Anasayfa > Günün Haberleri > Sitene ekle > Arşiv > İletişim > Künye > Reklâm
__________________________________________________________________________________________
Güncel -
Spor - Siyaset - Ekonomi - Medya - Polemik - Dünya - Teknoloji - Sağlık –Kültür Sanat- Eğitim – Röportaj – Reklâmlar

   Üyemiz Değilseniz! Tıklayın   Gesellschaft für bedrohte Völker/PRESSEMITTEILUNG Göttingen   Haşdi Şabi ve Irak’ın 'Kerkük seferi' ne idi ne değildi?   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (11) HER BÎJI KURDİSTAN   Hüseyin Akıncı:Yetersizlik, İhanetin Kapısını Açan Anahtardır   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (09) HER BÎJI KURDİSTAN   Bagdad-Angriff auf Kurden in Kirkuk   Bülent Tekin:YAZAR BÜLENT TEKIN ILE SÖYLEŞI   Son dakika! Barzani'den Kerkük açıklaması   Dr. Cherly Benard:Kürdistan, Amerikan bağımsızlık tecrübelerinden neler öğrenebi   Dr.İsmet Turanlı:Tarihten korkmayanlar, utanmayanlar
Onur Yazarımız

Konuk Yazarlar

Ana Menü
 
Ana SayfaAna Sayfa
    Ana Sayfa

    Konu Başlıkları
    Haber Gönder
    Haberler
Diğer Başlıklar
    Evo UserBlock
    Yazarlar
    Site Haritası
    Haber Arşivi
    Yönetici Notu
    Reviews
    Tavsiye Et
    NukeSentinel
    İletişim Formu
    Sorularınız
Üyeler
    Üye Bilgileri
    Üye Hesabınız
    Üye Listesi
    Üye Grupları
    Özel Mesaj
Birlikte
    Forumlar
    Destekleyenler
    Anket
    Arama
Sayfa İstatistikleri
    Top 10
    İstatistikler
Linkler
    Yararlı Programlar
    Web Siteleri

Arama
 



Bağış - Reklam
Sitemizin yaşaması ve daha iyi bir içerikle yayın hayatına devam etmesi için reklam ve bağışlarınıza ihtiyacımız var. Lütfen Buraya Tıklayarak bizimle ilişkiye geçin... Şimdiden teşekkür ederiz....

Top 10 Links
 

Günün Haberi
 
Bu gün için henüz önemli bir haber yok.

 
Teknoloji
Araştırmacı-Yazar:Şakir Epözdemir:YAVUZ KÖPRÜSÜ-03.06.2013

Barış Sürecinde Yavuz Sultan Selim Han’ın İsmini 3. Boğaz Köprüsüne Vermenin Bir Anlamı olmalı, Sultan’ın Dirayetli ve Kararlı Tutumu Hükümet Tarafından Örnek Alınmalıdır.

Diyelim ki; Habil Hazreti Kâbîlî öldürdü. Hz.Kâbîl’in sevgili çocukları ve taraftarları kin beslediler ve her yıldönümlerinde Kâbîldanîler babacıklarının arkasından matem tutup Habilgileri lanetlediler. Faraza Habil’in nesli tükenmiş olabilirliliği karşısında, o zaman bütün dünya halklarının ağlamaları mı gerekirdi? Yani Âdem Peygamberden bu yana ağlamalı mıydık? 500 sene 1500 sene kin ve nefret yaşatılır mı? Kin insana yakışır mı? İnternetten aldığım Yavuz Sultan Selim’in yaşam Hikayesi şöyledir:

