Anasayfa > Günün Haberleri > Sitene ekle > Arşiv > İletişim > Künye > Reklâm
__________________________________________________________________________________________
Güncel -
Spor - Siyaset - Ekonomi - Medya - Polemik - Dünya - Teknoloji - Sağlık –Kültür Sanat- Eğitim – Röportaj – Reklâmlar

   Üyemiz Değilseniz! Tıklayın   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (13) HER BÎJI KURDİSTAN   Ayşe Tarihçi Hür: 'Erken' ve 'baskın' değil seçimin gasp edilmesidir   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (10) HER BÎJI KURDİSTAN   CHP'li Bekaroğlu'ndan ittifak açıklaması:'İYİ Parti'nin HDP şartı'   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (10) HER BÎJI KURDİSTAN   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (10) HER BÎJI KURDİSTAN   Fatih Portakal’dan ‘Beyaz’a ‘Ayşe öğretmen’ tepkisi: Vicdanı rahat mı?-   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (10) HER BÎJI KURDİSTAN   Mim Yavuz Binbay:BEYT-NAHREYN ARAP-ARAMİ BİRLİĞİ ERKEN SEÇİM DEĞERLENDİRMESİ   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (10) HER BÎJI KURDİSTAN
Onur Yazarımız

Konuk Yazarlar

Ana Menü
 
Ana SayfaAna Sayfa
    Ana Sayfa

    Konu Başlıkları
    Haber Gönder
    Haberler
Diğer Başlıklar
    Evo UserBlock
    Yazarlar
    Site Haritası
    Haber Arşivi
    Yönetici Notu
    Reviews
    Tavsiye Et
    NukeSentinel
    İletişim Formu
    Sorularınız
Üyeler
    Üye Bilgileri
    Üye Hesabınız
    Üye Listesi
    Üye Grupları
    Özel Mesaj
Birlikte
    Forumlar
    Destekleyenler
    Anket
    Arama
Sayfa İstatistikleri
    Top 10
    İstatistikler
Linkler
    Yararlı Programlar
    Web Siteleri

Arama
 



Bağış - Reklam
Sitemizin yaşaması ve daha iyi bir içerikle yayın hayatına devam etmesi için reklam ve bağışlarınıza ihtiyacımız var. Lütfen Buraya Tıklayarak bizimle ilişkiye geçin... Şimdiden teşekkür ederiz....

Top 10 Links
 

Günün Haberi
 
Bu gün için henüz önemli bir haber yok.

 
Medya
01) Oral çalışlar: 'Yeni Kürdistan'a 'eyvallah' diyebilmeliyiz...-27.07.2012

Türkiye, Kürt coğrafyasının en modern ve en özgürlükçü katmanını oluşturan 'Türkiye Kürtleri'yle bir an önce barışmalı.

Başbakan Suriye’deki son gelişmeler üzerine “Suriye’de Kürdistan’a eyvallah diyemeyiz” şeklinde bir değerlendirmede bulundu. Bu cümle, Türkiye’nin “geleneksel yaklaşım”ını çok iyi özetliyor.

Suriye’deki Kürtlerin, nasıl yaşayacaklarına, hangi ideoloji ve düzeni seçip seçmeyeceklerine Türkiye değil kendileri karar verecekler…

Benzer değerlendirmeler Irak Kürdistan’ı özerkleşirken de yapılmıştı. “Türkiye’nin sınırında özerk bir Kürdistan’a tahammül edemeyiz” dendi, hayali “kırmızı çizgi”ler çizildi. Şimdi Barzani dostumuz…

Türkiye Kürtleri, bölgenin öncüleri

Şam’ın etkisini yitirmesiyle birlikte, Kürtler üzerinde dört ülkede kurulmuş olan “kontrol mekanizması”, biraz daha zayıfladı. Dört ülkedeki (Türkiye, İran, Irak, Suriye) Kürtler arasındaki ilişki, yakın geçmişe kıyasla çok daha yoğun. Özellikle Irak Kürdistan’ı ile Türkiye’deki Kürtler; ticari, sosyal, siyasi, kültürel bakımdan geçmişle kıyaslanamayacak ölçüde temas içindeler.

Kürtler bu siyasi coğrafyada artık geçmişten farklı bir konumda yer alacaklar. Kimliklerinin yok sayıldığı, ezilip köşeye itildikleri dönemi belki de bir süre sonra sadece bir tarih olarak hatırlayacağız. Dört ülkedeki Kürtler birbirlerinin kardeşi ve akrabası. Çok farklı bir dönemece girildiğinin de bilincindeler.

Bunu en çok fark etme yeteneği Türkiye Kürtlerinde. Eğitim, yaşam tarzı, kültürel-ideolojik birikim, küresel etkinlik, medya (ve hatta “sosyal medya”) gücü gibi açılardan en geniş olanaklara sahip olanlar onlar. En kalabalık olan yine onlar…

Kimliği reddederek nereye kadar?

Bölgedeki çoksesliliği ve demokratikleşmeyi en iyi anlayabilecek ve ona en çok ihtiyaç duyan da onlar... Türkiye Kürtlerinin sahip oldukları siyasi birikim (Türkiye’nin “60 yıllık demokrasi yolculuğu”nu onlardan bağımsız olarak değerlendiremeyiz) bu bağlamda belirleyici olabilir.

Kimlik sorununda Türkiye’nin karnesi hâlâ kırık. “Kürtçeyi eğitim dili olarak kabul ederiz-etmeyiz” söylemlerinin ötesine geçemiyoruz. Türkiye Kürtlerinin önemli bir ağırlığının otoriter tercihlere yönelmesinin arka planında, Türkiye’deki bu yanlış inat var.

Devlet şiddete, inkara ve imhaya başvurdukça, Kürtler içinde de, şiddet eğilimi kendine daha geniş alanlar açtı. Özgürlük ve kimlik mücadelesi yürüten Türkiye Kürtleri, bir anlamda, “otoriterliğin hegemonyası” altına düştüler. Bir yanında özgürlük, bir yanında sertlik olan ikili bir mücadelenin kıskacı içinde çıkış yolu arıyorlar.

Devlet zihniyeti, zora geldikçe bazı haklardan söz edip sonra süreci sürüncemede bırakmayı, süründürmeyi bir marifet zannediyor. Bu kez, gerçekten, “idare etme dönemi”nin sonuna yaklaşıyoruz.

Türkiye, Kürt coğrafyasının en modern ve en özgürlükçü katmanını oluşturan “Türkiye Kürtleri”yle bir an önce barışmalı. Dört bölgedeki Kürtlerin hakkını hukukunu, kimlik taleplerini en önce Türkiye Cumhuriyeti savunmalı.

Bölgedeki “etkin Türk dış politikası” iddiası, ancak bu şekilde bir anlam kazanabilir. Türkiye’nin kendi Kürtleriyle gerçekten kucaklaşabilmesi (ve onların evrensel özgürlük taleplerine, kimlik taleplerine karşılık vermesi) halinde, sadece Kürtlerin yaşadığı dört ülkede değil, Ortadoğu’nun genelinde birçok denge yeniden şekillenebilir.

Barışın gerçekten hissedilebilir hale geldiği, yıkıcı değil yaratıcı enerjilerin açığa çıkmaya başladığı yeni bir yolculuk başlayabilir. Kürtlerin her özgürlük hamlesinin, bizim korkumuz olmak yerine mutluluğumuz haline gelmesi doğallaşabilir.

Son olarak da, hâlâ heyecanla “KCK tutuklamaları”nın peşinde koşturan, “Daha fazla tutuklama yapalım” diyenleri gördükçe şaşırıp kaldığımı belirtmeliyim. Artık yeni bir döneme geçtik farkında mısınız? Radikal

02) Ergenekon'da sürpriz tanıklar!-26.07.2012

Ergenekon Davası'nda tanık olarak ifadeye çağıralacak isimler arasında Hilmi Özkök ve Mehmet Eymür de var...

Ergenekon Davası'nda sürpriz tanıklar!
Ergenekon Davası'nda sürpriz isimler tanık olarak ifadeye çağıralacak. AHT Muhabiri Zülfikar Ali...

AHT muhabiri Zülfikar ALİ AYDINSilivri'den bildiriyor....

Ergenekon Davası'nda mahkeme emekli Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök ile kapatılan MİT Kontr-Terör Dairesi eski Başkan vekili Mehmet Eymür ve AK Parti Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar'ın da aralarında olduğu 17 ismi tanık olarak dinleme kararı aldı.

Silivri Cezaevi'nde İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nce görülen davanın bugünkü 209'ncu duruşmasında ilk olarak "Kocaeli Çetesi" olarak bilinen suç örgütünün lideri olmakla suçlanan Mehmet Hadi Özcan tanık olarak dinledi. Özcan'ın dinlenmesinin ardından Mahkeme Başkanı Hüsnü Çalmuk, aldıkları ara kararı açıkladı.

Başkn Çalmuk, eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral Hilmi Özkök , eski MİT Kontr-Terör Daire Başkanı Mehmet Eymür, AK Parti Gaziantep Milletvekili gazeteci Şamil Tayyar, ''İstanbul'daki 2. KCK davası'' kapsamında yargılanan Abdullah Öcalan'ın avukatları Doğan Erbaş ve Zeki Okçuoğlu ile KCK operasyonunda gözaltına alındıktan sonra itirafçı olan Öcalan'ın avukatı İrfan Dündar, Yazar Ümit Fırat, Mahmut Taşdemir, Şenol Gürkan, eski yüzbaşı Özcan Tozlu, Turgut Büyükdağ, Ceyhan Karagöz, gizli tanıklar "Yıldız", "Mart", "Ahmet", "İlkadım" ve "İsmet"in tanık olarak dinlenilmesine karar verildiğini bildirdi.

