Anasayfa > Günün Haberleri > Sitene ekle > Arşiv > İletişim > Künye > Reklâm
__________________________________________________________________________________________
Güncel -
Spor - Siyaset - Ekonomi - Medya - Polemik - Dünya - Teknoloji - Sağlık –Kültür Sanat- Eğitim – Röportaj – Reklâmlar

   Üyemiz Değilseniz! Tıklayın     KURDISTANA-BAKUR, NÛÇA NÛ (10) BÎJI KURDISTAN   Hüseyin Şahin:Körle yatan şaşı kalkarmış   KURDISTANA-BAKUR, NÛÇA NÛ (19) BÎJI KURDISTAN   KURDISTANA-BAKUR, NÛÇA NÛ (10) BÎJI KURDISTAN   KURDISTANA-BAKUR, NÛÇA NÛ (10) BÎJI KURDISTAN   Ezidi anne:Oğlum beni IŞİD’linin Facebook’undan buldu   Selahedîn Çelik:Dengdayîna gelî, PKK û Başûr   İbrahim Güçlü:Şêx Seîd Efendî Serokekî Kurdistanê û bawermend e…   KURDISTANA-BAKUR, NÛÇA NÛ (10) BÎJI KURDISTAN
Onur Yazarımız

Konuk Yazarlar

Ana Menü
 
Ana SayfaAna Sayfa
    Ana Sayfa

    Konu Başlıkları
    Haber Gönder
    Haberler
Diğer Başlıklar
    Evo UserBlock
    Yazarlar
    Site Haritası
    Haber Arşivi
    Yönetici Notu
    Reviews
    Tavsiye Et
    NukeSentinel
    İletişim Formu
    Sorularınız
Üyeler
    Üye Bilgileri
    Üye Hesabınız
    Üye Listesi
    Üye Grupları
    Özel Mesaj
Birlikte
    Forumlar
    Destekleyenler
    Anket
    Arama
Sayfa İstatistikleri
    Top 10
    İstatistikler
Linkler
    Yararlı Programlar
    Web Siteleri

Arama
 



Bağış - Reklam
Sitemizin yaşaması ve daha iyi bir içerikle yayın hayatına devam etmesi için reklam ve bağışlarınıza ihtiyacımız var. Lütfen Buraya Tıklayarak bizimle ilişkiye geçin... Şimdiden teşekkür ederiz....

Top 10 Links
 

Günün Haberi
 
Bu gün için henüz önemli bir haber yok.







Av. Medeni Ayhan:APO NUN AVUKATLIĞINI İLK ÜSTLENENDİM,İŞBİRLİKÇİLİĞİ ORTAYA ÇIKINCA DA İLK ÇEKİLENDİM





Çankırı E Tipi Cezaevine nakil olduğumda da,Abdullah Öcalan ın duruşunu, ve seslendirdiği işbirlikçi söylemlerini kabul etmediğimi,Kemalist ordunun kabul ve referanslarına uygun olarak konuşturulduğunu,devlete karşı hiçbir iradesinin bulunmadığını otaya koydum.Çankırı E Tipi cezaevinde Türk solunun bir koğuşu,buna karşın bağımsızların koğuşu bir koğuşu ile PKK davalarından yargılanan kişilerin de 5 koğuşu bulunmaktaydı.PKK davasından hükümlü olarak bulunanların mevcudu 15O kişinin üstündeydi.İstendiğinde,5 koğuşu bir tek koğuşta toplayarak görüşebilmekteydiler.Bu nedenle Apo nun yeni söylemlerini değerlendirmek üzere,bir koğuşta toplantı düzeni yapılmıştı..