(( Yavuz Sultan Selim 10 Ekim 1470 günü doğdu. Babası Sultan İkinci Bayezid, annesi Gülbahar Hatun'dur. Gülbahar Hatun Dulkadiroğulları beyliğindendir. Yavuz Sultan Selim, uzun boylu, geniş omuzlu, kalın kemikli, omuzlarının arası geniş, yuvarlak başlı, kırmızı yüzlü, uzun bıyıklı ve yiğit bir padişahtı. Sert tabiatlı ve cesurdu. Kuvvetli bir ilim tahsili yapmıştı. Babası Sultan İkinci Bayezid, padişah olduktan sonra, askeri sevk ve devlet idareciliğini öğrenmesi için, Şehzade Selim'i Trabzon Sancağı'na tayin etti. Şehzade Selim, Trabzon'da devlet işlerinin yanında, ilimle uğraşır ve büyük alim Mevlana Abdülhalim Efendi'nin derslerini takip ederdi. Trabzon'u çok güzel idare eden Şehzade Selim'in bu arada komşu devletler de ilişkisi oldu. Valiliği sırasında Trabzon halkını rahat bırakmayan Gürcüler üzerine üç sefer yaptı. En önemlisi olan Kütayis seferinde Kars, Erzurum, Artvin illeri ile birçok yeri fethederek Osmanlı topraklarına kattı (1508). Buralarda yaşayan Gürcülerin hepsi müslüman oldular.))

İşte Şehzademiz 38 yaşına gelene kadar Trabzon’a Valilik yapmış, Gürcüler üzerine 3 sefer düzenlemiş, Artvin’i, Kars ve Erzurum’u Osmanlı mülküne katmış koca bir devlet adamı. O zaman ve o mekânda durum bu şekilde tezahür etmiş. Osmanlılara katılan Gürcüler neden ve nasıl Müslümanlığı kabullenmişler bilemem. Diyelim ki Şehzade Yavuz bu fütuhatı yapmasaydı. Gürcülerin bir bölümü Hıristiyanlıktan Müslümanlığa dönmeselerdi o zaman Sn. Başbakan Erdoğan da Muhafazakâr bir Başbakan olarak sahneye çıkmayacak ve Boğazın 3. Köprüsüne “Yavuz“ ismini vermeyecekti.

Yavuz Gürcülere baskı yaptı diye Tayyip Bey Yavuzu sever, Mustafa Kemal ve İsmet Paşa da Dersim Alevilerine baskı yapmışlar diye, Alevi Canlar da Mustafa Kemali, İsmet Paşayı çok ama çok severler. Mustafa Kemal ve ekibi Dersimde müthiş soykırımları devreye soktuğunda Alevileri Müslümanlaştırmak için yapmadılar. O, 1916 da Silvan da Kolordu Komutanı iken, Çarlık Rusyası Orduları Bitlisi terk etmeye başlamıştı, Bütün Kürt şeyhleri ve aşiret ağaları Bitlisi işgal eden Ruslara karşı topraklarını, dinlerini ve özgürlüklerini savunuyorlardı, dolayısıyla devletin elinde Kürt aşiretlerinin güçleri ve kuvvetleri ile ilgili istatistikler ve istihbarı bilgiler mevcuttu. Sadece Bitlis Bölgesinde değil, Dersimden Hakkâri’ye ye dek bütün aşiretler ve Şeyhler bu savaş münasebetiyle Mustafa Kemal’le adeta kaynaştılar.

Mustafa Kemal Paşa 6 ay içinde bütün Kürdistan da ne var kim var kim yok hepsini gördü ve Şeyh Sait Efendi hareketinden hemen sonra Cumhuriyetin Orduları Tedip ve Tenkil harekâtı adı altında Batmandan başlayarak oradan Reşkotan, Bekiran, Sinıkan ve diğer aşiretleri sindirip Sasona geçti, Sason Hareketi 1935e kadar sürdü. Botan da, Motkan , Hesenan, Heyderan, Sipkan ve Muş ile Bingöl bölgelerinde tedip ve Tenkil operasyonları düzenlendi, Ağrı Kürt Özgürlük hareketi bastırıldı ve Geliyé Zilan da halkın üzerine müşfik cumhuriyet orduları çöktü. Bu çöküş Hulagovarı bir çöküştü.

