Anasayfa > Günün Haberleri > Sitene ekle > Arşiv > İletişim > Künye > Reklâm
__________________________________________________________________________________________
Güncel -
Spor - Siyaset - Ekonomi - Medya - Polemik - Dünya - Teknoloji - Sağlık –Kültür Sanat- Eğitim – Röportaj – Reklâmlar

   Üyemiz Değilseniz! Tıklayın   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (13) HER BÎJI KURDİSTAN   PRESSEMITTEILUNG/Nordsyrien: Erdogan droht mit neuem Krieg   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (10) HER BÎJI KURDİSTAN   Çavuşoğlu’dan ‘Dunford’un YPG açıklamasına’ yanıt: Göz yumamayız   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (10) HER BÎJI KURDİSTAN   SİYASET HABER KARIŞIK, NÛÇA NÛ (10) HER BÎJI KURDİSTAN   SİYASİ HABERLER (10)   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (10) HER BÎJI KURDİSTAN   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (10) HER BÎJI KURDİSTAN   Ferhat Sarıkaya diye biri
Onur Yazarımız

Konuk Yazarlar

Ana Menü
 
Ana SayfaAna Sayfa
    Ana Sayfa

    Konu Başlıkları
    Haber Gönder
    Haberler
Diğer Başlıklar
    Evo UserBlock
    Yazarlar
    Site Haritası
    Haber Arşivi
    Yönetici Notu
    Reviews
    Tavsiye Et
    NukeSentinel
    İletişim Formu
    Sorularınız
Üyeler
    Üye Bilgileri
    Üye Hesabınız
    Üye Listesi
    Üye Grupları
    Özel Mesaj
Birlikte
    Forumlar
    Destekleyenler
    Anket
    Arama
Sayfa İstatistikleri
    Top 10
    İstatistikler
Linkler
    Yararlı Programlar
    Web Siteleri

Arama
 



Bağış - Reklam
Sitemizin yaşaması ve daha iyi bir içerikle yayın hayatına devam etmesi için reklam ve bağışlarınıza ihtiyacımız var. Lütfen Buraya Tıklayarak bizimle ilişkiye geçin... Şimdiden teşekkür ederiz....

Top 10 Links
 

Günün Haberi
 
Bu gün için henüz önemli bir haber yok.

 
Röportaj
K.Burkay: Genel af çözümün parçası olacak-13.12.2012

HAK-PAR Genel Başkanı Kemal Burkay, NTV´de yayımlanan 'Bana Söz Ver'de “Kürt sorun”u ve çözüm sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Burkay, "Barışa ulaşacaksak, genel af mutlaka gündeme gelecek.

Bu çözüm sürecinin parçası" diye konuştu. Kemal Burkay, Öcalan'ı da kapsayacak bir genel affın çözüm sürecinin bir parçası olacağını söyledi. Burkay, geçtiğimiz günlerde kaleme aldığı 'Abdullah Öcalan'ın hapisten çıkacağını ve Meclis'e gireceğini' öngören yazısıyla tepki çeken Mehmet Ali Birand'a destek verdi. Bu ortamda genel affın konuşulmasının bile insanları huzursuz ettiğini kaydeden Burkay, şunları ifade etti: "Bu sorun bir çözüm sürecine girerse; silahların susması, anayasal hakların tanınması, Kürt kimliğini de kapsayacak şekilde yeni bir vatandaşlık tarifi ve yerinden yönetim ilkesi ki bunun çeşitli biçimleri vardır.

Biz federal çözümü savunuyoruz. BDP kesimi özerklik istiyor. Anayasa'yı öyle bir düzenlemeliyiz ki, otonomi mi olur federasyon mu olur...

Bunlara açık olunması gerekir. Bu başarılı olursa PKK silah bırakır. Bırakmasa bile etkisiz hale gelir, bütün desteğini kaybeder. Çözüm için bunların yapılması lazım.

Böylesine bir çözüm sürecine girilince ister istemez bir siyasi af gündeme gelecektir. Ve bu adım atılır, doğaldır da. Siz böyle büyük bir sorunu çözecekseniz, bu ülkeye barış getirecekseniz, demokrasi getirecekseniz, bu barışın hatrı için elbet o adımlar da atılır, genel af çıkarılır. Bunda şaşırılacak bir şey yok. Geçmişte çok genel aflar yaşandı. Ortamı ve siyaseti normalleştirmek için. Şimdi Türkiye eğer böyle büyük bir sorundan kurtulacaksa, barışa ulaşacaksa buna değer. Yani o zaman ortam da yumuşar.