Toplantıyı yönetmek üzere de PKK ye 198O darbesinden önce katılmış kişilerden olan Davut Utkun,Divan da duruyordu.Davut Utkun,Öcalan nın Türkiye ye getirilmesinden sonra ortaya koyduğu yeni görüşleri tartışmak için toplantı yaptıklarını belirterek,Apo nun yeni görüşlerine katılma veya katılmama yönünde düşüncelerini oluşturmuş arkadaşlardan değerlendirmelerini sunmalarını beklediklerini söyledi.Toplantıda bulunan kişilere hitaben;”Başkan Apo nun görüşlerine katılma yönünde görüş ifade etmek isteyen arkadaşlar buyursun.” Dedi.Ancak Apo nun İmralı da ortaya çakın görüşlerinden yana ve katılım yönünde hiç kimse elini kaldırmadı.Çünkü PKK Başkanlık konseyindekiler henüz Apo nun, devletin kabul ve referanslarına göre dile getirdiği görüşleri kabul edip etmediğini netleştirmemişti.Daha önemlisi koğuştakiler bağımsız bir Kürdistan kurmak üzere dağa çağrılmış olduğundan,bu değer yargı sistemi içerisinde de yılarca düşünerek açılık ve bin bir türlü zorluk içinde ağır bir emek ve bedel sürecinden geçerek zindana geldiklerinden ortaya çıkan söylemleri sindirmeleri de mümkün değildi.

Bu defa Davut Utkun;”Peki, Başkan Apo nun görüşlerini eleştirmek üzere söz almak isteyeler buyursun.” Dedi.Apo nun işbirlikçi görüşlerinin eleştirisini yapmak için sadece bir kişinin eli havadaydı, ve sadece bir kişi söz istiyordu.Yani sadece benim elim havadaydı ve eleştirisini yapmak üzere söz istiyordum.Havalandırma da volta atarken,yanıma gelip;”Ben de Demokratik Cumhuriyet Çizgisine katılmıyorum” diyip, ancak ikinci ve üçüncü kişilerin yanında bu yaklaşımını dışa vurmayan kişiler bile söz istemiyordu.Çünkü havalandırmada bulunanlar;Apo nun ortaya attığı görüşlerin PKK tarafından red edilmemesi halinde,söyleyecekleri cümlelerden dolayı suçlanacaklarını,konumlarının alınacağını,ve hatta teşhir edilebileceklerini biliyorlardı.Kendilerini kuşatan Apocu sistemi biliyorlardı.Kısacası bir kişinin örgütün programına,bir iki hafta önce kendi istemine de uygun olarak alınmış kongre kararlarına ve hatta “Avrupa ya çıkmakla devletleşeceğiz” nutkuna rağmen,keyfi olarak söyleyebileceği tam tersi bir düşüncenin dahi,örgütlerinde kabul görme ihtimalinin yüksek olduğunu biliyorlardı.Yani kişisel korku ve kaygılar konuşturmuyordu.İç demokrasiyi tüketen ve kadro yerine koşullandırılmış ve şartlandırılmış insan yaratan sistem zorluyordu.Kimisi ise zaten mürit durumundaydı, ve her mürit gibi,şeyhlerinin en sapkın girişimlerinde bile bir hikmet olabileceğini düşünebilecekti.PKK nin program ve kongre karalarına tümden aykırı söylemlerine rağmen,Apo nun görüşlerini eleştirir, yada destekler mahiyette hiç kimsenin söz alamaması, demokrasinin yokluğu açısından trajik ve açınacak bir tabloyu ortaya koyuyordu.

Davut Utkun,görüşlerimi biliyordu,bir eleştiri nutku atmam halinde,ilerde buna zemin sunmak ile de suçlanması mümkündü.Davut Utkun;”Arkadaşların olumlu yada olumsuz değerlendirme yapmak için hazır olmadıkları anlaşılıyor,henüz yoğunlaşmadıkları anlaşılıyor.Sadece Medeni Arkadaş söz istiyor,bir arkadaşın değerlendirmeleri ile toplantı olmaz. Zaten Medeni arkadaş sözü alsa, tek başına uzun uzun konuşacaktır. Bu toplantıyı daha sonraki süreçte yapalım” diyerek,bir refleks ile toplantıyı ilerde yapma adına” erteleyelim” dedi. Ancak tahliye olduğum 3 Eylül 1999 tarihine kadar söz konusu husus ile ilgili toplantı yapılmadı.Bir süre sonra ise,Apo Başkanlık konseyinden kimi kişiler ile teflon ile görüştürülmüş olmalı ki,artık söylemelinin ilaç,işkence yada zorlama nedeni ile değil,bir anlaşma üzerene ve kendi tercihi ile yaptığı kabul edildiğinden,bütün cezaevlerine talimat dağıldı. Artık davası usulen bozulan ve talimat ile ifadesi alınmak üzere, Adliye ye çağrılan kişilere bile duruşmada;”Yaşasın Demokratik Cumhuriyet” demeleri emir ediliyordu.PKK yapısındaki kişiler inanmadıkları ve hatta ne olduğunu bilmedikleri bu çizgiye;”Talimattır heval” zorunluluğu altında,”biji-yaşasın” çekip geliyordu.