Geliyé Zilan da, yani Zilan Deresinde yapılanlar, Topal Osman’ın yetkiyi BMM’den aldiği Koçgiri sindirme hareketi ile İsmet paşa ve Mustafa Kemal’in da Dersim üzerine gerçekleştirdikleri katliamlarla eşdeğerdeydi. Yani bu Müslümanlar sadece Alevilere zulmetmediler, Sünnîlere, gayrimüslimlere ve Kürt Yezidilerine de soykırımlar uyguladılar. Ret ve inkar üzerinde bir ulus devleti kurdular ve her şeyi yeniden yaratmaya kalktılar ve Cumhuriyetin 10. Yılında “ On yılda 15 milyon genç yarattık her yaştan “ dediler, biz de buna alkış tuttuk.

Bildim bileli İstanbul da Atatürk Köprüsü ve İnönü Stadı vardır ve daha nice nice Köprülere, caddelere ve saraylara bu paşaların isimleri verilmiştir. 76 yaşındayım, Kimseden itiraz duymadım. Kürtler son zamanlarda Mustafa Muğlalıya itirazları oldu. Özalp’te bir kışlaya verilen Zilan Deresi Katili Kazım Özalp paşaya itiraz ettiler. Bitlis’te Kürt önderlerini Kurşuna dizen ve darağaçlarında sallandıran Bitlis Valisi Kazım Dirik Paşa’nın ismi hala daha Bitlisin caddelerindedir.

Eğer Osmanlıları, İranlıları, Rusları hatta Dünyanın bütün İmparatorlukları ve yayılmacı devletleri tahlil edersek katil olmayan, tertemiz imanı ve vicdaniyle kurtulan yöneticilerin olabileceğini düşünemiyorum.

Bu insanlık tarihinin zalim çarklarının bir gerçeğidir,veya gereğidir. Bu gerçeği olduğu gibi Kabul etmemiz gerekir. Her kes, her millet, her inanç ve farklılıklar kendilerini savunacak çareler aramalılar. Bugün dünyamızda 25.000 kişilik devletler ve otonom statüler vardır. Onların yaşam hakları güvence altındadır. 500 sene önce Osmanlı kuvvetleri Anadolu da, Toros’larda, Maraş’ta, Şah İsmail’den yana tavır koyan yerlerde bir sindirme hareketine girmişler, girişmişler ve kendilerince tehlikeyi bertaraf etmişlerdir.

Anadolu da yaşayan halk, Sünni veya Alevi olsun Osmanlılardan hoşnut değillerdi. Osmanlılar Bati’dan Anadolu ya saldırdı. Yani Anadolu Beylikleri Yıldırım Beyazıt’la tasfiye edilmeye başlandı. O zaman başta Germiyanoğullarının Emirleri olmak üzere – ki bu Emir Kürt’tü ve galiba Yakup Bey olup Yıldırım Bayazid’in Kayın pederiydi – Anadolu’daki Beyler Tatar kökenli Timurlengi imdada çağırdılar. Timurleng Osmanlıları yendiği için, Anadolu halkı gözünde bu Cihan İmparatorunun devamı olan Akkoyunlular, Karakoyunlular ve diğerleri birer kurtarıcı gibi görünmeye başlandı. Anadolu sadece Osmanlıya asker ve vergi yetiştirmeye çalışıyordu. Gerçekten Anadolulu olmak, Türk olmak demek, vatan kurtarıcısı şerefine erişmiş serdengeçti demekti. Hala da böyledir. Son 30 yıldır en çok şehit askerlerin hangi illerde defnedildiklerine hep beraber gördük ve şahit olduk.