Zülfikar Ali Aydın aktarıyor!

HADİ ÖZCAN:ÇATLI BENİ ÖLDÜRMEK İSTEDİ

Duruşmada tanık olarak ifade veren Hadi Özcan, Susurluk Kazası'nda ölen Abdullah Çatlı ile BOTAŞ Petrol Boru hatlarının temizliği işini alarak ortak iş yaptıklarını söyledi. Çatlı'nın kendisini öldürmeye çalıştığı için bu konuda yardım istemek amacıyla Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım ve İbrahim Şahin ile konuştuğunu belirten Özcan, "Devlet olarak bildiğimiz Çatlı bizi öldürmeye çalışıyor diye devlet olarak tanıdığımız İbrahim Şahin'e gittim. Halledeceğini söyledi ama başından savdı" dedi

SUSURLUK ARIŞTIRMA KOMİSYONUNA İFADE VERDİM

Yemini yaptırılan Özcan'a, Başkan Çalmuk, Ergenekon davasında yargılanan bazı sanıkların isimlerini okuyarak bu dava konusundeki bilgisini sordu. 1994-1995 yıllarında cezaevine gelen TBMM Susurluk Araştırma Komisyonu tarafından bilgisine başvurulduğunu belirten Hadi Özcan, "Bana Mehmet Ağar'dan İbrahim Şahin'e kadar herşeyi sordular' dedi. Veli Küçük'ün de sorulup sorulmadığını anlatması istenen Özcan, "O zamanlarda Veli Küçük ismi yoktu" ifadesini kullandı. Özcan, üzerinden 15 yıldan fazla geçtiği için Susurluk Araştırma Komisyonu'na ne ifade verdiğini hatırlamadığını söyledi. Başkan Çalmuk'un, "Söylemeye çekindiğiniz konular varsa gerekirse tanık koruma programı kapsamında ifadenizi alabiliriz" hatırlatmasını yaptı. Özcan, tanık koruma proğramından faydalanmak istemediğini söyledi.

HİÇ DUYMADIKLARINIZI ANLATIRIM

Tanık Özcan, duruşmada çok önemli ve daha önce hiçbir yerde gündeme gelmeyen konuları açıklayacağını ancak anlatacağı konuların Ergenekon davası ile bir ilgisi bulunmadığını söyledi. Başkan Çalmuk ise "Biz sizden bu dava ile ilgili bilgilerinizi soruyoruz. Diğer konularla ilgili cumhuriyet savcılığına başvuruda bulunabilirsiniz" uyarısında bulundu. Daha sonra Savcı Mahmet Ali Pekgüzel, "Soruşturma aşamasında tanık sıfatıyla ifadenizi Savcı Zekeriya Öz ile ben birlikte almıştık. İfadenizde Abdullah Çatlı ve Veli Küçük ile ilgili bildikleriniz olduğunu ve bunları daha sonra anlatacağınızı söylemiştiniz. Nedir bunlar, anlatır mısınız?" sorusunu yöneltti. Küçük'ü tanımadığını belirten Özcan, o dönemde Abdullah Çatlı ile birlikte ortak petrol temizleme ihalesine girdiklerini söyledi. Bu sırada Savcı Pekgüzel, "Abdullah Çatlı olarak mı tanıdınız?" diye sordu. Özcan da Çatlı olarak tanıdığını kaydetti.

DURUŞMADAN NOTLAR

Geçtiğimiz hafta tanık olarak dinlenmesine karar verilen Alaattin Çakıcı İzmir Cezaevi'nden, Hadi Özcan ise Kocaeli'nde bulunan Kandıra Cezaevi'nden cezaevi nakil araçları ile eskort eşliğinde duruşmanın yapıldığı binaya getirildi. Alaattin Çakıcı'ya destek olan bir grup 6 otobüsle Silivri'ye geldi. Otobüslerin üzerinde Atatürk ve Abdülhamit posterleri ile Allah yazıları olması dikkat çekti.

ÖZKÖK SAVCILARA İFADE VERMİŞTİ

Ergenekon Davası kapsamında emekli Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök soruşturmayı yürüten dönemin Ergenekon Savcısı Zekeriye Öz'e İzmir Adliyesi'nde ifade vermişti. Özkök tanık olarak verdiği 18 sayfalık ifadesinde "Şener Eruygur'un bizzat kendisine bazı duyumlarım olduğunu söyleyerek uyarıda bulundum. Zira benim o dönem en önemli prensip ve görevlerimden biri de muhtemel olayları vuku bulmadan önlemekti' demişti. Ergenekon Soruşturması kapsamında 2003 yılında AK Parti Hükümeti'ne yönelik bazı kuvvet komutanlarının dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök 'ü muhtıra vermeye zorladığı ancak Özkök'ün bu telkinlere uymadığı iddia edilmişti. Dönemin Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur'un komutanlık bünyesinde darbe planları yaptığı, Ayışığı, Yakamoz, Sarıkız adı verilen darbe planları yapıldığına dair belgeler de dava dosyasına girmişti. Emekli Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Özden Örnek'e ait olduğu ileri sürülen "Darbe Günlükleri" adlı belgede de darbe iddialarına dair ayrıntılı notlar yer alıyordu. Davanın sanıkları da Özkök'ün tanık olarak mahkeme huzurunda ifade vermesini talep etmişti.

DAVA 273 SANIKLI

Ergenekon Davası 'nda eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ, CHP milletvekilleri Mustafa Balbay ve Mehmet Haberal ile emekli Tuğgeneral Veli Küçük'ün de aralarında bulunduğu 68'i tutuklu 273 sanık yargılanıyor.

Anahtar Kelimeler

ergenekon, ergenekon davası, hilmi özkök, Mehmet Eymür, Genelkurmay, MİT, AK Parti

03)Abdullah Öcalan Suriye'deki Kürdistan'a karşı çıkar mı? -27.07.2012
CÜNEYT ÖZDEMİR

Hadi İsrail ile yine ucu dini referanslara kadar giden bir Filistin meselemiz var peki ama Kürtlerle derdimiz nedir?

Tüylerinizin diken diken olmasına hazırsanız Suriye’deki gelişmelere bakıp gözden kaçan bir şeyi sizlerle paylaşmak zorundayım. Farkında mısınız bilmem, Suriye’deki gelişmelerin karşısında Türkiye’nin yanında en net tutum takınan isim Abdullah Öcalan. Kendisi bir yıldır İmralı’ya gayri resmi olarak iletişim bağları kesilip ‘kostersizleştirilerek’ manen gömüldüğü için son fikirlerini bilemesek de daha önceki sözlerinden yola çıkarsak bölgedeki gelişmeler hakkında aynen Türkiye gibi düşünüyor. Hatta Türkiye’nin ve bölge ülkelerinin üniter yapısının korunmasından yana olduğunu açıklamaktan çekinmiyordu. Öyle ki anayasada Türkiye’de yaşayan Kürtlerin haklarıyla ilgili birkaç mesele de halledilse Türkiye ile omuz omuza bu gelişmelere karşı bölgede kafa bile tutabilir.

Biliyorum Abdullah Öcalan denilince haklı olarak Türkiye’de bir kesimin tüyleri diken diken oluyor ancak yapacak bir şey yok. Öcalan’ın en azından bir yıl öncesine kadar tutumu –beyanlarını doğru sayarsak- Türkiye’nin Kürt meselesini bölgede ayrılıkçı bir devlet saflarında değil demokratik değişiklikler dahilinde Türkiye sınırları içinde çözmekten yanaydı. Tam da bu anlamda görüşmeler ilerlerken bu olumlu gidişata hatırlarsak Suriye kökenli Bahoz grubunun beklenmedik Silvan saldırısı noktayı koymuştu.

Bugün Suriye’deki gelişmelere baktığımızda Silvan saldırısının da ne kadar tuhaf bir rastlantı olduğunu bir kez daha anlıyoruz!

Gel de komplo teorilerine inanma!

Ortadoğu’nun üç biraderleri

Peki masanın üzerinde duran Ortadoğu haritasından biraz uzaklaşıp günümüzün moda deyişiyle ‘büyük resme’ baktığınızda ne görüyoruz? Babadan kalma diktatörlükle yönetilen ülkeleri saymazsak bölgede dini referanslarla hareket etmeyen, demokrasiden, seküleriteden hatta üniter yapılardan bahseden sadece 3 ulus var: Türkler, İsrailliler ve Kürtler. İsrail ile kavgalıyız.Kürtler ile kavgalıyız. Türkiye’deki Kürtler ile kavgalıyız. Hadi İsrail ile yine ucu dini referanslara kadar giden bir Filistin meselemiz var peki ama Kürtlerle derdimiz nedir? Eğer Suriyeli Kürtler üniter yapıda kararlıysa, Irak’taki Kürtler (hâlâ) üniter yapının içindeyse Türkiye’de Kürt hareketinin başındaki isim üniter yapı diyorsa bu kavga neyin kavgası? Bu korku neyin korkusu?

Biliyorum ortada 30 yıllık kanlı bir geçmiş ve şehitlerimizle beraber 30.000 insanımız bu uğurda feda olmuşken kolay sorular değil bunlar ama bu soruları sorup doğru cevapları bulmadığımız sürece ölmeye ve öldürmeye devam edeceğiz. Yeni bir Ortadoğu kuruluyor. Biz bu Ortadoğu’da eski dönemden kalma intikam ateşi ve ceberut bir devletin kibiri ile yer alamayacağız. Höt zöt ile bırakın Ortadoğu’yu düzenlemeyi, kendi içimizdeki ateşi bile söndüremeyeceğiz. Gelin bir de tersini deneyelim.

