Anasayfa > Günün Haberleri > Sitene ekle > Arşiv > İletişim > Künye > Reklâm
__________________________________________________________________________________________
Güncel -
Spor - Siyaset - Ekonomi - Medya - Polemik - Dünya - Teknoloji - Sağlık –Kültür Sanat- Eğitim – Röportaj – Reklâmlar

   Üyemiz Değilseniz! Tıklayın   Gesellschaft für bedrohte Völker/PRESSEMITTEILUNG Göttingen   Haşdi Şabi ve Irak’ın 'Kerkük seferi' ne idi ne değildi?   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (11) HER BÎJI KURDİSTAN   Hüseyin Akıncı:Yetersizlik, İhanetin Kapısını Açan Anahtardır   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (09) HER BÎJI KURDİSTAN   Bagdad-Angriff auf Kurden in Kirkuk   Bülent Tekin:YAZAR BÜLENT TEKIN ILE SÖYLEŞI   Son dakika! Barzani'den Kerkük açıklaması   Dr. Cherly Benard:Kürdistan, Amerikan bağımsızlık tecrübelerinden neler öğrenebi   Dr.İsmet Turanlı:Tarihten korkmayanlar, utanmayanlar
Onur Yazarımız

Konuk Yazarlar

Ana Menü
 
Ana SayfaAna Sayfa
    Ana Sayfa

    Konu Başlıkları
    Haber Gönder
    Haberler
Diğer Başlıklar
    Evo UserBlock
    Yazarlar
    Site Haritası
    Haber Arşivi
    Yönetici Notu
    Reviews
    Tavsiye Et
    NukeSentinel
    İletişim Formu
    Sorularınız
Üyeler
    Üye Bilgileri
    Üye Hesabınız
    Üye Listesi
    Üye Grupları
    Özel Mesaj
Birlikte
    Forumlar
    Destekleyenler
    Anket
    Arama
Sayfa İstatistikleri
    Top 10
    İstatistikler
Linkler
    Yararlı Programlar
    Web Siteleri

Arama
 



Bağış - Reklam
Sitemizin yaşaması ve daha iyi bir içerikle yayın hayatına devam etmesi için reklam ve bağışlarınıza ihtiyacımız var. Lütfen Buraya Tıklayarak bizimle ilişkiye geçin... Şimdiden teşekkür ederiz....

Top 10 Links
 

Günün Haberi
 
Bu gün için henüz önemli bir haber yok.

Son Eklenenler

 
Gesellschaft für bedrohte Völker/PRESSEMITTEILUNG Göttingen


PRESSEMITTEILUNG Göttingen, den 20. Oktober 2017-18.10.2017
Irak: Religiöse Minderheiten geraten zwischen die Fronten - Christen und Yeziden droht neue Islamisierungsgefahr durch schiitische Milizen

Gesellschaft für bedrohte...
Haşdi Şabi ve Irak’ın 'Ke...
YENİ HABER, NÛÇA NÛ (11) ...
Hüseyin Akıncı:Yetersizli...
YENİ HABER, NÛÇA NÛ (09)...
Bagdad-Angriff auf Kurden...
Bülent Tekin:YAZAR BÜLENT...
Son dakika! Barzani'den K...
Dr. Cherly Benard:Kürdist...
Dr.İsmet Turanlı:Tarihten...
[ Devamı Haberler Bölümünde ]

.

 
    GÜNCEL
    Dr.İsmail Beşikci:Tüm Kürdler 'Bayrağımız ..


Dr.İsmail Beşikci:Tüm Kürdler 'Bayrağımız ..


   Dr.İsmail Beşikci:28 Devlet Bağımsız K..

   Dr.İsmail Beşikci:Hasta Adam..

   DARBE HAKKINDA YAZARLARIN FARKLI GÖRÜŞ..

   DAXUYANIYA NAVENDA PENA KURD LI SER BÛ..

   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (11) HER BÎJI KURD..

 
    MAKALE
    Rojnews, haber Editörüne..


Rojnews, haber Editörüne.-08.04.2017
Siz sürekli Gü..


   GÜNEY KÜRDİSTAN’IN KAZANIMLARINI KORUY..

   Kutbettin özer:OHAL’DE Referandum!<..

   Kutbettin Özer:GÜNEY KÜRDİSTAN’IN KAZA..

   Kutbettin Özer:SEKİZ MART KADINLAR GÜN..

   Kutbettin Özer:Geri Zekâlı, Emin Çö..

    KURDİ
    Sêvê Evîn Çîçek’in Eserleri;Yazar ve Araşt..

Sêvê Evîn Çîçek’in Eserleri / Yazar ve Araştırmacı,-25.01.2013 ..


   Kitêba çîrokan ya Fatma Savci..

   Zinar Soran/ PDKT û Çend Bûyerên Balkê..

   PSK-Berpirsê Bûyerên Amedê Hikumet Bi ..

   Romana nû ya Zeynel Abidîn,« SAR »derk..

   Mamoste Marûf :MİT 'A DEWLETA TIR..

 
    DÜNYA GÜNDEMİ
    Son dakika! Barzani'den Kerkük açıklaması..


Son dakika! Barzani'den Kerkük açıklaması-19.10.2017 ..


   Kürt profesörden Barzani’ye Tarihi Mek..

   Kutbettin Özer:Dr. Said Çürükkaya unut..

   Dr.Sosyolog Ismail Beşikçi:28 Devlet B..

   Halil Sipan:''Müttefiklerimiz bir anda..

   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (09) HER BÎJI KURD..

    EKONOMİ
    YENİ HABER, NÛÇA NÛ (11) HER BÎJI KURDİSTA..


01)Kürdistan’da traktör fabrikası kuruluyor-31..


   Kürdistan Bölgesi 75 bin varil petrol ..

   Ümit Boyner: Erkler kavgasını dehşetle..

   Wal Street eylemcileri Davosu bast..

   Fitchten Avrupaya not darbesi!..

   9 ülkeye not darbesi!..

 
    EGİTİM
    Hesen Huseyîn Denîz: Swîsre / Hîndekariya ..


Hesen Huseyîn Denîz: Swîsre / Hîndekariya kurdî dest pê kir-05.09.2016
<..


   Hesen Huseyîn Denîz:Li Swîsre bawernam..

   Xwendekarên zurichê şehadetname sitend..

   Weqfa Ismail Beşikçi (WIB) yek sali..

   Heval GOYİ:Zimanê min..

   BANGA ZIMANÊ KURDÎ..

    KÜLTÜR - SANAT
    Dr. Zerdesht Haco (Dr. Zaradachet Hajo):Bi..


Dr. Zerdesht Haco (Dr. Zaradachet Hajo):Bipêşveçûna dîrokî ya zimanê kurdî û hin taybetm..


   CEJNA WÊ, ÊYDÎ A REMAZAN Ê BÎ DÎL Û CA..

   Pirtûka nû ya Zeynel Abidîn ya bi navê..

   Zeynel Abidîn:XWENAS-5 derket..

   Festival-Karlsruhe'de / NÛÇA NÛ-YENİ H..

   Tekrar Varto’ya Gelmek İstermisiniz?..

 
    MEDYADAN
    Gesellschaft für bedrohte Völker/PRESSEMIT..


PRESSEMITTEILUNG Göttin..


   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (11) HER BÎJI KURD..

   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (09) HER BÎJI KUR..

   Bagdad-Angriff auf Kurden in Kirkuk..

   Bülent Tekin:YAZAR BÜLENT TEKIN ILE SÖ..

   PRESSEMITTEILUNG Göttingen, den 17. Ok..

    RÖPORTAJ
    Xanım Mılan:Prag’da bir Diarıbekirli, ısma..


Xanım Mılan:Prag’da bir Diarıbekirli, ısmarlama..


   Ömer Özmen:İBRETLİK BİR RÖPORTAJ..