Şimdi genel af dendiği zaman pekçok insanda belki tepki yaratıyor. Şaşırtıcı geliyor. Ama bence Birand'ın söyledikleri normal. Ben de öteden beri bunu söylüyorum.

Biz eğer, barış ve demokrasiye ulaşacaksak bir genel af mutlaka gündeme gelecek ve bu da çözüm sürecinin bir parçası olacak."

Burkay, KCK'nin kuruluş aşamasında MİT'in aktif rol oynadığını da söyledi.

KCK içerisinde bin tane MİT elemanı var olduğunun Balyoz Davası belgelerine, medyaya yansıdığını hatırlatan Burkay, "Bu demektir ki; bu örgütler birlikte yapıldı. Böyle bir şey varsa devlet bundan sorumludur." dedi. NTV’de Gülay Avşar'ın sunduğu "Bana Söz Ver" programına katılan HAK PAR Genel Başkanı Kemal Burkay, BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş'ın "KCK operasyonlarının Ergenekonvari bir yapı tarafından yönetildiği" iddiaları ve KCK operasyonlarını nasıl değerlendirdiğinin sorulması üzerine, KCK'nın son 8-10 yılda, yani Abdullah Öcalan'ın yakalanıp İmralı'ya konmasından sonra ortaya çıktığını, daha önce böyle bir yapının olmadığını ifade etti.

İllegal ve silahlı bir PKK'nin var olmasının yanında, öte yandan BDP, belediyeler gibi demokratik yapıların da KCK içine girmesine bir mana veremediğini belirten Burkay şunları söyledi: "Şimdi KCK'ya neden ihtiyaç duyuldu: KCK'ya dikkat ederseniz başında Kandil'deki en üst düzey komutan Murat Karayılan var. Bu illegal bir yapı. İçinde rahatça siyaset yapılan BDP'de, belediyelerde siyaset yapanlar buralara kanalize edildiyse bu çok büyük bir yanlış. Bu insanları kriminalleştiriyor. Öte yandan KCK'nın içinde çok sayıda MİT ajanı olduğu söyleniyor. Hatta bin rakamından söz edildi. Medyaya yansıdı, doğrusu bu bizi de şaşırttı. Yani biz tahmin ediyorduk. Bir ara Balyoz davasında dışarıya yansıyan bir belge vardı. Orada Öcalan'ın avukatlarından biri Genelkurmay'ın temsilcisi ile oturuyor. Bu 2000'li yılların başında, Öcalan'ın yakalanmasından sonra olan bir şeydi. O belgeye göre orada aralarında şöyle bir konuşma geçiyor: Avukata deniyor ki; (Genelkurmay'ın 50 tane genç subayını PKK'nın ve diğer demokratik kurumların içerisine kilit noktalara yerleştirelim. Avukat da diyorki; Tamam yapalım ama ben tek başıma olmayayım, yanımda bir kişi daha olsun.) Bu çok ilginç bir şey, medyaya da yansıdı. Ama fazla da üzerinde durulmadı. Ama ben bunu unutmadım. Balyoz davasında bir belgeydi bu. Bu ne demek: 50 tane genç subayı PKK'nın ve diğer demokratik kurumların kilit noktasına yerleştiriyorsunuz. Sonradan KCK operasyonları yapılanca ortaya çıktı ki; KCK olayı, aynı zamanda MİT'in aktif rol oynadığı bir yapı. Bin tane MİT elemanı var, bu ne demektir. Bu demektir ki bu örgütler birlikte yapıldı. Böyle bir şey varsa devlet bundan sorumludur. Sadece bu örgüte girmişleri BDP'lileri, belediye başkanlarını, belediyelerde görev yapan meclis üyelerini suçlamak haksızlık olur. İllegal örgüte girmelerinden dolayı hataları var. Bunu kabul etmek lazım. Yani ortada yasalara uygun olmayan bir durum, suç var. Öte yandan bu MİT ile birlikte kotarılan bir şey. Nedir? PKK'yı, Kürt hareketini kontrol etmek için. Yani devletin öteden beri yaptığı, uyguladığı bir yöntem bu. Bana göre hükümet bunu biliyor. Hükümetin bunda sorumluluğu olmasa bile. Bence KCK oluşturulurken AK Parti Hükümeti duruma hakim değildi."