Apo nun PKK de cisimleştiği görülen şeyh-tarikat –mürit sistemi içerisindeki en iyi mürit;Şeyhi bütün kural ve kaideleri yerle bir ettiğinde dahi;”Şeyhin yaptığında anlamadığımız bir keramet vardır,şeyh ne yaparsa ve ne söylerse yeridir” algılayışında olanlar açısından düşünmeye bile gerek yoktu.Sistem geçeğince Apo ne derse desin ve beş dakika ara ile söylemleri birbirine tümden ters düştüğünde dahi,görev son söyleneni tekrar etmekti.Ancak mürit rolü oynamak ile birlikte mürit olmayı başaramayan ve kafasında bazı soruları sormadan edemeyen tiplerde vardı ki;bunlar iki dinli ,iki ruhlu ,iki kişilikli bir biçimlenme sürecinden geçmek zorunda kalıyordu.Çünkü bir taraftan uğruna dağa çıkıp bedel ödedikleri bağımsızlıkçı düşünce ve inançları vardı,bir taraftan da hiç inanmasalar dahi, bunu dile dahi getirme imkanı vermeyen örgütsel iç sistem vardı.Sonuç itibari ile değer yargı sistemi,çizgi bağımsızlığı ve hareket özgürlüğü çöktü,laçka bir yapı ortaya çıkmaya başladı.

Apo nun davası Şeyh Sait in idam edildiği tarihin yıl dönümü olan 29 Haziran da sonuçlandırılmıştı. Demirel tarihin tekerrürden ibaret olduğunu söylüyordu Dosya temyiz edilmiş ve Yargıtay 9 Ceza Dairesine gitmişti.Sömürgeci Türk devletinin cezaevlerinin de düşüncelerinden dolayı zindanlar alınmış kişilerin ve Avrupa Konseyi ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin baskısı karşısında,düşünce suçlusu olarak tabir edilen kişiler yönünden bir tür af niteliği taşıyan Basın Davalarının İnfazını Erteleme Yasası çıkarıldı.Bu yasa çerçevesinde benim davalarım yönünden de infaz ertelendiğinden,3 Eylül 1999 tarihinde tahliyem geldi.PKK koğuşunda tahliyesi gelen her kişi için, koğuştakilerin bütünü bir sıra dahilinde dizilerek, uğurlama töreni yapardı.Tahliye olan herkes de birkaç cümlelik konuşma yaparak sloganlarını sıralar ve herkes ile tokalaşarak,alkışlar içinde çıkardı.Demokratik Cumhuriyetçi PKK lilerden tahliye olanlar kanıksanan gelenekleri olduğu üzere;”Yaşasın Apo,Yaşasın PKK ve Yaşasın ARGK “ diyerek slogan atarlardı.Tahliyem geldiğinde de aynı töreni yaptılar.Koğuştaki bütün arkadaşlar ile havalandırmada tek tek tokalaşarak vedalaştık.

