktörü. Gerçekten öyle mi?

Gerçekten Kürtler için artık kötü senaryo yok mu?

HDP barajı geçemezse Kürtler fiili özerklik ilan edip yaşamlarına devam edebilirler mi?

Bu sorunun cevabı Ankara’nın bu senaryoya vereceği yanıtta gizli.

Hükümet bu oldu bittiyi kabul eder mi? Yoksa 90’larda verdiği türden bir yanıt mı verir?

İkincisi güç.

Tüm dünyanın gözünün Kürtlerde olduğu, Türkiye hükümetinin demokrasi ihlalleriyle uluslararası camianın tepkisini çektiği, Kürt siyasi hareketinin yüzde 10 barajına rağmen demokrasiye şans verdiği, Kürtlerin kendine güveninin ve beklentilerinin tavan yaptığı, bölge Kürtlerinin tüm siyasi farklılıklara rağmen birbirine kenetlendiği bir ortamda Ankara’nın Diyarbakır’a tankla tüfekle girmesi 90’lı yıllardaki kadar kolay değil. Ümit edelim HDP barajı aşıp meclise girsin ve bu ülke artık normalleşsin…

06) Bağımsız Kürdistan Partisi'nde birleşme kararı aldılar!

Kürdistan’ın Rojhilat Bölgesinde faaliyet gösteren Bağımsız Kürdistan Partisi ile Demokrasi ve Özgürlük Partisi bileşme kararı aldıklarını açıkladı.Rojhilat Bölgesin Bağımsız Kürdistan Partisi (Serbesti) ile Demokrasi ve Özgürlük Partisi tarafından yapılan ortak yazılı açıklamada, her iki partinin Bağımsız Kürdistan Partisi adı altında birleştikleri bildirildi.

BasNews'in kaydettiğine göre, Açıklamada,”Kürd halkının ulusal çıkarları doğrultusunda, birliğimizi güçlendirme, Kürdistani fikri geliştirme ve parçalanmışlıktan kurtulma amacıyla, bir süreden beridir iki partinin düzenlediği ortak toplantı ve diyaloglar sonucunda birleşme kararı alınmıştır. Bundan böyle her iki parti tek bir parti çatısı altında Kürdistan’ın bağımsızlığı ve Kürd halkının özgürlüğü için çalışacaktır” denildi.

Partilerin ortak açıklamasında, Bağımsız Kürdistan Partisi’nin mücadele dolu bir geçmişe sahip olduğu için bu isim altında birleştiği belirtilerek, Kürdistan Demokrasi ve Özgürlük Partisi’nin de geçmişinin bu partinin geçmişi olarak kabul edileceği vurgulandı.

Açıklamanın sonunda Rojhilat Bölgesindekı Kürd halkına çağrıda bulunularak,”Bizlerin gerçekleştirmiş olduğu bu birliktelik, ulusal birlik için bir diyalog kapısı olmalı. Kürdistan’ın tüm topraklarında işgalcileri çıkarmak, Mahabat Kürd Cumhuriyeti’nin ruhunu yaşatmak ve Qazi Muhammed’in rüyalarını gerçekleştirmek için bir başlangıç olarak görülmeli” denildi.

Genel sekreterliğini Arif Bawecani’nin yaptığı Bağımsız Kürdistan Partisi (Serbesti) 17 Şubat 2006’da kuruluşunu ilan etmişti. 15 Mart 2011’de kurulan Kürdistan Demokrasi ve Özgülük Partisi’nin liderliğini ise Kadir Xendereş yapıyordu.

07) Cengiz Çandar: Doğu Perinçek JİTEM'in personeli'Çandar bu iddiasını ''Aydınlık'tan Kaçanlar'' adlı kitapta paylaştı...

Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Başkan Yardımcısı Erkam Tufan Aytav’ın kaleme aldığı, ‘Aydınlık’tan Kaçanlar’ adlı kitap Ufuk Yayınları’ndan çıktı. 1960’lı ve 70’li yıllara damgasını vuran Doğu Perinçek’in liderliğindeki Aydınlık hareketini mercek altına alan kitapta bugün çok farklı noktalarda olan 7 isim, deyim yerindeyse hayatlarının bir dönemiyle hesaplaşıyor. O tarihlerin hızlı Maocuları’nın neler yaşadıklarına, neden döndüklerine ışık tutan kitap, Cengiz Çandar, Şahin Alpay, Halil Berktay, Oral Çalışlar, Gülay Göktürk, Ethem Sancak ve Büşra Ersanlı’nın anlatımlarından oluşuyor.

Kitapta Cengiz Çandar 2004 yılında yaşadığı bir olayı ve eski liderleri Doğu Perinçek’le ilgili edindiği bir iddiayı da paylaşıyor. Abdülkadir Aksu’nun aldığı bir randevuyla dönemin Emniyet İstihbarat Daire Başkanı’yla görüşen Çandar, o randevuda geçenleri şöyle aktarıyor:

Her şeyi izliyoruz

“2 Ağustos günüydü galiba 2004 yılının… Bir sürü şey anlattı bana. ‘Her şeyin farkındayız, her şeyi izliyoruz’ diye bana güvence vermek istedi. Yanından ayrılırken, ‘Size bir şey soracağım’ dedim, ‘Bu Doğu Perinçek sizin için kimdir’, dedim. ‘Şunun için soruyorum, öyle şeyler anlattınız ki bana birkaç saattir, benim hayal gücümün alamayacağı bilgiler verdiniz. Dolayısıyla, sanıyorum ki aramızda belli bir güven duygusu oluşmuş olmalıdır. Bundan cesaret alarak soruyorum, Doğu Perinçek sizin için nedir? Kimdir? Bunu paylaşır mısınız benimle?’ O da, ‘Cengiz Bey siz bu adamın kim olduğunu çok iyi bilirsiniz’ diye karşılık verdi. ‘Ben biliyorum’, dedim. ‘En azından kuvvetli tahminlerim var. Sadece Türkiye Cumhuriyeti Emniyet İstihbarat Başkanı nezdinde nedir, kimdir? Onu merak ettiğim için soruyorum’ dedim. Kayıtsız ve kendinden gayet emin bir tavırla, ‘JİTEM’in sözleşmeli personeli’ cevabını verdi. ‘Anlamadım’ dedim, bir daha söylesin de, doğru duyduğuma emin olayım diye. ‘Tekrar edeyim’ dedi, ‘üç kelime; JİTEM’in sözleşmeli personeli!’”

Cengiz Çandar’ın yaklaşık 10 yıl önce edindiği bu iddianın yer aldığı ‘Aydınlık’tan Kaçanlar’ kitabı kuşkusuz daha pek çok yeni bilgiyi içeriyor. Onlardan bazılarını sizler için derledik.

…

FOTO / KAYNAK: ŞENGÜL ÖZER'DEN

VARTO / GIMGIM DEYİP GEÇMEYİN (GÜZEL GIMGIM'IM)

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

. YENİ HABER, NÛÇA NÛ (10) HER BÎJI KURDİSTAN

01) -07.05.2015

02) –07.05.2015

Ek.Tarihi Thu May 07, 2015 10:00 am Gön: Oezer

Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden biz sorumlu değiliz.

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun
 
İlgili Bağlantılar
· Daha fazla Güncel
· Haber gönderen Oezer


En çok okunan haber: Güncel:


Haber Puanlama
Ortalama Puan: 0
Toplam Oy: 0

Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü


Seçenekler

 Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa

 Bu Haberi Arkadaşına Gönder Bu Haberi Arkadaşına Gönder





Bu Site Ali Usta tarafından yapılmıştır.


>Powered by Nuke-Evolution