‘Arap Baharı’ mı, cihat savaşı mı?

Şu anda bölgenin yapısına baktığınız zaman Ortadoğu’nun mezhep çatışmalarına doğru hızla kaydığını görüyorsunuz. Bugün ‘Arap Baharı’ olarak Batı medyasından bize ‘sunulan’ aslında Sünni İslam’ın siyaset sahnesine çıkış hikâyesinden başka bir şey değil. Baas Partisi kökenleriyle diktatörlüklerle askeri güçle zoraki bölgenin halklarına dayatılan seküler sistemler çöküyor.

Bu çöküş sırasında sivil muhaliflerin ön saflarında El Kaide kökenli mobil cihatçıların başı çekmesi tıpkı bir zamanların Bosnasında, Çeçenistanında olduğu gibi İrak’ta, Libya’da şimdi de Suriye’de yeni bir cihat filmini vizyona soktu. Bizim özgürlük olarak nitelediğimiz bu savaş, cephenin ön saflarındaki mobilize cihatçılar için bir din savaşından başka bir anlam taşımıyor. Sivil halkı bu mobilize cihatçıların organize etmesi, eğitmesi rastlantı değil.

Türkiye-Kürdistan Federasyonu

Artık biliyoruz ki Barzani Kürdistan’ı ile Irak yönetimi arası çok bozuk. Biliyoruz ki Suriyeli Kürtler ipleri attı atacak. Türkiye’de ise ne uğruna olduğu tam olarak bilinmeyen bitmek bilmeyen bir savaş var. Önümüzdeki yıllarda Kürtlerin isteklerine göre yapılacak anayasal değişikliklerin sayesinde korunan bir üniter yapının eşliğinde neden sınır hattımızdaki Kürtlerle işbirliğine girmeyi düşünmüyoruz.

Bugün Barzani Kürdistanı’nı ele aldığınızda müthiş bir Türkiye etkisi görüyorsunuz. Başta Erbil olmak üzere Irak’taki Kürtler ellerindeki petrol rezervinden gelen müthiş kaynağı Türkiyeleşmek için sarf ediyorlar. Iraklı Kürtlere günün birinde Bağdat ile Ankara arasında bir tercih yapmak zorunda kalsalar gerekli güvenceler verilirse bir an olsun tereddüt etmeden Ankara’yı seçeceklerini düşünüyorum. Suriye’de kurulan yeni yapının yaptığı açıklamalara bakarsanız burada da durum farklı değil. Özerk devlet istemediklerinin altını çizerlerken mecburen Suriye devletinden ayrılmayacaklarını beyan ediyorlar. Zaten yapabilecekleri başka bir alternatif de yok gibi. Kürtlerin üzerinde oturdukları petrol rezervleri ve Türkiye’nin üzerine oturduğu modern hayat kaftanlığı iki toplumu ortak çıkarlar için bir araya getirebilir. Türkiye ile Kürdistan’ın önümüzdeki on yılda omuz omuza Ortadoğu’da büyük bir güce dönüşmesinin önünde ‘vizyon’ dışında bir engel yok.

04) AKP'li vekilin oğlu polisleri 'hizaya' çekti-27.07.2012
AK Partili vekilin oğlu kendisiyle tartışan polisi böyle teşhis etti.

Hatay’ın Dörtyol Emniyeti'nde, Emniyet müdürlüğünün kantinini işleten AKP Gençlik Kolları Başkanı Ömer Uzun, polis memuru Alper Atilla ile tartıştı. Atilla’yı sürdürmekle tehdit eden Uzun, üniformasını çıkarmasını istedi. Ardından arkadaşı, AKP Hatay Milletvekili Bayram Türkoğlu’nun oğlunu olay yerine çağırdı.

Milletvekilinin oğlu İstemi Kağan Türkoğlu da emniyet bahçesine gelerek polisleri tehdit etti.

Aydınlık gazetesinin haberine göre, olaya müdahale eden komiser yardımcısı Murat Emer, vekilin oğlu Türkoğlu’na “Sen benim memurumla bu şekilde konuşamazsın” uyarısında bulundu.

JET HIZIYLA GÖREVDEN UZAKLAŞTIRILDI

Bu uyarıdan sonra durum daha da gerildi. Dörtyol Emniyet Müdürü çok sayıda polisi bir odaya dizerek ellerine numara verdi ve Ak Parti Gençlik Kolları Başkanı'ndan ve AK Parti milletvekilinin oğlundan kendisi ile tartışan polisleri teşhis etmesini istedi.

İstemi Kağan Türkoğlu, odadaki polisleri uzun uzun inceledikten sonra kendisiyle tartışan komiser yardımcısını teşhis etti. Bu arada Ak Parti Milletvekili Bayram Türkoğlu'nun danışmanın da Emniyet Müdürlüğü'ndeki teşhis olayında odada bulunması dikkat çekti.

Türkoğlu'nun akrabalarının da olay sırasında karakol bahçesine gelerek ayrılmadıkları görüldü. Ertesi gün milletvekilinin oğlunu uyaran komiser yardımcısı Murat Emer hakkında "açılacak disiplin soruşturmasının selameti" gerekçe gösterilerek görevden uzaklaştırma kararı verildi.

05) Askeri aracın geçişi sırasında patlama -27.07.2012

Diyarbakır'ın Lice İlçesi'nde bu sabah askeri aracın geçişi sırasında patlama meydana geldi. İsabet alan zırhlı araçtaki 2 asker şehit oldu.

Saat 06.00 sıralarında meydana gelen olayda PKK'lılar, Lice ilçe merkezi ile İç Güvenlik Tugay Komutanlığı arasındaki yola yerleştirdikleri patlayıcıyı, askeri araç geçerken uzaktan kumandayla infilak ettirdi.

Diyarbakır Valisi Mustafa Toprak yaptığı açıklamada, sabah saat 06.10 sıralarında askeri bir aracın Lice Tugay Komutanlığı'ndan ilçe merkezine geçişi sırasında teröristler tarafından önceden menfez altına döşenen mayının infilak ettirilmesi sonucu 1 astsubay ve 1 erin şehit olduğunu, 1 er ve 1 sivilin de yaralandığını söyledi.

Yaralıların Diyarbakır'da tedavi altına alındığını ifade eden Toprak, patlamanın ardından bölgede operasyon başlatıldığını bildirdi.

Vali Toprak, olaydan 1 saat önce de Lice Diyarbakır Karayolu üzerindeki Kayacık beldesi yol ayrımında bir patlama daha meydana geldiğini, patlamada ölen ya da yaralanan olmadığını belirtti. (aa)

06)ALİ TOPUZ / Alevilik resmen kapatılmıştır, hayırlı olsun! -27.07.2012

img align="left" width="260" height="140" src=" http://i.radikal.com.tr/RY12li510x340/2012/07/27/fft28_mf1053136.Jpeg ">

Yargıtay'ın "cemevi yapmayı, bakmayı, yaşatmayı" amaç edinmiş derneği kapatması, bütün cemevlerinin kapatılmasına kadar varabilir. Pratikte buna kimse cesaret edemez belki ama hukuken bu yol artık açık.

“Hünkârım, kan eyle kanun eyleme.” Bir Osmanlı sözü. Padişahın “hukuk dışı”na çıkma eğiliminin “kanun” haline gelmesi korkusuyla söylenmiş. Bir uyarı, bir yakarı. İktidarların bazı fiillerinin, insanı ölüme razı edebileceğini gösteren gerçekçi ve stilize bir söz.

Keşke sadece saltanat çağından kalma biz söz olaydı.

İnsanın kana razı gelip kanuna razı gelemeyeceği ne olabilir? Çok şey, “haklar ve özgürlükler” alanına giren birçok şey.

KAN İLE KANUN

Kişinin sürülmesi “kan”dır, sürgünün yasalaşması kanun. Kişinin mülkünün elinden alması “kan”dır, el koymanın otomatikleştirilmesi kanun. Kişinin konuşturulmaması “kan”dır, dilinin yasaklanması kanun. Kişinin ibadetine engel olunması “kan”dır, engelin genelleştirilmesi kanun. Kişinin hakkının yenmesi kandır, haksızlığın sistematikleşmesi kanun. Kişinin bombalanması kandır, bombalayanların korunması kanun.

Kan-kanun hattında yakın dönemde bol bol yargı kararı çıkıyor. Sonuncusu Yargıtay’ın, bir süre önce Mor Gabriel mülküne el konulması kararını alan Yargıtay’ın. Son karar bir Alevi derneğinin kapatılıp kapatılmamasına ilişkin hukuki tartışmayı karara bağladı. “Kapatma” kanun olarak ilan edildi.

ARTIK CEMEVİ AÇILABİLİR Mİ?

Şimdi soralım: Aleviler cem evi yapabilir mi? Son Yargıtay kararına göre hayır.

Aleviler cem evi yapmak için dernek kurabilir mi? Son Yargıtay kararına göre hayır.

Ortada cem evleri var, sayısını bilmiyoruz ama çok. Bunlar ne olacak? Son Yargıtay kararı ne olacağını söylüyor: Cem evi inşası, bakımı, çekip çevirmesi için kurulmuş dernekler kapatılır. “İbadethane” olarak cem evi yapılamaz.

Yapılırsa? Yargıtay yol gösteriyor: İbadethane ise cami olması gerekir. Cami ise Diyanet’e verilmesi gerekir.

Değilse? Burası da bu hukuka göre gün gibi açık: Dernek kapatılınca, malları da tasfiye edilir! Yani Yargıtay kararı basit, sıradan, bir karar değil, derin siyasi anlamları olan bir karar: Bütün cem evlerine el koyma yolu açıktır. Devletperestler şükür devlete ve onun yargısına diyebilir.