Konuşmamda;Demokratik Cumhuriyetçilik, Kemalist devletin kabul ve istemelerine göre oluşturulmuş bir çizgidir,bu çizgiyi kabul etmiyorum,red ediyorum,Kürdistan da bağımsızlıkçı çizgi dışında yurtsever ve devrimci bir çizgi yoktur,Yaşasın Kürdistan,Yaşasın Kürdistan Ulusu ve Yaşasın Bağımsızlık” diyerek farklı olan sloganlarım ile bitirdim.Çünkü lider hangi konum ve durumda olursa olsun,ülkenin,ulusun ve temel nihai hedef olan bağımsızlık amacının üzerine çıkarılamazdı Hatta parti tüzel kişiliğinin üstüne çıkarılması dahi düşünülmemesi gerekirdi.Oysa Apo PKK de bu değerleri kendi kültünü şişire şişire hiçleştirmişti.Bu da ulusal bilincin gelişmesine değil, kirlenmesine yol açmaktaydı.Lider ulus,ülke bağımsız iktidar ve parti tüzel kişiliğinden sonra ve üstelik bu değerlere hizmeti esas aldığı sürece bir anlam ifade ederdi. Liderler bu değerlerin önüne geçirilemez.Bu değerler lider ve birey için tahrip edilemez,tersine liderler lider olabildikleri ölçüde kendilerini bu değerleri için feda edebilenlerdir.Üstelik mevcut durumda birkaç hafta önce söylediği cümlelere,kongre kararlarına ve örgütünün programına dahi tümden aykırı düşerek,işbirlikçilik faaliyetine açıkça başlamış bir kişinin sloganını atmak ise, beynini yeme faaliyetiydi. Yurtsever

Devrimci noktada durmuş olmak kaydı ile aynı örgüttekilerin liderlerini sloganlaştırması gerektiğinde dahi;Ülke, ulus, bağımsızlık değerleri ile Parti yi sloganlaştırdıktan sonra olabilirdi.Ülke ulus ve bağımsızlık değerlerini sloganize etmek,bir ulus projesi ile paradigmasının,ulusal bilinç ile iradenin bir yansıması olacağı gibi,uluslaşmanın gelişimine de katkısı olurdu.Cezaevinden PKK nin bir iki hafta önce yapılmış kongresinin karaları ile manifestosunu devletin istem ve ihtiyaçlarına göre değiştirme talimatları veren,zayıf olduğu için kült oluşturup büyütme çalışmasına devam ederek;”Kürtler doğum günümü kutlasın” diyebilen,ayrıca,“Hasan Sabah ın Alamut Kalesindeki fedaileri gibi fedaileşin” diyerek, kendisi için Kürt gençliğini kendilerini yakmaya çağıran,ancak daha sonra ise, sanki bu eylemlerin çağrısını kendisi yapmamış, yada etten doymuşçasına;”Artık bu tür kendini yakma eylemleri yapılmasın” diyebilen bir unsur için temel değerleri hiçleştirmek,gülünç olduğu kadar dramatiktir.

Tahliye olduğumda Ankara Barosuna dilekçe vererek,Basın Davalarının ve İnfazın Ertelenmesi Yasası çerçevesinde,Avukatlıktan süresiz ihraç edilmeme ve avukatlık ruhsatımın iptaline ilişkin kararın askıya alınmasını talep ederek,ilgili yasa çerçevesinde avukatlığa geri döndüm.

İstanbul da Abdullah Öcalan nın Avukatlığına devam eden kişilerin büro olarak kullandığı Asrın Hukuk Bürosundan Av Aysel Tuğluk bana telefon açtı.Geçmiş olsun girizgahından sonra,Av Doğan Erbaş ve Asrın Hukuk Bürosundaki diğer avukatlar ile konuştuklarını,22 Kasım 1999 tarihinde Yargıtay da görüşülecek olan Abdullah Öcalan davası ve Ankara da 198O lerden beri devam eden diğer davası ile Yargıtay daki davasının Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gidişi sürecinde başvuru dosyası oluşturma çalışmalarına katılmamı istediklerini söylediler.Kendisine, bugüne kadar herhangi bir davadan ve sorumluktan kaçışım olmamıştır,ancak ideolojik politik çizgim var, kendi ideolojik politik çizgim ve değerlerim ile çelişip çatışmaktan kaçarım.Size bir savunma taslağı göndereyim,göndereceğim savunma taslağında Asrın Hukuk Bürosu hemfikir olursa,katılım sağlayabilirim.Ancak aynı yaklaşım ve savunmada hem fikir olmayacaksak,katılım sağlamayacağım, Apo nun avukatlığı için yeniden sorumluluk yüklenmeyeceğim dedim.Kendilerine aynı gün bir savunma taslağı hazırlayıp faksladım. Bugün BDP milletvekili olan Av Aysel Tuğluk,o gün cevaben bana telefon açarak;”Gönderdiğin savunma taslağında,hukuki savunma kısmı güzel,ancak son bölümde siyasal bağımsızlığa açık bir federasyondan bahsediyorsun ki,bu tür yüksek siyasal talepler Öcalan nın savunmasında yok Bizimde onun savunmasına paralel davranmamız gerekir” diyince,yanıt olarak;”İdam zaten 14 yıldır Türkiye de uygulanmamaktadır,Uluslararası hukuk ve dünyadaki süreç de idama imkan tanımamaktadır,uygulanma imkanı olmayan idam kararının onanacağı da bellidir.Bu durumda hukuk tekniği anlamında yapılacak savunmalar,esasen öylesine yapılacak savunmalardır.Meselenin ve davanın bir kişinin durumuna, koşularına ile geleceğine indirgenmesi yanlıştır. Dava Yargıtay aşamasında da olsa;Ulus sorununun çözümü ile birlikte tartışılmasının zemini yapılabiliyorsa, bir anlamı olacaktır.

