Anasayfa > Günün Haberleri > Sitene ekle > Arşiv > İletişim > Künye > Reklâm
__________________________________________________________________________________________
Güncel -
Spor - Siyaset - Ekonomi - Medya - Polemik - Dünya - Teknoloji - Sağlık –Kültür Sanat- Eğitim – Röportaj – Reklâmlar

   Üyemiz Değilseniz! Tıklayın   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (16) HER BÎJI KURDİSTAN   Menbic senaryosu:ABD çekilirse ne olur?   Demirtaş’ın Savunması İle İlgili Olarak Bir Gazetecinin Sorularına Cevaplar (Can   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (13) HER BÎJI KURDİSTAN   Dr. İsmet Turanlı:ÜRETİM, SEKSÜEL YAŞAM   Demirtaş’ın Savunması İle İlgili Olarak Bir Gazetecinin Sorularına Cevaplar (Can   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (11) HER BÎJI KURDİSTAN   Selahattin Demirtaş davasında 2. gün   İbrahim Güçlü:YNKê Û Hewildanên Grûba Xiyanetê   Memo Şahin:Erdoğan’ın tavuk hırsızları
Onur Yazarımız

Konuk Yazarlar

Ana Menü
 
Ana SayfaAna Sayfa
    Ana Sayfa

    Konu Başlıkları
    Haber Gönder
    Haberler
Diğer Başlıklar
    Evo UserBlock
    Yazarlar
    Site Haritası
    Haber Arşivi
    Yönetici Notu
    Reviews
    Tavsiye Et
    NukeSentinel
    İletişim Formu
    Sorularınız
Üyeler
    Üye Bilgileri
    Üye Hesabınız
    Üye Listesi
    Üye Grupları
    Özel Mesaj
Birlikte
    Forumlar
    Destekleyenler
    Anket
    Arama
Sayfa İstatistikleri
    Top 10
    İstatistikler
Linkler
    Yararlı Programlar
    Web Siteleri

Arama
 



Bağış - Reklam
Sitemizin yaşaması ve daha iyi bir içerikle yayın hayatına devam etmesi için reklam ve bağışlarınıza ihtiyacımız var. Lütfen Buraya Tıklayarak bizimle ilişkiye geçin... Şimdiden teşekkür ederiz....

Top 10 Links
 

Günün Haberi
 
Günün en çok okunan haberi:

Menbic senaryosu:ABD çekilirse ne olur?

 
Kurdi

Recep Maraşlı:Nazım gibi bir büyük komünist -27.04.2011
(1983) [Mektubun orijinali Paris Kürt Enstitüsü

Efendim, açık ki burada Nazım gibi bir büyük komünist şairdeki milliyetçilikleri irdeleyerek, aslında solda yaşayıpda dokunulmayan milliyetçi damarlara basılmış olmaktadır. O damarlarda ise bin yıl öncesi değil anbe an süregelen ve kıskançlıkla korunan algılar-kabullenmeler dolaşıyor.

Selam,

Nazım'ın önasyayı "Kısrak başı"na benzetirken "memleket" tarif ettiğinin elbette farkındayım. İşi daha vahim kılan da bu. Burada "Uzakasya'dan Akdeniz'e kadar uzanan" bir "memleket" tarifi var. Bunun "Turan ülkesi"ne denk düştüğü belli. Kısrağın başı Akdeniz'e uzanan Anadolu olursa, gövdesi Uzakasya'da, kuyruğu da Mançurya'ya kadar uzanır! Önasya fetihle ele geçirildiği halde onu Ortaasya'daki Türk yurdunun doğal bir parçası gören bir anlayış var burada. MHP kongresinde Alparslan Türkeş'in sesi titreyerek bu dizeleri okurken duyduğu heyecan da buradan geliyordu herhalde...
----------

Konu Nazım'ın "milliyetçilik" anlayışı üzerinden açılmışken, onun ünlü Kürt Dilbilimci ve siyasetçisi Kamuran Bedirhan'a mektubunu anmamak olmaz. Uzun yıllar Kürt sosyalist ve ulusal demokratik hareketleri Nazım'ı "Kürt meselesini görmemek"le eleştirdi / eleştirdik.

