Anasayfa > Günün Haberleri > Sitene ekle > Arşiv > İletişim > Künye > Reklâm
__________________________________________________________________________________________
Güncel -
Spor - Siyaset - Ekonomi - Medya - Polemik - Dünya - Teknoloji - Sağlık –Kültür Sanat- Eğitim – Röportaj – Reklâmlar

   Üyemiz Değilseniz! Tıklayın   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (08) HER BÎJI KURDİSTAN     YENİ HABER, NÛÇA NÛ (11) HER BÎJI KURDİSTAN   Musul sorunu demokratik ulus ve ortak şehir yaklaşımıyla çözülür   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (14) HER BÎJI KURDİSTAN   Hüseyin Akinci:Barış Cümlesinin Anlamsızlaştığı Bir Coğrafyadayız   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (12) HER BÎJI KURDİSTAN   Aydın Engin:Bu hukuki değil siyasi bir dava   Diyarbakırlılar:Muhatap alınmasak da barışı istiyoruz   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (11) HER BÎJI KURDİSTAN
Onur Yazarımız

Konuk Yazarlar

Ana Menü
 
Ana SayfaAna Sayfa
    Ana Sayfa

    Konu Başlıkları
    Haber Gönder
    Haberler
Diğer Başlıklar
    Evo UserBlock
    Yazarlar
    Site Haritası
    Haber Arşivi
    Yönetici Notu
    Reviews
    Tavsiye Et
    NukeSentinel
    İletişim Formu
    Sorularınız
Üyeler
    Üye Bilgileri
    Üye Hesabınız
    Üye Listesi
    Üye Grupları
    Özel Mesaj
Birlikte
    Forumlar
    Destekleyenler
    Anket
    Arama
Sayfa İstatistikleri
    Top 10
    İstatistikler
Linkler
    Yararlı Programlar
    Web Siteleri

Arama
 



Bağış - Reklam
Sitemizin yaşaması ve daha iyi bir içerikle yayın hayatına devam etmesi için reklam ve bağışlarınıza ihtiyacımız var. Lütfen Buraya Tıklayarak bizimle ilişkiye geçin... Şimdiden teşekkür ederiz....

Top 10 Links
 

Günün Haberi
 
Bu gün için henüz önemli bir haber yok.

Son Eklenenler

 
YENİ HABER, NÛÇA NÛ (08) HER BÎJI KURDİSTAN


01)Başkan Barzani'den Şii lidere: Kerkük, Kürttür! Uğruna savaşırız-06.09.2017
İngilizce yayın yapan Iraqi News, Kürdistan Başkanı Mesud Barzani'nin, 'Irak merkez hükümeti ile anlaşmazlık içinde olduğu Kerkük ilini ele geçirme yönündeki herhangi bir girişime güçlü...

YENİ HABER, NÛÇA NÛ (08)...
YENİ HABER, NÛÇA NÛ (11) ...
Musul sorunu demokratik u...
YENİ HABER, NÛÇA NÛ (14) ...
Hüseyin Akinci:Barış Cüml...
YENİ HABER, NÛÇA NÛ (12) ...
Aydın Engin:Bu hukuki değ...
Diyarbakırlılar:Muhatap a...
YENİ HABER, NÛÇA NÛ (11) ...
[ Devamı Haberler Bölümünde ]

.

 
    GÜNCEL
    Dr.İsmail Beşikci:Tüm Kürdler 'Bayrağımız ..


Dr.İsmail Beşikci:Tüm Kürdler 'Bayrağımız ..


   Dr.İsmail Beşikci:28 Devlet Bağımsız K..

   Dr.İsmail Beşikci:Hasta Adam..

   DARBE HAKKINDA YAZARLARIN FARKLI GÖRÜŞ..

   DAXUYANIYA NAVENDA PENA KURD LI SER BÛ..

   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (11) HER BÎJI KURD..

 
    MAKALE
    Rojnews, haber Editörüne..


Rojnews, haber Editörüne.-08.04.2017
Siz sürekli Gü..


   GÜNEY KÜRDİSTAN’IN KAZANIMLARINI KORUY..

   Kutbettin özer:OHAL’DE Referandum!<..

   Kutbettin Özer:GÜNEY KÜRDİSTAN’IN KAZA..

   Kutbettin Özer:SEKİZ MART KADINLAR GÜN..

   Kutbettin Özer:Geri Zekâlı, Emin Çö..

    KURDİ
    Sêvê Evîn Çîçek’in Eserleri;Yazar ve Araşt..

Sêvê Evîn Çîçek’in Eserleri / Yazar ve Araştırmacı,-25.01.2013 ..


   Kitêba çîrokan ya Fatma Savci..

   Zinar Soran/ PDKT û Çend Bûyerên Balkê..

   PSK-Berpirsê Bûyerên Amedê Hikumet Bi ..

   Romana nû ya Zeynel Abidîn,« SAR »derk..

   Mamoste Marûf :MİT 'A DEWLETA TIR..

 
    DÜNYA GÜNDEMİ
    Kürt profesörden Barzani’ye Tarihi Mektup..


Kürt profesörden Barzani’ye Tarihi Mektup-03.04.201..


   Kutbettin Özer:Dr. Said Çürükkaya unut..

   Dr.Sosyolog Ismail Beşikçi:28 Devlet B..

   Halil Sipan:''Müttefiklerimiz bir anda..

   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (09) HER BÎJI KURD..

   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (06) HER BÎJI KURD..

    EKONOMİ
    YENİ HABER, NÛÇA NÛ (11) HER BÎJI KURDİSTA..


01)Kürdistan’da traktör fabrikası kuruluyor-31..


   Kürdistan Bölgesi 75 bin varil petrol ..

   Ümit Boyner: Erkler kavgasını dehşetle..

   Wal Street eylemcileri Davosu bast..

   Fitchten Avrupaya not darbesi!..

   9 ülkeye not darbesi!..

 
    EGİTİM
    Hesen Huseyîn Denîz: Swîsre / Hîndekariya ..


Hesen Huseyîn Denîz: Swîsre / Hîndekariya kurdî dest pê kir-05.09.2016
<..


   Hesen Huseyîn Denîz:Li Swîsre bawernam..

   Xwendekarên zurichê şehadetname sitend..

   Weqfa Ismail Beşikçi (WIB) yek sali..

   Heval GOYİ:Zimanê min..

   BANGA ZIMANÊ KURDÎ..

    KÜLTÜR - SANAT
    Dr. Zerdesht Haco (Dr. Zaradachet Hajo):Bi..


Dr. Zerdesht Haco (Dr. Zaradachet Hajo):Bipêşveçûna dîrokî ya zimanê kurdî û hin taybetm..


   CEJNA WÊ, ÊYDÎ A REMAZAN Ê BÎ DÎL Û CA..

   Pirtûka nû ya Zeynel Abidîn ya bi navê..

   Zeynel Abidîn:XWENAS-5 derket..

   Festival-Karlsruhe'de / NÛÇA NÛ-YENİ H..

   Tekrar Varto’ya Gelmek İstermisiniz?..

 
    MEDYADAN
     YENİ HABER, NÛÇA NÛ (08) HER BÎJI KURDİST..


01)Başkan Barzani'den Şi..


   ..

   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (11) HER BÎJI KURD..

   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (14) HER BÎJI KURD..

   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (12) HER BÎJI KURD..

   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (11) HER BÎJI KURD..

    RÖPORTAJ
    Xanım Mılan:Prag’da bir Diarıbekirli, ısma..


Xanım Mılan:Prag’da bir Diarıbekirli, ısmarlama siyasi davaları..


   Ömer Özmen:İBRETLİK BİR RÖPORTAJ..

   Ömer Özmen:BİR RÖPORTAJ BİR MESAJ.Deng..

   Özmen:KURDİSTAN AKTUEL İLE RÖPORTAJ ..

   Seyîdxan Kurij:Prof. Golmorad Moradî, ..

   Arif Altunkaynak’ın Av. Medeni Ayhan i..

 
    SİYASET
    Musul sorunu demokratik ulus ve ortak şehi..


Musul sorunu demokratik ulus ve ortak şeh..


   Hüseyin Akinci:Barış Cümlesinin Anlams..

   Aydın Engin:Bu hukuki değil siyasi bir..

   Diyarbakırlılar:Muhatap alınmasak da b..

   Dr.İsmet Turanlı:Kimler ikiyüzlüdür?..

   İsmail Beşikci./ Bağımsızlık... ..

    SPOR
    'Kürdistan Bağımsız olursa, FİFA'ya üye..

'Kürdistan Bağımsız olursa, FİFA'ya üye ..

   Real Madrid Kürdistan bölgesinde okul ..

   Dalkurd takimi Isveç 1.Ligine çık..

   Bolt'tan bir rekor daha..

   Muhammed Ali hayır gecesi düzenle..

   Kürdistan Futbol Ligi kuruldu..

 
    TEKONOLOJİ
    İbrahim Güçlü: Haşim Kılıç: DKP / HAK-PAR,..

İbrahim Güçlü: Haşim Kılıç: DKP / HAK-PAR, Yeni Anayasa, Kürtler ..

   Araştırmacı-Yazar:Şakir Epözdemir:YAVU..

   Google geçmişinizi silmeyi öğrenin..

   KÜRDİSTAN / AKÇAKALE TARİHİ..

   ''FARQÎN'Lİ ŞÊX FAXRİ BUKARKÎ'NİN ..

   Windows 8 hız testini geçti mi?..


 
Kürtçe
Sêvê Evîn Çîçek’in Eserleri / Yazar ve Araştırmacı,-25.01.2013

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

. kocgiri.6.3.1921@gmail.com

.

.
Araştırmacı,S.Evin Çiçek:PKK’de insan öldürmekle görevlendirilenleri tanıdım, konuştum, yazdım-22.01.2013

.

Zerdeşt-Zerdüşt felsefesinin etkisinde olan ve “Güneş Poleponez’den daha büyük ateşten bir metaldir.” dediği için Klazomenai-Smyra (İ.Ö.500-428) doğumlu olan Helen Anaxagoras idama mahkum edilir.

O idam kararına yönelik olarak; “Bana karşı verilen idam! Zaten doğa çoktan ölüm kararını vermişti.”der. Ortaçağ da kilise yöneticilerinin emirleriyle düşünen, düşüncesini kamuoyuna açıklayan kişilerin öldürülmelerine devam edilir. Bir örnek vermek gerekirse; tıp doktoru Michael Servet (Miguel Serveto Y.Reves) idama mahkum edilir. 27 Ekim 1553’de, Cenevre’de, dili kesilerek, kitaplarıyla birlikte yakılır. Yakılmadan önce kendisine; “Sen, Michel Servet burada seni ölüme mahkum ediyoruz. Bu direğe bağlı ve kitaplarınla birlikte yanacaksın. Bedenin kül olacak. Sen ve senin gibi düşünenlerin sonu böyle olacaktır.”denir. (1)

Sakine-Sekine Cansız (Şarê, Sarê) ve iki arkadaşını kimler, niye öldürdüler ? Bu kişiler hangi merkezlerde yetiştirildiler, şartlandırıldılar, yönlendirildiler ?
« Özel Harp Dairesi »
Öldürme şekli ?
JİTEM’im Kürdistan’daki pratigi.
Tetikçiler, işkenceciler ?

