Anasayfa > Günün Haberleri > Sitene ekle > Arşiv > İletişim > Künye > Reklâm
__________________________________________________________________________________________
Güncel -
Spor - Siyaset - Ekonomi - Medya - Polemik - Dünya - Teknoloji - Sağlık –Kültür Sanat- Eğitim – Röportaj – Reklâmlar

   Üyemiz Değilseniz! Tıklayın   Gesellschaft für bedrohte Völker/PRESSEMITTEILUNG Göttingen   Haşdi Şabi ve Irak’ın 'Kerkük seferi' ne idi ne değildi?   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (11) HER BÎJI KURDİSTAN   Hüseyin Akıncı:Yetersizlik, İhanetin Kapısını Açan Anahtardır   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (09) HER BÎJI KURDİSTAN   Bagdad-Angriff auf Kurden in Kirkuk   Bülent Tekin:YAZAR BÜLENT TEKIN ILE SÖYLEŞI   Son dakika! Barzani'den Kerkük açıklaması   Dr. Cherly Benard:Kürdistan, Amerikan bağımsızlık tecrübelerinden neler öğrenebi   Dr.İsmet Turanlı:Tarihten korkmayanlar, utanmayanlar
Onur Yazarımız

Konuk Yazarlar

Ana Menü
 
Ana SayfaAna Sayfa
    Ana Sayfa

    Konu Başlıkları
    Haber Gönder
    Haberler
Diğer Başlıklar
    Evo UserBlock
    Yazarlar
    Site Haritası
    Haber Arşivi
    Yönetici Notu
    Reviews
    Tavsiye Et
    NukeSentinel
    İletişim Formu
    Sorularınız
Üyeler
    Üye Bilgileri
    Üye Hesabınız
    Üye Listesi
    Üye Grupları
    Özel Mesaj
Birlikte
    Forumlar
    Destekleyenler
    Anket
    Arama
Sayfa İstatistikleri
    Top 10
    İstatistikler
Linkler
    Yararlı Programlar
    Web Siteleri

Arama
 



Bağış - Reklam
Sitemizin yaşaması ve daha iyi bir içerikle yayın hayatına devam etmesi için reklam ve bağışlarınıza ihtiyacımız var. Lütfen Buraya Tıklayarak bizimle ilişkiye geçin... Şimdiden teşekkür ederiz....

Top 10 Links
 

Günün Haberi
 
Bu gün için henüz önemli bir haber yok.

 
Dünya

Kemal Burkay: PKK silah bırakmalı -07.12.2015

Star gazetesi ile söyleşi:
Öcalan’ın 10 Maddesi’nde Kürt sorununun çözümüne ilişkin bir şey yok. Burkay’ın notu: Star Gazetesi’nden Erdinç Akkoyunlu, Hükümet ve HDP’nin son ortak açıklaması ve Öcalan’ın 10 Maddesi ile ilgili olarak üç gün kadar önce benimle bir söyleşi yaptı.


E-mail yoluyla gelen soruları yazılı olarak cevapladım. Bu söyleşi 5 Mart tarihli Star Gazetesi’nde “Artık gerekçe kalmadı, PKK silah bırakmalı” başlığı altında, gazetenin sunuş notları – ya da yorumu- ile birlikte ve kısaltılmış olarak yayınlandı.

Ne var ki, ana başlığın altında “Paralel Yapı”dan söz ediliyor ve “Burkay silah bırakma diyenlere sert çıktı” deniyor. Oysa ben “Paralel Yapı”dan veya başkasından ad vererek söz etmedim. Kimseye “sert” de çıkmadım. Elbet, ortak açıklamayı doğal, Öcalan’ın PKK’ye yönelik silah bırakma çağrısını ise olumlu bulduğumu belirttim. Ama müzakere konusu 10 Maddede Kürt sorununun çözümüne ilişkin herhangi bir somut talep olmadığını da söyledim.

Gazetenin alt başlıkta ve sunuşunda böylesine yanlış bir izlenim yaratmış olmasını doğru bulmuyorum. AK Parti ile Gülen cemaati arasındaki çatışma malum. Medya da buna göre kamplaşmış. İki taraf da birbirini haklı-haksız acımasızca suçluyor. Ama ben kendi payıma bu işte taraf değilim, kimsenin de beni taraf göstermeye hakkı yok. Hangi kesimden olursa olsun, medya bir konuda görüşümü sorarsa cevap veririm. Ama şu ya da bu kesimin hoşuna gitsin diye konuşmam, nasıl düşünüyorsam onu söylerim.

Bana yöneltilen dört soruyu ve cevaplarımı aşağıda eksiksiz yayınlıyorum.

5 Mart 2015

PKK"nın silahlı eylem tarihinde ilk kez; Türkiye hükümeti ile PKK"ya en yakın siyasi parti temsilcileri ortak masada ortak açıklama yaptı. İçerikten önce bunun simgesel anlamını nasıl değerlendirirsiniz?

Ortak açıklamayı yöntem olarak doğal buluyorum. HDP zaten Parlamento’da temsil edilen bir parti ve çeşitli vesilelerle Ak Parti ve hükümet yetkilileriyle görüşüyorlar. Barış sürecine ya da PKK’nin silah bırakmasına yönelik olarak ortak bir açıklama yapmış olmaları doğaldır; bu kamuoyunda iyi karşılanmış, barışa yönelik umutları canlandırmıştır.

Öcalan"ın 10 madde uyarınca yaptığı açıklama ve PKK"ya silah bırakma gündemli kongre çağrısını nasıl ele almak gerekir?

Öcalan’ın silah bırakması için PKK’ye yaptığı çağrıyı ve bu amaçla kongre toplama istemini olumlu buluyorum. Bilindiği üzere ben ve mensup olduğum parti (HAK-PAR) başından beri PKK’nin silahlı eyleme son vermesini, mücadelenin siyasal ve barışçı yöntemlerle sürmesini daha doğru ve yararlı bulduk.

Öcalan iki yıl önce de silahlı mücadelenin artık miadını doldurduğunu dile getirmiş ve mücadelenin bundan böyle siyasal, barışçı yöntemlerle yürütülmesini önermiş, PKK yönetimi de buna evet demişti. Buna göre ilk aşamada PKK’nin silahlı güçleri sınır ötesine taşınacak, daha sonra ise silahlar tümden bırakılacak, devlet de bunun için gerekli adımları atacaktı. Ne yazık ki aradan geçen iki yıla rağmen, şu ya da bu nedenle bu gerçekleşmedi. Silahlı güçlerin pek az bir kesimi sınır dışına çıkarıldı ve iki taraf bakımından da güvensiz ortam sürdü.

Görünen o ki şimdi bu bir kez daha deneniyor. Ben bu kez sonuç alınmasını temenni ediyorum. PKK silah bırakmalı, devlet ise siyasetin önünü açmalı ve Kürt halkının haklı taleplerini karşılamak için somut adımlar atmalı. PKK bunun için ne istiyor bilemem, çünkü somut olarak ne istediklerini ben de anlamış değilim. Ama Kürt halkının, tüm halklar gibi sahip olduğu ve karşılanması gereken temel hakları sır değil. Devlet eşitlikçi bir anlayışla bu temel hakları tanırsa sorun çözülür.