MÜLKLERE NE OLACAK?

Dernekler yönetmeliği, madde 89/b aynen şöyle:

“Tasfiyenin mahkeme kararı ile yapılması:

Tüzükte tasfiyenin ne şekilde yapılacağının genel kurul kararına bırakıldığı hallerde, genel kurul tarafından bir karar alınmamış veya genel kurul toplanamamış veya son yönetim kuruluna yapılan tebligata rağmen tasfiye işlemleri yapılmamışsa yahut dernek mahkeme kararı ile feshedilmişse, derneğin bütün para, mal ve hakları, mahkeme kararıyla bulunduğu ildeki amacına en yakın ve kapatıldığı tarihte en fazla üyeye sahip derneğe devredilir.

Bu derneklerin para, mal ve haklarının tasfiyesi mahkeme kararında belirtilen esaslara göre yapılır ve tasfiyenin tamamlanmasını müteakip, durum ilgili mülki idare amirliğine bildirilir.”

Yargıtay’ın kararına ve bu yönetmeliğe göre cemevi dernekleri tasfiye edilebilir ve edilirse de mülkleri “amacına en yakın, en fazla üyeye sahip derneğe” gider. Bu bir başka “cemevi derneği olamayacağına göre, kime gider?

Devletperestler cuş u huruşa gelip nara atabilir: Şükür devlete ve onun yargısına!

MEVZUAT SORUNU MU VAR?

Denilebilir ki, Yargıtay ne yapsın, mevcut kanunlar bu kararları zorunlu kılıyor. Yasa koyucu işleri düzeltmezse bu tür kararlar mecbur olur filan filan… Bir yere kadar doğru, sadece bir yere kadar: Mor Gabriel mülküne el konulmaması için yasa koyucuya hiç gerek yoktu. (El konulduktan sonra yasa koyucu kılını kıpırdatmadı, hoşnut yani karardan.) Fakat Yargıtay o dosyada geçen yüzyılın başından beri Hıristiyanlara siyaseten ayrılan payın bekçiliğini yaparken, yurttaşları “yabancı” diye tanımlayan içtihadı birleştirme kararını vermiş 1970’lerin Yargıtay’ının ölmediğini ilan etti, dosta düşmana.

Dernek kapatma kararında da aynı hukuksuzluk işledi:

Birinci ve en önemlisi, dayandığı kanunları yanlış yorumladı; çünkü, Diyanet “hukuken” bir anlam ifade edecekse, sadece cami için edebilir, kanununa göre. Yargıtay, yapılanın “cami” olmadığını saptarsa belki Diyanet’ten görüş alabilir, cami olmadığını saptarsa alamaz. Çünkü Diyanet’in “cami” dışındaki yerler için yetkisi yok, kanununa göre. İkinci ve daha önemlisi şu: Yasalar, anayasal hak ve özgürlüklerin yok edilmesi için çıkarılamazlar. Bir yargıcın, yargıçlar heyetinin elinde daima anayasaya açıkça aykırı hükümleri ortadan kaldıracak mekanizmayı işletecek bilgi ve güç vardır. Bir kanun maddesine ve din kurumunun fetvasına bakarak karar veremez.

Toplayalım: Karar, Alevilerin cemevi yapmak, yaşatmak vb. amaçlarla tüzel kişilik oluşturamayacaklarını ilan ediyor. Yani örgütlenemeyeceklerini. Yapılamayan bir cemevinin içinde cem de olunamayacağına göre, karar Aleviliği kamusal alanda yasaklamış oluyor.

Kötü zamanlardayız. Padişah hem kan eyliyor, hem kanun. Ulemasıyla, askeriyesiyle. Ve biliyoruz ki devletler bilerek iş yaparlar. İyi bir bilme olmasa da bu.

07) Suriye - Ürdün arasında çatışma-26.07.2012
İki ülke askeri birlikleri arasında çatışma çıktı

e askerlerinin Ürdün'e geçmeye çalışan ailelere ateş açması sonucu Ürdün sınır birlikleri ile Suriye askerleri arasında çatışma çıktı. Çatışmada çok sayıda yaralı olduğu belirtiliyor.

Dera kentinin eş-Şehab bölgesinden Ürdün'e geçmeye çalışan ailelere ve sınırdaki Ürdün birliklerine Suriye askerlerinin ateş açmasının ardından çatışma çıktı.

Suriyeli askerler tarafından açılan ateşte çok sayıda yaralı olduğu bildirildi. Ürdün'ün sınıra asker takviyesi yaptığı belirtildi.

TANKLAR HALEP YOLUNDA

Özgür Suriye Ordusu Komutanlarından Memun Gizzi, Suriye askerlerinin Halep'e savaş uçağı ve tanklarla büyük bir saldırı hazırlığında olduğunu duyurdu. Gizzi, Hama ve Şam'dan 100'den fazla tankın Halep'e doğru sevk edildiğini, bu geceden itibaren saldırının gerçekleştirileceğini iddia etti.

BİR ÜRDÜN ASKERİ YARALANDI

Suriye askerlerinin Ürdün'e geçmeye çalışan ailelere ateş açması sonucu Ürdün sınır birlikleri ile Suriye askerleri arasında çıkan çatışmada yaralananların arasında bir çocuk ve bir de Ürdün askerinin olduğu belirtildi. Çatışmada yaralananlar Remsa Hükümet Hastanesi'ne kaldırıldı.

ERDOĞAN: BEKLİYORDUK

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Suriye-Ürdün sınırında yaşanan çatışma ile ilgili olarak, ''Böyle bir şey bekliyorduk'' dedi.

Başbakan Erdoğan, konakladığı Berkeley Otel'de basın mensuplarının sorusunu yanıtladı. Erdoğan, Suriye-Ürdün sınırında yaşanan çatışma ile ilgili sorulan soruya, ''Böyle bir şey bekliyorduk'' yanıtını verdi.

Daha sonra otelden ayrılan Başbakan Erdoğan, Türk girişimcilerin kurduğu Kahve Dünyası'na gelerek beraberindekilerle kahve içti. Erdoğan, burada bulunan Türk vatandaşlarıyla sohbet etti.

YARALANAN ÇOCUK ÖLDÜ

Suriye askerlerinin Ürdün'e geçmeye çalışan ailelere ateş açması sonucu yaralanan çocuk yaşamını yitirdi.

Ürdün Hükümet Sözcüsü Semih Muayıda, yaptığı açıklamada ''Ürdün'e geçmek isteyen bir aileye Suriye askerleri tarafından ateş açıldı. Açılan ateş sonucu bir çocuk hayatını kaybetti'' dedi.

Çatışmada yaralananların Remsa Hükümet Hastanesi'ne kaldırıldığını belirten Muayide, ''Çocuk yaralı bir şekilde hastaneye kaldırılırken hayatını kaybetti'' açıklamasında bulundu.

Çatışmada yaralanan Ürdün askerinin tedavisinin sürdüğü öğrenildi. AA

09) HPG: Şemdinli'de 30 Asker Öldü -26.07.2012
Demhat Tolhıldan

Behdinan - HPG Basın İrtibat Merkezi (HPG-BİM), Hakkari’nin Şemdinli ilçesinde HPG güçleri ile operasyona çıkan Türk ordu güçleri arasında çıkan çatışmada en az 30 askerin öldürüldüğünü, çok sayıda askerin yaralandığını duyurdu. Yoğun bombardımanda dört gerillanın hayatını kaybettiğini belirten HPG-BİM, Yüksekova’da ise bir helikopterin düşürüldüğü bildirildi.

Hakkari’nin Şemdinli ilçesi ile Gerdiya bölgesi arasındaki yolda 23 Temmuz günü gerillaların başlattığı kimlik kontrolünün 24 Temmuz gününe kadar devam ettiğine dikkat çeken HPG Basın İrtibat Merkezi (HPG-BİM) aynı gün Türk ordusunun bir operasyon başlattığını bildirdi.

Türk ordusunun başlattığı operasyona yönelik gerillaların aynı gün saat 15.30 sularında Selana tepesi yakınlarında iki ayrı eylem gerçekleştirdiğini belirten HPG-BİM eylemlere ilişkin şunları ifade etti: “Senala tepesi yakınlarında gerçekleştirilen eylem sonucunda 14 düşman askeri öldürülmüştür. Saat 17.00’a kadar gerillalarımızın kuşatmasında kalan bu birliği kurtarmak amacıyla takviyeye gelen diğer bir birliğe yönelik gerçekleştirilen ikinci eylemde ise 3 düşman askeri öldürülmüştür. Bu alanda saat 19.30’a kadar işgalci TC ordu askerleriyle gerillalarımız arasında yaşanan çatışmalarda da 13 düşman askeri öldürülmüştür."

Yaşanan çatışmalarda 30 askerin öldürüldüğünü belirten HPG-BİM Türk ordusunun karanlık çökmesinin ardından saat 21.00’da kendi ölü ve yaralılarını kobra helikopterler desteğinde Skorsky helikopterlerle alandan uzaklaştırdığını vurguladı.

DÖRT GERİLLA BOMBARDIMANDA HAYATINI KAYBETTİ

Yaşanan çatışmalarda Türk ordusunun ağır darbe almasının ardından eyleme alanına yönelik havadan ve karadan yoğun bombardıman gerçekleştirdiğini belirten HPG-BİM “Savaş uçakları, kobra helikopterleri, obüs ve havan toplarıyla yoğun bir şekilde bombalanan çatışma alanında 4 yoldaşımız ise şahadete ulaşmıştır” dedi.