   Ömer Özmen:BİR RÖPORTAJ BİR MESAJ.Deng..

   Özmen:KURDİSTAN AKTUEL İLE RÖPORTAJ ..

   Seyîdxan Kurij:Prof. Golmorad Moradî, ..

   Arif Altunkaynak’ın Av. Medeni Ayhan i..

 
    SİYASET
    Haşdi Şabi ve Irak’ın 'Kerkük seferi' ne i..


Haşdi Şabi ve Irak’ın 'Kerkük sef..


   Hüseyin Akıncı:Yetersizlik, İhanetin K..

   Dr. Cherly Benard:Kürdistan, Amerikan ..

   Dr.İsmet Turanlı:Tarihten korkmayanlar..

   Serbılınd:KÜRDISTANIN KALBI KERKUK ŞEH..

   Îbrahîm Güçlü:LI HEMBERÎ KURDISTANÊ Û ..

    SPOR
    'Kürdistan Bağımsız olursa, FİFA'ya üye..

'Kürdistan Bağımsız olursa, FİFA'ya üye ..

   Real Madrid Kürdistan bölgesinde okul ..

   Dalkurd takimi Isveç 1.Ligine çık..

   Bolt'tan bir rekor daha..

   Muhammed Ali hayır gecesi düzenle..

   Kürdistan Futbol Ligi kuruldu..

 
    TEKONOLOJİ
    İbrahim Güçlü: Haşim Kılıç: DKP / HAK-PAR,..

İbrahim Güçlü: Haşim Kılıç: DKP / HAK-PAR, Yeni Anayasa, Kürtler ..

   Araştırmacı-Yazar:Şakir Epözdemir:YAVU..

   Google geçmişinizi silmeyi öğrenin..

   KÜRDİSTAN / AKÇAKALE TARİHİ..

   ''FARQÎN'Lİ ŞÊX FAXRİ BUKARKÎ'NİN ..

   Windows 8 hız testini geçti mi?..


 
Dünya

01) Kategori:Bitlis valileri-09.05.2016

"Bitlis valileri" kategorisindeki sayfalar. Bu kategoride toplam 31 sayfa bulunmaktadır ve şu anda bunların 31 tanesi görülmektedir

A
• Abdullah Asım İğneciler
• Ahmet Fuat Çapanoğlu
• Ahmet Çınar
• Asım Türeli
• Aydın Güçlü

C
• Cahit Ortaç
• Celal Turgut Güvenç
• Cemal Orhan Mirkelam

E
• Erol Zihni Gürsoy

K
• Kemal Esensoy
• Kâzım Dirik

M
• Mazhar Müfit Kansu
• Mehmet Ali Ayni
• Mehmet Asım Hacımustafaoğlu
• Mehmet Rıfat Şahinbaş
• Mustafa Abdülhalik Renda
• Mustafa Yıldırım

N
• Nail Memik
• Nusret Budunç

O
• Orhan Öztürk

R
• Rıfat Bingöl

S
• Süle yman Sami Kepenek

V
• Vefa Poyraz
• Veysel Yurdakul

Y
• Yener Rakıcıoğlu
• Yılmaz Ergun
• Nurettin Yılmaz (bürokrat)

Z
• Zeynel Abidin Özmen
• Zihni Orhon

Ş
• Şükrü Ergün Özakman
• Şükrü Kocatepe

02) Karakoyunlular ya da Karakoyunlu Devleti, -09.05.2016

(Azerice: Qaraqoyunlu dövləti, Farsça: قره قویونلي) başkenti Tebriz olan ve 1380-1469 yılları arasında bugünkü Doğu Anadolu, Güney Kafkasya, Azerbaycan ve Kuzey Irak topraklarında egemenlik sürmüş Oğuz Türklerinin kurmuş olduğu bir devlet.[1]

Karakoyunlular, Alevi inançlı Oğuz Türkmen asıllı kavim ittifakıdır. Bayraklarında açıklanan damga Eski Sakalardan bu yana Hunların,Memlüklülerin, Selcukluların, Moğol-Tatarların, kullandığı "Ejderha yüreği" veya "Yaşam Çiçeği" damgası vardı.[2]

Karakoyunlu aşireti 1284-1292 yılları arasında Türkistan' dan Fırat ve Dicle nehirlerinin yukarı vadilerine yerleşmiştir. Konar göçer bir Türkmen aşireti olan Karakoyunlular yazı Aladağ yaylalarında, kış aylarını ise Diyarbakır ve Fırat civarında geçirirlerdi.

Kösedağ Savaşı'ndan (1243) sonra Anadolu'ya hakim olmaya başlayan İlhanlılar'ın etkisinin azalmaya başladığı dönemlerde Karakoyunlu aşiretinin en büyük ve nüfuslu kollarından Baharlı kolu reisi Bayram Hoca Celayirîler'e bağlı kalarak yöresel yönetimini kurmuştu. Kardeşi Murad Hoca ise Celayirîler'in Musul valisi idi. 1365'ten 1382'ye dek adı geçen bu devlete tâbi oldular.[1]

Bayram Hoca nın 1382 yılında ölümü üzerine yerine oğlu ya da kardeşinin oğlu olan Kara Muhammed aşiretin başına geçti. Kara Muhammed, Celayirîler'e sadık kalarak babasının idare ettiği yerleri ve aşiret beyliğini elinde tutup kızını da hükümdar ile evlendirerek durumunu güçlendirdi. 1387 yılında Tebriz ele geçirmiş ancak burayı Timur'a terk etmek zorunda kaldıysa da ikinci defa burayı ele geçirdikten sonra Berkuk adına hutbe okutarak Timur'a karşı Memluklular'a itaat ettiğini göstermiştir. Kara Muhammed 1390 yılında beylik rekabeti sırasında Suriye'de yapılan savaşta hayatını kaybetmiştir. Kara Muhammed' in ölümünden sonra yerine oğlu Mısır Hoca bey olduysada başarılı olamayarak yerine Karakoyunlu Devletini meydana çıkaran Kara Yusuf geçmiştir.[1]

Kara Yusuf 1400'de Celayirîler'le birlikte hareket etselerde Timur İmparatorluğu tarafından yenilgiye uğrayarak önce Osmanlı Devleti'ne sığınmış daha sonra Suriye'ye sığındıkları sırada Timur'dan çekinen Memluk sultanı tarafından Celayiriler sultanı Ahmed ile birlikte Şam'da hapsedildi. Memluk sultanına isyan eden Şam valisi tarafından hapisten çıkarıldı. Celayiri Sultanı Ahmed'le birlikte Bağdat'ı Timurlulardan geri aldıktan sonra Kara Yusuf faaliyetlerine başladı. 1407 ve 1408 yıllarında iki defa Timurlular ordusunu yenilgiye uğrattıktan sonra Tebriz ve Azerbaycan'ı ele geçirdi. Daha sonra Diyarbakır'ı merkez yapan Akkoyunlu hükümdarı Kara Osman'ı da yenilgiye uğratarak etkinliğini sağlamlaştırdı. Daha sonra Kara Yusuf Tebriz'i merkez yaparak oğlu Pir Budak' la birlikte hükümdarlığını ilan etti.[1]

Kara Yusuf'un oğluyla hükümdarlığını ilan etmesi Celayiriler ile arasının bozulmasına sebep oluş ve 1410 yılında bir yaylak antlaşmazlığı nedeniyle aralarında savaş başlamıştır. Celayiriler hükümdarı Sultan Ahmed komutasındaki ordu Tebriz'i ele geçirse de Erzincan kuşatmasından dönen Kara Yusuf yapılan savaşta Sultan Ahmed'in ordusunu yenilgiye uğrattı ve esir alınan sultan öldürüldü. Bu galibiyetten sonra Irak-ı Arab ve Bağdat'ı da ele geçirdi. Akkoyunlular, Şirvan ve Gürcistan hükümdarlarını da yenilgiye uğrattıktan sonra Irak-ı Acemi tamamen ele geçirdi. Bunun akabinde 1419 yılında Gaziantep taraflarına akınlar yaptı.[1]

Karakoyunlular, Timur İmparatorluğu'nu kargaşadan çıkararak yeniden toparlamaya muvaffak olan Şahruh tarafından 1420'de tekrar yenilgiye uğratıldıysa da, Şah Ruh'un dönüşünden Karakoyunlu hakimi Kara İskender tekrar güçlenmiş ve Akkoyunlu Hâkimi Kara Yülük Osman Bey'i yenerek Doğu Anadolu'nun hakimiyetini tamamen elde etmişti. Fakat Şah Ruh 1435-36'da Kara İskender Bey'in üzerine yürüyerek adı geçeni tahttan indirdi. Yerine kendine sadık Cihan Şah'ı getirerek Tebriz valiliğine tayin etti.