Öcalan’ın müzakerelere esas alınmasını istediği 10 maddeye gelince, bunlar ülkenin demokratikleşmesi bakımından bazı soyut başlıklar. İçinde Kürt sorununun çözümüne yönelik herhangi bir somut talep yok. Nitekim bu 10 maddede, kadın sorunu, kültür sorunu, çevre sorunu gibi sorunların adı tek tek sayılırken Kürt sorununun ve Kürtlerin adı bile geçmiyor.

PKK, bu noktada Öcalan 10 madde üzerinde uzlaşmışken onu dinlemeyip silah bırakmama tutumuna girebilir mi? Böyle bir durumda PKK ve Öcalan ne olur?

Az önce de değindiğim gibi söz konusu 10 madde Türkiye’nin bir bütün olarak demokratikleşmesine ilişkin, çoğu da yuvarlak, soyut ifadeler. Ayrıca bunlar da müzakere konuları olarak sunuluyor. Yani bir uzlaşma var mı yok mu, varsa uzlaşılan şeyler ne, taraflar demokratikleşmeden ne anlıyorlar Bu, en azından şu durumda belli değil. Türkiye’nin demokratikleşmesi elbet güzel olur, bu hepimizin isteği.

Öte yandan PKK silahları bırakmaya ne kadar hazır ve istekli, Öcalan dediğini yaptırabilecek mi, bilemem. Çünkü birçok etken işin içinde. Ben silahların bırakılmasının herkes için iyi olacağını düşünüyorum.

Bazıları “Ortadoğu’da IŞİD’in saldırıları ve Güney’de ve Suriye Kürt bölgelerinde bunca sıcak çatışma varken PKK nasıl silah bırakabilir?” diyorlar. Bence bu bir gerekçe olamaz. Güney’deki Kürdistan Bölgesel Yönetimi de, Suriye Kürtleri de topraklarını savunurlar. PKK ise Kuzey’in örgütü. Burada silahlı eylemin sürmesine gerek var mı, yok mu? Sorun bu. Ve eğer gerek yoksa, PKK silah bırakmalı.

Sorunuzun ikinci bölümüne gelince; eğer süreç başarısız olur, PKK silah bırakmaz, devlet de bunu kolaylaştırmaz, yeniden bir çatışma ortamına girilirse bu herkes için çok kötü olur. Dileğim o ki sağduyu egemen olsun, bu kez olumlu sonuç alınsın.

Silah bırakma konusu açıklamasının tek başına HDP"yi Türkiye partisi yapacağı dile getiriliyor. Bu yeterli mi HDP, PKK"nın silah bırakmama tutumunu değiştirmek için gayretli bir çaba sarf etmez ise TBMM"ye onu sokacak Batı oylarını alabilir mi sizce?

Bu “Türkiye partisi” olup olmama tartışması bana pek de gerekli ve makul gelmiyor. Bunun karşıtı da herhalde “bölge partisi” ya da –söylenmek istenen biçimiyle- “Kürt partisi” olmaktır, kast edilen budur. Bu tür tanımlamalar veya kaba sınıflamalar çoğu zaman durumu anlatmaya yetmez. Hatta bir partinin kendine yakıştırdığı sıfatlar da çoğu zaman gerçeği yansıtmayabilir.

Bir partinin ne olduğunu belirleyen adı, asıl olarak da programıdır. Önemli olan hangi toplumsal kesimlerin çıkarlarını ve istemlerini savunduğudur. Örneğin bir parti adının başına “Türkiye” sözcüğünü getirir de Kürt sorununun adil ve eşitlikçi çözümünü, örneğin federasyonu önerebilir. Bu onu Kürt veya Kürdistan partisi yapmaz. Bir başka parti de adının başına Kürdistan kelimesini getirebilir, ama aynı zamanda Türkiye’nin demokratikleşmesini isteyebilir, kadın ve çevre sorunlarına önem verebilir, emekçilerin haklarını savunabilir. Bu da onu dar anlamda bir Kürt partisi yapmaz. Böyle bir partinin normal koşullarda Türk ve batılı seçmenden oy alması doğaldır.

HDP’nin Batı’dan yeterince oy alıp alamayacağı ise ayrı bir konu. Ama Kürt sorununun gerçek anlamda eşitlikçi çözümünü savunmadıkça acaba “Doğu”dan yani Kürtlerden de yeterli oyu alabilecek mi veya almalı mı? Bu da ayrı bir konu…
D.Kurdistan

02) - Papa spasî û destxweşî li Herêma Kurdistanê kir 07.12.2015

Serokwezîrê Herêma Kurdistanê Nêçîrvan Barzanî ji Papayî Vatîkanê Pope Francis diyar kir ku, ji ber hatina hejmareke zêde ji koçber û derbideran, barê li ser milê Hikûmea Herêma Kurdistanê gelekî giran bûye û daxwaza alîkariyê jê kir, Pope Feancis jî destxweşî li Herêma Kurdistanê kir.

Îro, 02.03.2015, Serokwezîrê Herêma Kurdistanê Nêçîrvan Barzanî û şande pê re li Vatîkanê ligel Papayê Vatîkanê Pope Francis civiya.

Di civînê de her du aliyan behsa rewşa Herêma Kurdistanê, Iraqê û navçeyê bigiştî kirin, herwiha pêşhatên dawî yên şerê li dijî rêxistina Dewleta Islamî ya radîkal (DAIŞ) gotûbêj kirin.

Serokwezîrê Herêma Kurdistanê di civînê de kurteyek li ser pêkvejyaniya olî û neteweyî û mezhebî li Herêma Kurdistanê kir, di beramber de Pope Francis spasiya wê tebabî û pêkvejiyana ku li Herêma Kurdistanê heye kir, rola Herêma Kurdistanê jî di rûbirûbûna terorê û parastina xelkên navçeyê bi “Cihê rêz û spasiyê da zanîn.”

Derbarê rewşa koçberan de jî, Nêçîrvan Barzanî tekez kir ku “Ji ber hejmara zêde ya koçber û derbideran, di rewşek dijwar de ye û barê Hikûmeta Herêma Kurdistanê gelekî giran e.”

Nêçîrvan Barzanî daxwaz ji Pope Francis kir jî ku “Welatên alîkarî bexiş û civaka navdewletî han bide da ku bi awayekî baştir alîkariya koçber û penaberan bikin û ji aliyê mirovî ve alîkariya Herêma Kurdistanê bikin.”

Ji aliyê xwe ve, Pope Francis spasî û destxweşî li Herêma Kurdistanê kir ku bêyî cudahî bi hawara koçber û derbideran ve hatiye û penageh ji wan re peyda kiriye û alîkarî û pêwîstî pêşkêşî wan kirine.”