24 Temmuz günü başlayan çatışmaların devam ettiğini bildiren HPG-BİM, Şemdinli İlçesinde bulunan Tugay Komutanlığına yönelik HPG gerillaları tarafından bir eylem gerçekleştirildiğini aktardı. Açıklamaya göre gerillaların gerçekleştirdiği eylem sonucunca Türk ordu güçlerinin ölü ve yaralılarının olduğu, ancak sayılarının tespit edilemediğini ifade eden HPG-BİM çatışmaların aynı alanda devam ettiği bilgisini verdi.

YÜKSEKOVA’DA BİR HELİKOPTER DÜŞÜRÜLDÜ

HPG-BİM açıklamasının devamında Şiteza alanında 1 skorsky tipi helikopterin gerillaların tarafından düşürüldüğünü 2 helikopterin de aynı alanda darbe alarak uzaklaştığını bildirdi.

HPG-BİM tarafından yapılan açıklamaya göre 23 Temmuz günü Hakkari’ni Gever ilçesine bağlı Şitazın karakoluna askeri malzemeye taşıyan Skorsky tipi bir helikoptere yönelik gerillaların bir eylem gerçekleştirildiğini ve gerçekleşen eylem sonucu darbe alan helikopterin alandan uzaklaştığını bildirdi.

HPG-BİM açıklamasının devamında 24 Temmuz günü saat 12.00’da yine aynı alanda Şitazın karakoluna erzak ve malzeme taşıyan ve Türk ordusuna ait bir konvoya yönelik gerillaların bir eylem gerçekleştirildiğini ifade etti. Konvoyda bulunan tüm araçların darbe aldığına dikkat çeken HPG-BİM 1 aracın yanarak imha olduğunu ama eylem sonucunda asker kayıplarına ilişkin net bilgi edinilemediğini belirtti.

Şitazın karakoluna ulaşmaya çalışan 1 Skorsky helikopterin gerillalar tarafından vurularak darbelendiğine dikkat çeken HPG-BİM aldığı darbe üzerine alandan uzaklaşan helikopterin Derîşke ve Gire Remo alanları arasında alev alarak havada infilak ettiğini belirtti. Açıklamaya göre Türk ordu güçleri düşen ve parçalanan helikopterin enkazını alandan uzaklaştırdı.

HPG-BİM açıklamasının devamında üç gün boyunca Şitazın alanında devam eden operasyon sonucunda ikinci bir helikopterin daha darba aldığına ilişkin olarak da şunları belirtti: “22 Temmuz günü Hakkari’nin Yüksekova ilçesine bağlı Şitazin alanında işgalci TC ordusu tarafından başlatılan operasyona katılan askerler 24 Temmuz günü akşam saatlerinde kobra helikopterler desteğinde alana gelen skorsky helikopterlerle kaldırılmıştır. Geri çekilmeye çalışan işgalci TC ordusuna ait 1 skorsky helikopter gerillalarımız tarafından vurularak darbelenmiştir. Darbe alan helikopter alandan uzaklaşmak zorunda kalırken, operasyona katılan askerler de geri çekilmiştir. Alanda halen gizli birliklerin gözetleme faaliyetleri devam etmektedir.”

ÖZALP’TA 1 ASKER ÖLDÜRÜLDÜ

HPG-BİM açıklamasına göre Van’n Özalp ilçesinde gerillalar ile Türk ordu güçleri arasında bir çatışma yaşandı. Yaşanan çatışmada 1 askerin öldürüldüğüne dikkat çeken HPG-BİM şunları ifade etti “24 Temmuz günü saat 14.00 sularında Van’ın Özalp ilçesinde bulunan Axuk karakolu yakınlarında işgalci TC ordu askerleriyle gerillalarımız arasında bir çatışma yaşanmıştır. Yaşanan çatışmada 1 düşman askeri öldürülmüştür.”

ARDAHAN’DA BİR GERİLLA YAŞAMINI YİTİRDİ

Ardahan’ın Göle ilçesine bağlı Tilkidere alanı yakınlarında Türk ordu güçleri ile HPG gerillaları arasında 24 Temmuz günü saat 01.00’da bir çatışma yaşandığına dikkat çeken HPG-BİM yaşanan çatışma sonucunda bir gerillanın yaşamını yitirdiğini duyurdu.

ORAMAR’DA ÇATIŞMA

Hakkari’nin Yüksekova ilçesine bağlı Oramar alanında24 Temmuz günü bir çatışma yaşandığına dikkat çeken HPG-BİM çatışmaya ilişkin şunları ifade etti: “Oramar alanına bağlı Bêsevê, Veregoz, Reşkê, Mile Hacıya alanlarına yönelik bir operasyon düzenleyen işgalci TC ordusu askerleriyle gerillalarımız arasında bir çatışma yaşanmıştır. Yaşanan çatışmadaki ölü ve yaralı düşman askerlerinin sayısı tespit edilememiştir. Çatışma ardından düşman adı geçen alanlara yönelik obüs ve havan toplarıyla bir bombardıman düzenlemiştir.”

YJA STAR GÜÇLERİNDEN EYLEM

HPG-BİM açıklamasında 24 Temmuz günü saat 17.00’da Hakkari’nin Şemdinli ilçesine bağlı Gare Taburuna yönelik YJA Star gerillalarını bir eylem gerçekleştirdiği ifade etti. HPG-BİM açıklamasının devamında şunları ifade etti: “Eylemdeki ölü ve yaralı düşman askerlerinin sayısı tespit edilememiştir. Eylem ardından düşman yakın çevresini obüs ve havan toplarıyla bombalamıştır.”

TÜRK SAVAŞ UÇAKLARI KÖYLERİ HEDEF ALDI

Türk ordusunun dün gece gerçekleştirdiği hava saldırılarında Güney Kürdistan’ın Sideka şehrine bağlı köyler vardı. Türk ordusu havan ve obüs toplarıyla da Gever ve Şemdinli ilçelerine bağlı alanları bombaladı.

HPG-BİM tarafından yapılan açıklamaya göre 23 Temmuz günü Hakkari’nin Gever (Yüksekova) ve Şemdinli ilçeleri arasında bulunan Çarçela dağına yönelik Türk ordusu tarafından obüs ve havan toplarıyla bir saldırının gerçekleşti. Türk savaş uçaklarının dün gece Güney Kürdistan’ın Sideka şehrine bağlı köyleri hedeflediği ifade eden HPG-BİM a

çıklamasında şunları belirtti: “25 Temmuz günü saat 00.00’dan öğlen saatlerine kadar Medya Savunma Alanları’na bağlı Xakurke bölgesi sınırları içinde bulunan Sideka’ya bağlı Navreza, Nîrkola, Nehrê ve Bêgirdê köylerine yönelik işgalci TC ordusuna ait savaş uçakları tarafından bir bombardıman düzenlenmiştir. Köylülere ait çok sayıda bağ ve bahçe zarar görürken, köylüler alanı terk etmek zorunda kalmıştır.”ANF

09)Suriyeye Müdahale Erdoüan'ı aşar -26.07.2012

BDP Başkanı Selahattin Demirtaş, Türk başbakan Erdoğan'ın Batı Kurdistan'daki gelişmelerle ilgili sözlerini değerlendirdi. Demirtaş, "Müdahale ederiz demek Başbakan'ın yetkisinde değildir" dedi.
TC başbakanı Erdoğan'ın Batı Kurdistan'daki özgürlük mücadelecilerini kastederek "Bu bir terörist yapılanmadır, gerekirse müdahale ederiz" biçimindeki sözlerine BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş'tan yanıt geldi.
Selahattin Demirtaş, NTV televizyonuna yaptığı açıklamada şunları dile getirdi:
'Suriye'deki halkı terörist ilan etmek ve müdahale ederiz demek Başbakan'ın yetkisinde değildir".
"Orada bulunan tüm halkların meclisleri şu anda yönetime el koymuş durumda. Ordaki halkın önemli kısmı PKK'ye sempati duyuyorsa, bu da o halkın suçlu olduğu terörist olduğu ve müdahale ederiz deme yetkisini Başbakan'a vermez".
"Şu anda Kürt halkı yaşadığı ülkelerde yaşadığı devletlerle demokratik ilişki geliştirerek sınırların değişmeyeceği bir formülle yaşamak istiyor. Kendi siyasi statü ve yönetme haklarını bu şekilde kullanmak istiyorlar."

10) KCK: Müdahale Olursa Tüm Kürtler Harekete Geçer -26.07.2012

Behdinan - KCK Yürütme Konseyi Başkanlığı, Türk Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Batı Kürdistan’a yönelik tehdidi için “ağır bir şovenizm ve ırkçılığın dışavurumu” diyerek sert uyardı: “AKP’nin bu düşmanca zihniyetten hareketle çılgınlık yaparak herhangi bir biçimde buradaki Kürt halkının iradesine müdahale etmesi karşısında tüm Kürtlerin Türk devletine karşı bulunduğu her yerde harekete geçmesi kaçınılmaz bir görev haline gelecektir.”

KCK Yürütme Konseyi Bakanlığı, PKK lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tam izolasyonun birinci yıldönümü dolayısıyla yaptığı açıklamada Erdoğan’ın Batı Kürdistan’a yönelik tehdidine sert bir uyarı ile karşılık verdi.