Timurleng’ten sonra umutlarını Uzun Hasana bağladılar ve yıllar yılı Şeyh Sefiyeddin Tarikatı tarafından kurtuluşlarının yakın olduğu hakkında umutlandırıldılar. Uzun Hasan 1473’te Erzincan Yassiçimen Meydan Muharebesinde Fatih Sultan Mehmet II.ye yenildi. Yenilmesi Anadolulularca hoş görünmezse de, biz Kürtler için sevindiriciydi. Belki ondan dolayıdır ki hala Fatih’İ severiz, sayarız. O günün şartlarında Uzun Hasan’dan kurtulmak, Seddamdan kurtulmak kadar önemliydi Kürdistan Yönetimleri için..

13 yaşında tahta çıkan, 15 – 20 yaşları arasında Anadolu’dan Ordular örgütleyip Osmanlıya meydan okuyan Şah İsmail’in ideolojik hareketi Şehzade Yavuzu ürküttü, Yavuz babasını tahttan indirdi ve evvela Anadolu’da Şah’a destek olan veya destek olabilecek kesimleri tespit ederek bir şiddet hareketi düzenledi. Katledilen 40.000 kişiyi kim saydı bilemem ama mutlaka kan dökülerek Şah İsmail’den yana olanlar sindirildi. Şüphesiz bir sürü günahsız insanlar da bu arada gitti. Devletlerin, İmparatorlukların, Demokratik veya Faşist yönetimlerin hep yaptıkları budur. Sindirme, söndürme ve bertaraf etme… Özgür yaşamak istiyorsak dünya’nın, Birleşmiş milletlerin ve herkesin meşru bulduğu kendi kendimizi idare etme statümüz olsun, yoksa kıyamete kadar bu şikâyetler, hassasiyetler devam edip gidecektir.

Esas konuya geçelim:

Biz Alevisi - Sunnîsi, Türkü – Kürdü, Arap ve Acemi ile hepimiz Türkiyeliyiz? Eğer cevabimiz evet ise; o zaman bu Türkiye Cumhuriyeti Devleti Osmanlının devamı mi?. Bunun da cevabı evet ise, peki… Size sorarım, Eğer Yavuz iktidarı eline alıp Safevi Devletini alt etmeseydi, Şah İsmail’î durdurmasaydı ne olacaktı?

Diyelim ki Şah İsmail Anadolu ve Dersim Alevileri yanına alarak, Dulkadıroğullarıyla ittifak kurup, Mısır Memluklarıyla stratejik bir cephe ile Osmanlıların yönetimlerine son vererek İstanbul’u ve Osmanlı topraklarını kendi imparatorluğuna katacaktı… acaba diyorum; Anadolu da yaşayan Alevi Türklerin durumları İran Azerilerinin yaşam tarzından farklı mı olacaktı veya Dersim Alevilerinin özgürlükleri Kermanşah Şiî Kürtlerinkinden farklı mı olacaktı. Bu soruyu kendi kendimize sormalıyız. Hepimizin müşterek amacı son derece demokrat, liberal, eşitlikçi ve bütün inanç ve etnik haklara riayet eden Avrupa standartlarında bir Türkiye dir. Bu hedefi her an yakalayabiliriz. Yeter ki tarihimizi irdeleyelim. Ne idik, ne olduk anlayışıyla kimler bizleri bugünlere sürüklediği hakkında bilgi sahibi olalım. Allahın emrettiği gibi “- Ayrı ayrı kavim ve kabilelerden yaratıldık ki, biri birlerimizi tanıyalım.”

Ben bir Sünnî ve Şafiî olarak Alevilerin herhangi bir bölgesinde, ister Dersim de, ister Çorumda olsun, TC devletinden özerklik, federalizm veya bağımsız yaşama haklarını istediklerinde karşı çıkmam, “ vatan bölünüyor” yaygarasında bulunmam ve bölünecek endişesiyle gam yemem. Ben Rize de Lazların, Artvin’de Gürcülerin, Hatay da Arapların özgürlük mücadelelerine sadece saygı duyarım. Gerek inanç ve gerekse otantik bağımsız yaşama istekleri meşrudur. Egemenlik hakkı sadece halkların iradeleriyle onaylanırsa meşruiyet kazanır. Ne zaman Kürt bölgesi de dâhil, bütün bölgelerde sandıklar kuruldu ve inançlarla etnik kesimler şu devlet veya bu imparatorluk şu şartlarla beni idare etme hakkına sahiptir denildi, işte o zaman egemenlik meşru olur. Soruyorum: Bu Demokratik cumhuriyet samimi olarak Kürdistan da böyle bir plebisit yapma cesaretinde bulunabilir mi?