Vatîkan-KDP.info

03) Duisburg'da '90. Yılında Kürt Milli Harekatı Konferansı' yapıldı -07.12.2015

KOMKAR tarafından düzenlenen ve Avrupa"nın çeşitli merkezlerinde devam eden, ""90. Yılında Kürt Milli Harekatı Konferansı"" araştırmacı yazar Mehmet Bayrak`ın katıldığı Duisburg KOMKAR derneğinde yoğun bir katılımla gerçekleşti.

Duisburg KOMKAR dernek yönetimi adına Pir Rıza, katılımcıları selamlayıp gösterdikleri ilgiden dolayı teşekkür etti ve konferansla ilgili kısa bir açıklama yaptı. Kürdistan özgürlüğü için mücadelelerde hayatını kaybeden tüm insanlar için saygı duruşu yapıldıktan söz Mehmet Bayrak`a verildi.

Mehmet Bayrak konuşmasına, "KOMKAR daha önce de bu tür konferanslar düzenlemişti. Ben de konuşmacı olarak bazı bölgelerdeki derneklerde konferanslar vermiştim. Tarihini bilmeyen insanın bugününü doğru değerlendirmesi ve geleceğe dönük doğru persfektifler sunması gerçekçi olmaz. Bundan dolayı yakın tarihimizi iyi bilmemiz gerekiyor. 1908 ile 1920 yılları arasında 19 Kürt demokratik örgüt ve kurumu vardı. Bundan da önce 1865"te Dersim bölgesinde Kürt Ermeni İstiklal Komitesi kurulmuştu. Bu dönemde 15 dolayında Kürt kimlikli gazete ve dergi çıkıyordu. Damat Ferirt Paşa döneminde Kürdistan Teali Cemiyeti ile hükümet arasında bir anlaşma yapılarak, savaştan sonra Kürtlere özerklik verileceğine dahil imzalar atlımıştı. Kürdistan Teali Cemiyeti adına Saide Kurdi, Mehmet Ali, Seyid Abdulkadir ve Hükümet temsilcilerinin imzaları vardı. Bayrak konuşmasının devamında özellikle o dönemlerde, 1925 Kürt milli hareketini organize eden Kürdistan Azadi Cemiyeti"nin, 1925"e gelmeden önce Kürdistan İstiklal Komitesi adıyla başta Sovyetler Birliği olmak üzere, önemli büyük devletlere verdikleri muhtıralarda düşüncelerini ve taleplerini şöyle açıklıyorlardı.

1-Kürdistan Komitesi hiç bir devletin aleti değildir. Amacı meşru olan ulusal haklarını elde etmektir. Bunun için:

a)Milli sınırlarımızın ayrı belirlenmesi, hizmet ve iç işlerinde bağımsız bir merkeze ve bağımsız yönetime sahip olması.

b)Ulusal sınırları içinde resmi dili Kürtçe olmalı.

c) Kendi memurları Kürtlerden olmalı.

d)Jandarma teşkilatının Kürtlere ait olması.

e)Müşterek orduda Kürt er ve subaylardan özel kıtalar oluşturulmalı ve Kürt dilinde talim ve terbiyeye tabi tutulmalı.

2-Ulusal gayemiz gerçeklesene kadar savaş devam edecek, iç ve dış zararladan, maddi ve manevi zararlardan dolayı akan kanın sorumluluğu Ankara"ya aittir.

3) Kürdistan Komitesi davayı barış yolu ile hale hazırdır.

4)Akıtılacak kan oranında Kürtlerin ileri sürdükleri talepler ağırlaşacaktır. Kurtuluş Komitesi Genel Merkezi.

Bütün bunlar bilinmesine rağmen devlet bu ulusal hareketi özünden saptırmak iç ve dış kamuoyunda zor durumda kalmamak için, kendi oluşturdukları basın aracılığıyla ayaklanmayı bir irtica olayı gibi göstermesi ve hükümete karşı gerici bir ayaklanmaymış gibi göstermesi yalan ve iftiradır." dedi. Mehmet Bayrak, konuşmasına "hareketin lideri yakalandığında gerek Varto sorgusu ve gerekse düzmece Şark İstiklal Mahkemelerindeki sorgularında bizzat muhbir gazeteciler Şêx Said`in hücresine girerek onu yönlendirmeye çalıştılar." M. Bayrak konuşmasının devamında "zaten hareketin içindeki muhbir ve ajanların düzenli olarak sundukları raporlar hareketin zamanından önce patlak vermesinin nedeni oldu. 1925"te idam edilen 47 kişini son söylemleri var. Düzmece mahkemenin verilen idam kararlarının nedeninde söyle deniyor. Ülkenin bir bölümünü kopararak başka bir devletin emrine girmek ya da bağımsız bir devlet oluşturmaktan dolayı idamlarına... Bayrak son olarak ""ben ne anlatsam eksik kalır. Bu düzmece İstiklal Mahkemesi"ndeki davaları beş ayrı devletin kayıt yaptığı da biliniyor. Fakat biz henüz bu kaytlara ulaşamadık"". İkinci bölümde katılımcılardan gelen soruları yanıtlayan Mehmet Bayrak kitaplarına olan yoğun ilgiden memnun oldu. Yaklaşık dört saat süren toplantı başarılı bir şekilde sona erdi.

Miro Azad - Duisburg

04) Mahmur yolunda IŞİD konvoyuna hava saldırısı! -07.12.2015
Koalisyon güçlerine ait savaş uçakları Güwer - Mahmur cephesinde IŞİD örgütüne ait mevzileri 6 kez hedef aldı

Rûdaw’ın haberine göre, Mahur Cephesi’nden bir peşmerge komutanı, savaş uçaklarının saat 09:00 sıralarında Haci Ali köyünde bulunan örgütün havan topçusunu 5 kez vurduğunu belirtti.

Saldırılarda örgütün büyük kayıp verdiğini söyleyen komutan, daha fazla bilgi paylaşmadı.

Rûdaw’a konuşan Mahmur Cephesi’nden Tuğgeneral Mehdi Yunus ise, koalisyon güçlerine ait savaş uçaklarının Kavrok köyünde örgütün hareket halindeki konvoyuna saldırdığını kaydetti.

Tuğgeneral Yunus, bu saldırıda iki Toyota marka kamyonet ile bir kepçenin yanarak tahrip olduğunu söyledi.

05) - Dünyadaki barış süreçlerinde silahsızlanma hangi aşamada geliyor?07.12.2015

Abdullah Öcalan'ın PKK'ye, Türkiye'ye karşı silahlı mücadeleyi bırakmayı tartışmak üzere kongre toplama çağrısı yapması ardından Türkiye'de 'silahsızlanma' gündemde öne çıktı.

PKK "önce reform sonra silah bırakma"; hükümet ise "önce silahsızlanma" diyor.

Peki, dünyada barış süreçlerinde silahsızlanma hangi aşamada devreye giriyor?