Sakine Cansız, Fidan Doğan, Leyla Şaylemez’in işkencecileri, tetikçileri Kürd ulusunun mensupları olurlarsa hiç şaşırmayacağım. Konu « Örgüt içi mesele » denilerek dünya kamuoyuna duyurulursa, suç işleyenler, suç işlemeyi meslek edinenler ne kadar yetenekliler demiyeceğim.
Niye mi ?

10.1.2013’de Paris’deki infazlar gerçekleştirildi. 11.1.2013’de T.C.Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün « terör » kelimesiyle başlayan açıklamasını dinlemeye başladığımda cinayetleri işleyenlerin adresleri belli oldu. Zerre kadar politikleşen, bu sistemin işleyişini bilen bu açıklamalardan hareket ederek karar merkezinin Ankara’da bulunduğunu, yönlendirmenin oradan yapıldığını anlar, dedim.
Mehmed Ali Birand nasıl aniden öldü ?
Son kesimde açıklayacağım.

Bu siyasal sistem bilgisizlendirmede, saptırmada, yalan haber üretmede, insanları apolitikleştirmede nefret-sevgisizlik oluşturmada çok başarılı. Kendi çizdiği sınırlar içinde yaşayanları kandırdığı, yanlışa doğru yönlendirdiği, insanı yönlerden uzaklaştırıp göremez, anlayamaz, düşünemez ırkçı, fanatik yaptığı gibi dış kamuoyunu da kandırıyor.

« ARTE » kanalında Paris’deki infaz konuşulurken, tartışılırken Bahoz’un Suriye vatandaşı olması, Suriye’nin savaşın bitmesini istememesi…söylenince güldüm. T.C.yi yönetenler, psikolojik savaş merkezinde yer alanlar medyaları aracılığıyla dikkatleri farklı yönlere çekmeyi, farklı ülkeleri adres olarak göstermeyi başarıyorlar.

« JİTEM »i kurduğunu belirten T.C. albayı hedefe ulaşmak için esrarın üretici, satıcısı, tüketicisi oluruz. İçlerinde yer alarak öğrenir, kullanır, çözeriz, diyordu. Uyuşturucu için bu yöntemi kullanan, siyasal, askeri faliyetler yürüten partilerde, askeri birimlerdede aynı şekilde yer alıyor.

Kendi özel okullarında yetiştirdikleri kişilere kürdçenin bütün lehçelerini öğreterek, yerleşim birimlerine göre kimlikler düzenleyerek çalışıyorlar. Buda yeterli gelmiyor ve bölgeye göre yerliden kendilerine kadro bularak, eğiterek amaçları için yönlendiriyorlar, kullanıyorlar.

Bu kadroların PKK içinde yer almaları, faliyet yürütmeleri imkansız, olmayacak şey değildi, değil. Onlar, yer aldılar. Ne kadar tahribat gerçekleştirdiklerini, ne kadar insanı etkisiz bıraktıklarını onlar biliyorlar. Bizim bilmemiz mümkün degil.

Zele’deki PKK hapishanesinde gördüklerim, duyduklarım.

İlk kez 1993 baharında PKK’nin Zele kampında özel merkezlerde eğitilip, tek veya toplu öldürmeler gerçekleştirmeleri ve diğer amaçlar için PKK ortamına tek veya topluca gönderilen, yakalanan, sorgulamaları yapılan ve hapiste tutulan Kürd erkek ve bayanları gördüm. Bazılarıyla röpörtajlar yaptım. Onlar kendilerini, o ortama gitme amaçlarını anlattılar, ben de yazdım.

Bir kaç örnek : bayanlardan Muş Bulanık doğumlu, Ocak 1992’de PKK ortamına giren Reyhan kod adlı Leyla Sönmez’e « Sevgiye sınır koyamazsınız, seviyorsan savaş » (Medya yayınları, 1998, Stockholm) adlı araştırma kitabımda yer verdim. Bu görüşme 14.3.1994’de bir gazetede de yayınlandı. Leyla Sönmez birilerini öldüremeden tespit edilmiş, sorgulamaya alınmıştı. İtiraflarda bulunmuştu. Kendisine verilen ceza süresi dolmuştu.

Diyarbakır Bismil doğumlu kardeşlerden biri yakalanmış, diğeriyse bir gurup gerilayı öldürtüp kaçma başarısını göstermişti. Serhat bölgesinden bir başkası çok sayıda gerilanın öldürtülmesini sağlamıştı. Mısırcê(Kurtalan) doğumlu olan kişiyse Mêrdin(Mardin), İluh(Batman) bölgelerinde onlarca kişinin gözaltına alınmasına neden olmuştu.

Ben tutuklu olan, yarğılamaları yapılan, haklarında karar verilenlerden bazılarıyla görüştüm. Döndüğümde sayın Beşikçi’ye konuyu açtım, anlattım. O araştırmamın adını da sayın İsmail Beşikçi’nin istemi doğrultusunda « Ateş altında hukuk » koydum. Halen o çalışmayı bastıracak cesaretde bir yayınevi bulamadım ve çalışmayı özel bir yerde, arşivde korumaya aldırdım.

İşlenilen suçları Kürdlere yazdırma

Sevgilisinin yazdıklarını bastırmak isteyen küstürülmüş olan eski bir PKK mensubu yayınevi bulma amacıyla beni aradı. İstemini anlatırken, AKP’lilerin kendisine yaptıkları teklifi de açıkladı. Anlattıklarını dinledim. Kendisine « Sana 50.000 E verelim. PKK’deki cinayetleri yaz, bastıralım.» teklifinde, isteminde bulunmuşlar. Sadece 50.000 öröya «PKK cinayetlerini » yazdırmak !!!

Cinayetler hangi merkez de hangi amaçlarla planladı, gerçekleştirildi ? Niye bir Kürde yazdırmak istiyorlar ?

AKP içindeki görünmeyen devletin temsilcileri son seçim öncesinde bu teklif de bulunmuşlar. Bu küskün Kürde yazdırabilecekleri cümlelerle seçimlerde BDP’nin önünde baraj oluşturmak, BDP’yi etkisiz kılma hesabı yapmışlardı. Başarıya ulaşmak için bütün yol, yöntemleri kullanıyorlardı. Kullanılmaya müsait, uygun olursan, kendine bir fiyat biçtirirsen, kullanırlar!!!

Kendisine yapılan teklifi anlatan kişiye, bu kadar ucuza mı ???!!! Niye siz ? Niye şimdi ? Amaçları, hedefleri algıladığınızı, kullanılmak istendiginizi fark ettiğinizi düşünüyorum, dediğimde. Kendisine teklif yapılan kişi amaçlı yaklaşımı hedeflerle birlikte algıladığını belirtti.

Çocukları anaokulundan itibaren tek dile, tek millete şartlandıran, « Ne mutlu Türküm diyene » ırkçı sloğanıyla yürüten, farklı olana düşman olarak büyüten, özel eğitim merkezlerinde katil olmayı öğreten, ölüm sevicisi yaptırdığını kürdlerin kurumlarına gönderen bu ittihatçı rejim, işlettiği cinayetleri de küskün bir Kürde yazdırma girişiminde bulunarak Kürdü, Kürdün eliyle bunaltma, yalnızlaştırma, başarısızlığa doğru itme hamlesinde bulunuyor.

AKP içinde de yer edinen, kadroları bulunan bu merkezin elemanları son derece proğramlı olarak çalışıyorlar. PKK ve diğer kürd siyasal yapılanmalarına kaç görevli gönderdiklerini, yerleştirdiklerini, ne kadar insanımızın çıldırmasına, sakat olmasına, ölmesine neden olduklarını T.C.nin Ankara merkezli özel biriminde görev yapanlar çok iyi biliyorlar. PKK içindeki cinayetleri nasıl işlettiklerini, kimleri öldürtüklerini kendileri detaylı olarak bildikleri için çok rahatlıkla da yazabilirler. Kısa bir süre o ortamda kalmış olan bir Kürdse sadece tanıklığını yazabilir.

PKK ortamına gönderilmeyen « Özel harb dairesi » mensupları, JİTEM görevlileri olarak Kürdistan’da görev yaptırılanlarsa tek tek birbirlerine öldürtülüyorlar. Bir örnek : « Komutanım çatışmalar dışında 54 kelle aldım.» diyen Tokatlı özel görevli, başları kopartıran komutan tarafından çalışma arkadaşına vurdurtuluyor, susturuluyor, konuşması, tanık olması önlenmiş oluyor.

Paris’deki infazı gerçekleştirenler şu anda yaşamıyor olabilirler. Çalışma sistemi « kullan, sustur » olduğu için bir eleman diğerine boğduruluyor. Bir subayın aşağıdaki anlatımları gerçekleri öğrenmemizi sağlıyor. (2)

Kürdistan’da geçmiş ve bugün aynıdır.

Geçmişle ilgili olarak sadece bir bölgeyi ele alacağım : Geçmişe Koçgiri - Dêrsim tarihine bakmak, o dönemi görmek, öğrenmek gerekiyorki bu günü anlayabilelim. Dêrsim’de baş kesen Kürdler, Koçgiri’de Alşan-Heyder Bey’lerin evlerine bomba atanlar hangi merkeze bağlıydılar ? Hangi projelerin gerçekleştirilmesinin yerli elemanı olmuşlardı ?

Makyevelizmin, ittihtçılığa-kemalizme dönüştürülen versiyonu Kürdistan’da lider kesimi yok etme de kullanıldı. Koçgiri ulusal kurtuluş hareketi sırasında diplomasi görevlerini yürüten Alşan Bey’i, Zarife Xatun’un erkek kardeşi Gaxur’a, Zarife Xatun ve Alşer (Alşêr) Koçgirizade çiftini, Seyd Rıza'nın oğlunu, Seyd Rıza'nın kardeşinin oğlu Reyberê Qopo’ya öldürten merkez öğrenilmeli, iyi anlaşılmalı ki bugünkü infazlar anlaşılabilinsin. (3), (4)

Askeri imparatorlukda « İttihad-ı Teraki Cemiyeti-Partisi », askeri cumhuriyet de « Cumhuriyet Halk Partisi » Askeri imparatorlukda bu partiye bağlı Teşkilad-ı Mahsusa(Özel teşkilat), askeri cumhuriyet de « Özel büro veya « Özel Harp Dairesi, Kontrgerilla, Ergenekon »(5)

İttihad-ı Teraki Cemiyeti-Partisi, 1914-1918 sürecinde Kürdistan dahil batıya doğru, ege adalarına kadar olan kesimde nüfus sayısı 11.000.000 olan Osmanlı İmparatorluğu adlı halklar hapishanesinde 4.000.000 kişiyi öldürtme, sürme becerisi, yeteneği gösteren bir partidir.

