Anasayfa > Günün Haberleri > Sitene ekle > Arşiv > İletişim > Künye > Reklâm
__________________________________________________________________________________________
Güncel -
Spor - Siyaset - Ekonomi - Medya - Polemik - Dünya - Teknoloji - Sağlık –Kültür Sanat- Eğitim – Röportaj – Reklâmlar

   Üyemiz Değilseniz! Tıklayın   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (08) HER BÎJI KURDİSTAN     YENİ HABER, NÛÇA NÛ (11) HER BÎJI KURDİSTAN   Musul sorunu demokratik ulus ve ortak şehir yaklaşımıyla çözülür   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (14) HER BÎJI KURDİSTAN   Hüseyin Akinci:Barış Cümlesinin Anlamsızlaştığı Bir Coğrafyadayız   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (12) HER BÎJI KURDİSTAN   Aydın Engin:Bu hukuki değil siyasi bir dava   Diyarbakırlılar:Muhatap alınmasak da barışı istiyoruz   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (11) HER BÎJI KURDİSTAN
Onur Yazarımız

Konuk Yazarlar

Ana Menü
 
Ana SayfaAna Sayfa
    Ana Sayfa

    Konu Başlıkları
    Haber Gönder
    Haberler
Diğer Başlıklar
    Evo UserBlock
    Yazarlar
    Site Haritası
    Haber Arşivi
    Yönetici Notu
    Reviews
    Tavsiye Et
    NukeSentinel
    İletişim Formu
    Sorularınız
Üyeler
    Üye Bilgileri
    Üye Hesabınız
    Üye Listesi
    Üye Grupları
    Özel Mesaj
Birlikte
    Forumlar
    Destekleyenler
    Anket
    Arama
Sayfa İstatistikleri
    Top 10
    İstatistikler
Linkler
    Yararlı Programlar
    Web Siteleri

Arama
 



Bağış - Reklam
Sitemizin yaşaması ve daha iyi bir içerikle yayın hayatına devam etmesi için reklam ve bağışlarınıza ihtiyacımız var. Lütfen Buraya Tıklayarak bizimle ilişkiye geçin... Şimdiden teşekkür ederiz....

Top 10 Links
 

Günün Haberi
 
Bu gün için henüz önemli bir haber yok.

 
Kürtçe
Kitêba çîrokan ya Fatma Savci “Ristika Morîkan” derket -09.01.2013

Fatma Savci piştî “Gulên Qasid” (şi’r, 2006), Xewnên Zîvîn (şi’r / ceribandin, 2007), Bîra Birînê (şi’r, 2010) û “Şewq û Payiz” (ceribandin, 2011) vê carê jî bi kitêbeke çîrokan derdikeve pêşberî xwendevanên xwe:

“Ristika Morîkan”. “Ristika Morîkan” neynikeke şikestî li rihê birîndar yê kurd digire. Neynikeke ku kes nexwaze li sûretê xwe yê winda yê tê de binere…

Ji çîroka “Mûm û Fîstan”

- Diranekî min mabû, ew jî şevê din di xewnereşkekê de weşiya. (Herê nû bala min kişand, diranên wê tune bûn. Ew bê diran bû.) Ev nîşana xebera bê oxiriyê ye. Êdî nizam wê agir bikeve mala diya kê. Min ev qesir ji diranên xwe yên ku di xewnan de ketine lêkir. Diranên min her şev di xewnan de dikevin, beriya kuştinan, piştî kuştinan. Va roj diçe ava, lê hîna nequlibiye sibê wê binefşeke din biçilmise di laşê min de. Ez ev im, jineke ku xewnên wê bê diran in û binefşên laşê wê çilmisî…

…

Çawa dengê xîzîna sîngê hat jinikê, mîna binefşeke bê av xeliya ber bi jêrê. Jina bejinrihanî her du baskên xwe berdan erdê. Min ji rûyê wê yê çilmisî fam kir, çemekî xwînî ji laşê wê herikî…

Mîna mûmeke ku dişewite, goştê canê wê piço piço heliya û dilop dilop niqutî ser erdê. Ez bezîm ku herim pê ve. Min xwest ez xwe bigihijînimê û wê jina xweşik, wê jina dilovan, wê jina ku mûman ji çiçikên xwe pêdixe, wê jina ku kirasan li agir dike û wan werdigerîne keçikan rizgar bikim ji mirinê. Çawa min bi her du destan xwe zer kire newqa wê, canê jinikê yê ji mûmê bi destên min ve zeliqî û bi tilîkên min ve dilop dilop herikî ser axê…

Ji tilîkên min yên zirav hingiv dipale… Xwedêyo qey ev ax ev xak ji hingiv têr nabe?