Barış süreçlerinde silahların bırakılması, yol haritalarının en zorlu ve kapsamlı dönemeci. Zira hükümetler, Türkiye'de de olduğu gibi, genellikle müzakerelerde ilerleme için silahsızlanmayı sürecin başında talep ediyor.

Ancak silahlı örgütler, bunu barış süreçlerinin en son aşaması olarak görüyor.

Norveç'teki Noref'in (Norveç Barış İnşası Merkezi) dünyadaki barış süreçlerindeki silahsızlanma örnekleriyle ilgili hazırladığı 2012 tarihli raporuna, silahsızlanma koşulu, çoğunlukla müzakere aşamasının ya ortasında ya da sonunda belgelere giriyor.

Birçok ülkede silah bırakmanın, güvenlik ve yargı sistemlerinin dönüşümünü de içerecek şekilde politik süreçlerin ardından gerçekleştiği dikkat çekiyor.

Ayrıca bazı ülkelerde hükümetler de, bazı bölgelerde asker azaltma yolunu seçebiliyor.

Dünyadaki barış süreçlerinde silahsızlanmanın müzakerelerin hangi aşamasında gündeme geldiğini, nasıl ve ne zaman gerçekleştiğini, altı ülke örneğinde inceledik.

Endonezya: Düğüm 'ver parayı, götür ürünü' sistemiyle çözüldü

Güneydoğu Asya'nın ada ülkelerinden Endonezya ve Açe bölgesinin bağımsızlığı için savaşan Özgür Açe Ordusu (GAM) arasında 26 yıl süren ve 15 bin kişinin yaşamını yitirdiği savaş 2002-2003'te gerçekleştirilen müzakarelerle sona erdi.

2002'de hükümet ile GAM arasında imzalanan 'Düşmanlıkları Durdurma Anlaşması' kapsamında Endonezya ordusu, Açe bölgesinde saldırı pozisyonundan savunma pozisyonuna geçmeyi, GAM da 'barış bölgeleri olarak tanımlanan alanlarda silahlarını depolara bırakmayı' kabul etti.

Çatışmalar düşüşe geçti, ancak 2003 Nisanı'nda süreç durdu. GAM'ı silahsızlanmada başarısız olmakla suçlayan hükümet, askeri operasyonlara başladı.

2004 Aralık ayında Açe bölgesini etkileyen Tsunami felaketiyse tüm süreci etkiledi. GAM tek taraflı ateşkes ilan etti. Felaketin ardından görüşmeler yeniden başladı.

GAM bağımsızlık talebinden vazgeçtiğini açıklarken, hükümet ise ilk adım olarak Açe bölgesindeki olağanüstü hal uygulamasını kaldırdı.

Görüşmelerin beşincisinde anlaşmaya varıldı.

Buna göre Endonezya hükümeti Açe bölgesinden tüm 'organik olmayan' (Açe dışından gönderilmiş takviye güçler) askeri birlikleri çekecek, GAM da silahlarını bırakacaktı. Hükümet GAM üyelerine af getirip tutukluları da serbest bıraktı.

Ardından Avrupa Birliği öncülüğündeki Açe Gözlem Misyonu'nun denetiminde GAM'ın silahları alındı ve 'organik olmayan askeri güçler' Açe bölgesinden çıkarıldı.

Sürecin, Açe bölgesinde özerkliğin tesisi ve silahsızlanmayla amacına ulaştığı görüşü yaygın.

Barış görüşmelerinin tümünü izlemiş Endonezyalı gazeteci, BBC Endonezya Servisi'nden Mohamad Susilo, silahsızlanmanın müzakerelerdeki en zorlu başlıklardan olduğunu, hükümetin bunu ön koşul olarak öne sürdüğünü, ama bu düğümün çözümü için kendine has bir yöntem bulunduğunu söylüyor.

Susilo bu çözümü şöyle anlatıyor: "Devlet Başkan Yardımcısı Jusus Kala GAM'ın silahları bırakması için parlak bir fikir ortaya koydu. Formül, 'cash and carry' (ver parayı, götür ürünü) adını taşıyordu. Bu, GAM'ın bırakacağı silah sayısına paralel olarak Endonezya'nın bölgeden askeri birliklerini çekmesine dayanıyordu. GAM'ın yaklaşık 840 silahı vardı. GAM 300 silahını bıraktığında, karşılığına hükümet 100 asker birliğini çekecekti."

Bu plan kapsamında GAM tüm silahlarını teslim ederken Endonezya ordusu da Açe bölgesinden 24 bin askerini çekti.

GAM üyelerine af, Hakikat ve Uzlaşma Komisyonu'nun kurulması, Açe bölgesinde siyasi parti kuruluşuna izin ve Açe bölgesine özerkliği içeren anlaşmanın maddelerinin hayata geçirilmesi ardından Açe'de özerklik ilan edildi, GAM üyelerinin kurduğu siyasi parti seçimleri kazandı ve yerel yönetim bu partiye geçti.

El Salvador: Önce siyasi, askeri ve hukuki reformlar

El Salvador'da 12 yıl süren ve on binlerce kişinin hayatını kaybettiği iç savaş sonrası, 1990-1992 arasında hükümet ile FMLN (Farabundo Marti Ulusal Kurtuluş Cephesi) arasında gerçekleştirilen barış görüşmelerinde, silahsızlanma son gündem maddesi oldu.

Zira FMLN, silahsızlanmanın tartışılmasından önce 'tam bir politik anlaşmaya gidilmesini' koşul olarak öne sürdü.

Müzakere sürecinin sonlarında silahsızlanma aşamasından önce, genel af çıkarıldı ve bir barış anlaşması imzalandı.

Barış anlaşması şunları içeriyordu:

''Silahlı Kuvvetler içinde 'kirli savaşta' yer almış görevlilerin ayıklanması ve etkinliklerinin azaltılması, Ulusal Sivil Polis Teşkilatı'nın oluşumu, askeri istihbarat servislerinin feshedilmesi, milis organlarının lağvedilmesi, yargı sisteminde değişiklik, seçim sisteminde değişiklik, FMLN'nin bir siyasi parti haline gelmesi.''

Bu anlaşmanın ardından silahların imhasına başlandı.

FMLN siyasi parti olarak yasallaştı ve silahlı mücadele sona erdirildi.

Kuzey İrlanda: IRA silah bıraktı, İngiltere de kısmen asker çekti

Silahsızlanma, başından itibaren Kuzey İrlanda barış sürecini tıkayan, en önemli başlıklardan biriydi.

IRA'nın (İrlanda Cumhuriyet Ordusu) silahlı eylemlerini yoğun olarak gerçekleştirdiği 1980'li yıllarda İngiltere Başbakanı olan ve 'Demir Leydi' adıyla tanınan Margaret Thatcher, devletin IRA'yla görüşmesi için silahların susması ön koşulunu koydu.

Thatcher'ın yerine 1990'da Başbakanlık koltuğuna oturan John Major ise, çatışan taraflara görüşme çağrısı yaptı; IRA bunun üzerine 1994'te ateşkes ilan etti.