Eğer Yargıtay aşamasında dahi bu yapılamayacaksa,devlet ile ortada bir uyuşmazlık kabul edilmemektedir.Uyuşmazlığın bulunmadığı yerde de avukata ve davaya ihtiyaç yoktur.Bu davada siyasal bir talep ve çözüm tartışılmayacaksa, dava hangi işe yarayacaktır? Öcalan, bir siyasal talep ve çözüme vurgu yapmıyorsa, devletin ideolojik politik kabul ve ihtiyaçlarını dillendiriyorsa,avukatlara da buna göre savunma yapma zorunluluğu olacaksa,içerisine girdiği tutum ve anlayışta değişikliğe gitmeyecekse;yurtseverlik değerleri olan hiçbir avukatın savunmasında yer almaması lazım.Yaklaşımlarımız arasında görülen fark ile ideolojik politik değerlerim,Öcalan nın avukatlığını yeniden üstlenmem önünde engeldir, dedim.Aslında Asrın Hukuk Bürosundan Av Aysel Tuğluk kanalı ile yapılan telefon görüşmesindeki amacın ne olduğuna bakıldığında;”Medeni Ayhan ı yeniden ikna ederek,kazanmak” olabilirdi.Buna karşın benim bir siyasal talep ve çözümü içeren bir savunma taslağı göndermemin nedeni ise,oradaki avukatların bilinçlerine bir soru işareti sokmak,etkilemeye çalışmak,onların Apo ya paralel olarak değişen anlayış ve yaklaşımları karşısında,ortaya koyduğum yaklaşımı kendilerine tartıştırmak ve bir anlamda da avukatlığından çekiliş gerekçelerimi anlamalarını sağlamaktı.Onlar, kendilerini politik zannediyordu,oysa ideoloji ve politikada hepsinin toplamından daha fazla derinliğimin olduğunu düşünüyordum.Söz konusu avukatların yurtsever devrimci ideolojik-politik çizgiden,bilinç derinliğinden,siyasi irade ve olgunluktan uzak olduklarını düşünüyordum.Abdullah Öcalan nın birey olarak kendi davasındaki rolünün dahi bir detay olduğu kısa sürede ortaya çıkmıştı.Çünkü devletin istemlerini tekrar etmekteydi.Mevcut durum ve koşullarda avukatlarının rolünün ise bir detay dahi olmadığı ve işbirlikçi çizginin bir aracı oldukları açıktı.