1447'de Şah Ruh ölüp 1449'da Uluğ Bey suikast sonucu öldürülünce Timur İmparatorluğunda kargaşalar baş gösterdi. Cihan Şah da bu durumundan istifade ederek isyan etti. Timurlu baskısının azaldığı 1437'den itibaren tekrar genişlemeye başlayan devlet, 1440'ta Gürcistan ve Tiflis'i, 1445'te İsfahan'ı, 1447'de Fars ve Kirman'ı, 1450'de Cürcan ve Mazenderan'ı, 1458'de Herat (sadece beş aylığına), Nişabur ve batı Horasan'ı fethederek geniş bir sahayı yönetimi altına aldı.

Karakoyunlular'ın bu dönemde en önemli rakipleri Osmanlı Devleti ve Timur olmasına rağmen devleti yıkan darbe Akkoyunlular'dan geldi. Devlet 11 Kasım 1467'de Akkoyunlular'ın önderi Uzun Hasan'ın gerçekleştirdiği ani bir baskın sonucu Cihan Şah'ın ölümüyle yıkıldı ve toprakları bu devletin eline geçti.

Van'daki Ulu Cami, İsfahan'daki Cuma Camisi ve Tebriz'de Gök Mescid ile medresesi Karakoyunlular'ın dini mimarisinin örnekleridir.

02) Milli aşireti, Kürtlerin Kurmançi grubuna mensuptur. -09.05.2016
Sosyolog Ziya Gökalp, Ehmedê Xanî'nin Mem u Zin adlı hikâyesinden yola çıkarak Kurmançilerin;

Milli aşireti, Türkiye'nin en büyük aşiretlerinden birisidir. Milli aşiretinin daha yaygın olarak kullanılan adları Milan, Millayi, Milanlu, Milanli gibi isimlerdir.

Tarih

Boti, Mehmedî ve Silîvî olarak üç kısma ayrıldığını; bunlardan Silîvîlerin de kendi aralarında Mil ve Zil olmak üzere ikiye ayrıldığını belirtmiştir.[1] Mil'e ve Zil'e mensup olanlar manasında çok sonraları Milli ve Zilli olarak adlandırıldıkları Osmanlı Devleti kayıtlarına geçmiştir. Milliler o dönemler Viranşehir Erzurum, Bitlis, Van ve Dersim şehirleri ile İran sınırında yaşamaktaydı.[2]. Sözlü kaynaklara göre Mil ve Zil iki kardeştirler.

Keleş Abdi Ağa dönemi

Keleş Abdi Ağa, Milli aşiretinin bilinen ilk reisidir[3]. Kendisi, 18. yüzyılın başlarında doğdu. Dönemin Bağdat Valisi olan Ahmet Paşa'nın hizmetinde bulunarak onun güvenini kazanmıştır. Kazanılan güven onun aşiretin başına geçirilmesine sebep oldu[4].

Timur Bey dönemi

Keleş Abdi Ağa'nın ölümünden sonra yerine oğlu Timur Bey geçti. Reisliğinin ilk döneminde devlet için yapmış olduğu hizmetlerden ötürü Mir-i Miran rütbesine sahip olmuştur. Bu rütbe Osmanlılar dönemindeki en yüksek rütbelerden biriydi. Ama zamanla birtakım olaylara sebep verdiği için idamına karar verilmiş, kendisi bunun üzerine isyana başlamıştı. İsyanı bastırmak için görevlendirilen Osmanlı paşaları; Süleyman Paşa ve İbrahim Paşa, Mardin'e gelerek isyanı bastırma girişiminde bulunmuşlardır. Timur Bey, Osmanlı kuvvetlerine karşı gelemeyeceğini anladıktan sonra firar etmiştir. Büyük çoğunluğu Diyarbakır yöresi aşiretlerinden oluşan Osmanlı kuvvetleri Timur Bey'in kardeşi Mahmut Bey ve aşiret önde gelenlerini yakalayarak idam etmişlerdir[5].

Timur Bey daha sonra Bağdat'taki Abdulkadir Geylânî Dergâhı'na sığınmıştır. Dergah şeyhinin, Bağdat Valisi ile yapmış olduğu görüşmenin ardından affedilen Timur Bey aşiretinin başına geri dönmüştür. Kısa sürede aşiret üzerinde nüfuzunu sağlamlaştıran oğlu Eyüp Ağa'yı reislikten men edememiştir. Timur Bey bir diğer oğlu Mahmut Ağa'yı reis yapmak istiyordu ancak bu girişimlerinin başarısızlıkla sonuçlanması üzerine Fırat Nehri kıyısında küçük bir köye yerleşti ve burada öldü[6].

Eyüp Ağa ve Mahmut Ağa dönemi

Sözlü ve yazılı kaynaklara göre Eyüp Ağa kendi döneminde elli binden fazla süvari güce sahip bir liderdi. Bu güç sayesinde Doğu Anadolu'daki birçok aşireti kontrolü altında tutmayı başarmıştır. Kendisinin bu gücü kötüye kullanması bölgede tedirginlik yaşanmasına sebep olmuştur. Bir bakıma bölgenin en büyük despot gücü olarak görülmekteydi. 1834 yılındaki Doğu Anadolu Islahatı sebebiyle bölgeye gelen Osmanlı paşası Reşit Paşa tarafından tutuklandı. Üç yıl sonra hapishanede ölmüştür. Onun ölümüyle yerine geçen kardeşi Mahmut Ağa kısa bir süre sonra Kiki Aşireti'yle girmiş olduğu bir savaşta öldürülmüştür. Yerine oğlu II. Mahmut geçmiştir[7]. I

I. Mahmut dönemi

II. Mahmut dağılma sürecinde reisliğe geçmiştir. Bölgenin en büyük aşiretinin kan kaybetmesini istemeyen Osmanlı İmparatorluğu aynı zamanda bölgede giderek güçlenen Şamar ve Anaze adlı Arap aşîretlerinin daha da güçlü olmalarını istemiyordu. II. Mahmut Ağa devletten almış olduğu destek ve kendi idari kabiliyetiyle aşîreti tekrar toparlamayı başardı. Kendisi daha sonra Viranşehir'i aşiretin merkezi olarak ilan etti. Burada büyük bir kale yaptırdı. Öldükten sonra yerine oğlu İbrahim Paşa geçti[8][9].

İbrahim Paşa dönemi

Bölge halkı tarafından Berho Ağa olarak da bilinen İbrahim Ağa'nın reisliği döneminde Osmanlı Devleti iç ve dış meseleleri ile uğraşmaktaydı. Özellikle; Anadolu'nun hemen hemen her yerinde eşkiyalık en büyük sorunlardan biriydi. Heyet-i Islâhiye´nin başındaki Abidin Bey, Doğu Anadolu'da söz sahibi olan tüm aşiret reislerine gözlem altına almıştır. Bu reislerden biri de Sivas'ta tutulan İbrahim Ağa daha sonra serbest bırakıldı ama Sivas'ta ikamete mecbur kılındı. Heyet-i Islâhiye'nin amaçlarından bir diğeri ise bölgede ziraatın yaygınlaştırılması, bölgenin imarı ve madenlerin işletilmesiydi. Kısa bir süre sonra tekrar aşîret merkezi olan Viranşehir'e dönen İbrahim Ağa daha sonra yapmış olduğu hizmetlerden dolayı paşalığa yükselmiştir[10].