Ancak Sinn Fein'le (IRA'nın siyasi kanadı) görüşülmemesi üzerinde ateşkes adımı geri alındı. İşçi Partili Tony Blair'in 1997'de İngiltere Başbakanı olması, Kuzey İrlanda sorunu açısından dönüm noktalarından biri oldu.

Blair, önceki hükümetin aksine herhangi bir ön şart koymadan Sinn Fein'le görüştü ve IRA'nın yasal kolu barış sürecine dahil edildi.

Görüşmeler sonunda 1998 Paskalya'sında, 25 yıllık çatışmayı sonlandıracak şekilde Kuzey İrlanda Anlaşması imzalandı.

Anlaşmaya göre, IRA silah bırakmaya razı olurken, İngiltere de, IRA mahkûmlarını serbest bırakmayı, Kuzey İrlanda'dan askerlerinin bir bölümünü çekmeyi, Kuzey İrlanda'ya yerinden yönetim hakkı vermeyi kabul etti.

Kuzey İrlanda Cumhuriyeti'ndeki Queen's University Belfast'ta görevli Dr. Eprahim Ninmi, IRA'nın silah bırakmayı kabul etmesinde İngiltere'de siyasi tutukluların tahliyesinin kabulünün çok önemli bir etken olduğunu söylüyor.

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nden Yrd. Doç. Dr. Elçin Aktoprak da, Blair'in müzakere için silah bırakma koşulundan vazgeçmesinin, süreçteki önemine dikkat çekiyor ve "Bu koşuldan vazgeçildiği için IRA ateşkes ilan etmiş, müzakere masası işlerlik kazanmış, silahsızlanma imzalanan antlaşmanın başlıklarından biri olmuştur. Bu gidişatın sonunda 2005'te IRA sadece silah bırakmamıştır; bugün artık IRA diye bir silahlı örgüt yoktur." diyor.

İspanya: ETA sokağın talebiyle silah bıraktı

İspanya'nın Bask bölgesinin bağımsızlığı hedefiyle 1968'de eylemlerini başlatan ETA örgütünün silah bırakması dünyadaki birçok örnekten farklı.

Zira örgüt 2011'de silah bırakmaya, herhangi bir müzakere sonucu değil, kendi mücadelesi açısından silaha gerek kalmadığı düşüncesiyle karar verdi.

Bask bölgesinin özerkliği de, dünyadaki birçok örneğin aksine, müzakereyle verilmedi.

Bu, 43 yıl boyunca bağımsız bir Bask ülkesi için silahlı mücadele verdikten sonra silahlara veda eden ETA'yla İspanyol devleti arasında görüşme yapılmadığı anlamına gelmiyor. Ancak özerklik, belli, planlı bir müzakere süreciyle değil, İspanya'da General Francis Franco diktatörlüğünün sona erdiği 1978'den sonraki demokratikleşme sürecinin ve anayasanın yenilemesinin parçası olarak yaşama geçirildi.

ETA'nın silah bırakmaya nasıl karar verdiği dikkat çekiyor.

Queen's University Belfast'tan Dr. Eprahim Ninmi, İspanya'nın yıllarca ETA'dan silahsızlanmasını istediğini ancak ETA'nın kararı bu nedenle almadığını söylüyor ve ekliyor: "Çatışmayı bitirmeye yönelik baskı, asıl olarak Bask halkından geldi."

Örgütün yöntemlerinin 'terör' olduğunu düşünen bazı Basklıların tepkisi 1990'larda sokaklara taşarak ¡Basta Ya! (Artık Yeter) hareketini oluşturmuştu.

Beyaz bayrakların sallandığı, ellerin havaya kaldırılıp avuçların açılarak slogan atıldığı bu eylemlerde ETA'nın şiddet eylemlerini bitirmesi istendi.

Habercilik yaşamının yedi yılını Bask sorununu incelemekle geçirmiş olan Basklı gazeteci Martin Aladur, ¡Basta Ya! hareketinin içinde önceki kuşaklardan ETA eylemcilerinin de bulunduğunu hatırlatıyor ve bu girişimin önemli bir taban hareketi olarak bütün İspanyol kamuoyunu etkilediğini belirtiyor.

Kolombiya: Barış süreci devam ediyor, FARC hâlâ silahlı Kolombiya'da FARC (Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri) örgütüyle devlet arasında yaklaşık yarım asırdır süren çatışmaları sonlandırmak amacıyla 2012'de başlatılan barış süreci devam ediyor. FARC barış görüşmeleri sırasında hükümete ateşkese gitme talebinde bulundu, ancak hükümet bunu kabul etmedi. Zira Bogota yönetimi bunun gerillalara yeniden örgütlenme ve silahlanma fırsatı tanıdığını söylüyor ve FARC'tan silah bırakmasını istiyor. Tüm görüşmelere karşın, ortada bir ateşkes anlaşması olmadığı gibi, FARC da silah bırakmış değil. Bu süreçte aksamalar yaşanırken çatışmalar da patlak verdi. Ama çatışmalar, barış sürecinin tamamen çökmesine neden olmadı.

Merkezi Bogota'da bulunan sivil toplum kuruluşu Barış ve Uzlaşma Vakfı, yalnızca 2013 yılında FARC ve güvenlik güçleri arasında ayda 182 çatışma yaşandığını belirtiyor.

Ancak barış görüşmeleri Kasım 2014'te Tuğgeneral Ruben Dario Alzate'nin FARC tarafından kaçırılıp daha sonra serbest bırakıldığı dönemde askıya alınmış; daha sonra yeniden başlamıştı.

Barış süreci altı başlık üzerinden yürüyor. Bunlar şöyle: Toprak reformu, siyasete katılım, silahsızlanma, yasa dışı uyuşturucular, kurbanların hakları, barış anlaşmasının uygulanması.

Müzakereler kapsamında, toprak reformu konusunda anlaşmaya varıldı.

Siyasi katılım, silahsızlanma, uyuşturucular, kurbanların hakları ve barış anlaşmasının uygulanması konularındaysa görüşmeler devam ediyor.

Filipinler: Süreçte silah bırakma son adım

Filipinler'de devlet ile MILF (Moro İslami Kurtuluş Cephesi) arasında 40 yıl süren ve 120 bin kişinin ölümüne neden olan çatışma sürecini sonlandırmak amacıyla yürütülen sürece, Türkiye de dahil oldu.

Türkiye, süreç kapsamında kurulan Uluslararası Temas Grubu'nun bir üyesi, aynı zamanda silahsızlanma sürecini denetleyecek olan Uluslararası Bağımsız Silah Bırakma Organı'nın da başkanlığını yürütüyor.

Süreçte son olarak 2014'te 'Bangamoro üzerine Kapsamlı Anlaşma' imzalandı.

Anlaşma, 2016'ya kadar Bengsamoro adlı yeni bir Müslüman bölgesel yönetiminin kurulmasını öngörüyor.

Özerkliğin karşılığında, MILF'in de silah bırakmasını öngörüyor anlaşma.