1983 yılında yayınlanan bir belge bu algıyı "oto-sansür" ve "resmi görüş" bağlamında değiştirdi.Paris Kürt Enstitüsünün yayın organı olan “Hêvî” dergisi, Enstitüye bağışlanan Kamuran Bedirxan’in arşivinde bulunan, Nazım Hikmet tarafından Kamuran Bedirxan’a yazılmış 1961 tarihli bir mektubu orijinaliyle birlikte yayınladı. (1983) [Mektubun orijinali Paris Kürt Enstitüsü Arşivindedir.

Nazım Hikmet’in Kamuran Bedirxan’la Istanbul’da uzun yıllara dayalı bir dostlukları bulunduğu az bilinen bir olguydu. Bu mektupta Nazım Hikmet’in Kürt sorununa ilişkin genel yaklaşımını bulmak mümkün.

“Kökleri yüzyılların derinliklerine dalan, tarihiyle, kültürüyle, Kürt milletinin önemli bir çoğunluğu Anadolu’nun bir parçasında yasar. Anadolu’nun öbür parçalarında yaşayan Türk milletini Kürt milleti kardeşi sayar. Her iki millet, bütün imparatorluklar gibi, halkların zindanı olan Osmanlı İmparatorluğu’ nda, Türk ve Kürt derebeylerinin, Osmanlı İmparatorluk idaresinin ağır zincirlerine vurulmuşlardır.

Osmanlı İmparatorluğu yıkıldıktan sonra ise her iki millet emperyalizme karşı tek bir cephe kurup çarpışmışlardır. Anadolu milli kurtuluş hareketi yalnız Türkler için değil, Kürtler için de tarihlerinin en şerefli sayfalarından biridir. O dövüş yıllarının sonradan Türk idarecilerince yasak edilen en unutulmaz türkülerinden biri, “Vurun Kürt uşağı namus günüdür” diye başlar.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulusundan sonra, Türk idarecileri ve egemen çevreleri, Kürt hareketine tamamıyla vaat ettikleri millet ve insan haklarını tanımadı. Hatta işi Kürt milletinin millet olarak varlığını bile inkâra kadar götürdü.

Bu donem, Türk idarecilerinin ve egemen sınıflarının emperyalizmle uzlaşmaya başlaması donemidir. Bu inkârla, bu uzlaşmamanın ayni donemde bas göstermesi sadece bir rastlaşma değildir.

Bugün Türkiye Cumhuriyeti’ni Orta ve Yakın Doğu’da emperyalizmin kalelerinden biri haline getiren Türk politikacıları Kürt milletinin milli varlığını inkârda ısrar ediyor ve Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde öteki azınlıklarına tanıdığı hakları bile Kürt milletine tanımıyor.

Türk ve Kürt halklarının Türkiye Cumhuriyeti’nin sınırları içinde dış ve iç politikada ayni emellere hasret çekmeleri bugünkü Türk idarecilerini korkutuyor. Her iki millet kardeş milli kültürlerini, milli ekonomilerini geliştirmek, toprağa, tarım araçlarına, hürriyete, demokratik haklara kavuşmak istiyor. Türk ve Kürt halkları Türkiye Cumhuriyeti’nin tarafsız bir politika gütmesini, emperyalizmin ussu olmaktan kurtulmasını özlüyor.

Gerçek Türk yurtseverleri Kürt kardeşlerinin Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde milli haklarına kavuşmak için yaptığı kavgayı can ve gönülden nasıl destekliyorsa, gerçek Kürt yurtseverleri de Türk halkının demokrasi ve milli bağımsızlık için yaptığı kavgayı öylece destekliyor.