Demirtaş'ın "KCK operasyonlarının Ergenekonvari bir yapı tarafından yönetildiği" görüsüne kendisinin de katıldığını belirten Burkay, Demirtaş'ın ayrıca şunu da söylemesi gerektiğini belirterek; "KCK'ya gerek yok. Ben bunu söylüyorum açık bir şekilde. KCK'ya gerek yoktu. KCK oluşurken belediye başkanlarının, meclis üyelerinin, BDP'lilerin orada işi ne? Yani legal politika yapanların orada işi ne? Dolayısıyla devlet bu işi PKK içindeki belli unsurlarla birlikte bu işi organize ettiyse devletin ciddi bir hatası var. Bu bir skandaldır. Bu adeta uyuşturucu şebekesini yakalamak için içerisine polis sokmak, onun vasıtasıyla eylem yapmak gibi bir şey. Şimdi KCK olayı karşılıklı, devlet ve BDP'nin yaptığı hataların bir düğümüdür. Bundan nasıl çıkacağız, buna bakmamız lazım. Ben KCK operasyonlarını da doğru bulmadım. Buna salt hukuk açısından bakmamak lazım. Bu bir siyasi sorundur. Orada binlerce insanı alıp içeri tıkmak, cezalandırmak sorunu çözmüyor. Dokunulmazlıkları kaldırmak da sorunu çözmüyor. Siyasi bir yaklaşım gerekiyor. Siyasi yaklaşım da sırf baskıyla, tutuklamayla, yargılamayla olmaz. Bir uzlaşma, diyalog gerekiyor. Sonunda Kürt sorunu böyle çözülür. Öyle bir yapalım ki KCK davaları ortadan kalksın, dokunulmazlık meselesi de ortadan kalksın, hatta öyle yapalım ki dağdaki insanlar silah bırakabilsin."

"ULUDERE OLAYINI HÜKÜMET ARAŞTIRMALIYDI"

Burkay, Roboskî´de olayının aydınlatılmadığını, Türk hükümetinin de olayın üzerine gitmediğini söyledi. Neden gitmediği hususunda çeşitli yorumların olduğunu belirten Burkay, "Bence hükümet darbecilerin üzerine gittiği, askeri vesayetin üzerine gittiği gibi Uludere'nin üzerine gitmedi. Uludere'de ciddi bir yanlış yapıldı. Yanlış bir istihbarat alındı. 'Bahoz Erdal Türkiye'ye geçiyor' denildi. Böylesine yanlış bir istihbarat geldi."

Yanlış istihbaratın büyük bir ihtimal ile PKK'nin içerisinde bulunan istihbarat elemanlarından geldiğini öne süren Kemal Burkay,"Yanlış bir istihbarat verildi. Yanlış istihbarata uygun olarak orası bombalandı. Ama bu olay kamuoyuna açıklanamadı. Bence açıklanması gerekirdi. Çünkü bunu yapanlar öncelikle hükümeti köşeye sıkıştırmayı hedefliyorlardı, bu bir. İkincisi, gerilimi artırmak istiyorlardı. Yani bu çatışma ortamı devam etsin, diyalog ortamı sabote edilsin, bu hep yapılıyor."

"HÜKÜMETİN ULUDEREYİ AYDINLATMAMASI, EN BAŞTA KENDİSİNE ZARAR VERİYOR"

Seçimlerden sonra bir yumuşama beklendiğini, diyalog ortamının gelişmesinin beklendiğini, yeni bir anayasanın yapılmasının gündemde olduğunu, BDP ve AK Parti'nin seçimlerde başarıyla çıktığını hatırlatan Burkay, "BDP parlamentoda yeni anayasanın yapılmasında çok önemli roller oynayabilirdi. Ama boykot etti. Bu bana göre çok ciddi bir yanlıştı. Bunun arkasından PKK tarafından Duran Kalkan'ın belirlediği halk savaşı stratejisi gündeme kondu. Yani biz bir halk savaşı ile AK Parti iktidarını yıkacağız. Konan hedef de çok ilginç. Halk savaşı stratejisinde; 'Zaten ordu da hükümetten rahatsız, Suriye ve İran da Türkiye'ye karşı. Yani müttefikler çok.' Duran Kalkan'ın halk savaşı stratejisine göre PKK'nın müttefikleri çok. İçeride ordu, dışarıda İran ve Suriye var. Bu nasıl anlayıştır. PKK ve BDP kesimi bakımından yapılması gereken bu değildi. Yapılması gereken seçimlerden sonraki ortamı iyi değerlendirmekti. BDP parlamentoda iyi bir anayasa çalışması yapmalıydı, bunu yapmadı. PKK'da bir çatışma ortamı yarattı. Hükümette bu ortamda ustaca davranmadı. Hükümet Uludere olayını aydınlatamadı, sorumlularını cezalandıramadı. Belli ki hükümetin bunu aydınlatamamasında bir adım atamamasında bir sorunu var, ama bu yanlış. Bu en başta kendisine zarar veriyor."