Apo nun ve avukatlığını sürdürenlerin en küçük bir siyasal istem ve çözümden bahsedemeyeceklerini de önceden biliyordum.Çünkü Abdullah Öcalan nın kolluk, mahkeme ifadeleri ve bildirge başlığı ile verdiği ilk savunmasına bakıldığında;”Bağımsızlık, Konfederasyon, Federasyon ve özerklik istemiyoruz, gerekli de değildir,,,,Emperyalist devletler Şeyh Said ve Seyit Rıza yı da, bizi de kullandılar, Kemalizm ilericidir,Şeyh Sait gericidir,,,,,Kemalizm’in kültür milliyetçiliğini savunuyorum,Kemalizmi güncelleyip güçlendirmek gerekir” gibi düşürülmüşlük ve saptırmacılık dışında hiçbir şeyi ifade etmeyen safsataları dilendirmesi karşısında, ne rolü olabilirdi ki? Kendisi kullanılan bir araç iken,Avukatlarının bu işbirlikçi çizgi çerçevesinde kullanılan ikinci bir araç olma dışında ne tür bir işlevi olabilirdi ki? Hangi siyasal sorun ve çözümü dile getirebilirdi ki? Kendimi bir istisna olarak çıkardığım takdirde,hangi avukat bunları bir kıstas olarak arayabildi ki,hangi avukat dayatabildi ki? Bu veya benzeri kıstas ve kriterler ile yaklaşabildiğini söyleyebilen herhangi bir avukatı varsa ses versinler, susmasınlar, olgu ve delilleriyle ortaya koysunlar.Kriterleri olmayanlar ölçüsüz ve ideolojisizdir.Teorik anlamda ideolojisi olmayanların da politik çizgisi ve tarzı yoktur.

ÜÇ; PKK NİN DEMOKRATİK CUMHURİYETÇİ İDDEOLOJİK-POLİTİK İŞBİRLİKÇİLİĞİ KABUL ETMESİ VE DEĞERLERİN HİÇLEŞTİRİLMESİ SÜRECİ

PKK ,sömürgeci devletin elinde bulunan ve dikte ettirileni de tekrar eden Apo nun istemine uygun olarak;yeni bir kongreyi de apar topar toplayarak,demokratik cumhuriyetçilik olarak kavramlaştırılan işbirlikçi ideolojik-politik çizgiyi strateji ve manifesto olarak kabul edip,hem örgüt programını,hem de Öcalan nın Türkiye de sorgulanmasından birkaç hafta önce yapılmış kongresinin kararlarını ortadan kaldırdı.Bu şekilde çizgi bağımsızlığını,hareket özgürlüğünü ve değer yargı sitemini tümden kaybetti.Çünkü Ortadoğu bölgesi,Kürdistan ve Sömürgeci devletler ile ulusumuzun koşul ve durumları değişmemişti;sadece Abdullah Öcalan nın fiziki koşulları ve devletin dayatmalarına göre şekillenen istemleri esas alınarak,her şeyin inkarına gidildi.Müritlerine göre;Apo nun fiziki koşularının değişmesi demek,dünyanın,Kürdistan nın ve Kürdistan ulusunun durum ve koşullarının kökten değişmesi anlamına geldiğinden,değişen durum karşısında dünya,bölge ve Kürdistan nın yeni bir tahlilini yaparak,apar topar bir kongre yapıp,”yeni strateji ve manifestoyu” deklere de ettiler.Nasıl olsa PKK de gerçekte kadro niteliğini taşıyanların bir bölümünü Apo tasfiye etmiş olduğundan ve diğer bölümünü de devlet katıl etiğinden,ayrıca hem PKK nin hem de devletin saldırıları karşısında bağımsızlıkçı bir örgütte kalmadığından,yani alternatifsizlik hakim olduğundan,genel anlamda da Kürt aydın ve siyasetçileri devletten daha çok PKK nin yaftalamaya ilişkin manevi sadırları ve fiziki saldırılarından korktuklarından,öte yandan acılarının peşinden duygusalca giden Kürdistan ulusunun eğitimsel geriliğinden ve duygusallından da yararlandıklarından,ellerinde de güç,medya,para,sivil kurumlar ve bolca da mürit bulunduğundan işbirlikçi çizgiyi herkese kabul ettireceklerdi.Kabul etmeyenlerde en fazla iki sohbetlerde konuşacak,ancak genel anlamda Kürt aydını ve siyasetçisi kişiliksizleştirildiğinden, kitleye açık toplantılarda ve yazım çalışmalarında eleştiri götürmeyecekti.Hatta PKK tahammülsüzlük ile sekterliğini aştığında şurada burada cılız eleştirilerde bulunan bu tür Türkiyeci çizginin sahipleri olan tipler ve eğilimler ise,bir tek parmak daveti ile Türkiyeliliği bayrak edinip,Kürdistan ı, Kürdistan ulusunun altından çeken PKK nin ortamına bile atlayacaklardı.