Bu partinin asker-sivil bürokrat olan yöneticileri 1924-1940 sürecinde Dêrsim bölgesinde kimyasal silahların eşliğinde fiziki soykırım uyguladılar. Bu konuda bulduğum resmi kaynalarda « Nüfusu 550.00 olan bölge» deniyor. Bu nüfusdan 170.000 kişi öldürüldü, Kürdistan sınırları dışına sürüldüler.

Kürdler « Silahları teslim ettik. Silahlarımızı toplayanların ayakları ne zaman Zel dağına değdi, ziyaretler bize küstü. » diyorlar.

Kırma, sürme yeterli görülmedi. Özel projelerle asimile etme devreye kondu. Ailelerinin inançlarına, yollarına hakaret ettiren, dilleri red ettiren, aile ilişkilerini sarsan eğitimler. Her Dêrsimli çocuk bir yeniçeri olması için hazırlanan ortama yerleştirildi. Dêrsimli çocukları kimliklerinde uzaklaştırıp, yabancılaştırıp kendilerine kadro olarak yetiştirmeye başladılar. Bu kadrolar değişik birimlerde görevlendirildiler. Aileler içten fethedilmeye çalışıldılar.

CHP adlı « türk nazi » partisi ; çok kez « Özel Harp Dairesi »nin doğrudan müdahaleleriyle rakipsiz bırakılan ve CHP lideri yapılan Deniz Baykal'a devresi tamamlatılmış, süresi doldurtulmuş, kurulan komplo hamlesiyle zemin hazırlanmış, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) başkanlığından uzaklaştırılması sağlanmıştır.

Dönemin gerektirdiği şekilde doğrudan müdahaleyle Dêrsimli bir Kürd CHP’nin koltuğuna oturtulmuş, beyaz katliam-asimilasyon hızlandırılmaya başlanmıştır. Bu beceriyi gösteren 1924-1940 sürecinde Dersim’i mahveden, değişik soykırım yöntemlerini uygulayan « Özel Harp Dairesi »dir. CHP’nin geçmişini, tarihini, komşu halklara, Kürd halkına yönelik soykırım kararlarını bilmeyen Kürd’de CHP taraftarı, savunucusu, aktivisti olacaktır. Proje hayata konmuştu. Bir Dêrsimli CHP’nin başkanı, diğerleri parlamenterleri oldular. Bir diğer Dêrsimlinin de Paris de beyni dağıtıldı.

Bireylerin siyasal tercihleri, üstlenilen roller ve sonuçlar ortada.

Bu partiye « nazi » dememin nedenleri açık, değişik ülkelerin arşivlerinde bulunan diplomatik yazışmalarda, istihbari bilgileri içeren belgelerde bu partinin uygulamalarıyla ilgili bilgiler mevcut. Yıllar, yöneticilerin isimleri değişti, İttihad-ı Teraki’nin yerleştirdiği ideolojiyse o sınırlar içinde yaşamaya mahkum edilenleri şiddet çeşitleri altında yönetmeye devam ediyor.

Fransa cumhuriyeti yöneticileri ve Kürdler

Fransa yöneticilerinin 1.Dünya Savaşı ve sonrası süreçde Kürdistan’a yönelik projelerini, Kürdlere yaklaşımlarını, Dêrsim soykırımı sırasında T.C. yöneticileriyle olan ilişkilerini anlatacak olursam sayfalarca yazmam gerekiyor. Ben sadece son süreci ele alacağım.

2012’de « ARTE » adlı Tv kanalında bir proğramda Fransa’ya sığınan kişilerin durumuda ele alınmıştı. Şili’de 11.9.1973 yönetime el koyan General Pinochet iktidarından, Arjantin’de de 1970-1976, 1976-1983 süreçlerini kapsayan askeri yönetimden kaçan siyasal sığınmacıların durumlarıda anlatılıyordu. Fransız istihbarat yetkililerinin siyasal sığınma başvurusunda bulunan, Fransa’da sığınmacı olarak kabul edilen, yaşamaya başlayan kişilerle ilgili olarak bu kişilerin kendilerinden kaçtıkları askeri rejimleri bilgilendirdikleri anlatılıyordu. Devletlerin istihbarat, emniyet teşkilatları arasında bilgi akışı sağlanmıştı. Sosyalist, muhafazakar veya sağcı partinin iktidarda olması hiçbir şey değiştirmiyor. Devlet politikasına, Fransa’nın çıkarlarına göre davranılıyor.

Siyasal sığınma hakkı istemiş ve Fransa’da yaşamaya başlamış olan Kürdler çok ayrıntılı şekilde izleniyorlar, gözleniyorlar, dinleniliyorlar.

Örneklerle açıklayacak olursam : Dêrsimli bir yazarın anlatımı : « Arkadaşım vatandaşlık başvurusunda bulundu. İsteği red edildi. » Neden olarak neler gösterildi ?
« Gerekçe, Med TV.de bir proğrama katılmak. »

Bir başka örnek : « Akademik öğrenim için Fransa’ya gelmiş olan bir Kürd kendisine yapılan teklifi şu cümlelerle anlattı : « Bana « Bize PKK hakkında istihbarat verirseniz 6 günde vatandaşlık hakkını alırsınız. Vermezseniz vatandaş olamazsınız. Akademik kariyeride unutun. Karar sizin. » dediler. Teklifi kabul etmedim ve vatandaş olamadım. Öğretim görevlisi olarak görev yapamadım. Yıllar sonra yeniden vatandaşlık için başvuruda bulundum. Yine red edildi. »

Bu sefer gerekçe neydi ?
« Gerekçelerden biri « PKK üyeleriyle ilişki içinde olmak. »

Sizin bu partiyle hiç bir bağınız yok. Bir Kürd yurtseverisiniz. Kimlerle ilişkiniz var ?

«Fransa’nın siyasal sığınma hakkı verdiği, Fransa’da yaşayan bir BDP’li ve bir de Suruçlu olan, 15 yaşındayken babası öldürülen, köyü mahvedilen, kendi vucudunda silah parçaları, izler taşıyan, savaş mağduru-kurbanı bir bayana tedavi olması için yardım etmem, bu ülkenin kanunlarına göre sahip olduğu sosyal haklarını kullanmasını sağlamam. İnsanlarımıza yol göstermem, yardımcı olmam.»

Fransa istihbaratı bu kadar ince çalışıyor, tespitlerde bulunuyor. Görüşmeleri kaydediyor.

Ölümlerin gerçekleştiği binaya gelince, bu bina 24 saat gözetleniyor, dinleniliyor. Şubat 2004’de Dêrsimli bir yazar arkadaşla 147 nolu binanın yakınında görüşme kararı aldık. Ben gittim, görüşeceğim kişi yok. Biraz yürüdüm ve görüşeceğim kişinin ilerde beklediğini gördüm. Sayın Kalman niye buradasınız, niye bu kadar uzakta durdunuz ?

O gülerek açıklamada bulundu:« O bina çok iyi şekilde izleniyor, kameralar tarafından görüntülenmek istemedim. Bütün giren çıkanlar kayıt altına alınıyorlar.» dedi. Fransa cumhuriyeti yetkilileri ihale açacakları, mal satacakları zamanlarda PKK’ye yönelik operasyonlar gerçekleştiriyorlar. Sözleşmeler yapıldığında, satış gerçekleştirildiğinde gözaltına alınan insanlardan bir bölümü serbest bırakılıyor, bir bölümü içerde tutuluyor.

Binanın dışı, informasyon binasının içi çok iyi dinlenilip, gözetildiğine göre fransız istihbarat birimleri detaylı bilgi sahibidirler. Bütün telefonlar dinlenildiğine göre bireylerin geliş, gidişleri, görüşmeleri kayıt altındalar. İstenildiğinde gerekli merkezlere ulaşabilirler. Kayd edilen bilgiler gerek görüldüğünde kullanılıyorlar. Yani T.C.le çok iyi ilişkilere sahip olan bu cumhuriyetin yetkilileri geçmişdede, şimdi de bilgi akışı yapmış olmalılar. Eğer devlet çıkarları zarar görmeyecekse açıklamalarda bulunabilirler. Devletsel çıkarlar bireysel hakların, özgürlüklerin üzerindedir.

Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande ve T.Erdoğan’ın tavrı.

Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande 2012’de Fransa Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Sosyalist partinin adayı olmuştur ve seçimleri kazanmıştır. Kendisi Fransa Sosyalist Partisi mensubuyken Kürdler bu parti mensuplarıyla görüşmeler yaparlarken bu bayanlardan birini tanımıştır. Kendisinin eski yaşam arkadaşı Kürd halkının durumunu ayrıntılı olarak bilen bir bayandır. Sayın Hollande kendisi öldürülen bayanlardan birisini tanıdığını açıklamıştır.

T.C. Başbakanı sayın Erdoğan’ın Fransa Cumhurbaşkanı’na yönelik sorgulayıcı cümlelerini duyunca güldüm. Batman’da bir ağa ailesi için « Kendi evlerinde ağalar, elin evinde de ağa olmak istiyorlar.» diyorlar. Sayın Erdoğan T.C.sınırları içinde kendisine özgü bir tarzda Kürdlere yönelik konuşabiliyor. O, kendisini başbakanlık koltuğuna doğru adım adım ilerleten güçlere dayanarak Kürdlere meydan okuyor. Kendisini dokunulmaz, çok güçlü görüyor. Kürdleri tehdit etmesi, kabadayı, ağavari davranışları ırkçı kesimlerde, kendisini görünen iktidara layık gören kesimde pirim yapıyor.

Uluslararası ilişkilerdeyse bu dil gülümsemeye, alaya neden oluyor. « Sınırlarıma dokunamazsınız »cümlesiyle nazikçe red ediliyor.

Fransa devletinin hakimiyet alanı, hakimiyet hakkı, devletlerin temsilcileriyle, kurum-kuruluşların yetkilileriyle yapılan görüşmelerin içerikleri, sorumlulukları konusunda yetkili, sorumlu birim Fransa Cumhuriyeti’nin yasama, yürütme, yarğı görevlileridirler. Fransız hükümetini oluşturan Sosyalist Parti mensupları Kürdlerle görüşürlerkende kendi devlet kültürlerine, milli çıkarlarına göre hareket ederler.