MILF silah bırakırken bölgesel bir polis gücü kurulacak, Filipinler ordusu Bengsamoro bölgesindeki askerlerinin sayısını azaltacak ve bu bölgedeki özel silahlı grupların dağıtılmasına yardımcı olacak.

Süreçte altı MILF kampı da, sivil yaşam alanlarına dönüştürülecek.

Plana göre, silahlar, en son anlaşmanın ardından bırakılacak ve 2016 Mayıs'ından önce tamamlanacak. Ardından da ilk bölgesel seçimler yapılacak.

Mahmut Hamsici / BBC Türkçe

06) Nüfus Müdürlüğü'nde Kürt öğrencilere hakaret iddiası -07.12.2015

Mersin Üniversitesi'nde okuyan Kürt öğrenciler, genel seçimlerde oy kullanabilmek için ikametgah değişikliği yapmak amacıyla gittikleri Yenişehir İlçe Nüfus Müdürlüğü'nde işlemlerinin yapılmadığını, tepki gösterilmesi üzerine de zorla dışarı çıkarıldıklar

MERSİN - Mersin Üniversitesi'nde okuyan öğrencilerin, 7 Haziran'da gerçekleştirilecek genel seçimlerde oy kullanabilmek için ikametgah değişikliği yapmak amacıyla gittikleri Yenişehir İlçe Nüfus Müdürlğü'nde görevli memur tarafından işlemleri yapılmadığı gibi hakarete maruz kaldıldığı iddia edildi.

Memleketlerinden ikametgâhlarını Mersin'e aldırmak isteyen Mersin Üniversitesi Öğrencisi Dilan Bakır, gittikleri Nüfus Müdürlüğü'nde görevli memur tarafından işlemlerinin yapılmadığını ve kendilerine hakaret edildiğini belirtti. Memurun sırada bekleyen başka arkadaşlarına "İşleminizi yapmıyorum gidin başka bir yerde işinizi halledin" dediğini kaydeden Bakır, bunun üzerine memura tepki gösterdiklerini ifade etti.

Oy verebilmek için ikamet adreslerini, yaşadıkları yerde göstermek istediklerini söyleyen Bakır, ancak görevli memurun kimliklerine baktıktan ve Kürt olduklarını öğrendikten sonra kendilerine bağırıp çağırdığını ve işlemeleri yapılmadan salondan çıkarıldıklarını aktardı. Olayın olduğu saatlerde Nüfus Müdürlüğü'nün önünde olduğunu söyleyen Sosyoloji Bölümü 3. Sınıf öğrencisi Hasret Er ise, daha önce de bu tür uygulamalar ile karşılaştıklarını söyledi.

Telefonundan görüntü almaya çalıştığını ve bunun üzerine Nüfus Müdürlüğü'nde bulunan görevli polis tarafından zorla dışarı çıkarıldığını belirten Er, Nüfus Müdürlüğü'nde çalışan memurların tavrının kimliklerine baktıktan sonra değiştiğine dikkat çekti.

Er, işlemlerinin tamamlanması için Pazartesi günü tekrar Müdürlüğe gideceklerini belirtti.

07) Yakar bir gözünü hediye ettiği Kobanê'yi anlattı -07.12.2015

Gönüllü doktor Esra Yakar, DAİŞ emirlerine misafirlik eden ve onları tam teşekküllü hastanelerde tedavi eden Türkiye'nin Kobanê'ye giden 3-5 gönüllü doktoru da engellediğini söyledi.

ANKARA - Dicle Üniversitesi (DÜ) Tıp Fakültesi 5'inci sınıf öğrencisiyken Kobanê'de yaşanan direnişe destek vermek amacıyla bölgeye gönüllü doktor olarak giden ve yaralıları tedavi ettiği sırada başına isabet eden şarapnel parçalarıyla ağır yaralanarak, getirildiği Ankara'da gözaltına alınıp tutuklanan Esra Yakar iki gün önce Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından serbest bırakıldı. Aynı zamanda bir gözünü kaybeden Yakar, Kobanê ve Türkiye'de tanık olduğu olayları DİHA'ya anlattı.

"Yurtsever bir genç ve insan olarak yaşananlara kayıtsız kalamazdım" diyen Yakar, "Bütün dünya kamuoyunun takip ettiği Kobanê'de ciddi bir direniş yaşandı. O dönem seferberlik çağrıları vardı. Ben açıkçası yurtsever bir Kürt genci olarak buna kayıtsız kalamazdım. Aslında bu bütün gençlere yapılan bir çağrıydı, bütün dünya kamuoyuna yapılan bir çağrıydı. Çünkü orada bir insanlık suçu işleniyordu ve direnen bir halk gerçekliği vardı" diye konuştu.

Şahadete ulaşırken 'Bîjî Serok Apo' dediler

Kobanê'ye giderken aynı zamanda tıbbi bilgilerine güvendiğini ve oradaki direnişçilere yardım etmek istediğini belirten Yakar, YPG ve YPJ direnişçilerine doktor olarak yardım etmesinden dolayı duyduğu mutluluğu da ifade etti. Tanık olduklarını, "muhteşem bir direniş" sözleriyle dile getiren Yakar, az sayıdaki gönüllü doktorun bir çok yaralıyı kurtarmasına rağmen bazı kayıplara da engel olamadıklarını belirterek, yanı başında engel olamadığı şahadetlerin üzerinde bıraktığı etkiye de dikkat çekti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın "Kobanê düştü düşecek" sözlerine atıfta bulunan ve Kobanê'nin insan üstü bir iradeyle düşmesinin engellendiğini belirten Yakar, bunun nedenini de "Çünkü orada, o yenilmez iradenin yaratıcısı, yenilmez felsefenin sahibi Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan'dır. Çünkü orada bedenlerini bomba yaparak, 'Bijî Serok Apo' sloganıyla verenler vardı" şeklinde konuştu.

Kobanê'nin Avustralya ve Almanyalı şehitleri

Hem Şengal örneği ile hem de Kobanê örneği ile bir kere daha Kürt halkına yapılmak istenen katliamların karşısında durabilen tek gücün, Kürt Özgürlük Hareketi olduğu gerçeğinin ortaya çıktığına vurgu yapan Yakar, Avustralya'dan ve Almanya'dan Kobanê direnişine katılan ve hatta şahadete uğrayan direnişçiler olduğuna da dikkat çekti.

Kobanê'de ellerinden geleni yapmaya çalıştıklarını fakat bazı noktalarda eksikliklerinin olduğuna ifade eden Yakar, "Bu mücadele soluksuz bir mücadele. Belki o dönem eksik kaldık ama bundan sonrası için üzerimize düşen görevleri fazlası ile yerine getirmemiz gerektiğini düşünüyorum" dedi.

Devlet hayat kurtaracak doktorlara bile engel olmuş

Kendisiyle birlikte iki doktorun görev yaptığını belirten Yakar, "Sürekli çağrılar yapılıyordu doktor arkadaşların geçmesi için ama bu da sürekli engelleniyordu" ifadeleriyle bölgeye geçmek isteyen doktorlara Türk Devleti'nin engel olduğunu ifade etti.