1892 yılında kaymakamlığa atanan İbrahim Paşa, Padişah II. Abdülhamit'e bağlılığını bildirerek padişahın doğudaki sınırları korumak için kurmak istediği Hamidiye Alayları'na aşiretiyle katılacağını bildirmiştir[11]. II. Abdülhamit alayların başına İbrahim Paşa´yı atadı. İbrahim Paşa böylelikle diğer aşiretlerin mensuplarını toplayarak büyük bir ordu kurdu. 11 alaydan beşi Milli Aşireti'nden oluşuyordu. Paşa, Padişah tarafından Mirliva'lığa yükseltildi. Sözlü kaynaklara göre Padişah II. Abdülhamit, İbrahim Paşa'yı oğlu gibi görmüştür. Hamidiye Alayları lideri İbrahim Paşa diğer aşiretleri de etrafında toplayarak büyük bir otoriteye sahip olmuştu. Osmanlı Devleti'nin doğu sınırları Kürtler'den oluşan Hamidiye Alayları tarafından güvence altına alınmıştı. Ancak aşiretin güneyindeki diğer büyük aşiretlerden olan Arap Şamar Aşireti; Millîlerin en büyük düşmanlarındandı. İki aşiretin savaşları uzun bir dönem sürdü. Aşîret, bu savaşlar sonrası yenilgiye uğrayan Şamar Aşireti'ne ait binlerce küçük ve büyükbaş hayvanları alarak elindeki esir Şamarlıları serbest bırakmıştır. İbrahim Paşa böylelikle daha da güçlenmişti. Zapt edilemeyecek güçte olduğuna inanan paşa 1904 yılında Karakeçili Aşireti ile çatışmaya girdi. Devlet, kendisinin bu gücünü olumsuz olarak görmeye başlamıştı. Ama giderek büyüyen aşirete halk isyan çıkarır sebebiyle karışmamıştı[12].

1904 yılında aralarında Cemaldin, Seydan, Şemitan gibi onlarca aşireti nüfuzu altına aldı. Dedesi Timur Bey ve onun kardeşi olan Mahmut Ağa'nın Diyarbakır aşiretleri tarafından bozguna uğratıldığını unutmayan İbrahim Paşa büyük bir orduyla Diyarbakır'a gelerek yıllarca aklında olan intikamı alma girişiminde bulundu. Aşiret kuvvetleri Diyarbakır'da işkenceye başladılar. Diyarbakır aşiretleri bozguna uğratılmıştı[13]. Devlet bunun üzerine girişimlerde bulunarak İbrahim Paşa'yı durdurdu. Diyarbakır Valiliği daha sonra İbrahim Paşa'nın, o dönemler birçok isyan çıkaran Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa ve onun oğlu olan adaşı Mısırlı İbrahim Paşa ile ilişkilerinin olduğunu tespit etmişti. Bunun üzerine padişah Millî Aşîreti lideri İbrahim Paşa'yı Yemen'e sürgününü onayladı. Ama İbrahim Paşa yetersiz deliller sebebiyle sürgün edilemedi. Bunun üzerine Diyarbakır halkına karşı baskılar daha da arttı[14]. Aralarında Ziya Gökalp'in de bulunduğu halk Diyarbakır Telgrafhanesi'ni işgal ederek devletin İbrahim Paşa'ya karşı yaptırım uygulamasını istediler[15]. Netice de İbrahim Paşa'nın kesin bir şekilde sürgününe karar verilmişti. Medine Sürgününe karar verilen paşa yola çıktı. Şam'da mola verdiği sırada II. Meşrutiyet ilan edilmişti. Bunu umut olarak gören paşa tekrar Viranşehir'e doğru yola çıktı. Burada tahttan indirilen Padişah II. Abdülhamit'e destek için isyan çıkaracağını açıkladı. Bununla birlikte devlet onun üzerine büyük bir ordu gönderdi. Bunu haber alan paşa Viranşehir'i terk ederek oğulları ve karısı ile Sincar'a geçti. Kısa bir süre sonra geçirdiği bir hastalıktan ötürü öldü[16].

İbrahim Paşa

İbrahim Paşa, ünlü İngiliz yazarı Mark Sykes'i çadırında omuzunu öperek karşılar. Sykes gözlemlerinde İbrahim Paşa'nın kendine güvenen, hakim karakterli ve feodal bir baron olduğunu tespit etmiştir. Mark Sykes onunla ilgili gözlemlerini kitaplarına da yazmıştır[17].

II. Meşrutiyet, Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet dönemi

II. Meşrutiyet döneminde aşiret Balkan Savaşları'na üç alay göndererek hükümete bağlı olduğunu gösterdi. Daha sonra Kurtuluş Savaşı'nda Kuva-yi Milliye'ye destek verdi. Aşiret lideri, Bağımsız Kürdistan fikirlerini reddederek, İngilizlerin kendisini Kürt Kralı yapma fikrine karşı çıktı. Kendisinin devlete bağlı kalacağını belirtti[18]. 1919 yılında Kurtuluş Savaşı'na katıldı. Hamidiye Alayları'na bağlı olan aşiret mensuplarından oluşan IV. Tümeni Kafkas Cephesi'ne gönderdi. Ama bundan sonra 8 Haziran 1920 gününde Bağımsız Kürdistan'ı kurma fikri kendisi ve kardeşi Mehmet Ağa arasında büyük bir ilgi uyandırarak Milli Aşiret Ayaklanması'nı başlattı. Bu isyan hükümet tarafından bastırıldı. Mehmet Ağa o sıralarda da Bitlis müdürüydü. Cumhuriyet'in ilanından sonra ise bölgedeki en büyük isyanı gerçekleştiren Şeyh Said'e bağlı olan Azadi Örgütü'ne destek verdiler[19]. Fransızların Urfa’nın işgalini fırsat bilen Milli Aşireti yeni kurulan TBMM'ye karşı isyan başlatmış, bu isyan 8 Haziran 1920 yılında Viranşehir’de bastırılmıştır.[20]

Günümüzde Milli aşireti

Aşiret, Cumhuriyet'in ilanından sonra yavaş yavaş dağılmıştır. Kimi bölgelerde ise insanlar herhangi bir ağaya bağlı değiller ama kendilerinin Milli Aşireti mensubu olduklarını belirtirler. Aşiret nüfusu bakımından resmî olmasa da Türkiye'nin en büyük aşiretlerindendir.

Coğrafya

Aşiret bugün Şanlıurfa, Van, Mardin, Ardahan, Kars, Elazığ, Konya, İzmir, Ankara, Eskişehir, Diyarbakır, Sivas, İstanbul, Tunceli, Erzurum, Erzincan gibi illerde yoğun yaşamaktadırlar.

Ayrıca Almanya başta olmak üzere Suriye, İran, Irak, Ermenistan, Azerbaycan ve Kırgızistan gibi ülkelerde de yaşadıkları bilinmektedir.

03) Sn. İlhami Yazgan’ın Yayınlanan Makalesine İtiraznamemdir -09.05.2016
Şakir Epözdemir / Araştırmacı Yazar

Yazar İlham’i Yazgan tarafından kaleme alınan ”Hükmü Şerif Anlaşması” yazısına, Araştırmacı Yazar Şakir Epözdemir’den itiraz metni geldi. Akkoyunlularla 1502’de giriştiği savaşlardan başarıyla çıkan Şah İsmail, kısa bir zaman sonra Ermenistan ve Diyarbakır’ı Safevi devleti topraklarının içine kattı.”