NTV´de yayımlanan 'Bana Söz Ver'

.
Hevpeyvîn: Seyîdxan Kurij K.Burkay:'Em statûyek mîna Kurdistana Başûr dixwazin' -13.12.2012

HAK-PAR Genel Başkanı Kemal Burkay, NTV´de yayımlanan 'Bana Söz Ver'de “Kürt sorun”u ve çözüm sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Burkay, "Barışa ulaşacaksak, genel af mutlaka gündeme gelecek.

Enqere (Rûdaw) – Serokê nû yê HAK-PARê Kemal Burkya di hevpeyvînek ligel Rûdawê de diyar kir ku ew li bakurê Kurdistanê statuyekî mîna ya başurê Kurdistanê dixwazin. Burday derbarê grevên birçîbûnê de jî dibêje: “Daxwazên çalakvanên grevê di cih de ne, meşrû ne. Divê hikûmet guh bide deng û daxwazên wan.”

‘Min ti caran dest ji siyasetê berneda’

Rûdaw: Beriya her tiştî ji bo serokiya HAK- PARê em pîrozbahiyê li we dikin. Min berê li derveyî welêt gellek caran di civînan de li we guhdarî kir û em bi hev re peyivîn. We nedixwest êdî aktîv siyasetê. Gelo çima hûn bûn serokê partiyeke siyasî?

Kemal Burkay: Ji bo pîrozkirinê spas dikim. Piştî ku min dest ji serokiya PSKê berda, ango ji sala 2003yê vir de, êdî niyet û daxwaza min tine bû ku carek din serokatiya rêxistineke din bikim, an jî di qiyada wê rêxistinê da cih bigirim. Lê min ti caran dest ji siyasetê berneda. Ango piştî wê jî min di warê siyasî de nivîsand, di gellek semîner û konferansan de beşdar bûm û axivîm. Her wisa jî min HAK-PAR, ango Partiya Maf û Aazadiyan, nêzi xwe didît û tim digot ‘dema biçim welêt ezê bibim endamê HAK- PARê’. Di vegerê de min wiha jî kir. Ne şert bû ku bibim serokê wê.

Lê piştî veger û endametiyê, hevalan ji min xwestin ku bibim serokê partiyê, dilê wan razî nebû ku wek endamekî sade karê xwe bikim. Bi rastî ez jî tê gihiştim ku wek serokê partiyê dikarim roleke baştir bilîzim, em tevlî hevalan dengê partiyê baştir bidin bihîstin û xurt bikin. Bona vê yekê, her çiqas ew kar di vî emrî de ji bo min giran be jî, min milê xwe da bin vî barê giran û çi ji destê min hat ezê bikim.

‘Du wezîren tirk xwestin min bibînin û me hevdu dît. Ma ew curm e?’

Hin derûdoran vegera we ya welêt wek projeyeke AKPê nîşan dan. Ji aliyê din hevditîna we bi wezîrên Tirkiyeyê û wêneyê we di bin ala Tirkiyeyê de hat rexne kirin.

Ev gotina ku vegera min projeya AK Partiyê ye, derew û buxtan e. Herçî kesê ku min baş nas dike û bi wîcdan e, guh nade gotin û buxtanên wiha. Belê, du wezîren tirk xwestin min bibînin û me hevdu dît. Ma ew curm e? Mirovê ku qimetê bidin min û bixwazin min bibînin, ezê jê aciz bim? Wextekî Ocalan çi digot: “Qet nebe, çawîşekî bişînin ku em hevdu bibînin…”