Tarihte, belki de ilk olarak 28 Kürdistan bağımsız statü başkanları kendi iradeleri ile şartlı olarak Osmanlı egemenliğini Kabul ederken, bu önemli antlaşma, Yavuz Sultan Selim’le yapıldı. Yavuz bu antlaşmayı onayladıktan sonra caymadı, koca padişah, sözünde durdu ve Alevi, Sünnî veya Êzîdî farkı gözetmeden damgalı ve imzalı beyaz kâğıtları Mevlana İdris’e göndererek “- Sen oraların ahvalini benden iyi bildiğinden dolayı herkesin hakkı ne ise bu kanunnamelere geçir.” Diyerek 1514 te Amasya da verdiği sözü 1516 da İdris’e gönderdiği bir ferman name ile onayladı.

Kürt-Osmanlı ittifakı olmasaydı Çaldıran da Şah yenilir miydi, yenilmez miydi bilinmez. Bu İttifak olmasaydı Koçhisar Meydan Savaşında Karahan yenilir miydi bilinmez. Arkasından Halep, Şam ve Kahire savaşlarında o şaşaalı zaferler elde edilir miydi bilemem. Bildiğim bir şey varsa Şah İsmail daha önce Kürt Emirlerine ‘evvelden olduğu gibi irsi haklarını’ Kabul edeceğine dair söz Verdi, 12 Kürt önderi kendisiyle ittifak şartlarını görüşmek üzere divanına gittiğinde misafirlerini tutuklatıp şehirlerine ve hazinelerine el koydu, Kürdistan’ı resmen işgal etti. Şah’in yaptığını Yavuzun yaptıklarıyla mukayese edin ve Kürtler neden Osmanlıları tercih ettiğini açık bir şekilde görun.

Alevi kardeşlerimiz saymış ama biz sayamadık. Sadece Cizre üzerine yapılan 3 askeri seferlerde 50.000 kişinin Hıristiyan ve Müslümanlardan katledildiğini Sayın Kemal Burkay ‘Kürtler ve Kürdistan Tarihi” adlı yapıtında belirtiyor. Diyarbakır’ı muhasara eden Karahan’dan kurtulmak isteyen Diyarbakır halkı, Sultan Selime yazdıkları bir arz namede 50.000 Müslüman’ın Diyarbakır da katledildiğini kaydediyorlar. Rakamlar inandırıcı değildir. Ne 40 ne de 50 bin. Olsa olsa bin iki bin olabilir. Ama ne fark eder. Seddam 182.000 sivili halkı ‘’Enfal’ı’’ öne sürerek, yani Kuranı Kerimin Enfal Süresindeki Allahın Emrini yerine getiriyormuş gibi uçaklarla zehirli hardal gazını Kürtlerin üzerine serperek katletti ama Sosyal Demokrat Lider Bülent Ecevit’in canciğer dostu ve arkadaşıydı. Dilerim ki dostlukları devam ediyor ve öteki dünya da beraber kalıyorlardır.