Sayın Erdoğan başbakanı olduğu ülkede 1908 askeri darbesiyle yönetime el koyan ittihatçıların padişah kardeşini, osmanlı prensini öldürdüklerini bilmeli ve sayın Turgut Özal’ın bir belirlemesini de unutmamalı. « İki kaftan var. Biri selamlık, biri….. » O ülkede politika yapanları trafik kazalarıyla, zehirlerle, dar ağaçlarıyla yaşamdan koparanlar mesleklerini terk etmiş değiller. Sahipsiz, korumasız Kürdün vucudunu parçalayan birim, başbakanları da cezalandırıyor.

Kendisi bir Gürcü olarak Kürdü tehdit etme yerine o sınırlar içindeki halkların kendi kimlikleriyle insana yakışır tarzda yaşamalarını sağlamaya çalışmalıdır. Sürekli iktidarda olan darbe sevici gerçek yöneticileri, gerçek iktidarı halkların desteğiyle etkisiz bırakma seferini başlatmayı denemelidir. Yanında durduğu ordunun gücünü Kürde karşı kullanması, Kürdü tehdit etmesi erdem göstergesi midir ? Kürd halkı adına konuşma hakkı, yetkiside yoktur. Kendisine göre konuşulmazsa unutulur, biz konuşmaya devam edecegiz. Kendisine göre « Kürd sorunu yoktur. » Bize göre vardır. Biz acı çektikçe de bize acı çektirenler de rahat edemeyeceklerdir. Cesur adımlar atanlar tarihte iz bırakıyorlar. Koltuklar kalıcı, bireyler geçici olduğuna göre iyi düşünmek gerekiyor.

Erdoğan’ın kendi bölgesinden biri « Topal Osman Ağa »yı örnek vermek istiyorum. Bu kişi Teşkilad-ı Mahsusa üyesi, çete lideri olarak Kafkasya’da, Pontos’da, Kürdistan’da, Küçük Ön Asya’da kullanıldı. M.Kemal’in özel koruması olma şerefine yükseltildi. Lazistan mebusunu boğması sağlandı. Bu öldürme son cinayeti oldu !

Kendisini kullanan birimin başında olan karar mekanizmasınca ipi çekildi. Birlikte faliyet yürüttüğü ve Lazlardan oluşan çete gurubu bir diğer Laz çete gurubuna kırdırıldı. Topluca öldürtüldüler. Topal Osman Ağaları kullanan bu sistem insanı amacı için bir araç olarak kullanıp işi bittiğinde de kenara atıyor. Bununla da yetinmiyor.

Lazları Rumlara, Kürdlere, Kafkas halklarına karşı çete, düzensiz ordu mensubu olarak acımasızca kullanan ittihatçı rejim, onların bir kesimini 1927’de toplama kamplarına doldurup, toprakları dışına sürdü. 5.12.1927 tarihli ve dışişleri bakanlığına gönderilen bir konsolosluk raporunda « Türkiye acımasızca Lazları imha, yok ediyor. Sivas’da ve Sezare(Kayseri)deki toplama kamplarına konulan, doldurulan, ölüme adanmışlara, ayrılmışlara benzeyen binlerce Laza « Near East Relief »in yardım etme istemide red edildi. » denmekte.

Çerkesler ittihatçı rejimin yerleşmesi, güç olması için kulanıldılar. Kendilerine sözler verildi. Daha sonraysa M.Kemal’in emriyle Ege adalarındaki Çerkesleri uçaklarla bombaladılar. Çete olarak kullanılan Çerkesler tek tek etkisiz hale getirildiler. Çerkeslere verilen sözlerde silindiler.

Kullan, amaca ulaş, kullanılanla kirli ellerini temizle, tanık olmasını, itirafta bulunmasını engellemek içinde boğazını sık…Sistem böyle işliyor.

Koçgiri askeri seferine çıkan Sakallı Nureddin Paşa Müslüman olmamak için direnişlerine devam eden insanlara « dini bütün, şeyh damadı » bir Arnavud olarak « Kafirler » başlığıyla tehdit haberi gönderiyordu, bildiriler yayınlıyordu. Koçgirililer öldürüldüler. Sakallı Nureddin Paşa’yı görevlendirenler, Kürdlere doğru bakıp kükremesine, haykırmasına, tehdit cümleleri savurmasına, kimliklerden dolayı aşağılamasına zemin hazırlayanlar, sırtını okşayanlar, cesur bir erkeksin, milliyetperversin diyenler, yani karar merkezi iş bittikten sonra onun sesini kıstı. Arnavutlara özel statü verilecek sözü de hiç hatırlanmadı.

T.C.tarihi « Türkiye Türklerindir » diyen ırkçı, kafatasçı rejimin kullandığı Kafkas, Balkan…halklarından olan ittihatçıların ders verici yaşam serüvenleriyle, hikayeleriyle dolu.

Silahları bırakma Dêrsim’de de önce silahlar toplandı. Ya sonrası ?

Mehmed Ali Gürgöz’ün anlatımlarından kısa bir kesit : « 1936’dan itibaren gelişmeler; 1936’da ilk kez halktan silah toplamaya başladılar. Köylerin muhtarlarına tebligatta bulundular. Sonra jandarma köylere, evlere girdi. Köylülerimiz silahlarını getirip, bizim harmana bıraktılar. Odun yığını gibi bir görünüm oluştu. Jandarma köye geldi, köylülerin hayvanlarına o silahları yüklediler ve Mazgêrd’e taşıdılar.

1938 Temmuz ve Ağustos ayıydı. Herkese “Gidip Mazgirt’te silahlarınız olmadığına dair beyanatta bulunacaksınız. Belge alacaksınız.”denildi. Belge almak için ilçe merkezine gidenler de geri dönemiyorlardı. “Silahlarınızı Mazgirt’te askeri birimlere teslim etmek zorundasınız.”denilerek erkeklerimiz tek, tek ilçe merkezine gönderildiler. İnsanlarımız kandırıldılar. T.C. devletini temsil edenler hileyle, yalanla onları ilçe, yani ölüm merkezine çektiler. 1.500 erkeğimizi tek tek seçerek götürdüler. Götürülenlerden geri dönen olmadı. Kendilerini savunamayacak, koruyamayacak durumda olan bu insanlarımızı dipçiklerle öldürdüler. (6), (7)

Bugün de Kürdlere « silahlarınızı bırakın, teslim edin, teslim olun. » diyorlar. Kürdlere silahları teslim edin diyenler niye dünya da Çin, Şili ordularının ardı sıra üçüncü ordu olarak işletmecilik yapan OYAK’ı bulunan T.C.Ordusu’na «Kışlalarına çekil. Halklar adına karar vermekten, almaktan vazgeç. Halkları yönetilecek sürüler olarak görme. Kanlı geçmişinden dolayı kendini sorgula. İnsanların gerçek tarihleri görmelerini engelleme. Gerçek olmayanları, yaşanılmayanları tarih olarak yazdırma. Şiddet, ölüm üreten merkezleri kapat. İnsanlarda canavari hisleri filizlendirme. Komşuyu komşuya düşman etme. Bireylerin ibadetlerine karışma. Kimlikleriyle yaşamak isteyen insanlara karşı silah çeşitlerini kullanma.

İnsanları iktidar savaşında bir araç olarak kullanıp, üretimden düşürüp, kenara atma. Kürde karşı kullandığın binlerce insanı fiziki, psikolojik hastalıklarıyla, sakatlıklarıyla başbaşa, sahipsiz bıraktın. Kullandığın insanlara insan muamelesi yap, tedavi ettir, dağılan ailelerin acılarını dindirmeye bak. Kaç bin kişi kullandın, öldürdün, sakat bıraktın ? Yeter silah bırak.» demiyorlar ?

Soru sormak, bu isteklerde bulunmak cesaret, bedel istiyor. Suçlara bulaşmayanlar suçları açıklama cesareti gösteriyorlar. Açıklamaları gerektiğine inanıyorlar. Açıklama, değerlendirme, doğru kararlar alma, yaptırım gücü olma imkanı sağlıyor.

Teslimiyet planlaması yapan görünmez iktidar, görünen iktidarın bazı mensuplarıyla birlikte 1936 ve sonrası süreci yeniden Kürde yaşatma projesiyle bu girişimlerde bulunuyorlar. Kürdler boğazlanmaya hazır kuzular olacaklarsa kendilerini savunmasız, korumasız bıraksınlar, teslim olsunlar.

Bu gün bir elinde gaz, diğer ellinde kibrit olan ideolojik birim silahların teslim edilmesinden bahsediyor, bu istemini dile getiriyor. Sadece silahları değil Kürd ulusunu teslim alma işlemleri yapılıyor. İstem yerine getirilirse soykırımlar hızlandırılarak devam ettirilecektir. Dêrsim’de silahları bıraktırma sürecini başarıyla tamamlayan bir CHP’nin yerine bugün AKP’nin özel görevlileri silahları bıraktırmadan bahsediyorlar :«Başbakan Erdoğan, Gaziantep'te yaptığı konuşmada silahların bırakılması sürecinin başarıyla tamamlanmasını istediklerini söyledi. » (8)

Barıştan bahsedip, evleri bastırıp gençleri öldürten, barışdan bahsedip uçak seferleriyle coğrafyamızı bombalatan, barıştan bahsedip « Özel Harp Dairesi »nin emriyle Amed-Diarbekir’de yüzbinlerin katıldıkları cenaze törenini, Kürdlerin düşüncelerini milyonlarca insanın duymasını, görmesini, öğrenmesini engellemek için TV.lerde yayın yaptırmayan, yasaklayan, gerçeklerin gizlenmesine özen gösteren bir yaklaşım.“Terör örgütünün yurtdışına çekilmesi, silahı bırakması için ne yapmak gerekiyorsa onu yapsın diyoruz, biz elimizden gelen desteği verelim”diyor. (9)

Mehmet Ali Birand nasıl ansızın öldü ?