Ala tirkî li buroya wezîr û li salona otêlê hebû û me û weziran li wê buro û li wê salonê qise kir. Gelo li Stenbolê, dema ligel wezîrekî tirk qise dikim, ezê bêjîm vê alê rakin? Ev tişt li kû derê dinyayê hatiye dîtin? Ma di kongreya BDPê ya dawî de ala tirkî nehatibû bilindkirin? Ma ew û hevalbendên wan ên çep ku min ji bo vê yekê gunehkar dikin, ne li Meclîsa Tirk in û her roj li wir di bin ala Tirkiyeyê û li ber timsalê Ataturk de qise nakin? Quran jî him kitêba pîroz a Misilmanan e, him jî ewa ku diyariyê min kirin wergera quranê ya kurdî bû. Ez çima jê aciz bim? Bavê min jî tim Quran dixwend û li gundê me, di dîwarê mala me de, hîn jî heye. Eger yek încîl an tewratekê jî diyariyê min bike, ez şunda venagerînim, ango vê bêhurmetiyê nakim. Ewên ku van tiştan dibêjin yan ji siyasetê û ji mirovatiyê ti tiştî fêm nakin, yan jî mirovên zikreş in.

Serokbûna we ya HAK–PARê ji bo tevgera kurdî tê çi wateyê? Bi kîjan motîvasyon, bi çi plan û projeyek hûn bûn serokê HAK–PARê? Piştî kar û xebateke veşartî li welêt û sirgûniyeke wisa dirêj, ango piştî 40 salî, ku îro ez dîsa li welêt im, di partiyeke eşkere (legal) de kar dikim û bûm serokê wê, ew ji bo tevgera kurdî guhertineke gellek giranbuha û erênî nîşan dide. Her wisa jî ez di televizyonên Tirkiyeyê de li ser pirsa kurdî dikarim bi serbestî qise bikim û gellek rojname bi min re hevpeyvîn çêdikin û bîr û baweriyên min li ser pirsa kurdî diweşînin. Divê em ferqa duh û îro bibînin û li gor wê siyaseteke bi aqil birêvebibin. Daxwaz û armancên HAK-PARê di bernameya wê de hatiye nişankirin. Ezê bernameyeke teze daneyînim pêşiya wê. Ezê li gor vê bernameyê kar bikim.

‘HAK-PAR çareseriya pirsa kurdî di federaliyê de dibîne’

Bi taybetî ji bo tevgera kurdî û bi giştî ji bo siyaseta Tirkiyeyê cîhê HAK-PARê çi ye?

HAK-PAR xwedî daxwaz û bernameyeke taybet e. Berî her tiştî çareseriya pirsa kurdî di federaliyê de dibîne. Ango em statûyekê dixwazin, mîna Kurdistana Başûr. Em dibêjim bila zimanê kurdî jî bibe zimanê fermî digel tirkî.

Metodên kar û xebatê yê HAK-PARê jî malûm e. HAK-PAR metodên aştîxwaz dane pêşiya xwe û dibêje ku ne bi rêya şer û pevçûnê, lê bi rêya siyasetê û bi danûstendinê ev pirs çareser dibe. Ango bila şer bisekine, êdî xwîn nerije. Her wisa jî HAK-PAR ji bo demokratiyeke himçax kar dike, him ji bo Tirkiyeyê him jî bo Kurdistanê. Wek nimûne, em dijî neheqiya li ser Elawiyan,

Êzdî û Xaçparêza ne, em dijî neheqiya li ser jinan jî kar û xebat dikin.

HAK-PAR kîjan çîn û grûbên civakî temsîl dike?

HAK-PAR ji ber ku partiyeke azadîxwaz û demokrat e, di nav refên wê de ji hemû azadîxwaz û demokratên kurd re cih heye; ango çi sosyalîst û sosyal-demokrat, çi lîberal û oldar (dîndar).

‘Dema Kurd yek bin û daxwazên xwe bilind bikin, ti hêzek nikare li pêş wan bisekine’

We di axaftina xwe ya komcivîna HAK–PARê de anî ziman ku divê PKK çekan berde. Serokwezîrê Tirkiyeyê jî heman tiştî dibêje. Gelo eger PKKê dest ji şerê çekdarî berda, hikûmeta tirk bi xwe wê mafên Kurdan nas bike?