KCK’nin mesajı şöyle: İçinden geçtiğimiz tarihi süreç, Ortadoğu’nun, dünyanın ve özelde de Kürt halkının geleceği açısından çok önemli bir tarihi süreç olma özelliğine sahiptir. İradesi ipotek altına alınan, demokrasi ve özgürlüklerden mahrum bırakılan bölge halklarının gelişen özgürlük mücadelesi bugün önemli bir düzeyi yakalamış bulunmaktadır. Bu temelde kıyasıya sürdürülen mücadelede bölgenin yeniden şekilleneceği açıktır. 89. yılını geride bıraktığımız Lozan Anlaşması’yla düzenlenen bölgedeki mevcut sistemden en çok zarar gören halk Kürdistan halkı olmuştur. Çünkü bölgenin en eski halklarından birisi olmasına rağmen bu anlaşmayla Kürt halkı tümüyle inkar edilmiş ve Kürdistan dört parçaya bölünerek yok sayılmıştır. Kürt halkına yapılan bu büyük haksızlıkla birlikte o tarihten bu yana dört parçada Kürdistan halkına karşı geliştirilen sürekli baskı, şiddet, katliam, tehcir ve mecburi iskan kanunları olmuştur.

SİNDİRME KONSEPTİ

Kürdistan’da acıların, katliamların ve büyük trajedilerin yaşanmasına yol açan bu anlaşma ve anlaşmanın inşa ettiği sistem bugün yıkılış sürecine girmiş bulunmaktadır. Bölgede özgürlük ve demokrasi çığlıklarının yükseldiği bu dönemde Kürt halkı da artık kimliksizliği ve köleliği kabul etmeyerek bölge halklarıyla bir statüye dayalı ortak eşit özgür bir yaşam uğruna yürüttüğü mücadelesinde başarı kazanma şansını yakalamış bulunmaktadır.

Bölgedeki bu gerçeği gören sömürgeci Türk devleti, Kürt halkının bu süreçten faydalanmaması için hareketimizi güçten düşürme, halkımızı sindirme konseptini 2011’den bu yana gündemine almıştır. Bu nedenle o tarihte sürdürülen İmralı ve Oslo diyalog sürecini sona erdirerek yeni bir sindirme ve savaş sürecini başlatmıştır.

DEVLET TERÖRÜ

Buna karşı Önderliğimiz, 27 Temmuz 2011 tarihi itibariyle AKP hükümetinin oyalayan, çözümün önünü tıkatan, savaş sürecini başlatan bu politikasına karşı tavır alarak görüşmelerden çekildiğini belirtmiş ve sürecin barış ve çözüm amacına uygun bir biçimde gelişmesini istemiştir. Buna karşılık AKP hükümeti de hiçbir hukuki ve ahlaki temeli olmayan ağır tecrit ve işkence sistemini başlatmıştır. Önderliğimiz 27 Temmuz 2011’den bu yana tam bir yıldır hiç kimseyle görüştürülmemiş, üstelik avukatları Kürtlere yönelik özel tertiplenmiş siyasi soykırım operasyonlarıyla hukuk dışı bir biçimde tutuklanmıştır. AKP devleti, 27 Temmuz 2011 tarihinden bu yana “koster bozuk”, “hava muhalefeti” gibi gerekçeleri ileri sürerek tam bir yıldır halkımıza ve kamuoyuna açıkça resmi yalan söylemeyi devletin siyasi bir tutumu olarak benimsemiştir. Önderliğimizle start alan bu saldırı dalgasıyla eş zamanlı bir biçimde kapsamlılaştırılan “KCK operasyonu” adı altında başlatılan sürek avında seçilmiş Kürt siyasetçiler başta olmak üzere Kürt siyasi temsilcileri ve aktivistleri dahil 7 bini aşkın kişi tutuklanmıştır. Hakeza bir hak olan gösteri yapma, örgütlenme, düşünceyi özgürce ifade etme, demokratik tepkilerini ortaya koyma hakkı devlet terörüne maruz kalmış ve Kürdistan’da sömürgeci bir hukuk anlayışı egemen kılınmıştır. Topluma dönük faşist baskıcı uygulamalarla sindirme harekatı başlatılmış ve hareketimize karşı topyekun bir savaş süreci geliştirilmiştir.

Böylesine açık bir hukuksuzluğa ses çıkarmayan uluslararası kuruluşlar ve AB devletleri de Kürtlere yönelik derinleştirilen savaş konseptine ne denli ortak olduğunu, destek verdiğini ve çifte standartlı yaklaştığını göstermiştir. Uluslararası güçlerin bu yaklaşımından cesaret alan AKP devleti Kürdistan’da tam bir devlet terörü estirme sürecine girmiştir.

ÖCALAN ÖZGÜRLEŞENE VE KÜRTLER STATÜ ELDE EDİNCEYE KADAR…..

Dört parçadaki ve yurt dışındaki Kürdistanlılar, İmralı esaret sistemine, faşist saldırılara, AKP devlet terörüne karşı sesiz kalmayacağını özellikle 27 Temmuz 2011’den bugüne kadar sergilediği direnişle, serhıldanlarla, açlık grevleriyle ve değişik toplumsal eylem biçimleriyle ortaya koymuştur. Halkımız, Önder Apo özgürleşinceye ve statü elde edinceye kadar mücadeleyi her alanda kesintisiz sürdüreceği iradesini ortaya koymuştur.

27 Temmuz günü, Önderliğimizin sömürgeci oyunlara ve katliam politikalarına tavır alarak halkımızın değer yargılarına ve geleceğine sahip çıkmak amacıyla İmralı’daki direnişini yükseltme kararını verdiği bir gündür. Bu açıdan bugün, Başkan Apo’nun onurlu ve derin fedakarlıkla, kararlılıkla yüklü direnişçi tutumuna karşı ağır tecridin, psikolojik işkencenin ve sömürgeci saldırının da devreye konulduğu bir gündür. Halkımız ve halkımızın tüm dostları bugünün yıl dönümünde her yerde sömürgeci faşist uygulamalara karşı sesini yükselten eylemler koymalı, Önder Apo’nun İmralı’da, Kürt siyasetinin zindanlarda ve meydanlarda yükselttiği direnişi selamlayan ve onunla bütünleşen eylemler geliştirmeli, sömürgeci tecrit ve baskıları protesto etmelidir. Tüm halkımızı bu temelde hareket etmeye çağırıyoruz.

AKP SADECE PKK’YE DEĞİL TÜM KÜRTLERE KARŞI DÜŞMANLIK YÜRÜTÜYOR

Türkiye sınırları içinde tüm gücüyle Kürt halkının özgürlük mücadelesine karşı bir savaş yürüten ırkçı ve düşmanca politikalar geliştiren AKP hükümeti, özünde sadece hareketimiz PKK’ye değil tüm Kürt halkına karşı düşmanlık politikasını esas aldığını, en son Suriye Kürtlerine karşı geliştirdiği politikasıyla bir kez daha ortaya koymuştur. Biz AKP’nin ister yanına alsın ister karşısına alsın, tüm Kürtlere yönelik politikasının zayıflatma amacını taşıdığını hep vurguladık. Bu görüşümüzün doğruluğu Başbakan’ın dün Suriye Kürtlerine yönelik basına yaptığı açıklamayla ispatlanmıştır.

ERDOĞAN’IN SURİYE KÜRTLERİNİ TEHDİT ETMESİ BU DÜŞMANLIĞIN SONUCU

Herkes biliyor ki, Batı Kürdistan’da PKK diye bir yapılanma ve bir güç yoktur. Orada Kürt halkı vardır ve Kürt halkının değişik örgütlenmeleri vardır. Bu örgütlenmeler içerisinde büyük kitlesel güce sahip en güçlü yapılanmanın PYD olduğunu da herkes bilmektedir. Halkımız burada tüm siyasi güçlerin bir araya gelmesiyle ulusal-demokratik birliğini kurmuş, ortak yönetimini ilan etmiştir. Halkımızın iradesini bu yapılanma temsil etmektedir. Ancak Erdoğan ve AKP zihniyeti ideolojik yaklaşarak insanların düşüncesine göre tutum belirlemektedir. Gerek Batı Kürdistan’da gerekse de Kürdistan’ın diğer parçalarında Önder Apo’nun düşünce sistemini benimsemiş, büyük kitlesel kesimler vardır. AKP’nin bütün bu kesimleri PKK’li olarak gösterip hedeflemesi özünde Kürt halkına düşmanlık politikasının bir sonucudur. Burada yaşanan durum, tıpkı 1991 ve 2003 yılında Güney Kürdistan’da halkımızın kendi özerk yönetimlerini geliştirmelerine karşı geliştirilen düşmanca tutumla aynıdır.

AĞIR BİR ŞOVENİZM VE IRKÇILIK

Eğer Suriye’de bir özgürlük atmosferi gelişiyorsa elbette ki Kürt halkı da bundan yararlanacaktır. Bundan daha doğal bir şey olamaz. Elbette ki Baas rejimi altında ağır baskılara maruz kalmış, büyük trajediler yaşamış olan Kürt toplumu burada öz yönetimlerini oluşturarak özgürlüğüne sahip çıkacaktır. “Orada Arapları destekliyorum ama Kürtlere de tahammül gösteremem” demenin, ağır bir şovenizm ve ırkçılığın dışavurumundan başka bir şey olmadığı açıktır.

MÜDAHALE OLURSA BÜTÜN KÜRTLER TÜRK DEVLETİNE KARŞI HAREKETE GEÇECEK!

Ama bilinmeli ki Batı Kürdistan’daki halkımız yalnız değildir. Tüm parçalardaki Kürt halkı, en küçük parça olan Suriye’deki Batı Kürdistan’ın kendi haklarına kavuşması için arkasında olacaktır. AKP’nin bu düşmanca zihniyetten hareketle çılgınlık yaparak herhangi bir biçimde buradaki Kürt halkının iradesine müdahale etmesi karşısında tüm Kürtlerin Türk devletine karşı bulunduğu her yerde harekete geçmesi kaçınılmaz bir görev haline gelecektir. Başta Kuzey Kürdistan ve Türkiye olmak üzere tüm Kürdistan halkı, nereden gelirse gelsin Suriye’deki Kürt halkına karşı yapılacak saldırı karşısında sessiz kalmayacak, buradaki halkımıza sahip çıkılması için bulunduğu her yerde bütün olanaklarıyla mücadele edecektir.