Diyor Sn. Yazgan.

— Bu anlattım resmî tarih tezlerinin iddialarını yansıtıyor. Çünkü Şah İsmail Akkoyunlu devletini ele geçirdikten sonra, bu devletin işgalı altındaki toprakları, daha doğrusu Diyarbakır, Harput, Erzincan, Birecik, Ergani ve Mardin gibi merkezleri, Safevi devletine tabi olmalarını sağladı, sağlamaya çalıştı.

Burada bir fütuhat yoktur. El değiştirme söz konusudur.

Daha sonraki olaylardan anlaşılıyor ki Dulkadırlar ile anlaşma sağlayarak – Osmanlılardan çekinen ve Mısır Memluklerine yakın olan Maraş Dulkadiroğlularını – kendi tarafına çekerek, Osmanlılarla komşu olan bu bölgeyi sağlama alarak Harput’a yöneldi. Oradan Amed’e döndü; Diyarbakır’ı da sağlama alıp Kürdistan Emîrliklerinin bağımsız toprağından geçerek, bu arada Kürdistan Beylerine “ bağımsızlıklarını tanıyacağın” vaadinde bulunarak İran’a döndü.( 1 )

“Şah İsmail’in Safevi devletinin topraklarını genişletmesi şu anlama geliyordu; Bağdat’dan Maraş’a kadar uzanan bölgeye hâkim olmak, oralardan alınacak vergilerin Safevi devletinin kasalarına aktarmak. En önemlisi de Ortadoğu’nun siyasi sahnesinde Osmanlı devletine karşı yeni bir güç dengesi olarak çıkmak.”

— Yukarda arz ettiğim gibi “Safevi devletinin topraklarını genişletme” olayından ziyade Akkoyunlu devletinin işgalı altındaki şehirleri Safevi devletine tescil ettirme girişimidir bu yürüyüş.

“Osmanlı devletine karşı bir güç dengesini oluşturmak” tan ziyade, Anadolu’dan bir Ordu teşkil ederek Akkoyunlu yönetimini bu ordu ile deviren ve o dönemin şiddet yanlısı ve büyük güce sahip Akkoyunlu’nun mirasına konan Şah İsmail, Anadolu’nun tamamını kendi tarafına çekerek Edirne yönetimine karşı tehdit haline gelmeyi ve hatta Mısır Memluklerini de yanına alarak Osmanlı devletini sonlandırmayı amaçlıyordu.

Yazarımız “ Hükmü Şerif” başlığı altında devam ediyor:

“- Akkoyunlular tarafından uygulamaya konan ve Uzun Hasan kanunları olarak bilinen vergilendirme sistemi altında ezilen Kürtler de, bu yeni durumdan oldukça memnun kaldılar. Hatta başlarda Şah İsmail’i desteklediler.”

Bu iddia tamamen kuru bir iddia. 1401 de Diyarbakır’ı Başkent yaparak kurulan Akkoyunlu Devleti, Dersim Bölgesindeki Çemişgezek Kürt Hükümdarlığıyla zaman zaman sürtüşmeleri olsa da 1460’lara kadar Emirliklerin yönetimindeki Kürdistan’a dokunmadı, karışmadı. Uzun Hasan zamanında Cizre, Hasankeyf, Egil, Palu, Lice’den başlayarak Kurdistan Begliklerinin tamamını işgal etmeyi hedeflediler.

Bijenoğlu Süleymanlar, Arapşahlar, Sofuhalliler, Muhammed Şevliler gibi şiddet yanlısı ve acımasız komutanları bağımsız yaşayan Kurdistanın bütün şehir ve kalelerini ele geçirmeye başladılar. Bu şehir ve kalelerin birçoğu 1490’larda tekrar bağımsızlıklarına kavuştular. Cizre, Hakkâri, Hasankeyf, Lice, Hazzo, Şirvan, Bitlis ve bunlar gibi bir düzine Beglik savaşarak işgalden kurtuldular. Kurtuluşlarını gerçekleştirmeyen Egil ve Palu gibi Beylikler, Çaldıran Savaşında yenilen Şah İsmail’in yönetimini ret ettiler ve daha öncesinde de bu yönetime dâhil olmadılar.

Bir yönetim değişikliği gerçekleştiren Safevi yönetimi elbette başta Kürtlerin, özellikle bağımsızlıklarını savunan Kürtlerin hoşuna gitmiştir. Şah İsmail’in babasının dedesi olan Şeyh Safiyeddin zamanından beri Kürtlerle dost olarak geçinmişti bu tarikat dergâhı. Ve Kürtlükten Türklüğe transfer olan hanedanlık.

1495’lerde işgakden Kurtulan bir Bitlis şehrinin stratejisi Şah İsmail’in yönetiminde bağımsızlığını kurumak değildir. Ama şah İsmail ile iyi geçinerek Akkoyunlu gibi ceberrut devletlerin gazaplarını bertaraf etmekti amaç.

Yazarımız Şah İsmail’in 11 Kürt Beyini katlettiğini ileri sürerek resmi tarih tezlerine yeni bir fırsat sunmuştur. Olacak şey mi?

“ Kürtler’in Şah İsmail’i desteklemeleri, Şah İsmail’i tebrik ve desteklerini bildirmek için ziyaretine giden 11 Kürt beyinin asılmasıyla sonuçlanan olaya kadar sürdü. 11 Kürt beyinin Şah İsmail tarafından idam edilmesinden sonra Kürtler, Şah İsmail’i desteklemekten vazgeçip, yönlerini tekrar Osmanlı devletine çevirdiler.” Diyor Sn.Yazgan.

— 1501’den önce 30 yıl, 40 yıl savaşarak, çok müthiş bir şekilde Tokattan Afganistan’a kadar uzanan Akkoyunlu devletinden bağımsızlıklarını henüz yeni kazanan Beyler, teslim olmak için mi bir heyet halinde Kürdistan’in Xoy şehrinde bulunan 15-20 yaşındaki Şah’ı ziyaret etmeye gittiler?

Acaba bu 11 şahsiyetin içinde bulunan Cizre Hükümdarı Şah Eli Begi tanıyan yazarlarımız var mı? Şah İsmail’in 1508 de Diyarbakır’ı Akkoyunlu Valisinden devralarak kendi Valisini atadığından 1511 e kadar, bu kısa zaman diliminde, Diyarbakır Valisinin Cizre’nin üzerine iki büyük sefer gerçekleştirdiğini, üçüncü sefere Abadan’dan Şah’ın özel kuvvetleri de Cizre’yi işgala yöneldiklerini, Müslüman ve Hristiyanlardan 50 bin insanı katlettiklerini ve Cizre’yi Botan Kahramanlarından almadan eli boş ve perişan bir şekilde geri döndükleri olayını biliniyor mu?

Şah İsmail Diyarbakır’dan İran’a giderken Bitlis Hükümdarı Şeref Bey ile görüşmüş. Bitlis bağımsız yönetimini kabul ederek bir fermanname ile teyit etmiş ve Kürdistan beylerini kendi tarafına çekmek için, onların desteğini almak için öncelikle onlarla dost geçinmeyi yönetimlerine dokunmamayı belirtmiştir.( 2 )

Kürdistan beyleri Şeref beyin öncülüğünde Xoy’e giderek hem Şah’ın doğum yıldönümünü kutlayacaklardı ve hem de stratejik bir ittifakın şartlarını görüşeceklerdi. Çok genç yaştaki Şah, Diyarbakır Valisinin raporunu önemseyerek ikisi hariç diğer Beyleri tutuklaması gerçekten çocukça bir hamleydir. Şah İsmail yenilgisini bu yanlış adımla hayata geçirdi. Kaldı ki bütün bu beyler sağ selim ülkelerine döndüler, Çaldıran ve Koçhisar savaşlarında Osmanlılar yanında savaşlara katıldılar ve Safevi işgallerini kendi ülkelerinden kendi çabalarıyla kaldırmaya muvaffak oldular. “Şah İsmail 11 Kürt Beyini katletti” deyimi tamamen yanlış bir iddiadır.