Zeki Müren de öldü!!! Öldüğü söylendi! Hangi günmü? 24 Eylül 1996’da!!! Ölümü hangi güne denk geldi? Diyarbekir cezaevinde esir olan Kürdlere saldırılmış çok sayıda insan öldürülmüştü. Konunun konuşulmaması, yazılmaması, duyurulmaması isteniyordu, tedbirler alınıyordu. Hatırladığım kadarıyla davet edildiği bir Tv. Proğramı sonrası Zeki Müren o gün “aniden öldü“. T.C.medyasında sadece ondan bahsedildi. Kürdlerin belirli bir kesimi dışında kimse işlenilen cinayetlerden haberdar olmadı. (10)

Bir kaç ay önce Kürd olduğunu açıklayan Mehmet Ali Birand’da Diarbekir’deki cenaze törenini izlemek isteyenlerden biriydi. Bu insan aniden öldü! Onun ani ölümüyle gündem tümden değiştirildi. Bütün gazeteler, televizyon kanalları bu kişiden bahsediyorlardı. Birand ve milyonlarca T.C. vatandaşı on binlerce Kürdü göremediler, söylenilenleri duyamadılar. Görmemeleri, duymamaları istendi, sağlandı. (Mehmet Ali Birand 'ı tedavi eden doktoru onkolog Sualp Tansan , "… Klinikten güle oynaya yolladık. Stent değişimi sırasında hayatını kaybeden hiç hastam olmadı daha önce. Ne oldu bilmiyorum" dedi.) (11)

Kürde, Kürdistan’a gelince

Kürd: Savaşanlar, esirler, herşeylerini kaybedenler, bütün varlıklarını yitirenler, yaratılan olanakları-ortamları kullananlar olarak ayrılmalılar.

Kürdistan bir enkaza dönderilmiş durumda. 15.000.000 Kürd barajlar, köy yakmalar, ekonomik ambargolardan dolayı yer, sınır değiştirme, göçme zorunda bırakıldı, göçertildi. Ekolojik, fiziki soykırımlar, fiziki, psikolojik hastalıklar, ekonomik yıkım, sosyal çöküntü…. (12)

Kürdlerin komşularına gelince: Bunun adı enternasyonaliz mi olur, halklararası dayanışmamı olur, Kürdün özgürleşmesi için bir taş koyan, kendi kimlikleriyle kendisini ifade etmek için enerji harcamış olur. Michael Servet (Miguel Serveto Y.Reves)’i Cenevre’de yakan yasakçı anlayışla, bizim topraklarımıza yerleşen, kök salmaya çalışan sömürgeci anlayış birbirlerine çok benziyorlar. Biz Kürdlere’de “Asimile olmalısınız. Kimliklerinizden bahsetmemeli, kimliklerinizi unutmalısınız. Aksi takdirde hakkınızdaki karar ölümdür.” diyorlar. Silahların gölgesinde verilen emirleri kabul etmeyenlerimiz de gözleri oyularak, beyinleri dağıtılarak öldürülüyorlar. Binlercemizin mezar yerleri dahi bilinmiyorlar.

Sakine Cansız’ın (Sekine) diğer adıyla Sara’nın( Şarê, Sarê ) mücadele arkadaşlarından bir kesimi Siirt’de bulunan belediye çöplüğünde Kasaplar deresi – Nawala qeseban’da bulunmaktalar. Kendisi Dêrsim’de arkadaşlarının gömülü olduğu mezarlığa gömüldü. Dêrsimliler onun öldürüldüğü günü Dêrsim’de « ulusal birlik günü » olarak ilan edip, her yıl aynı günde mezar ziyaretini gerçekleştirmeliler.
Evin Çiçek

(1)- “ Düşünme ve düşünceyi açıklamanın bedeli; Yargılanma ve yakılma! ”

http://www.peyamaazadi.org/modules.php?name=News&file=article&sid=1708
(2)-«komutanım çatışmalar dışında 54 kelle aldım».
http://kocgirikulturmerkezi.com/modules.php?name=Kose_Yazilari&file=yazi_oku&sid=52)
http://gomanweb.org/GOMANWEB2/2008_gomanweb/HABER_YORUM4/Eylul_2008/12Ey lul/seva_evin_cicek/Seva_evin_cicek-kitap.htm
(3)- (9 Temmuz 1937; Makyevelizmin, kemalizme dönüştürülen versiyonu Kürdistan’da lider kesimi yok etme de kullanılır)

http://www.rizgari.com/modules.php?name=Content&pa=showpage&pid=1409
(4)- Koçgirililer halen yargılıyamıyorlar. Teşkilat-ı Mahsusa'cı Laz Topal Osman Ağa, Arnavut Sakallı Nurettin Paşa ve Koçgiri jenosidi

http://gomanweb.org/GOMANWEB2/2008_gomanweb/HABER_YORUM4/Ekim_ 2008/21Ekim/topal-osman.htm
(5)- http://www.kontrgerilla.com/index.asp
(6)- Temmuz 1908 ; Konstantinopl’da Jöntürk Askeri Darbesi, Dêrsim Bölgesinde Askeri Seferler. Temmuz 1908’den 1938’e, 1938’den 1993’e

http://www.rizgari.com/ebook/Temmuz_1908_den_1938e.pdf
(7) Mustafa Kemal - Kürd jenosidleri - Askeri İlişkiler Açısından 1937-38 Dersim Jenosidine giden süreç
http://gomanweb.org/GOMANWEB2/2008_gomanweb/HABER_YORUM4/Kasim_200 8/12Kasim/derim-jenosidi.htm
http://kocgirikulturmerkezi.com/modules.php?name= Kose_Yazilari&op=yazarlar&yazarno=6
(8) -
(http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1117647&CategoryI D=78)
(9)- (http://www.taraf.com.tr/default.asp)
(10)-(Canavarca hislere adaletten ödül! Mustafa Emrah Süer
http://www.evrensel.net/news.php?id=42868)
(11)-
http://www.samanyoluhaber.com/gundem/Birandin-doktoru-Nasil-oldu-anlamadim /929203/ (12)- « Kürtlere karşı yapılan sıcak savaşta yer alan bir ülkücünün, özel timin, gemileri hazırlayan bir Laz’ın, İtalya’da yakalanan gemi kaptanın anlatımları » http://fr.scribd.com/doc/28346045/Ararat-Yolcular%C4%B1-Evin-Cicek

Evin Çiçek
kocgiri.6.3.1921@gmail.com


Öcalan’ın “Gereksiz Sakine”sinden “Kahraman heval Sakine”ye Onu ne zaman nasıl tanıdım -15.01.2013

O Dêrsım merkez Korkes köyünden kırmancki lehçesini konuşan bir Kürd Zerfê’si. Kendisini ilkin 1991 Mart’ın da İstanbul’da bir dergi bürosunda gördüm. İlk kez orada konuştuk.

Ben üç aylık oğlum Dêrsim Hişyar kucağımda bir haberi yetiştirmeye, elimdeki bilgileri daktilo tuşlarına dökmeye çalışırken O beni ve oğlumu izliyordu. İstemlerini dile getiriyordu.

İkinci karşılaşmam Zele’de oldu. 1993 Nisan’ın da biz yedi gazeteci Kürdistan Yurtseverler Birliği’nin davetlileri olarak Güney Kürdistan’a gittik. Zaxo, Dıhok, Laleş, Hewlêr, Zele güzergahında seyahat ettik. Hewlêr’de Kürdistan İşçi Partisi’nin görevlileriyle görüştük ve onlar bizi PKK’nin askeri kesiminden bir kısmının Osman Öcalan komutasında kaldıkları Zele kampına götürdüler

Sakine Cansız’la karşılaştım. Kendisi orada ve bayan komutanların kaldığı bölümde kalıyordu. Dikkatimi çeken nokta komutanların büyük bölümünün Dêrsim’li bayanlar olmalarıydı.

Sakine Cansız incecik bedeniyle haki renk elbiseler içinde ve vucuduna, tenine dikkat eden, özen gösteren dikkatli bir bayan. Diğer yönüyle suskun, konuşmayan. Ne kadar konuşmak istedimsede kısa cümlelerle beni cevaplıyordu. Ben kişiliği mi, ceza evinde yaşadıklarının sonuçları mı, sorumlulukları mı, parti yapıları mı böyle davranmasını gerektiriyor diye düşünüyor, kendisini anlamaya çalışıyordum.

Ne PKK’nin iç işleyişinden, ne ast-üst ilişkilerinden, ne Bekaa’da yaşananlardan, ne erkek-bayan iktidar savaşından, ne sınıflararası çelişkilerden haberim vardı. Bildiğim tek şey kendisinin en eski kadrolardan biri olduğu, esir düştüğü günden itibaren çok ağır fiziki, psikolojik zulumlere uğradığı ve Dêrsim’in kutsal toprağından beslenen, şekillenen vucudun soykırımcılar karşısında baş eğmediğiydi. Gerila saflarında yer almıştı, Zele’deydi.

Bir gün birlikte gittiğim insanlardan Ragıp Duran üzerinde bulunan haki renk bir kazagı çıkardı ve birisine doğru uzatarak “Bunu Sakineye verin”dedi. Davranışı bende hoşnutluk yarattı. Paylaşma duygusu olumluydu. Çünkü Zele de sürekli yağmur yağıyordu. Hava nemli ve çok soğuktu. Her iki Ragıp ve diğer dört kişi döndüler bense Zele’de kaldım. İki araştırma yaptım ve Temmuz ortalarında geri döndüm.

Sağnak yağmurun durduğu, sisin yamaçları kucakladığı, toprağın koktuğu, toprağın belgızarları, bivokları sarmaladığı bir ortamda Cansız’a kendisiyle konuşmak istediğimi söyledim. Birlikte yürüyerek kampın alt bölgesine doğru yürüdük. O zaman çok kısa olarak sadece “parti sırrı” olmayan bir iki cümleyi anlattı. Şener’den dolayı bazı şeyleri yaşadığını belirtti. O kadar. Şener’le evlenmiş olduğunu bile söylemedi. Ben Şener’i tanımıyor ve ilişkilerinden de habersizdim.

Dêrsim’den, ulusumuzun durumundan, topraklarımızın işgal edilişinden, kimliklerimizden, özgürlük istemimizden konuştuk. O Dêrsim merkez’den bense Batı Dêrsim’den, Koçgir’den Alişer/Zarife-Zefê-Zerfê Koçgirizade çiftinin davalarının devamcılarıydık. Zerfê Xanım bizim bayan öncümüz, önderimiz, yol ışığımızdı. Ben yurtseverdim, anneydim, gazeteciydim, araştırmacıydım. O profesyonel devrimciydi, gerilaydı. Ben ziyaretçiydim, O orada yaşıyamaya başlamıştı. Ben özgür bir birey, O bir siyasal-askeri yapı insanıydı.

İlk şaşkınlığım

Bir gün erkek komutanların kaldıkları binada ve misafirlerin kabul edildikleri odadayım. O sırada “savaş ve insan” ilişkileri üzerine yaptığım araştırmanın bir kesimini tamamlamak için Osman Öcalan’la görüşmek için oraya gitmiştim. İki gerila da o oda da oturuyorlardı. O arada Osman Öcalan telsizde birisiyle görüşmeye başladı. Diğer ucdaki kişi Urfalı Cahide Şener’den bahsediyordu. Osman Öcalan’ın cümlelerinden sadece bir tanesine burada yer vereceğim:

“Öyle bir gereksiz de burada var.....................”