BATI KÜRDİSTAN’DA AYRILMA YA DA BAŞKA PARÇAYLA BİRLEŞME SÖZKONUSU DEĞİL

Batı Kürdistan’daki siyasi temsilcilerin hiçbirinin açıklamalarında “ayrılma” veya “başka bir parçayla birleşme” gibi bir vurgu ve amaç söz konusu değildir. Buradaki halkımızın demokratik Suriye’nin birliği çerçevesinde kimlik, kültür ve statü kazanma amaçları vardır. Bu amaçları meşrudur, demokrasiden, hak ve özgürlüklerden yana olan tüm devletlerin ve tüm çevrelerin demokratik Suriye’nin birliği çerçevesinde Kürt halkının meşru haklarının tanınması için halkımızın burada yürüttüğü haklı-insani mücadelesine destek sunması gerekmektedir.

Başta Kuzey Kürdistan olmak üzere tüm halkımızı ve demokratik çevreleri Suriye’de Kürt halkının haklı özgürlük mücadelesine karşı duyarlı olmaya, halkımızın burada yürüttüğü demokrasi ve özgürlük davasını desteklemeye çağırıyoruz.” ANF

11) TC Suriye’ye Müdahale Edemez! – Hejarê Şamil -26.07.2012

Suriye’de halkların ve mezheplerin özgürleşmesi fırsatı doğdu. ‘Müdahale’ imkanları kısıtlı, emperyalist hevesleri şehvet düzeyinde olan Türkiye bu tekamülden dolayı sinir krizleri geçirmektedir

Batı Kurdistan özgürlüğüne doğru emin adımlarla ilerlerken Kürd halkının baş düşmanı Türkiye’den gelecek tehlikelere dikkat çekmek ve bu yönlü tedbirler almak önemlidir ancak bir o kadar önemli olan da baş düşmandan gelecek tehlikeyi abartmamaktır. Yoksa abartınızın esiri olursunuz.

Mevcut TC sınırları içinde yaşayanlar, Türk özel savaş basını ile yatıp kalkanlar kendin çal, kendin oyna yöntemi ile ‘Türkiye’nin büyüklüğüne’ fena bir biçimde inandırıldılar. Oysa dışarıdan Türkiye çok küçük görünüyor. En gerçekçi manzara dıştan görünendir.

Dünyayı yöneten devletler ve onların kamuoyu için Türkiye, jeopolitik konumundan dolayı önemli, bağlı olduğu siyasi gelenek ve gücünü aşan hevesleri bakımından güvenilmez bir Ortadoğu devletidir. Dünyanın gözündeki ‘TC görüntüsü’ bundan bir miskal daha fazla değildir.

TÜRKLER SURİYE’DE ‘İSTENMEYENLERİN’ İLK SIRASINDADIR

Suriye’de ve bölgede çıkarları olan devletler ve belirleyici güçler Türkiye’nin Suriye’ye en ufak müdahalesine dahi tahammülsüzdür. Kimdir bu güçler? 1). Arap dünyası 2). Rusya 3) ABD ve Batı 4). Kürdler 5). İran 6). İsrail. Bunlardan hiçbiri Türkleri Suriye’de istemiyor. Erdoğan Türkiye’si bu güçlere rağmen mi Suriye’ye müdahale edecek? Kazanda pişen tavuk bile buna güler.

Osmanlı istibdadı halen Arapların hafızasından silinmemiştir. ABD ve Batı, Mısır ve Libya baharından sonra bu bölgelerde taşeronluğa layık gördüğü Türkiye için Suriye’de de aynı şeyi düşünüyor. Kürdler, Suriye’de Türkiye’nin gölgesini bile istemiyor. İran, şimdi pusuya yatmış da olsa Suriye’deki Alevi iktidarını Sünni Müslüman kardeşlere teslim etmek isteyen Türkiye’nin baş hasımıdır. İsrail, Müslüman dünyasının ‘sözde’ hamiliğine oynayan Erdoğan’ı engellemek için elinden geleni ardına koymaz.

Ve Türkiye’nin tozunu bile Suriye’ye kondurmayacak olan ülke Rusya’dır. 1992’de Suriye’nin Rusya’ya borcu 13 milyar dolardı. 2005 yılında Rusya Suriye’nin borcundan 10 milyarı yeni silah alımı garantisi verilmesi karşılığında sildi. Suriye’ye Rusya’dan önleme uçağı MiG-31, füzesavar kompleksi C-300 ve diğer gelişkin silahlar satılmaya başlandı ve Tarsus limanında 1971 yılında kurulmuş Rus askeri üssü daha da geliştirildi. 2008 yılında iki ülke arasında yapılan yeni bir anlaşma ile bu askeri üsse nükleer silahlar yerleştirme izni çıktı. Rusya 2000-2010 yılları arasında Suriye’ye 1.5 milyar dolar değerinde en gelişkin silahlar sattı.

Diğer faktörleri unutsak dahi Türkiye, yüzde 60 enerji bağımlısı olduğu Rusya’ya kafa tutmak bir yana ‘gözünün üstünde kaşın var’ bile diyemez. Rusya kılını oynatırsa Türkiye’nin feleği şaşar. Yeri gelmişken hatırlatalım ki, Türk’ü Rus’a bağımlı kılan ‘Mavi Akım Projesi’ni Türkiye, 1999’da Rusya’nın Öcalan’a destek çıkmaması karşılığında imzalamıştı. Öcalan adama neler yaptırıyormuş!

ERDOĞAN BLÖF YAPIYOR VE İÇ KAMUOYUYA OYNUYOR

Elbette ki, Türkiye boş durmayacaktır. Kurdlerin Batı Kurdistan’da haklarına kavuşmaması için elinden geleni yapacaktır. Velâkin Türkiye’nin ‘elinden gelenler’ sınırlıdır. Suriye kapılarının Türkiye’nin yüzüne kapalı olduğunu en iyi bilen Erdoğan ve hükümetidir. Türkiye yöneticileri, Suriye’deki Kürd özgürleşmesine fiziki müdahale yaparak engel olunamayacağını bildikleri için genlerinde olan kalleşliğe sarılacaktır. Mesela, Kürdleri birbirine düşürmeye çalışacaktır, Müslüman kardeşler gibi fundamentalist İslami örgütlere Kürdlere karşı durmaları karşılığında destekte bulunacaktır, Kurdistan Federasyonunu tehdit edecektir, Batı Kurdistan’daki özgürlük ve demokratikleşme hareketini PKK’yle ilişkilendirerek ABD ve Batı’nın ‘gözünü korkutmak’ için çabalayacaktır, Suriye ve Batı Kurdistan’da istihbari faaliyetler yürüterek birkaç yurtsever insanımızı öldürecektir. Yapabileceğinin tamamı bu tür kalleşliklerdir.

Geçen gün Türkiye’nin başbakanı Erdoğan, Türk kanal 24 televizyonuna temeline Suriye olaylarının oturtulduğu bir röportaj verdi. İyi incelendiğinde bu röportajın TC’nin Suriye politikası(zlığı)nın bariz bir belgesi olduğu açıkça görülmektedir. Türk başbakan, röportajda ‘müdahale’ falan laflarını kullanarak iç kamuoyuna ‘işte ölmedik ayaktayız’ mesajları vermeye çalışsa da Suriye konusunda çaresiz olduklarını söylediği her kelimede itiraf etmektedir.

Türkiye’nin başbakanı röportajda Batı Kurdistan’a müdahale ‘doğal hakkımız’ diyor. Bu, blöftür. İşti şayet Erdoğan’ın ‘deliliği’ tutar hesapsız kitapsız müdahalede bulunursa yaşayacağı hüsrandan sonra Kürdler ardınca yıllar boyunca ‘Siwar hatin peya çûn’ (Atlı gelip ayakla geri döndüler) şarkılarını okuyacaklar. Keşke AKP hükümeti Suriye Kürdlerine müdahalede bulunsa! Böyle bir müdahale, Kuzey Kurdsitan sorununun çözümüne misli görülmemiş bir katkı olurdu.

Adamımız palavra sıkıyor. Güney Kurdistan için de bir sürü madde sıralanarak ‘kırmızı çizgilerimiz’ falan denilmişti. Ancak tükürdüklerini yaladılar. ‘Kırmızı’ çizgiler yeşil oldu, mavileşti, beyazlaştı, silindi gitti. Şuan Kurdistan Federasyonu Türkiye’nin Almanya’dan sonra ikinci en büyük ticari panteri!

21. yüzyılda, ‘KÜRD YÜZYILI’ndayız ya. Yazgı böyle. Kürd siyasileri istemese dahi ve de Kürdlere rağmen Büyük Kürdistan kurulacak!

Erdoğan bir süre önce "Suriye'de bir kadastro çalışması yaptırmayız" demişti. Desin, bol keseden atmaya ne var? Dün tükürdüğünü de yalayacak. ‘Kadastro çalışması’ yapanlar sana mı soracak, sayın Erdoğan? Hadi erkeksen ‘Suriye’de kadastro çalışması’ yaptırma da bakalım marifetine. Geçti borun pazarı sür eşeğini Niğde’ye. Midyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan da olacaksın. Haberin yok.

Röportajda utanmadan, kızarmadan “Kürt halkı da (‘da’ sözcüğü çok önemli!!!) Türk halkıyla kardeştir” demiş. Bundan önce ise “Kuzey'de bir yapılanmaya sıcak bakmadığını” ifade ediyor. Ama Kürd halkının yüzde doksan dokuzu bu yapılanmaya sıcak yaklaşıyor, Erdoğan bey efendi. Senin kardeşliğini yesinler.