“ İdris-i Bitlisi’nin Sultan Selim’e 1516 yılında yazdığı, Osmanlı ve İran arasında geçen savası ve savaşta Kürtler’in nasıl kahramanca savaştıklarını anlattığı bir mektup.”

— Bu mektup değil, arznamedir. Bir meydan muharebesini konu alan zafername raporudur ve bu arzname Kürtlerin külhane yetimleri olmadığına dair müthiş bir belgedir.

İdris-i Bitlisi ve Kürt Beylikleri

Şah İsmail’in Ermenistan ve Kürdistan’ı ele geçirmesinden sonra Osmanlı İmparatorluğu’nun bakışı da Anadolu’nun yarısına hakim olan Safevi devletine çevrildi. Kısa zamanda kaybedilen toprakların tekrar Osmanlı topraklarına katılması için hazırlıklara başlandı.

— Osmanlının kaybedilen tek karış toprağı yoktur bu dönem de.

Bu andan itibaren Kürtler de Safevi ve Osmanlılar arasında, Şii ve Sünni şeklinde ortaya çıkacak savaşta tekrar taraf olma durumunda kaldılar.

— Mezhep, inanç ve ideolojik sebeplerden değil, Kürtler kendi bağımsızlıklarına tekrar kavuşmak ve Safevi işgalinden kurtulmak için Osmanlılarla ittifak kurdular.

“İdris-i Bitlisi ve Kürt Beylikleri Adından anlaşılacağı ve Kürt Tarihi Şerefname’de de belirtildiği gibi şeyh ailesinden olan İdris-i Bitlisi’nin doğum yeri Bitlis’dir. “

— İdris’in doğum yeri Diyarbakır’dır. 1452 veya 1457 de doğduğunda babası, büyük bilgin ve mutasavvıf Mevlana Şeyh Hüsamettin Bitlisi Bayındıriyye (Akkoyunlu) devletinin başkenti olan Diyarbekır de devletin özel kâtibidir.

“ İlk kez, sekiz Osmanlı padişahını konu alan Heşt Bihişt adlı kitabıyla kendinden bahsettirdi. Şeyh Ömer tarikatının önde gelen isimlerinden Hüsamettin Ali’nin oğlu olarak dünyaya gelen İdris-i Bitlisi, gençlik yıllarını Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ın oğlu Yakup Bey’e hizmet etmekle geçirdi.”

— 1478’de Uzun Hasan ölünce, Özel Kâtiplik görevinde bulunan Mevlana Şeyh Hüsamettin Bitlisi, Sultan Yakup’la çalışmayı yaşına başına uygun bulmadı. Yanında yetiştirdiği Mevlana İdrise bu görevi devretti. Mevlana İdris Sultan Yakup, Sultan Elvend ve Sultan Rüstem ile 1478/1501 e kadar 23 yıl çalıştı. Her zaman zirvedeydi.

“ İdris-i Bitlis’inin meclisini gösteren bir minyatür.”

— Mevlana İdris’i Bitlisinin Meclisi, beyliği ve herhangi bir yerde yönetimi yoktu. Minnyatür da başkan olarak İdris görünüyorsa, o zaman Mevlana İdris’in Kürdistan Ulusal Meclis’inden söz etmemiz lazım. Çünkü Mihemed Emin Zeki beg : “- Tarihte ilk olarak Kürt büyüğü Mevlana idrisi Bitlisi Kürdistan ulusal meclisini topladı” diyor. Ayrıca Yavuz Sultan Selim’in Diyarbekir Vilayetini Mevlana İdris’e temlik ettiğini biliyoruz. Mevlana İdris 1516/1520 döneminde Kürdistan beyliklerinin statülerinin kimi Ekrad Hükümet Sancakları kimini de otonom sancaklar şeklinde Osmanlı kanunnamelerine geçirdikten, Osmanlı Arap ve halifelik sistemlerini düzenledikten sonra, Sultanla beraber 1520 de vefat ettiler.

İdris-i Bitlisi, 1501 yılında Şah İsmail Safevi devletini kurunca, II. Beyazid’in himayesine sığıdı. 1485 yılında II. Beyazid’in kazanmış olduğu bir zafer üzerine tebrikname yazmasıyla onun taktirini kazandı. İdris-i Bitlisi, II. Beyazıt’ın ölümünde sonra Osmanlı tahtına oturan Sultan Selim tarafından o dönemde Kürdistan’da bulunan 23 bağımsız beylikleri savaş yapmadan Osmanlı İmparatorluğu’nun otoritisine boyun eymeleri için görevlendirildi. Bir Kürt olarak ananelerini, dilini bilen, yakından tanıyan İdris-i Bitlisi, Sultan Selim tarafından bir kaç kez Kürdistan’a gönderildi. İdris-i Bitlisi, Kürdistan’da bağımsız olarak yaşamlarını sürdüren bu 23 beyliği Osmanlı otoritesine boyun eymelerini sağlamakla kalmadı aynı zamanda kıvrak ve zeki zekasıyla bu beylikleri Şah İsmail üzerine kapsamlı bir sefer yapmaya hazırlanan Osmanlılara destek vermelerini ve Osmanlılarla beraber savaşa katılmalarını sağladı.

— Bu paragrafta da çelişkiler ve resmi tez kavramları mevcut. İdris ve birçok İslam Ulemaları 1501de Safevi Devleti ile çalışamayacakları konusunda karar alıp hac bahanesi ile Arabistan’a doğru yol alırken Yavuz Selim’in babası Sultan II. Beyazid onu İstanbul’a davet ediyor ve sarayında çok önemli görevlerle görevlendiriyor. Mevlana İdris 1501/1511 yılları döneminde Sultan II. Beyazit ile çalışırken “Heşt Behişt” başlığıyla Sultan Beyazide kadar görev alan 8 padişahı konu alarak Osmanlıların ilk tarihini yazmış oluyor.

Burada sığınma diye bir şey yoktur. Mevlana İdris, Osmanlı yönetimine sığınamayacak kadar büyük bir devlet adamı ve emsalsiz bir diplomattır.

1511’de Hac bahanesi ile İstanbul’dan ayrılıyor. Kahire de Mısır Meliki ile görüşüp, Hac Kafilesi başkanı olan yeğeni (kardeşinin oğlu) ile hacca gidiyor. Medine’den Şehzade Yavuz Selim’e gönderdiği bir mektupla ailesinin Medine’ye gönderilmesini istiyor ve bir daha İstanbul’a dönmeyeceğini beyan ediyor. (3)

Kürdistan’ın “23 Beyliğinden ve göye Yavuz’un İdrisi görevlendirmiş olduğundan” söz etmiş yazarımız.

— Kürtler Osmanlılarla temasa geçmeden önce – Şerefnamede ki tespitlerime göre 49 Kürdistan bağımsız statüleri mevcuttur. Bu sayıyı ne Yavuz biliyor ne de şu anda Kurdologlarımızın hiçbirinin bundan haberleri vardır.

Genel olarak anlatıldığına göre Mevlana İdris Şeref Beyin veziri olan Emir Bilbasinin kardeşi ve yurtsever bir Rojkan kahramanı olan Mihemed Ağa Kelhoki ile beraber 28 Kürt Yöneticisini ikna ederek; bu beylerle bir toplantı gerçekleştirmiştir. Şeref Xan’ın Şerefnamedeki deyimiyle “ikna edilen 20’den fazla beylerin imzalarını taşıyan bir teklifname ile” ve Mihemed Axa Kelhoki nin başkanlığında bir heyetle Sultana intikal edilmiştir.”