Ez nabêjim ku dema PKK dest ji şerê çekdarî berde, dewleta tirk jî hazir e vê meseleyê çareser bike. Na, ez dibêjim bi rêya şerê çekdarî mesele çareser nabe. Ew tecrûbeya me ya berê li aliyekî, lê tecrûbeya van 30 salên dawî jî vê yekê nişan dide. Çareserî dîsa bi kar û xebata miletê kurd dibe. Lê divê ew kar û xebat bi rêbazên siyasî û aştiyane bibe. Hejmara Kurdan di nav sinorên dewleta tirk de digihîje 25 milyonî. Dema Kurd yek bin û daxwazên xwe bilind bikin, bicivin, bimeşin, ti hêzek nikare li pêş wan bisekine. Him gelê tirk bi xwe, him jî dinya wê mil û piştgiriyê bide wan. Li Kurdistana Başûr jî siyasetmedarên xwedî tecrûbe, wek birêz Mesûd Barzanî û birêz Celal Talebanî, vê yekê dibêjin. Ango dibêjin ku di rewşa herêmê û dinyayê ya îro de metoda rast ev e.

‘Daxwazên çalakvanên grevê di cih de ne, meşrû ne. Divê hikûmet guh bide deng û daxwazên wan’
Nêrîna we derbarê greva birçîbûnê de çi ye? Ji bo ku ew çalakî were sekinandin hewceye çi were pêkanîn? Daxwazên çalakvanên grevê di cih de ne, meşrû ne. Divê hikûmet guh bide deng û daxwazên wan. Lê pêkanîna hin daxwazan girêdayî guhertina destûrê ye, ew jî ne tenê di destê hikûmetê de ye, dem dixwaze; ango hikûmet eger bixwaze jî nikare di heman demê de bi cih bîne.

Digel vê yekê jî, çalakiyeke wiha, ango xwebirçîhiştin bo demeke dirêj xetereke mezin e ji bo çalakvanan; ew dikarin bimirin, yan jî seqet bibin. Bona vê yekê ev çalakiyên wiha divê negihijin wê dereceyê. Wan dengê xwe dan bihîstin û hikûmetê ji helwesta xwe nerm kir, haziriyê dike ku hin daxwazên wan bi cih bîne. Hingê divê ew jî êdi dev ji vê grêva birçîbûnê berdin.

‘Nimûneyek wek “xweseriya demokratîk” tine’
We di axaftina xwe ya komcivîna HAK–PARê de got ku îradeya BDPê nîne û têgeheke wek “Xweseriya Demokratîk” di lîteratûra siyasî de nîne.

Raya giştî baş dizane ku hevalên HADEPê, piştî wê jî BDPê siyaseta xwe li gor daxwazên Ocalan birêvebirin û dibin. Dibêjin “ew îrada me ye”. Ma ev yek ji bo partiyekê ne şaş e? Ji bo çareseriya pirsên etnîkî nimûneyên li dinyayê ev in: Dewleteke serbixwe-cuda, yan jî herêmeke federal, an jî xwemuxtarî (otonom). Heya niha formek bi nav, ya jî nimûneyek wek “xweseriya demokratîk”, an jî “otonomiya demokratîk” tine. Di ser de jî ew heval dibêjin “erd ne lazim e, sinor ne lazim e, al ne lazim e, zimanê fermî jî dîsa bila zimanê tirkî be!” Gelo ev çi ye? Eger federalî, yan otonomî be, divê le ser erdekî be, herêmek be, ango sînorên xwe, ala xwe hebe. Çima li Kurdistana otonom kurdî nebe zimanê fermî? ‘Ji bo rojavayê Kurdistanê federalî çareseriya herî başe’ Hûn hertim li ser Sûriyê jî dinivisîn. Ji bo çareseriya pirsgirêka Sûriye hûn çi difikirin?

Ez dibêjim bila Sûriye bibe welatekî ademî merkezî. Federalî çareseriya herî baş e. Kurd jî li bakûrê Sûriyê, ango li Kurdistana

Rojava, herêmeke federal ava bikin. Tirkiye ji vê yekê ditirse, divê netirse. Her wisa jî divê PYD bi rêya silehan zextê li Kurdên Rojava neke, pêwendiyên aştiyane û demokratîk di nav Kurdan de hebe, daku di navbera wan de xirabî çênebe û ew bikaribin biserkevin.

seyidxan12@googlemail.com

Ek.Tarihi Thu Dec 13, 2012 10:00 am Gön: Oezer

Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden biz sorumlu değiliz.

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun
 
İlgili Bağlantılar
· Daha fazla Röportaj
· Haber gönderen Oezer


En çok okunan haber: Röportaj:


Haber Puanlama
Ortalama Puan: 5
Toplam Oy: 1


Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü


Seçenekler

 Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa

 Bu Haberi Arkadaşına Gönder Bu Haberi Arkadaşına Gönder





Bu Site Ali Usta tarafından yapılmıştır.


>Powered by Nuke-Evolution