Anadolu’da yasayan Türklerle Kürtlerin arasına nifak sokmak isteyen gerici, somurucu, karanlık kuvvetler, emperyalizmle el ele vererek halklarımızı daha kolay ezmek istiyorlar

. Kürt ve Türk halklarının bahtiyarlığa, insanca yasamaya varmak için derebeylerine, kara kuvvetlerine, şehir ve koy ağalarına, gericilere, ırkçılara, milletlerin varlıklarını ve haklarını inkâr edenlere, halkların birbirine düşüp dostlarından rahatça geçinenlere emperyalistlerin uşaklarına karşı yürüttükleri yeni milli kurtuluş savasının zaferi Kürt ve Türk halklarının elbirliğiyle kazanılır.

Ancak böyle bir elbirliğiyle kardeş iki millet hürriyete, milli ve insan haklarına kavuşabilir.”

(http://www.gelawej.net/modules.php?name=Content&pa=showpage&pid=2625)

Bu görüşlerin 1950'li yılların fikir dünyasına ait olduğunu hatırda tutarak, en azından mektupta çizilen çerçevenin Türk solunun Kürt meselesi bağlamındaki resmi görüşlerinin de bir fotoğrafını verdiğini söyleyebiliriz. Bu görüşler Nazım adına hiçbir yerde yayınlanmamıştı. Demek ki "görmemek", "ilgisiz olmak"tan çok, bir "oto sansür" söz konusu, en azından "parti" tarafından çizilen bir resmi çizginin dışına taşmama, Kemalizmle siyasi ittifak anlayışından gelen bir "feda etme" tavrı söz konusu.

Mektuptaki görüşler Kürtlerin varlığını ve ulusal haklarını tanımakla birlikte, bana göre "Anadolu milli kurtuluş hareketi" kavramı ve bu eksende kurulan tarihsel bakış açısından soy bir Türk milliyetçiliğini gösteriyor.

Bahsedilen süreç bir "milli mücadele" dönemi olmakla beraber, bu, ne anti-emperyalist ne de ilerici demokrat bir içerik taşıyordu. "Anadolu milli kurtuluş hareketi" denen şey özünde, çok uluslu, çok kültürlü bir toplumsal dokuya sahip olan Osmanlı İmparatorluğunun bakiyesinden "tek ulus'a [yukarıdan aşağıya doğru tanımlanıp, biçimlendirilmeye çalışılacak olan Türk ulusu'na]" dayalı bir ulus devlet egemenliği kurma savaşıdır. Bu mücadelenin ilk ve dolaysız kurbanları Ermeniler, Önasya ve Karadeniz'in Rumları, Asuri-Süryani halklarıydı. Bu mücadelede Türk-müslüman eksenine uygun olarak, Kürtler, Lazlar, Kafkas ve Balkan göçmeni müslüman halklar Türk egemen sınıflarının müttefikiydiler. Bu coğrafya hristiyan halklardan sürgün, kırım ve savaşlarla "arındırıldıktan" sonra sıra Kürt, Laz ve göçmen hakların Türklük kazanında ertilip pişirilmesi sürecine geldi.
Bu eritme ve benzeştirme (Türkleştirme) süreci diğer halklar açısından önemli ölçüde başarılı olurken Kürtler açısından başarısızlığa uğradı. Günümüze kadar uzanan direnişlerle karşılaştı...
Sorun çok uluslu, çok etnikli, çok dinli, çok kültürlü bir toplumsal yapıyı zorla homojenleştirierek iktidar dayanağı haline getirmeye çalışan politikalarda duruyor.
Bunu bir "milli kurtuluş hareketi" olarak tanımlamak Türk milliyetçiliği değil midir?
Selam ve iyi dileklerimle.

Recep Maraşlı
recep marasli

http://www.gelawej.net
KAYNAK / kuyerel+noreply@googlegroups.com
26.11.2011

Ek.Tarihi Wed Apr 27, 2011 10:00 am Gön: Oezer

Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden biz sorumlu değiliz.

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun
 
İlgili Bağlantılar
· Daha fazla Kurdi
· Haber gönderen Oezer


En çok okunan haber: Kurdi:


Haber Puanlama
Ortalama Puan: 0
Toplam Oy: 0

Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü


Seçenekler

 Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa

 Bu Haberi Arkadaşına Gönder Bu Haberi Arkadaşına Gönder





Bu Site Ali Usta tarafından yapılmıştır.


>Powered by Nuke-Evolution