Teklif Kürdistan beyliklerinden gitmiştir. 3 sefer Safevi kuvvetlerini püskürten Cizre İşgal altındadır. Bitlis 3 sefer Safevilerle savaştı ama şehrini kurtaramadı. Hasankeyf ve tüm Kürdistan statüleri işgal altındadır ve de Şah’ı yenmek isteyen, savaş hazırlığını yapan bir Sultanlık orada duruyor. Bu ittifak görüşü Şeref Beyin kafasından çıktı, etraftaki beylerle danıştı, çok iyi bildiği ve tanıdığı Mevlana idris’i çağırdı ve şartlı olarak ona bu görevi verdi. Selim Kürtlere değil, idrise güveniyordu. Şeref Han IV. Osmanlıya değil İdrise güvendi, Kürdistan beyleri de Şeref beye güvenerek kendi iradelerini bir millet gibi ortaya koydular. Bunun için mesele çok kısa bir zaman zarfında amacına ulaşmış oldu.

İdris-i Bitlisi, Sultan Selim’in İran seferi sırasında sır arkadaşlığını da yaptı. İkisi arasındaki ilişkinin boyutunu görebilmek için Sultan Selim’in İdris-i Bitlisi’ye yazmış olduğu fermanı okumak yeterli. Sultan Selim’in, Bitlisi’ye gönderdiği bir fermanda şunları demekte; “Sultanların dostu ve faziletler sahibi Mevlana Hakim Şeyh İdris hazretleri; Haberiniz olsun ki, mektubunuz bize erişti. Doğruluğunuz ve sadakatle çalışmanız, bütün gayretlerinizi safretmeniz neticesinde, Diyarbakır ve havalesinin fethedilmesi mümkün oldu. Bu başarınızdan ötürü yüzünüz ak olsun. İnşallah diğer yerlerin fethine sebep olma şerefine nail olursunuz. Bu hususta yegane güvendiğimiz sizsiniz.

— Evet, Yavuz Sultan Selim’in Mevlana İdris’in arznamesine verdiği cevap aslında bir Fermannamedir. Dirlik ve düzenliği tanzim etmesi için kendisine verilen bir selahiyetnameydir. Bu iki belge ile -Erzname ile emirname belgeleri ile- Sultanın ve Mevlana İdris’in samimiyetleri ortaya çıkmaktadır ve mektubun başlığında Sultan İdrise övgüler sıralamaktadır:

TÜRKÇESİ:

M.Emin Bozarslanın Türkçeye Çevirdiği Şerefname de Türkçe olarak şöyle ifade ediliyor: …” araştırma alanının atlısı, başarı yolundaki kervanın reisi, temel kanunları ve detay kanunlarının mütehassisi, düşünülen ve işitilmiş olan defterlerin düzenleyicisi, kutsallık medresesinin müderrisi, Bedlis bilgininin oğlu düşünür İdris. … “ (Şerefname – HASAT yy.M.E.BOZARSLAN 4. Baskı sayfa 479 – İstanbul … Ayrıca, İdris’in Sultana gönderdiği arz namesi ile, Sultan Selim’in cevaben gönderdiği fermannamesini – Şakir Epözdemir – 1514 AMASYA ANTLAŞMASI – Kürt- Osmanlı İttifakı ve Mevlana İdris-I Bitlisi –sayfa 149 / 154 e bakınız.

KÜRTÇESİ: – ( Kitéba bi navé “ Li ser réya azadîya Kurdistané de – Dr.M.S.Cuma – çapa 1.é – çapxana Rewşembiri Hewlér/Kürdistan 1999 – Per : 173 : ) Siltan Selim ya ku di 15 yé Manga 11 yé, ya sala 1515 da ji Edirne yé, ji Mewlana İdris ra ré kirîye.

“- Héjayé héjayan, Nişana Qencan, Réwîyé Riya Rast, Réberé Kanîyén Ayîné, Bidîtinvané dijwarîyén Oldarîyé, Beré Av û Axé, Hogiré Şah û Siltanan, Nîşana Xelkén Xwedané Yektayî û Perestén wî, Mewlana Şehrezayé Oldarîyé İdrîs, Xwedé Héjabunén bétirbike. “ Yavuz Sultan Selim tarafından Edirne’den 15.11.1515 tarihinde Mevlana İdrs-i Bitlisliye gönderdiği fermannamenin başlığı ( bak: Diyarbakır Tarihi- Şevket Beysanoğlu – 2.cilt sayfa 508/511)

Makalenin bundan sonrası için söylemem gereken önemli bir şey yoktur. Cumhuriyet kurulmadan önce ve 23 Nisan 1920 de kurulan BMM’nin bir oturumunda Mustafa Kemal Paşa şöyle bir beyanatını okumuştum. Hatırladığım kadarıyla Kemal Paşa şunu söylüyordu:

“ – Kurtuluş savaşımız zaruretten doğmuş, kan dökülerek alınmış, Türklerin ve Kürtlerin birlikteliğiyle hâkimiyeti milliyemiz sağlanmıştır”.

Osmanlıyla da ittifakımız zaruretten doğdu, Türklerle de 1920ler de ittifak içinde hareket ettiğimizde de, o birliktelik zaruretten hâsıl oldu. ……..

Makalenin bundan sonraki bölüme dokunmayacağım. Kürt entellerinden, Kürdistanlı yazarçizerlerinden bir ricada bulunacağım.

Lütfen tarihle ilgili bir şey yazarken çok ama çok dikkatli olalım, bizi bize unutturmak ve tarihimizi laçkalaştırmak için her taraftan saldırılar olmuştur, oluyordur ve olacaktır.

Genelde Kürt hatipleri konferanslar da ve açık oturumlar da konuşurlarken de çok yanlış kavramlar kullanıyorlar. Sık sık buna şahit oluyor ve üzülüyorum. Şahsiyet kazanmamız ve şahsiyetli olmamız gerekir diye düşünüyorum.

Şu eleştiriyi yaptığım 28.04.2016 Bugünkü tarihle 1914 yılında ve Bitlis hadisesinde babamın öz amcası Minarlı Hacı Kamil Efendi Şeyh Şabeddin ve Mehmed Şirinlerden birgün sonra Bitlis’te asıldı. ( 4 ) Saygılarımla http://www.bitlisname.com/

04) “Meselenin Adı Kürt Düşmanlığı Diyelim ki, Tedaviye Açık Olsun” -09.05.2016
Nokta Dergisi yazarı Gökhan Özgün, Kürt fobisinin artık siyasi değil, ahlaki bir mesele olduğunu yazdı

Adını koyalım artık, mesele PKK meselesi değil, meselenin adı Kürt sorunu da değil. Meselenin adı Kürt düşmanlığı. Ya da Kürt fobisi diyelim ki, tedaviye açık olsun.

Biliyorum, ya enişteniz Kürt, ya anneannenizin annesi Kürt, yok olmadı, bir Kürt elti, Kürt yenge, Kürt bacanak illa mevcut ailenizde. Evet, ünlü bir Kürt Cumhurbaşkanımız da oldu. Tabii tabii, biliyoruz, Van’ın kahvaltısı, Urfa’nın kebabı, biz iç içe geçmiş bir halkız. Biz bir aileyiz.

Alfred Hitchcock, “en acımasız cinayetler aile içinde işlenir” diyor. Boşuna da demiyor. Her gece koyun koynuna bir karı-koca, erkekliğini maalesef tepeden tırnağa baba üzerine inşa etmiş bir genç adam, bir bakmışsınız, bir sabah baltayla öldürmüş karısını ya da anasını babasını. Hem de ne öldürmek, bir darbeyle değil, bin darbeyle. Öldürmemiş, sanki tek başına linç etmiş. Yakınlıkta düşmanlık cepheden düşmanlıktan çok ama çok daha tehlikeli bir şeydir. Çünkü histeriye açıktır. Patlamaya açıktır. Histerinin en vahim yönü de ya hep ya hiççi olmasıdır. Histerik şahsiyet ya kraldır ya da en büyük mazlumdur. Göğün en tepesiyle yerin en dibi arasında ortalarda bir yerde bir hayat tahayyül etmek bir histerik için mümkün değildir. Size birilerini hatırlatıyor mu?