ERDOĞAN HAKARET ETTİĞİ BARZANİ’NİN YANINA DIŞİŞLERİ BAKANINI GÖNDERECEK

Kanal 24’e verdiği röportajda TC başbakanı Kurdistan Federasyonu başkanı Sayın Barzani’ye dünyanın gözü karşısında açıktan açığa hakaret ederek Kürd lideri ‘çirkin’ işlerle uğraşmakla itham etti.

Güney Kurdistan’da Batı Kurdistan’lı gençlerin eğitilmesine gönderme yaparak şöyle konuştu:

“Son olarak söylenen şu ifade çok daha çirkin; 'Biz Kuzey Irak'ta bunlara eğitim verdik ve bu eğitim neticesinde şimdi onları geri gönderiyoruz' yaklaşımları bu işin çok daha farklı boyutlara doğru gittiğini gösteriyor. Buraya da seyirci kalmak mümkün değil”.

Ve bu sözleri sarf eden Erdoğan, dışişleri bakanını Barzani’nin ayağına gönderiyor. Türk hariciye naziri Barzani’ye diplomatik laf kalabalığı içinde şu mesajı verecek: ’13 milyar dolarlık ekonomik ilişkimiz, Kurdistan petrolünün Türkiye üzerinden pazarlanması için ilkin anlaşmalarımız var. Bütün bunları ne üdüğü belirsiz Suriye Kürdleri için tehlikeye mi atacaksınız?!’

Sayın Barzani, diplomatik bir dille ‘Batı Kurdistan’da ve Suriye’de yaşayan soydaşlarımızın güvenliğinden endişe duymaktayız’ gabilinde sözleri mutlaka söyleyecektir ama ‘Sayın Erdoğan’ın şahsimize dönük hakaretamiz sözleri bizleri meyus etmiştir’ ifadesini de kullanır mı, bilemeyiz.

Sayın Barzani, Erdoğan’ın hakaretini sineye çekecek mi? İnanmak istemeyiz.
Barzani, Batı Kurdistan ve Suriye’deki gelişmeler konusunda kendilerinin Erdoğan ve Türkiye’den bugün itibarıyla yüz kat daha güçlü pozisyonda olduğunu biliyordur.
Mesut Barzani türk hariciyesini bağlayıcı olmayan diplomatik kelimeler kullanarak kendi Ankara’sına geri gönderecektir. Ancak Kurdistan başkanının Türk başbakanın hakaretine bir yanıtı olmalıdır. Bu da Güney Kurdistan’da eğitilen gençleri biran önce Kürd Ulusal Heyeti’nin onayıyla Batı Kurdistan’a göndermektir. Zaten ABD’nin sessiz onayı var…

Hejarê Şamil
hejare_shamil@hotmail.com

12) İsmail Beşikçi:Barış Ortamı Neden Oluşamıyor-II -26.07.2012

Türkiye’de, barış ortamının oluşamamasını önemli bir nedeni, Batı devletlerinin, ABD’nin tutumudur. Batı devletleri, Avrupa Konseyi’ne, Avrupa Birliği’ne üye devletler, ABD, Kürdlerin mücadelesini her zaman “terör” kavramlarıyle değerlendirmişler, Kürdlerin özgürlük mücadelesini, hak-hukuk mücadelesini anlamamakta ısrarlı olmuşlar bu yolla her zaman Kürdlerin özgürlüğüne karşı durmuşlardır. Kürdleri bastırmaya çalışan devlet terörüne sınırsız destek vermişlerdir.

Batı, Kürdlere karşı tırmandırılan devlet terörüne sınırsız destek vermiştir. Batı, devlet terörüne, basınıyla, üniversitesiyle, hukuk ve yargı kurumlarıyla, sivil toplum örgütleriyle destek vermiştir. Devletler, gerek ikili görüşmelerle, gerek Avrupa Konseyi, Avrupa Birliği gibi uluslar arası kurumlar aracılığıyla, Türk yönetiminin anti-Kürd tezlerine, devlet terörüne destek vermiştir. Türk yönetimi, devlet terörünü, anti-Kürd tezlerini Batı’nın desteğiyle, hoşgörüsüyle tırmandırmıştır.

Devlet Terörü

30 yıla yaklaşan son savaşta, binlerce köy yakılmış-yıkılmış, milyonlarca Kürd insanı yerinden edilmiştir. Temel geçim kaynakları tahrip edilmiş, ormanlar, bağlar, bahçeler yakılmıştır. Yerlerini-yurtlarını terke zorlanan aileler büyük şehirlerin varoşlarında yoksul bir yaşam sürdürerek hayata tutunmaya çalışmaktadır. Köyünde toprak da var, su da var. Bağların, bahçelerin var. Sen onları kullanamıyorsun. Oralardan sürülmüşsün. Şehirlerin varoşlarında yoksul bir yaşam sürüyorsun…Bu, elbette, çok önemli toplumsal bir sorundur.

Binlerle ifade edilen “faili meçhul” denen cinayet var. Bu cinayetlerin failinin devlet olduğu besbelli bir şekilde ortaya çıkmıştır.

Evlerinden, işyerlerinden, sokaktan alınıp kaçırılan, işkenceyle yok edilen, muhtemelen öldürülen, bir daha kendisinden haber alınamayan ikibine yakın Kürd var. Doğal olarak aileler bu cesetlere henüz kavuşamamış. Doğal olarak bunların mezarları da yok.

Kaçırılıp işkenceyle öldürülen, bir zaman sonra, köprü altlarında, yol kenarlarında, dağ eteklerinde, vadilerin girişinde cesetleri bulunan yani ailelerin cesetlerine, kemiklerine kavuşabildiği bir mezar yeri olan üçbinden fazla vaka var.

Devlet, “vatandaşım” dediği, “kardeşim” dediği Kürdlere karşı bu kadar ağır cinayetleri nasıl işleyebilmiştir? Bunların hiçbirinin yargıya aksetmediği, çeşitli baskılar sonucu açılan davaların da sürüncemede bırakıldığı, giderek dosyanın kapatıldığı biliniyor.

9 Kasım 2005 gününü hatırlayalım. Bu tarihte iki JİTEM görevlisi, Şemdinli’de, Umut Kitabevi’ne bomba atmıştı. Bomba patlamış, kitabevinde büyük maddi hasara, yangına neden olmuştu. Bomba atanlar, hemen o anda, halk tarafından yakalanmıştı. Özel timlerin, JİTEM görevlilerinin yakalanmasına engel olmak isteyen üçüncü bir JİTEM görevlisi, kitlenin üzerine ateş açmış, bu ateş sonucu halktan bir kişi yaşamını yitirmişti.

Yakalananları karakol teslim aldı ve karakolun arka kapısından serbest bıraktı. Olay Kürdlerin kararlı tutumu yüzünden mahkemeye yansıyınca tutuklandılar. Dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, Umut Kitabevi’ne bomba atmalarından sonra halk tarafından yakalanan JİTEM mensupları için, “onları tanırım iyi çocuklardır, tutuklanmamaları gerekir” gibi bir şey söyledi. O sırada basında, “iyi çocuklar” lafı üzerine çok yorumlar yapılmıştı.

Bu olay üzerine, Avrupa Birliği’nin, Avrupa Konseyi’nin, ABD’nin hiç tepki göstermediği görüldü. Devlet terörünü tırmandıran devletin suçüstü yakalanması, en azından bir kınamaya bile neden olmadı.

Kürd gerillalar örneğin karakol bastıklarında onları kınamak için birbirleriyle yarışa giren Avrupa devletleri, ABD, devlet terörünün böylesine tırmandırılması karşısında suskun kalıyor, hem de suçüstü yakalanma durumu söz konusuyken…

Avrupa Konseyi’ne, Avrupa Birliği’ne üye devletler, ABD, Kürdleri hep, Türkiye’nin isteği üzerine, hep “terör” kavramlarıyla değerlendirmektedir. Kürd/Kürdistan sorunları gündeme geldiğinde, her zaman, sorunları, süreçleri, “terör” kavramlarıyla ele almak esas olmaktadır. Bu da dikkate değer bir durumdur. Fiili olarak yaşanan süreçlerin ve bu değerlendirmelerin birlikte ele alınmasında yarar vardır.

Örneğin,, Newroz günlerini, Diyarbakır’ı hatırlayalım. Kadın-erkek, çoluk-çocuk, genç-ihtiyar yüzbinlerce insan toplanıyor. Newroz’u kutluyor: Böyle büyük bir kalabalık, nasıl, “terörist bir eylem” olarak değerlendirilebilir? Çocukların, kadınları, yaşlıların, gençlerin katıldığı, şarkılar söylediği halay çektiği bir eylem nasıl, “terör” kavramları içinde değerlendirilebilir?

Kaldı ki, aynı günlerde, Van, Batman, Hakkari, Mardin, Bitlis, Siirt, Bingöl, Muş, Kars, Ağrı, Şırnak, Yüksekova, Nusaybin, Kızıltepe, Malazgirt, Patnos

Ek.Tarihi Fri Jul 27, 2012 10:00 am Gön: Oezer

Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden biz sorumlu değiliz.

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun
 
İlgili Bağlantılar
· Daha fazla Medya
· Haber gönderen Oezer


En çok okunan haber: Medya:


Haber Puanlama
Ortalama Puan: 1
Toplam Oy: 1


Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü


Seçenekler

 Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa

 Bu Haberi Arkadaşına Gönder Bu Haberi Arkadaşına Gönder





Bu Site Ali Usta tarafından yapılmıştır.


>Powered by Nuke-Evolution