Cümleler devam etti. “Gereksiz” Ben kullanılan sıfatlardan dolayı şaşkınlık geçirdim, tuhaflaştım. Sakine Cansız’la ilgili kullanılan cümleler?!!! Nasıl oluyordu, hangi nedenlerden dolayı bu ağır sıfatlar kullanılıyordu? Niye “Gereksiz”oluyordu ve diğer cümleler kullanılıyordu?

Ben orada kaldığım, araştırmalarımı yaptığım süreçde sorularımın cevaplarını öğrenemedim, çünkü Cansız’ın içinde yer aldığı yapı aynen bir cemmat ilişkisi geregi dışa kapalıydılar, bilgi sızdırmıyorlardı. Bense yüzyüze yaptığım röportajlar sırasında tanık olduğum gelişmelerden dolayı ortamı, ilişkileri bir oranda algılamaya, kavramaya başladım!!!

Orada kaldığım sürece arada bir Cansız’la karşılaşıyordum. O suskunluğunu devam ettiriyordu, konuşmamayı tercih ediyordu. Büyük Azime(Mihriban Saran)ın elinde telsiz varken, Cansız’da olmaması dikkatimi çekmişti. Bir gün ikimiz yanyanayken 15 yaşlarında bir gerila bayanın kendisine yönelik kullandığı dil, yaklaşım beni rahatsız, huzursuz etti. 15 yaşındaki bu genç bayan, askeri ortamda 36 yaşındaki PKK kurucularından, ağır bedeller ödemiş olan biriyle konuşurken bu kadar rahat, sayğısız olabiliyordu!!! Askeri ilişki ortamında haddine miydi!

Cansız’sa tavrını bozmadı ve bu genç, tecrübesiz, kendisine böyle davranma yetkisi verilmiş olan bu bayanı cevaplamadı. Hiç bir şey olmamış gibi davrandı. Ne ben açıklama istedim, nede kendisi açıklamada bulundu. Bulunmayacağını da biliyordum. Ki kendi iç işleyişlerine göre genç gerilanın Sakine Cansız’ın önünde hazırolda durması, emir beklemesi gerekirdi. Bu tarzda konuşmak haddine miydi?!

O.Öcalan’ın kullandığı cümleler ve bu genç bayanın tutumu beynimin bir kenarında yer ettiği için hiç unutmadım. S.Cansız’ın görevden alınmış olduğunu, görevsiz olduğunu da bilmiyordum.

Bir gün İran, Zele kampına saldıracak haberi üzerine alarma geçtiler. Ben bir röpörtajı bitirdiğim için onların kaldıkları eve gidip kendilerini görmek istemiştim. Büyük Azime (Mihriban Saran) ve Cansız çantalarını hazırlarlarken ben onları izliyorum. Her ikiside hem kendi canlarını, hem de arkadaşlarını koruma hissiyle gerekli eşyaları sırt çantalarına yerleştirdiler. Çatışma yaşanmadı....

Cansız’ı Zele’den ayrılırken gördüm. Kendisiyle vedalaştım. Kendisi yaşadığı o kadar acıya rağmen sarsılmayan bir özgürlük, kurtuluş aşkı duruşuyla kendi isteklerini, dileklerini bana açıkladı. Ben Hewlêr’e gittim. Hêwler’den ayrıldığım gün kendisiyle orada yeniden karşılaştım.

Sekine’yle son görüşmem

Sekine Avrupa’ya gelmişti. Paris’de yaşayan bir Dêrsim’li beni aradı ve “Sekine Cansız burada. Üzerinde hiç bir belge yok. Yardım edeyim mi, oturum hakkı-süresi için gereken işlemleri başlatayım mı? Düşüncenizi, isteminizi öğrenmek istedim, benim açımdan önemli.” Bilgisini verip, sorularını sıralayınca ben Zele’de olanları düşündüm, Sakine’nin Brüksel’deki PKK binasında birisiyle konuşurken beni yarğılayan kelimelerini duymuş, biliyor olmama rağmen oturum işlemlerini yapan, sığınmacı kimliğini almasını-uzatmasını sağlayacak olan Dêrsim’in yiğit ve önder aşiretlerinden Demenan’lı (Demenu) bir annenin oğlu olan bu insanımıza yardımcı olmanız, kendisi için gerekli olan bütün işlemleri yapmanız gerekiyor. Başvuruda bulunmazsa, elinde sığınmacı belgesi olmazsa herhangi bir kontrol da durumu anlaşıldığında T.C.görevlilerine teslim edilir. Yeniden esir, tutsak olur. Farklı mücadele araçlarıyla ulusumuzu bağımsızlığa kavuşturma duygularına, fikirlerine sahip olmamız birbirimizi korumamıza, kollamamıza engel değil. İnsanlarımızı koruma, esir düşmelerini engelleme istek ve tedbiriyle hareket etmeniz gerekiyor açıklama ve isteminde bulundum.

Biz kendisini koruduk. O insanımız gerekli bütün işlemleri yaptı ve Sekine Fransa’da siyasi sığınmacı olarak 10 yıllık kartını aldı. Üzerinde bulunan sığınmacı belgesiyle rahatlıkla dolaşabildi.

İşlemleri yapan kişi kendi telefonuyla konuşmamızı da sağladı. Ben kendisine Sekine Xanım benim için Brüksel’de kullandığınız cümleleri duydum. Size psikolojik zulum uygulayanlar, etrafınızı çemberletenler bir başka boyutuyla bana da uygulanması emri verdiler ve uygulattılar. Sadece ben değil çocuklarımda bu uyğulamaların kurbanları oldular ve siz de bu uygulamaların bir abidesi, yaşayanı olarak beni yarğılamışsınız, aynı ağızla konuşmuşsunuz. Doğrusu şaşırdım. Siz profesyonel bir devrimci, bir gerila olarak yaşadınız. Ben se bir yurtsever ve entellektüel olarak yaşadım, yaşıyorum. Ben sıfatlarım gereği objektif davrandığım için hedef oldum. Sizi yarğılayanlar aynı bakışla beni yargıladılar ve T.C. savcılarından önce onlar kitabımı yasakladılar. Bütün kapıları kapattırdılar. Üzerimde ambargo uygulandı. Sadece bana değil çocuklarıma da acı çektirdiler.

Siz bu kadar zulm görmüş bir insan olarak beni yarğılıyorsunuz, davranışınız beni şaşırtı, yarğılayanların düşüncelerinimi benimsiyorsunuz?

Cevap: “Ya her şey her yerde söylenmez. Ben bundan dolayı senin için çok açık konuşuyor, gerçek neyse dillendiriyor, masaya koyuyor, yazıyor, politik davranmıyor, diplomat değil dedim.”dedi.

Beni ziyaret etmek, görüşmek istediğini belirti. Kendisinin bulunduğu ortama davet etti, birlikte hareket etmemi istedi. Ben Sekine’nin görüşme, evime gelme isteğini red ettim. Kendisinin bulunduğu atmosfere, yapı içine girmem, faliyet yürütmem mümkün değildi. Kendilerinden rahatsız oluyordum. O yapıyı Zele’de bir oranda, Avrupa’daysa tümden tanımıştım. Kendimi ifade etmem mümkün degildi. Ben antiotorite olan, tapma kültüründen çok uzak şekilde şekillenen bir bayan olarak o ortama giremez ve çalışma yapamazdım. Sekine’yle bir daha görüşmedim. Sadece kendisini tanıyanlardan, yakınlarından kendisiyle ilgili haber alıyordum.

2007’de Almanya’da gözaltı 2007’de yeniden kendisini korumak, savunmak mecburiyetinde kaldım. Niye mi? Almanya’da gözaltına alınmıştı. T.C. yetkilileri tarafından aranıyor ve Avrupa devletlerinden de isteniyordu. Kendisi T.C. güvenlik güçlerine teslim edilebilinirdi. O Fransa’da siyasal sığınmacıydı. Yine iki Dêrsim’li birlikte serbest bırakılması için 28.3.2007 de Fransa’da sayın Nicolas Sarkozy ve bakanlar düzeyinde girişimlerde bulunduk. Serbest bırakıldı.

Ben benimle aynı kimlikleri taşıyan, Kürd ulusunun özgürleşmesi için de ayrı yollardan, farklı yöntemlerle ilerleyen bir bayanın özgürlüğüne kavuşabilmesi için gerekli olan sorumluluğa göre davranmıştım. Serbest bırakılması beni rahatlatmıştı.

Gerila ortamında ve Sekine-Sakê’yle birlikte kalan bir Dêrsimli anlatıyor.

Toplam kaç yıl?
-Ben de PKK’ye ilk katılanlardan biri sayılırım. 20 yıl gerila ortamında kaldım.
Cansız’ı hangi ortamlarda tanıdınız? İlişkilerden bahseder misiniz?

-Hep bekaa vadisinde hem de Zap alanında Sakine’yle beraberdim. Ben kendisiyle birlikte 10 yıl aynı ortamda kaldım. Hem Bekaa’da, hem Zap’da. O Zap kampında ”Dema Mırınê” adlı gerila anıları proğramını çekti. Bu proğram televizyonda da gösterildi.

Kendisini kişilik olarak anlatın desem?

O, emekdar, fedakar, kişilik olarakda özgür bir bayandı. Dayatmaları kabul etmiyordu. Kendisini kontrol altına almaya, yönetmeye, baş eğdirmeye çalışan kişilerle, yani köle, emir eri olmasını isteyenlerle boğuştu. Ben onun yaşamının bir kesimine tanığım. Örneğin Avrupa’ya gelmesi gerekiyordu. Üç ay Ürdün’de kaldı. Ürdün’de bekletiyorlardı. İşlemleri yaptırılmıyordu.

Niye?

Ürden çıkış işlemlerinin yapılabilinmesi, yani Avrupa’ya gelmesi için para gerekiyordu. Parti görevlileri kendisiyle ilgilenmiyorlardı, kendisini umursamıyorlardı. Güya Bedirxan Bey’in Ürdün’de yaşayan torunlarından biri yardımcı olacaktı. Para verilmedi ve O kişide yardım etmedi. Botan (Nizamettin Taş) Sakine’nin durumunu biliyordu. O bana gerekli olan parayı göndermemi ve Sakine’nin Avrupa’ya gelişini sağlama emrini verdi. Ben gerekli olan parayı gönderdim ve işlemler yapıldı.

Niye bu yaklaşım?