08) Türkçe Yazdı -07.12.2015

Yaşar Kemal Türkçe eserler verdiğinden birçok Kürt yazar, okur ona kırgın olsa da kimse kendini onun eserlerini okumaktan mahrum bırakmadı. Zaten Kemal de Kürtçe düşünüp Türkçe yazan biriydi...

FİDAN BERFE MİRHANOĞLU YAZDI
“Bugünlerde bahar indi Çukurova’nın düzüne
Donandı ağaçlar
Donandı dünya
Donandı yeşilinden alından
Sarısından
Donandı delicesine” (Yaşar Kemal 2010: 59)

Bu günler de yine bahar gelmişti, badem ağaçları çiçek açmış yağmur çiçeklere damlalarını bırakıyordu. Yaşadığı topraklardaki doğanın silah seslerine, dağlarına akılan kanın durma umudunun olduğu bir günde hep barışın gelme umudunu taşıyan özlemini yaşayan Yaşar Kemal, ne bu yılki baharı ne de barışı görmeden kelimelerini yazmadan bize ve çok sevdiği doğaya veda etti.

Bir Kürt olan Yaşar Kemal Türkçe eserler verdiğinden birçok Kürt yazar, okur ona kırgın olsa da kimse kendini onun eserlerini okumaktan mahrum bırakmadı. Zaten Kemal de Kürtçe düşünüp Türkçe yazan biriydi. Neredeyse bütün eserlerinde size hep kendini yani Kürtleri anlatır farklı bir dilde de olsa.

Osmanlı imparatorluğu parçalandıktan sonra devleti olmayan birçok halkın artık yeni kurulan devletlerin alfabelerini, dillerini kabul edip onlarla yaşamak neredeyse kaderleri olmuştu. Kemal’ in hikayesi ise imparatorluk parçalandıktan sonra birbirinden farklı dört devlet (Türkiye, Irak, İran, Suriye) arasında paylaşılan Kürtlerin yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti parçasında başlar. Kemal’in ailesi ve diğer Kürtler’ in göç hikayeleri Kemal doğmadan başlanmıştı. Van Gölüne yakın Ernis (bugünkü adıyla Ünseli) köyünde yaşayan ailesi, 1. Dünya Savaşı’ndaki Rus işgali nedeniyle göç ederek Osmaniye’ye yerleşmişti. Kemal de Osmaniye’nin Kadirli ilçesine bağlı Hemite köyünde 1926’da doğdu. Doğum yılı bazı kaynaklarda 1923 olarak da geçer. Kemal ‘Kimsecik’ üçlemesinin ilk romanı Yağmurcuk Kuşu‘nda bu uzun ve ıstıraplı göçü anlatır.

Gerçek suçlu kim, Kemal’ in Annesi mi yoksa Annesinin dilini yasaklayan Türkiye Cumhuriyeti mi!

Kemal’in içinde doğacağı dil Kürtçe olsa da oyun oynayacağı büyüyeceği dil Türkçe olacaktır. Çünkü Yaşar Kemal çocuk olduğu zaman Kürtçe sokaklarda da yasaktı ve insanlar büyük cezalara çarptırılıyordu. Onun söylemiyle insanlar Kürtçenin dışında başka bir dil bilmediklerinden yetkililer önünde jest ve mimiklerle anlaşıyorlardı. Bir gün Yaşar Kemal annesiyle Kürtçe konuşurken onun söylemiyle; Anası Yaşar Kemal'in yüzüne sert bir tokat yapıştırıyor ve : 'bir daha Kürtçe konuşursan seni paramparça ederim' diyor. Kemal bu söyleşide anasının onu Kürtçeden uzaklaştırdığı için suçluyor.

Türkçeyi ne zaman öğrendim, Kürtçeyi ne zaman anlamaya başladım anımsamıyorum

Kürtçe yazmadığı konusunda eleştirilere maruz kaldı. Yaşar Kemal, şunları aktarmıştı: "Evde çoğunlukla Kürtçe konuşuluyordu. Evdekiler kırık dökük bir Türkçe öğrenmişlerdi. Biz çocuklara gelince evde de dışarıda da hemen hemen hiç Kürtçe konuşmuyorduk. Evdekiler bize Kürtçe ne söylerse söylesinler biz onlara Türkçe cevap veriyorduk. Bizimkiler de bize hiç kızmıyorlardı. Ben şimdi Kürtçeyi ne konuşulursa konuşulsun anlıyorum. Uzun olmamak koşuluyla da konuşabiliyorum ama bir hikaye anlat derlerse anlatamıyorum. Tabii yazamıyorum da... Yazılanları da öyle pek anlayamıyorum. Türkçeyi ne zaman öğrendim, Kürtçeyi ne zaman anlamaya başladım anımsamıyorum."[1]

"Kürt doğdum ve Kürt olarak öleceğim"

Yaşar kemal her ne kadar Kürtçe yazamasa da Güney Kürdistan’da çıkan 'Gulan' adlı gazeteye verdiği söyleşide 'Kürt doğdum ve Kürt olarak öleceğim' demişti. Yaşamı ve yazarlığı boyunca da hep barışın hep Kürtlerin yanında oldu. Nitekim “Türklerin en Kürdü, Kürtlerin en Türkü” demiş Sait Faik ve hediye ettiği kitabın kapağına böyle yazmış. Sadece yukarıda yazılanlar bile Kemalin neden Türkçe yazdığı eleştirilerini hak etmiyor. Üstelik hep Kürtçe’ ye hasret kalacaktır. Ama o her fırsatta bütün renklerin bütün kokuların yok edilmemesini bunların zenginlik olduğunu tekrarlayacaktır. Kemal: “Bu Bir Çağrıdır” kitabında yazdıklarımı hatırlatmak istiyorum demişti: Kürt diline yetmiş yıldır izin verilseydi, Anadolu özgün kültürlerin vatanı olmaz mıydı! Sorusuyla da onun anadiline izin verilmediği için Türkçe yazmak zorunda olduğunu çıkartabiliriz.

Bizim dilimizi kestiniz. Bir milletin dilini kestiğiniz zaman, onu öldürürsünüz.