Resmi tarih tezlerine uymayan bu açıklamalarımı sürdürebilirim ama şunu söyleyeyim, Osmanlı İmparatorluğunun 36 tane paşası varsa, Yavuz hepsine bedeldir. Keşke 1520 yılında değil de 1540’ta vefat etse ve İdris ile yan yana o devlete bir şekil, bir nizam verseydiler. O, insan sarrafıydı. Bakınız Trabzon’da Vali iken Selaheddin-i Eyyubi sülalesinden ilim ve irfan sahibi bir çok yetenekli, bilgili insanı Karedeniz Bölgesine taşıdı ve onları Trabzon, Maçka, Vakfıkebir, Beşikdüzü, Araklı, Of, Sürmene, Akçaabat, Tonya, Rize, İkizdere, Kalkandere, Çayeli, Pazar, Fındıklı, Bayburt, Samsun, Ordu, Giresun gibi şehir ve kasabalara yerleştirdi. Aslında İdrissiz bir Yavuz ve Yavuz olmadan da bir İdris’i düşünemeyiz.( * )

Buna göre de Kürtler olmadan Osmanlıların 1920’lere kadar devamlarını düşünmek ne kadar zorsa, Osmanlılar olmazsa Türkiye Cumhuriyetinin de var olmasını hayal etmek o kadar zordur. Bu birlikteliği Yavuz sağladı ve 330 sene o ittifak sözleşmesi yüsrülükte kaldı. Sözleşme şartları din ve mezhep esaslarına bağlı değildi, Çemişkezek’deki Aleviler ile Cizre’deki Sünniler aynı derecede bu ittifaktan yararlandılar ve Cizre Beyliğine 1847 de son verilirken Dersim/Çemişkezek Yönetimlerine 1863’te son verildi.

2013 yılı bu ittifakın 500 yılını dolduruyor. 500 yıl önce bu ittifakı kuran bir önder, bir lider, bir Sultan, 500 yılında ismini bir köprüye vermeyi hak etmiyor mu? Sayın Başbakan Erdoğan’a bir istirhamım var: Lütfen Bitlis Deresinde, bir köprüye, bir Viyadüke Mevlana İdris’in ismini versinler…

Bakınız, Nizami Cedit, reformlar ve Tanzimat fermanlarıyla başlayan ve meşrutiyetlerle Kemalist cumhuriyete ulaşan son 200 yılda Kürtlerin çektikleri eziyet ve işkenceyi ne Aleviler, ne Ermeniler ve ne de Anadolu halkı çekmiştir.

Son 30 yıldır savaş halındaydık. Bugün ‘çözüm” diye bir süreç başladı, barış uğruna İnsani haklarımızı aldıktan sonra her şeyi unutmaya hazırız. Hele hele 500 yıl önce kendi irademizle ittifak kurduğumuz o dirayetli, kararlı ve sözünün eri Sultanın isminin bu köprüye verilmesinde belki de Kürtlerin ve Türklerin, hatta bütün Türkiye halklarının bu adımdan iyi sonuçlar çıkarması gerektiğini düşünüyorum. Belki Yavuz Köprüsü Türkiye mozaiğine barış köprüsü olur diye umut besliyorum.

Sultan Selim’in projesidir beraberliğimizi pekiştiren ve bu noktaya getiren. Bu noktada ‘Demokratik Açılım’ söz konusu ise, Alevi kardeşlerimiz herkesten önce Kürtlerin yanında saf tutmalılar. şuna inanınız ki Madımak kalbimize öyle bir yara açmıştır ki, o mazlumların ve o şehitlerin faili maluma giden binlerce Kürt aydınının yaralarıyla eş değerdedir.Türkiye de demokrasi ancak en büyük kitleyi temsil eden, otantik ve ulusal haklara sahip Kürtlerin ulusal hukukunu teslim etmekle mümkündür. Kürtler haklarına kavuştu mu, herkes hakkına kavuşacak ve bu vatan cennete dönüşecektir.

CHP “- ben sonuna kadar barışı destekleyeceğim” diyeceğine, bir kaç ağacın kesilmesini bahane ederek ergenekoncularla askeri darbeler peşinde koşarken, biz 500 yıl önce bu mozaiğin beraberliğini sağlayan Sultanı reddetme peşindeyiz. Koca bir Sultan, Osmanlı topraklarını 3 – 5 yılda ikiye, üçe katlayan Sultan, bir ağaç kadar değer bulmuyor. Bu ne biçim iş, anlamıyorum.