Parti de eski kadrolara karşı olan yaklaşımı açıklıyayım: Sakine’nin karakterinde olanları uzaklaştırmak, işlevsiz, etkisiz, değersiz, itibarsız kılmak istiyorlardı. Bu proğrama göre davranıyorlardı. Bu insanlarımızsa daha önceki kadrolardılar. Emek sahipleriydiler. Zindanlarda direnmiş ve sembol olmuşlardı. Halk içinde değer görüyor, takdir ediliyor ve seviliyorlardı. Sakine’yse özellikle Dêrsimli olmasıyla, esirken verdiği direnişle, baş eğmemesiyle, yaptığı siyasal savunmayla tanınıyordu. Özgür bir Kürd kadınıydı. Kürd kadınını sembolleştirmişti. Hiç bir ortamda baş eğmediği biliniyordu. Sayğıyla adı anılıyor ve hitap ediliyordu. O bir ekoldu.

Ekol olması kimleri, niye rahatsız yada tedirgin etti?

Özgür Kürd kadınını sevmeyenler, özgürlükten bahsedipde tutsak, kul ilişkilerini sevenler, koruyanlar bu durumdan rahatsız oluyorlardı. Dêrsim dağlarının şekillendirdiği bu dağlı bayan kendi aile, toplum ortamlarında köle, ast-üst ilişkisi yaşayan, bu yaşama alışkın olan, eşitliği benimsemeyen, politik ortamda da köle efendi ilişkisi oturtmak isteyen yani kemalist sistemi kopyalayıp Kürdistan’da yerleştirmek uğraşı veren kişileri rahatsız, huzursuz ediyordu.

Bundan dolayı ona baş eğdirme uğraşı içindeydiler. Özgürlükten teorik olarak bahsediyor, kendi bireysel özgürlüklerini seviyor ama bir bayanın özgür olma, yaşama isteminede düşmanca yaklaşıyorlardı. Saldırıyor, yarğılıyor, yarğılatıyorlardı!

Cansız bütün bu yaklaşımlar karşısında nasıl bir yol-yöntemle mücadele etti? Size açılıyor muydu? Niye uzaklaşmadı?

Sakine ilişkilerine, arkadaşlıklarına, dostluklarına bağlıydı. İnsan ilişkilerine değer veriyordu. PKK’nin kuruluş aşamasından itibaren yer alıp, yaşama veda etmiş olan arkadaşlarının görüşlerine, isteklerine, amaçlarına, ulusuna, memleketine, özgürlüğüne tutkuyla bağlıydı. Şahıslara bağlı değildi, tapmıyordu, tapıcı, putlaştırıcı değildi.

Arada bir kendisiyle sohbet ederdim. O, düşüncelerini, hislerini bana açıklıyordu. Bir kez “Ben birlikte yola çıktığım arkadaşlarıma söz verdim. Burada bana yönelik yapılan sayğısızlığı, özel uygulamaları, yıpratma, değersizleştirme taktiklerini de önemsemiyorum. Bu kişileri ciddiye almıyorum. Bu hareketi biz oluşturduk, biz şekillendirdik ve bazılarımız tutsak düştük, bazılarımız öldü, sağ kalanlardan bir kesim de bu gün buradayız. Biz hapisteyken birileri yapıyı kendilerine göre şekillendirmeye başlamışlar ve bizim de dahil olmamızı istiyorlar.

A.Öcalan bana bu psikolojik zulmü yapıyor, yaptırıyor diye ben bu safları terk etmem. Yaşama veda edenlere verdiğim sözler, davayı yürütme, geliştirme, ulusumun kurtuluşunu görme arzusuyla yoluma devam ediyorum. Adımın öüne “hain” yazma olanağına kavuşamayacaklar. Kendilerine bu imkanı vermeyeceğim.”dedi.

Kendisine yönelik psikolojik zulm yapanlarsa “Sakine’dir, söyler.”diyorlardı. Kendisine değer vermiyorlardı. Onu basit, sıradan bir bayan durumuna koyma uğraşı veriyorlardı. Sarê(Sara) yani Sakine Cansız, tutsak düştüğü T.C. zindanlarında çektiğinden fazlasını bizim içimizde çekti. Daha doğrusu kendisine çektirdiler. Kısacası T.C.de esir düştüğü dönemlerde gördüğü zulmün üç katını biz de gördü.

Sakine:

1-A.Öcalan’a karşı çıkan, doğrudan düşüncesini onun yüzüne söyleyen ilk bayandı.
2-Ona cevap veriyordu, söylenilenleri kabul etmediğini belirtiyordu.

Kısaca bir birey, başından beri emek veren bir bayan olarak benim de düşüncem, görüşlerim var. Sizin söyledikleriniz doğru değil, yaklaşımınız doğru değil, bize bu şekilde yaklaşamazsınız, sadece siz kara veremezsiniz, tek başınıza karar mekanizması olamazsınız, biz hak, adalet, eşitlik, demokrasi, özgürlük şiarıyla yola çıktık diyordu.

A.Öcalan Sakine’ye “Sen nasıl evlenirsin? Nasıl eline yüzük takarsın?”diyordu ve yaptıkları evliliği her ikisinin burunlarından getirdi. Şener 1991 sonlarında Şam’da öldürüldü. Sakine, Öcalan’a “Onu öldürtün yeterli gelmedi. Ölümünü burada silah atışlarıyla kutlatıyorsun”demiş. Susmuş, acısını içine gömerek yaşamaya başlamış.

Sekine’nin eşini tanıyor muydunuz?

Mehmet Şener’i de yakından tanırım. Sakine’yle evlenmiş ve bizim alanımıza gelmişlerdi. Mehmet Şener “Sadece silahlı savaşla mücadele yürümez. Diplomasi, sanat, kültür geliştirilmeli. Yan örgütlenmeler yapılmalı. Silahlı ve silahsız mücadele birlikte yürütülmeli.”diyordu ve düşüncelerini de sesli olarak dile getiriyordu.

Son derece normal istekler, görüşler. Bağımsızlık mücadelesi veren uluslar tek araç kullanmıyorlar. Bu durum Kürdler içinde zorunlu. Bu istek nasıl suç oldu?

Ne dediler biliyor musunuz? “Sen ortamı bozuyorsun. Farklı düşünceler ileri sürüyorsun, muhalefet yapıyorsun.” Onu öldürdüler. Yakınlarını da suçlu yaptılar.

Bu yaşanılanlar “çözümlemelerde” yer alıyorlar mı?

A.Öcalan, Sakine Cansız’a küfrediyordu. Akademi de bulunan bir kitap da “Çözümlemeler”de A.Öcalan’ın Sakine’ye yönelik hakaretleri, küfürleri yazılıydı. Biz o kitabı okurduk. O alan da bulunan herkes biliyor. T.C. görevlilerinin bilmemeleri mümkün değil. Adım gibi eminim ki ayrıntılı olarak biliyorlar.

Sakine dağ da kalabilecek, görev yapabilecek bir bayan mıydı?

Sakine yapı itibarıyla dağ insanı, silahlı savaşçı olacak biri değildi. Siyasal faliyetleri, kültürel çalışmaları yapacak bir insandı. Kendisini özellikle dağa gönderdiler. Emek vermiş, bedel ödemiş bir bayandı, A.Öcalan’a cevap vermiş, onu eleştirmiş, “Böyle konuşamazsınız, böyle hitap edemezsiniz.” diyen biri olduğu için özel bir proğramla gözden, üretimden düşürme, kıymetsiz yapma, yıpratma, verimli olamayacağı alana sürme özel psikolojik seferi başlatılmıştı.

Peki siz bir Dêrsim’li olarak, Kürdistan kurtuluş davasının bir ferdi olarak aynı ortamdaydınız. Siz tanıktınız. Nasıl davrandınız? Sakine Cansız durumu nasıl yorumluyor ve yaklaşıyordu?

Ben kendisine A.Öcalan’a cevap verme, karşı çıkma, sessiz kal önerisinde bulundum. Sakine’yse bana “Dünya dönüyor öyle değil mi? Gerçek var. O halde gerçekleri söylemek gerek. Özgürlük için başımızı bu yola koyduk. Özgürlük her ortamda savunulmalı, korunmalı. Özgür olmayan, korkularına esir düşen bu ulusu özgürleştiremez. Bireye teslim olmam. Babam da olsa hata, yanlış yapsa hatasını söylerim. Yaklaşımı, tutumu yanlışsa yüzüne vururum. Ben kul değilim, tapmam, kendime peygamber, put oluşturmam. Hepimiz emek verdik, veriyoruz, çok ağır bedeller ödedik, ödüyoruz. O halde konuşma hakkımızda olmalı. Biz kul değiliz bunu bilmelisin.

Ben değişik kimlikler taşıyorum ve birey olarak da haklarım var. Sevme, evlenme hakkım var. Sevme hakkıma kimse dil uzatamaz. Mehmed Şener’i sevdim ve kendisiyle evlendim. Yüzügümüde taktım. A.Öcalan kendisi de evlendi. Kesire Yıldırımla birlikte. Peki ben niye bireysel kararımla yaşamayacağım? Sevme hakkımı kullanmayacağım? Bir canlı olarak sevgi alış-verişi ihtiyaçtır. Hiç kimse bireysel haklarıma müdahale edemez. Ben bir yoldaşımı, mücadele arkadaşımı sevdim, evlendim. Sevme, sevilme beni güçlendiriyor, üretici kılıyor. Suç işlemedim.

Benim özel yaşamım sadece beni ilgilendirir. Her kimliğime göre yaşamasını, sorumluluklarımı, görevlerimi biliyorum. Profesyonel devrimci olmam, siyasal yapı içinde yer almam duygularımı körleştirme, sevme hissimi red etme, görevlerimi karıştırma, yapmama anlamına gelmiyor. Her kimliğime göre nasıl davranmam gerekiyorsa, öyle davranmasını kavrayan, öyle davranan biriyim A.Öcalan benim duygu dünyama müdahale edemez, karışamaz. Buna hakkı, yetkisi yok. Herkes sınırlarını bilmeli. A.Öcalan yaptığım evliliği malzeme olarak kullanmaz, bu kararımdan dolayı beni yarğılayamaz, yargılatamaz..”diyordu.

A.Öcalan’sa “Siz sadece beni sevmelisiniz. Sadece ben erkeğim. Bana bağlanın, bir başka erkeği tanımayın. Ben sizi özgürleştiririm, bir başkasını sevemezsiniz.” diyordu.

Sakine bu cümleleri, istemleri, emirleri kabul eden, sessiz kalan bir bayan değildi. Kabul etmediğini de açıkça belirti. O özgürlüğü Dêrsim doğasında bulmuş, benimsemiş ve yaşamaya başlamıştı. Erkek eğemenliğine girecek, boyun eğecek bir bayan degildi. Ona baş eğdiremeyenler psikolojik savaş yöntemleriyle kendisine yaklaşmaya, etrafını tellemeye başladılar. Yalnızlaştırma, bunaltma, pskolojik olarak çökertme, bitirme hesaplarını yaptılar.