3 Eylül 1999 tarihinde Çankırı E Tipi Cezaevinde tahliye olduktan bir iki hafta sonra,Çankırı dakilein selamlarını Bursa daki arkadaşlarına aktarmak,geçmişte avukat olarak pek çok defa görüştüğüm Sabri Ok ve Muzaffer Ayata nın son bir kez görüşerek,Demokratik Cumhuriyetçilik ideolojisine nasıl yaklaştıklarını birebir görerek kendi yaklaşımımı ortaya koymak ve İsmail Beşikçi yi de ziyaret etmek için, Bursa E Tipi Cezaevine gittim.İsmail Beşikçi nin yargılanmış olduğu davalar daha çok olduğundan ve değişik DGM ler ile kentler de de davaları bulunduğundan,Basın Davalarını ve infazlarını Erteleme Yasası çerçevesinde hepsinin ele alınıp tahliyesinin gelmesi bir iki hafta uzamıştı.Beşikçi Hocanın bugünde Yargıtay da davası vardır ve onlarca kez yasalar değiştirilip kaldırılmasına rağmen,41 yıldır, aynı paraleldeki düşüncelerinden dolayı soruşturmalara konu olarak, yargılanmaktadır.Düşüncelerimden dolayı hakkımda açılan ilk soruşturma öğrenci olduğum 1991 yılındaki konuşmalarımdan,o dönem Ankara Temsilciliğini yaptığım Özgür Halk Dergisinden ve daha sonra da genel yayın yönetmenliğini yaptığım Özgür Bilim Dergisindeki yazılarımdan başlamakta olup, bugün dahi hakkımda devam eden bir dava Yargıtay da bulunduğundan,21 yıldır çok sayıdaki davada aynı paraleldeki düşüncelerimden dolayı yargılanmaktayım.Bu durum; temel sorunlarından bir tanesinin Kemalist Devlet ile Türklerin zihniyetinin değiştirilmemesi sorunu olduğunu göstermektedir.Apo nun İmralı daki ifade, savunma ve avukatlar ile görüşme notları diye isimlendirilen haftalık demeçleri yanında,PKK nin dönüştürülen işbirlikçi ideolojik politik çizgisi ise, var olan zihniyete vurup değiştirme yerine,Kürdistan’a ve Kürdistan ulusuna şırınga etme özelliği taşımaktadır.Statükonun rötuşlanarak devamını savunmaktadırlar.Apo ve müritlerinin her parçada toprağa ve siyasal iktidar ile ulusun kolektif haklarına dayalı bir çözümü dışlayarak sahte bir çözümden bahsederek, halkımızı oyalamaları ve en genç,en dinamik kesimini de hedefsiz,işbirlikçi ve Kemalist bir çizgide doğramaya götürmeleri bundandır.Çözülme sürecindeki Başçılığı ayakta tutmak için Apo nun talimatı ile iş görmeleri bundandır.Kemalizmi şırınga etme,güncelleme ve yenileyerek güçlendirme misyonunu yüklendiklerini ve büyük işbirliği sürecini hayata geçirdiklerini ilan eden Apo ile müfretleri Kemalist olduklarından, sadece Kemalist olmak ile de kalmadılar,aynı zamanda Basçı ve İran mollası da oldular.Çünkü Kürdistan daki sömürgecilik bölgesel ve uluslararası anlamda bir sistemdir ve her hareket bir parçada savunduğunu diğer parçalarda da aynı paralel de savunmak durumunda kalmaktadır.Apo ve müritleri,(yani Demokratik Cumhuriyetçi PKK) resmi ideolojilerin Kürdistan daki kanalı olarak,beslenme- besleme misyonunu yerine getirmektedir.

Av. medenei Ayhan

ayhanmedeni@hotmail.com

DEVAM EDECEK (4)



-30.11.2011















Copyright © http://www.kurdistana-bakur.com Tüm hakları saklıdır.

Yayınlanma:: 2011-12-18 (771 Okuma)

[ Geri Dön ]






>Powered by Nuke-Evolution