Fatma Savci

Di sala 1974ê de, li gundê Girêmîra ku li ser Nisêbînê ve ye ji dayik bû. Dibistana seretayî li Girêmîra xwend. Di sala 1992yê de, ji bo raman û çalakiyên xwe yên siyasî hate girtin. Di dawiya sala 2003yê de, ji zindanê derket derve. Hîna li hundir helbestên wê di kovar û rojnameyên kurdî de belav dibûn. Piştî derket kitêbên wê yên helbestan Gulên Qasid, Xewnên Zîvîn, Bîra Birînê û peşxana bi navê Şewq û Payiz ji weşanên Avestayê derketin. Ristika Morîkan kitêba wê ya çîrokan a yekemîn e. Fatma Savci niha li Swêdê dijî, mamostetiya zimanê kurdî dike û xebatên xwe yên wêjeyî di çavê dûrbûneke tîrtir de, li zeman û serdemeke sartir didomîne.

»Ji reklama Ristika morîka

Ristika Morîkan
Fatma Savci
(Çîrok)
ISBN: 978-605-5279-19-6
13×19.5, 96 rûpel
www.avestakitap.com
https://www.facebook.com/wesanenavesta
https://www.twitter.com/avestayayin

Şandiye / Hesen Hüseyin Deniz
hasan2004deniz@googlemail.com

Ali Erdoğan: İçe sesleniş -31.10.2013

71 yıldır hep iyi olmaya çalışıyorum, düşlerimin yaşam bulacağını umarak. İhtiyarlık merdivenlerine tırmanıyorum. 72’ye varmak üzereyim. Tökezlendiğim de olmuştur.

Çünkü artık dizlerim titriyor.

Yazgımızı başkaları belirlemiş, düzene ayak uydurmayanlarınki gibi.

“Yaşamam, ülkümün hayat bulmasına yarar sağlamıyorsa; öldüğümde, cenazemde oluşacak tepki, ülkümün hayata geçmesine bir katkı sunuyorsa; ölmem yaşamamdan daha elvedadır” diyen, yüreği insan sevgisiyle dolu bilgenin yolundan da gidemiyoruz. Hep aynı durakta bekliyoruz. Meğer içimizde büyüttüğümüz hep sessizlikmiş / yalnızlıkmış ve “neme lazım”lıkmış. Gece. Duvardaki saat, üç’e varmak üzere. Böcekler ötüyor. Yine kurbağa sesleri. Yalnızca gurbet yaralarını derinleştiren sesleri onların.

Boşlukta, boşluktayım.

Burası Türkiye!

Düşleri tutsak alınanın yaşamı sahici olur mu? Öte yanda günümüzde düşüncenin bedene çektirdiği acı değil mi, hep yaşadıklarımız?

Acıların çetelesinde her gün kayıt düşürüyor yaralı yüreklere. Gerisi yalan değil mi? İnsanlar riyakâr. Sevgiler, çıkar üzerine. Aşklar günlük. Belki, onlar da yalan. Bir acı gerçek var ki: Yüzler maskeli ve makyaja alınmış. Bilirim gözler, yalan söylemez. Onlarda gördüklerini dillendirir sadece.

Değişemeyen bir şey varsa, o da, yaşamın her evresinde bir arayış hali mevcuttur. Bilebildiğiz kadarıyla ilk oluşumundan bu yana, bu arayış hali devam etmektedir.

Oluşum, zaman ve arayış yolla bir bütünsellik kazandı mı, anlam kazanmaktadır. Yol olmaksızın bir arayışın gelişmesi beyhudedir. Nasıl ki, evren ilk oluşumdan itibaren içerisine girmiş olduğu arayışlarını önce tek hücreli canlılardan çok hücrelilere, bitkilerin hayvanlara ve en son aşaması olan insanla geliştirmek istemişse; insanın kendisi de kendi farkına vardığı ilk andan itibaren oluşumunu tamamlamak için sürekli arayışların içerisine girmiştir. Ve sürekli farklı farklı yollar deneyerek bu oluşumunu daha da anlamlaştırma çabasında olmuştur.