1995 yılında Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde, Alman Der Spiegel dergisine yazdığı yazı nedeniyle yargılanıyordu. Oral Çalışarlar’ ın Savunmasındaki hatırladığı iki cümle: "Bizim dilimizi kestiniz. Bir milletin dilini kestiğiniz zaman, onu öldürürsünüz. "Yaşar Kemal’le o günlerde yaptığı söyleşide ise, Kemal tepkilerini şöyle dile getirmişti: "Dilini ver adama. Adam kardeşinin dilini keser mi? Ben yalnız Kürtler için demiyorum, örneğin elimde Çerkeslerin Nart destanı var. Kürtlerin büyük bir kültürleri var. 16.yüzyıl Ahmede Xani. (...)Fekiye Teyran var ki en hayran olduğum şairlerden.(...) Kürtlerde de ben bunlara Homerik destan diyorum. Bunlar hala yaşıyor. Türkiye'de ırkçılık hep devlet içinde güçlü oldu."(Cumhuriyet Dergi, 26 Şubat 1995). Ayrıca Çalışarlar Kemal’in Kürt dostlarıyla karşılaştığında, Kürtçe konuşmayı çok sevdiğini Kürtçe türkü, dengbej dinlemeye bayıldığını söylüyor aşağıdaki video da Kemal dengbej dinlerken Kürtçe hadê bibêje : Serê Çiyayê

Sîpanê bi duman û bi mij e kî dîtiye nêçîr nêçîrvanê xwe dikuje. (Süphan dağının başı dumanlıdır, sislidir. Kim görmüş ki av avcısını öldürecek.) burada okurları ilk defa belki Kemal’in Kürtçe konuştuğunu duymuş olacaklar.

Hangi dilde yazdığından çok onun yazmaya aşık olduğunu ‘Bir tek şey biliyorsam o da yaşamım boyunca bir tek düşüm olduğu, bundan sonra biraz daha, biraz daha güzel yazabilmek’ dediği sözlerinden çıkartabiliriz. Ayrıca başka bir konuşmasında Kemal ‘ipe çekeceklerini bilsem yine yazmaya devam ederdim dediğine şahit oluyoruz. Böyle bir yazardan hangi dilde olursa olsun lâl olmasını beklemek büyük bir haksızlık olmaz mı!

Manevi Babam Yaşar Kemal

“O iyi insanlar o güzel atlara binip gittiler. Demirin tuncuna insanın piçine kaldık”

Musa Anter ile yakın arkadaşlıkları ve birçok Kürt yazarın manevi babası olduğu da neredeyse bütün Kürtler tarafından bilinmektedir. Ama o en çok Kürt edebiyatının temel taşlarından olan Mehmed Uzun’nun manevi babasıdır. Çünkü Uzun, vefat etmeden önce katıldığı bir panelde[2]konuşmasına başlamadan önce Kemal’e manevi babam Yaşar Kemal diye seslenmiştir ve kendi yazarlığının başlama serüvenini Kemal’ in İnce Memed'de ki mecbur insan tanımıyla başladığına değinmiştir. Kendi yazarlığını ise ‘mecbur kalmış bir başkaldırı olduğunu daha fazla aşağılanmamak daha fazla horlanmamak daha fazla kovalanmamak’ için olduğunu söyleyip Manevi babası Kemal gibi bir sonraki romanın da mağlup insanları yazacağını çünkü tarihin mağlup insanlardan söz etmediğini açıklamıştı.

Kemal ise Uzun’a cenazesinde “Ben Kürt asıllıyım ancak Kürt yazarı değilim. Mehmed bir Kürt yazarıdır. İşini her şeyden iyi görmüştür. Kürt romanının dilinin dikenli yolunu açmıştır” diyerek veda etmiştir.

Buradan anlıyoruz ki Kemal Türk edebiyatının babası olarak görülse de onun yüreğinin Kürtlerle olduğu ortaya çıkmakta ve birçok Kürt Edebiyatı yazarlarının ilham kaynağı olmaktadır.

Kürtçede niye çıkmıyor?

Avesta yayınları sahibi Abdullah Keskin’ in Kemal ile anlattığı anısında ‘Bu tarihçiler yanlış yazıyor modern Kürt tarihini, Kürtlerin İlk isyanı Baban isyanıdır.” Dediğini bizimle paylaşan Keskin daha sonra sorduğu araştırdığı farklı kaynaklarda bunun doğru olduğundan söz ediyor. Keskin Yaşar Kemal’i son görüşünde Süleymaniye mirleri, Qelaçolan üzerine konuştuklarını konunun her zamanki gibi kitaplarının Kürtçe çevirisine geldiğinde Kemal’ in ‘Biraz da hiddetli bir şekilde, “Kuro niye çevirmiyorsun kitapları, bu kadar dilde çıktı, en fazla çıkmasını istediğim dilde, Kürtçede niye çıkmıyor?” hesabını sorduğunu aktarmaktadır.

Öcalan ve Yaşar Kemal

Yaşam, umutsuzluktan umut yaratmaktır.

Keskin Yaşar Kemal’in Kürt lideri Abdullah Öcalanl’a bir söz atışmasını da paylaşıyor: Öcalan vakt-ıizamanında “Bazen kendimi edebiyatlaştırsam mı diyorum” dediği bir mülakatta Yaşar Kemal, Yılmaz Güney ve Ahmed Arif’i çok sert ifadelerle suçlamıştı. Yıllar sonra Öcalan bir gazeteci aracılığıyla Kemal’e bir haber gönderir. Nerde olursa olsun kendisiyle görüşmek istediğini iletir. Cevap gene bir gazeteci aracılığıyla çok kısa ve nettir: “Apo tu kurê kerê yî!” Ama cevap da bir o kadar çarpıcıdır: “Erê kek Yaşar, rast e, ez kurê kerê me.” [3]

Baharın barışın kokusunu yaydığı bu günlerde sanki Öcalan kek Yaşar’ının veda edeceğini hissetmişti belki görüşemediler ama Öcalan kek Yaşar’ının kulağına barışı fısıldadı o kara toprağın altına girmeden…

Onu manevi babam olarak gören bir Kürt yazar adayı olarak arkasından okuyabileceğim en güzel duanın sevdiği şiirinden birinin dörtlüğünü Kürtçe’ye çevirip kelimelerini toprağına serpiştirmektir.

Tu can baya, can
Axa reş tu baya.
Ez ji te bi pijiqem
Wek avik ronahî
Wek daristanik reş*

(Yaşar Kemal 2010)
________________________________________ [
1] http://www.haberturk.com/gundem/haber/1048348-iste-muhsin-kizilkayanin-kaleminden-yasar-kemal-yazi-dizisi
[2] Edebiyatçılar Mehmed Uzunu Tartışıyor Bilgi ünv.(17 Şubat 2007)
[3] http://rudaw.net/NewsDetails.aspx?pageid=109414
* “Can olaydın, Can!
Kara toprak sen olaydın.
Senden fışkıraydım,
Aydınlık bir su gibi.
Bir kara orman gibi.”
** Fidan Berfê MİRHANOĞLU Université de Perpignan ( FRANCE)

Ek.Tarihi Sat Mar 07, 2015 10:00 am Gön: Oezer

Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden biz sorumlu değiliz.

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun
 
İlgili Bağlantılar
· Daha fazla Dünya
· Haber gönderen Oezer


En çok okunan haber: Dünya:


Haber Puanlama
Ortalama Puan: 1
Toplam Oy: 1


Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü


Seçenekler

 Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa

 Bu Haberi Arkadaşına Gönder Bu Haberi Arkadaşına Gönder





Bu Site Ali Usta tarafından yapılmıştır.


>Powered by Nuke-Evolution