Kesire Yıldırım’ı(Fatma) anlatın desem?

Sekine ve Kesire Yıldırım’a(Fatma) yönelik uygulamaların tanığıyım. Kesire’yle aynı köydenim. Fatma’da(Kesire Öcalan) A.Öcalan’ın uygulamalarına, istemlerine karşı çıktı. Öcalan’ın emriyle, istemiyle 6 ay hapis yattı, iftiralara uğradı. Kesireye niye kendini bu duruma koydun sorusunu yöneltiğimde gülümseyerek bana“Nedenleri bilmiyor musun?. Biliyorsun.”cevabını verdi.

Kendisine yapılanlara rağmen sessiz kalmayı, konuşmamayı tercih etti, saflardan ayrıldı, halen suskun. Kesire, babasının özel görevi, konumu bir yana kendisi çok onurlu, şerefli bir bayandı. O istemlere, uygulamalara karşı çıktığı için “Hain” ilan edildi. Onu “hain” ilan edenler de Yalçın Küçüklerle görüşüyorlardı.

Cansız’ın kuruluşunda yer aldığı PKK’yle hapisten çıktıktan sonra Bekaa’da karşılaştığı PKK bir değildi. Nasıl oldu da o ortamdan uzaklaşmadı? Bu kadar itilip kakılmaya, acıya rağmen niye orada kalıp falliyet yürütmeye devam etti? P ALIGN="JUSTIFY"> Sakine Kürd ulusuna, Kürdistan’a derin bir sevgiyle bağlıydı. A.Öcalan’a değil. Onun bireye değil halkına, ülkesine olan bağlılığı suç oldu. Suça dönüştürüldü.

Sakine Merkez komite üyesi bir bayandı. Bekaa’dayken görevden alındı. Ondan sonra da kendisine görev verilmedi. Sekine görevden alınmadan önce Kürd bayan direnişinin sembolüydü. Sakine o kadar bedel ödemiş, mücadele etmiş bir bayan olarak merkezde olması gereken bir insandı ama ne yaptılar? Onu sıradan bir savaşçı konumuna koydular. A.Öcalan’a karşı düşüncesini dile getirmesinin bedeli olarak kendisini bu uygulamaya tabi tutular, bu duruma koydular. Koydukları yerden de çıkartmadılar. Özel bir çabayla hep orada kalması sağlandı. Onlar Sakine’ye inanmıyorlardı. Onun görüşlerini önemsemiyorlardı. Kendisine yetki vermiyorlardı.

Ben kendim bütün gelişmelerin, konuşulanların, değerlendirmelerin şahidiyim. Yanımda konuşulanlardan bir cümle “Biz buna yetki verirsek bizden intikam alır. Bizi cezalandırır.” Yargılayanlar, yargılanacaklarını biliyorlardı. Çünkü Sakine bunu hep söylerdi “ Yarğılayanlar da yargılanırlar.” O merkez komite üyesiyken onu itibarsızlaştırmışlar ve sıradan bir insan durumuna koymuşlardı. O işlem de devam ettiriliyordu.

Siz bayansınız, anneydiniz, yurtseverdiniz, basın mensubuydunuz, araştırıyor ve yazıyordunuz. Kürd toplumu içinde pratiğinizle, çabalarınızla, çalışmalarınızla, emeğinizle, halkınıza, ülkenize olan bağlılığınızla, özgürlük tutkunuzla biliniyor ve tanınıyordunuz.

Siz de 8 Mart 1997’de binlerce kişi kadın konulu canlı proğramı izliyorlardı. Siz de katılımcılardan biriydiniz. A.Öcalan yarım saatden fazla konuştu. Proğramın süresinin çok büyük bölümünü kullandı. Siz söz hakkını aldınız, kendisine sorularınızı yöneltiniz ve kamuoyu önünde açıklamalarda bulunan A.öcalan’a bir katılımcı olarak sayın Öcalan bize hakaret ettiniz. Söyledikleriniz doğru değil. Yanlış bilgilendiriliyorsunuz. Gerçekler çok farklı. Siz halkla, sivillerle iç içe değilsiniz bizi suçluyor ve yarğılıyorsunuz dediniz. Ne oldu?

Emir veren mekanizma aynıydı. İpiniz çekildi. Hakkınızda karar verildi. Özel psikolojik savaş uygulamasına tabi tutuldunuz. Sizden intikam aldılar. Size yapılanlardan dolayı sizin yaşadığınız sorunlar, sıkıntılar, çocuklarınızın yaşadıkları travmalar kimi ilgilendirdi? Hiç kimseyi. Acı çekmeniz, yıpranmanız istendi. Kürd kitlesi içinde antipropağandanız yapıldı.

Size uyguladıkları psikolojik zulm, ambargolar Sakine’ye yapılanların yanında hiç kalır. Siz yurtseverdiniz, bir Kürd entellektüeli olarak rolünüze göre davrandınız buna rağmen size ve zincirleme, bağlı olarak çocuklarınıza bu kadar acı çektirdiler.

Sakine’yse merkez komite de görev yapmış bir kadroydu. Ona yapılanları düşünebiliyor musunuz? Açıklamak veya açıklamamak. Vicdani bir durumla karşı karşıya kaldım. “Çözümlemeler”i okuyan yaşananları, yapılanları bir kesitiyle görecektir. Sömürgecilerin ayrıntılı olarak bildiklerini Kürd milletinden mi gizliyeceğim?

Bekaa’dan uzaklaştırılan cansız’la daha sonra nerede beraber oldunuz?

Hamili Yıldırım’ın durumunu anlatmam lazım. Zap alanındayız. Sakine’de orada. Başta Ali Haydar Kaytan olmak üzere, Şemdin Sakık’da dahil Sakine’ye çok kötü davranıyorlardı, onu yıpratıyorlardı, ona birlikte saldırıyorlardı. Ali Haydar Kaytan, Hamili Yıldırım, Sakine ve ben Dêrsim’liyiz.

Hamili Yıldırım Sakine’yle birlikte hapis yatmış biri. Sakine’yi iyi tanıyor, özelliklerini biliyor. Ali Haydar Kaytan ve Şemdin Sakık’ın davranışlarını, uygulamalarını kabul etmiyordu. Onları eleştiriyor ve Sakine’yi koruyordu. Hamili Yıldırım Sakine’yi yıpratmadığı, tersine koruduğu için görevden alındı, daha doğrusu düşürüldü. Nerdeyse “hain, ajan” ilan edeceklerdi.

Yıldırım şu anda nerde?

Hamili 2003 yılında küçük güney Kürdistan’dan kuzeye geçmek isterken Suriye yetkilileri tarafından yakalanıp, T.C. yetkililerine teslim edildi. Hapistedir. Zaten daha önce de 16 yıl yatmıştı.

Ali Haydar Kaytan’ın sorunu, sıkıntısı neydi? Kime, neyi ıspatlamaya çalışıyordu?

Ali Haydar Kaytan “Tamam başkanım, olur başkanım, başüstüne, siz bilirsiniz, nasıl isterseniz”cidir. Kişilik bu ve aynı rolü oynamaya devam ediyor. O, özel görevlendirilmiş gibi Zap alanında sürekli görevini yaptı, Sakine’ye çok çektirdi. Sakine onu yargılayamadan, yargılatamadan can verdi. Ben yapılanları hatırlamak istemiyorum.

Ölüm haberi sonrası medyayı izlediniz mi? Şimdi “kahraman heval” başlıkları atılıyor. Ne düşünüyorsunuz, ne hisettiniz?

Televizyondan görüntüleri izledim. Sakine’nin sıradan bir görevli durumuna düşürülmesine, sıradan insanların emri altında görev yapmasına neden olan Abdullah Öcalan’dı. Yıllarca psikolojik savaş uygulanmasına neden olan kişiydi. Yaptığı küfürler yazılmış ve basılmışlardı.

Paris’deki derneklerinde duvarda Diyarbakır direnişinde yer alanların ortasına A.Öcalan’ın resmi, ilerde alttaysa Sakine’nin resmi konmuş. Sakine’nin ölüsü üzerinde Öcalan için slogan atılıyor. “Sakine’ye uzanan el Öcalan’a uzanmış” Vay be!!!

Kürd ulusu mensupları, halkım değer biliyor, kıymet veriyor ve üç evladını yalnız bırakmadı. Yapılanlar, yaşatılanlar bilinmediği içinde görevlendirilenlerin attıkları sloganları kestirmediler, onları susturmadılar. Beni rahatsız eden atılan sloganlar ve posterlerdi. “Bu suikast Sayın Öcalan’a yapılmıştır” öyle mi ?

Kürdler ne zaman gerçekleri görecekler, öğrenecekler, bireylere hak ettikleri şekilde yaklaşıp ona göre sloğanlar atacaklar? Diriye acı çektirenler, dirinin ölüsünü de acı çektireni yüceltme malzemesi yapıyorlar. Ben haberleri izlediğimde yeniden acı çektim. Benim gibi durumu bilen onlarca eski siyasi, askeri kadro Avrupa ülkelerinde yaşıyorlar. Onlarda yürüyüşe katılmadılar. Durumu bilenlerin gitmediklerine eminim. Sekine’ye sayğılıyım, ölüsünü kulananlara tepkiliyim.

Sakine’ye hepimizin içinde küfreden kimdi? Merkez komiteden uzaklaştıran kimdi? Eşini öldürten kimdi? Bekaa’da, Zap’da, Zele’de....Avrupa’da sıradan bir bayan durumuna koyan, korumasız bırakan kimdi?

T.C. istihbarat görevlileri, psikolojik savaş merkezi elemanları herşeyden haberdarlar. Sakine’ye yapılanları ayrıntılı olarak biliyorlar. Sessiz kalmayı tercih ettiler. Niye mi? Onlar cevapları çok iyi biliyorlar. Kullanmalraı gerektiğinde kullanırlar. Sakine’nin yakınlarınında gerçekleri bildiklerine eminim. Bilmeyense Kürd halkıdır. Böyle olduğu için Sakine’nin resmi kendisi

Ek.Tarihi Tue Jan 15, 2013 8:26 pm Gön: Oezer

Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden biz sorumlu değiliz.

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun
 
İlgili Bağlantılar
· Daha fazla Kürtçe
· Haber gönderen Oezer


En çok okunan haber: Kürtçe:


Haber Puanlama
Ortalama Puan: 1
Toplam Oy: 9


Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü


Seçenekler

 Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa

 Bu Haberi Arkadaşına Gönder Bu Haberi Arkadaşına Gönder


Forumlar

 




Bu Site Ali Usta tarafından yapılmıştır.


>Powered by Nuke-Evolution