“Gidip de gelmeyen yer yok, yık benim için” diyen Ozan Mahsuni, “Altı da birdir üstü de yerin” diyen şairi doğruluyor bence.

Ölümden korktuğumuz yermiyormuş gibi, bir de Allah korkusu niye aşılanıyor? Bir korku sarmış bedenimizi!

Ders sınavını vermeyeceğimizden korkarız.

Evde kazan kaynatacak bir iş bulamamaktan korkarız.

Trafik keşmekeşinden işe geç kalacağımızdan korkarız.

Çocuğumuz, bir spor ayakkabı istemişti, onu zamanında alamayacağımızdan korkarız.

Eşimiz, başımızın etini yiyor her gün, “bir gün bile beni, bir yemeğe çıkaramadın” diye. Yine bütçenin iki yakası bir araya gelemeyecek. Sözümüzü yerine getiremeyeceğimizden korkarız..

Tornuma vaadim vardı: sınıfını geçersen sana konuşan bebek alacağım demiştim. Sınıfını takdirnameyle geçti. Sözümden duramayacağımdan korkuyorum.

Mahalle bakalından veresiye alışveriş yapıyoruz. Borcumuz çoğalmış. Geçen gün, torun ekmek almaya gitmişti. Bakkal demiş ki: “Dedene söyle, bu ay Borcunuzu ödemezseniz, artık eşya almaya gelmeyin.” O sokaktan geçmekten korkuyorum. Aslında yüzüm tutmuyor.

Tornum İlk okul dörde gidiyor. Okulda dindersi hocası, çocuklara ders verirken, her cümlenin sonunda: “Çocuklar, Allah’tan korkun. Allah’tan korkmayan, küllü kâfirdir. Öldüğünde Cehennemden cayır cayır yanacak” dermiş. Çocuk eve geldiğinde titriyordu. Kucağıma sokuldu. “Dede, birine bir kötülük yaparsak, intikam almak için bize bir kötülük yapacağından korkarız değil mi?” dedi. Afallanmıştım. Evet. Doğru söylüyorsun dedim. Çocuk, “Peki dede, biz Allah’a ne kötülük yaptık ki ondan korkalım?” demez mi?

Aslında bizi korkuya alıştırıyorlar diyemedim. Korkudan korkar olduk.

Dostlar, söylesenize hayat nedir? Nasıl yaşanır?

Ayrılık mı? Acı mı? Istırap mı?

Hep korkularımıza mı sığınacağız? Yoksa yalnızlığımıza mı?

Yaşam pay edilirken, yaşanacak güzel günlerin bir teki bile neden bizlere düşmedi?

Gözlerim masada duran İskoç viskisine takıldı. Bir kadeh alsam yüreğimdeki ateşi söndürür mü?

Daraldığımda Mahsuni’nin bir kasetini teybe kor dinlerim. Yaşadığım şehir, bir zamanlar “Güneş Batmayan İmparatorluğun” başkentidir. Caddelerinden yürürken, insan

kalabalığından omuzlar çarpışır. Sıklıkla “sorry” demek zorunda kalırsın. Orda yürürken Mahsuni’nin “Etrafımdan insanlar çok / Yalınızım dağ başında” mısralarını mırıldarım

Bu yad elde bana tek teselli veren: Yüreğimin en derin yerinde birer gece kondu kuran dostlarımdır.

Saygı ve sevgilerimle...
elbistanliali@fsmail.net

Ek.Tarihi Wed Jan 09, 2013 10:00 am Gön: Oezer

Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden biz sorumlu değiliz.

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun
 
İlgili Bağlantılar
· Daha fazla Kürtçe
· Haber gönderen Oezer


En çok okunan haber: Kürtçe:


Haber Puanlama
Ortalama Puan: 0
Toplam Oy: 0

Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü


Seçenekler

 Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa

 Bu Haberi Arkadaşına Gönder Bu Haberi Arkadaşına Gönder





Bu Site Ali Usta tarafından yapılmıştır.


>Powered by Nuke-Evolution