Bakınız, Sultan Selimin Sultanlık Damgasıyla damgalayıp imzaladığı o beyaz kâğıtlara 10 adet Ekrad Hükümet Sancağı ve 30’a yakın Yurtluk ve Ocak Sancakları yazıldı. Çemişkezek de bu otonom Sancaklardan biriydi. Sayın Erdoğan eğer Yavuz Sultan Selim’in ismini bu köprüye vermişse bence boşuna değildir. Hiç olmasa 500 yıl önceki tarihimizi hatırlamış oluruz ve 500 yıl önce yapılan iyi şeyleri alıp, kötü şeylerden de dersler çıkarırız. Saygılarımla

01.06.2013 - Ankara

---

(*) 1-Yavuz Sultan Selim Hanın Edirne’den İdris-I Bitlisliye gönderdiği Ferman namenin başlığında Mewlana Hakumuddin İdris’i göklere çıkarıyor. Dr. M. Salıh Cuma’nin Berlin Kütüphanesinden aldığı metni Kürtçe olarak aşağdadır. Bitlis Hükümdarı Şeref Han orijinal metni görmüş olacak ki, Sultanın mektup başlığını olduğu gibi şerefnameye almıştır. Kürtçe ve Türkçe 3 örnek vereceğim.

“Héjayé héjayan, Nişana Qencan, Réwîyé Riya Rast, Réberé Kanîyén Ayîné, Bidîtinvané dijwarîyén Oldarîyé, Beré Av û Axé, Hogiré Şah û Siltanan, Nîşana Xelkén Xwedané Yektayî û Perestén wî, Mewlana Şehrezayé Oldarîyé İdrîs, Xwedé Héjabunén bétirbike. “ ( Kitéba bi navé “ Li ser réya azadîya Kurdistané de – Dr.M.S.Cuma – çapa 1.é – çapxana Rewşembiri Hewlér- 1999 – Per : 173 : )

2-Şerefname Nubahar Yayını Çeviren: Abdullah Yegin - Cilt 1 sayfa 445 : Şeref Han’ın tarifi:

“-Bilim alanının suvarisi, başarı kervanının reisi, usul ve füru ilimlerinin uzmanı, kutsi medresenin müderrisi, Bitlis ariflerinin sülalesinden Hekim İdris…”

3- M. Emin Bozarslan’ın Hasat yayını sayfa 479 da daha değişik yaklaşarak M. Salıh Cuma’nin yukarda Kürtçe olarak aldığım metinle uyum sağlayan bir metin sunuyor. Şeref Han’ın tarifi: … araştırma alanının atlısı, başarı yolundaki kervanın reisi, temel kanunları ve detay kanunlarının mütehassisi, düşünülen ve işitilmiş olan defterlerin düzenleyicisi, kutsallık medresesinin müderrisi, Bedlis bilgininin oğlu düşünür İdris. … (*)

(*) İdris’in Sultana gönderdiği arz namesi ile, Sultan Selim’in cevaben gönderdiği fermannamesini - Şakir Epözdemir - 1514 AMASYA ANTLAŞMASI – Kürt- Osmanlı İttifakı ve Mevlana İdris-I Bitlisi –sayfa 149 / 154 e bakınız.

Şakir Özdemir
sakirepozdemir@gmail.com

Ek.Tarihi Mon Jun 03, 2013 10:00 am Gön: Oezer

Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden biz sorumlu değiliz.

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun
 
İlgili Bağlantılar
· Daha fazla Teknoloji
· Haber gönderen Oezer


En çok okunan haber: Teknoloji:


Haber Puanlama
Ortalama Puan: 0
Toplam Oy: 0

Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü


Seçenekler

 Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa

 Bu Haberi Arkadaşına Gönder Bu Haberi Arkadaşına Gönder





Bu Site Ali Usta tarafından yapılmıştır.


>Powered by Nuke-Evolution