Kürt düşmanlığı dedim. İri bir laf ettim. Ağır bir teşhis koydum. Farkındayım. Bana göre neyin Kürt düşmanlığı olduğunu elimden geldiğince net ve basit anlatacağım. Zira, umutsuzluğun dili basittir. Umutsuzluk meram anlatır, üzerinize hoyratça atılan pisliği, zalimce sıçratılan kanı temizlemeye çabalar. Meram anlatmak çaresizliğin dilidir. Meramın ötesinde ifade vardır. İfade, umudun dilidir, denemeye, derinliğe, tahayyüle, okuru kadar yazarını bile şaşırtmaya açık, arayış içinde olan bir tarzdır. Kısa süren bir iktidar boşluğunda önü az da olsa açılan ‘ifade’ artık Türkiye’de tükendi, bunu herkes biliyor. Şimdi meramımız neymiş, onu anlatalım.

Kürt düşmanlığının Türkçesi nedir? Ben Kürt olsaydım, siyasi görüşüm ne olursa olsun, bende ne husumet duygusu yaratırdı?

Türkiye’nin güney sınırında, adını ne koyarsanız koyun, bir Kürt oluşumuna, devletine, kantonuna, Kürdistan’ına sanki kutsal bir kitapta yazıyormuş gibi karşı olmak, Kürt düşmanlığıdır. Bu konuda Genelkurmay’a brifing verir gibi, yok Ortadoğu jeopolitiği, yok enerji petrol boru hattı koridoru, hatta Kürtler denize inecek kıvamında malumat-füruş analizler yaparak, sıradan, sivil vatandaşı endoktrine etmek, Kürt düşmanlığıdır.

Aynı şey bu ülkede Kuzey Irak için de yapılmadı mı? Buyurun, 2007 yılında Türkiye Türklerindir gazetesinin fahri Genelkurmay Başkanı Ertuğrul Özkök’ün salladığı tehdite bakın.

“Barzani, eğer PKK üzerinden bir ‘Kürt megalo idea’sını gerçekleştirmeyi hayal ediyorsa, biz de onun karşısına bir yeni ‘misak-ı milli’ haritası çıkarmalıyız. En azından, o megalo ideanın fiyatının, onların ödeyemeyeceği kadar ağır olduğunu kafalarına çakmalıyız. Demeliyiz ki; Üç beş F-16, otuz kırk sorti; neticesi yirmi yıl geriye gitmiş bir Kuzey Irak’tır.”

Çok enteresan değil mi? Konu Barzani, ama bahane yine PKK.

Bu, düşmanlık değil de ne?

Yıl 2016. Arada ne oldu? 2003’de TBMM hayatının en onurlu kararlarından birini alarak Amerika’yla birlikte Irak’a girmedi.

Barzani istediği gibi ‘at koşturdu.’ Kuzey Irak, Irak’ın en güvenli, en kalkınmış ve Türkiye’yle siyasi, ticari ilişkiye en açık bölgesi oldu.

Referandum seven yeni kılıktaki eski devletim, size bir teklifim var. Güneydoğu’da Kürt şehirlerinde bir referandum yapın, her ama her Kürde sorun, Suriye sınırında Kürtleri mi istiyorlar, yoksa başka bir şey mi? Bu konuda onlar karar versinler, sonuçta aslen onlar komşu olacaklar.

Sonra arzu ederseniz Kürt olmayanlara da sorun, eğer sınırında bir Kürt oluşumu istemiyorsa, neden istemiyor diye? Bakalım, bir tanesi olsun, Milli Güvenlik Kurulu edasıyla ‘bölünme korkusu’ dışında anlamlı bir cevap verebilecek mi?

CHP Genel Başkan Yardımcısı Selin Böke televizyonda kendisiyle yapılan bir mülakatta sesini iyice kısarak, neredeyse mırıldanarak, aman kimse duymasın, “Biz Suriye’nin kuzeyinde laik ve demokratik bir oluşum arzu ediyoruz” diyor. Sen ‘demokratiği’ bir kenara bırak, ‘laik’e gel, demokrasi Türkiye’de de yok, ismini yüksek sesle koy ne istediğinin. Kürdü destekleme ihtimali bile belirdiğinde sesini iyice kısmak, bu da hepimizin içine sirayet etmiş derin bir Kürt fobisi, sanki cinayet işliyorsun.

Ben şahsen sınırımda Kürt istiyorum, bunun nedeni çok insani, çünkü Kürdü tanıyorum, çünkü Kürt benim dilimi konuşabiliyor, çünkü Kürdün kültürü benim kültürümle iç içe geçmiş. Bu kadar basit. Bunca ‘jeopolitik’, ‘anti emperyalist’, ‘militer’ maval okunmasa, sıradan vatandaş eninde sonunda böyle düşünür. Eminim.

Bir diğer Kürt düşmanlığı da PKK üzerinden döşeniyor.

PKK terörist mi değil mi sorusuna, tamam kardeşim haklısın PKK terörist diye mi cevap verdin, yandın, zincirleme reaksiyon başlıyor, o zaman PYD de terörist, yetmedi, HDP de terörist, yetmedi, ha İŞİD ha PKK aynı şey, yetmedi, teröristi yeniden tanımlayalım, yetmedi…

Bu böyle devam ediyor, konjonktüre göre, bindirildiğin trenden bambaşka bir Kürt düşmanlığı istasyonunda indiriliveriyorsun, indiğin yerle bindiğin yer arasında dağlar kadar fark var.

Türkiye’de barış isteyen, normal bir Türkiye temenni eden herkesin ama herkesin, önce kendi içinde ta derinlere işlemiş haki renkli militer Kürt fobisiyle hesaplaşması gerekiyor.

2000 yılından önceki Kürt fobisini, askerin kamuoyunun gözünü kapatması, medyanın askerin vesayetinde olması gibi siyasi gerekçelerle açıklayabilirsiniz. Ama 2016 yılında, milyon kişilik Diyarbakır Nevruz mitinginden sonra, Kürtlerin, bırakın yurt içinde, yurt dışında bile meylettiği her şeye askerin ‘stratejik’ savaş dilini sivilin ağzına yerleştirerek karşı çıkmak, artık siyasi değil, ahlaki bir çöküştür. Siyasetin de bir içtihatı olması gerekir, değil mi? Hiç olmazsa aynı iktidar döneminde.

Tekrarlıyorum. Kürt fobisi artık siyasi değil, ahlaki bir meseledir.

Ve çok gariptir ki, siyasi bir mesele olmaktan ahlaki bir mesele olmaya da bizzat Tayyip Erdoğan’ın başlattığı ve bitirdiği ‘açılım’ sayesinde terfi etmiştir.

Artık gönül gözü açılan bir kesim de bundan böyle bu ahlaksızlığa ortak olmayacaktır. Ne olursa olsun, her şeye rağmen, barış isteyecektir.

05) Dündar'a saldıran şahsın dosyası kabarık çıktı -09.05.2016

Can Dündar'a sadıran şahsın dosyası incelendi. Şahsın dosyasında birçok 3 farklı suçtan dolayı kayıt tutulduğu gözlemlendi. Saldırganın tehdit, hakaret ve kapkaç nedeniyle 3 ayrı kaydı bulunduğu açıklandı.

MİT TIR'ları davasında kapsamında Çağlayan Adliyesi'nde bulunan Can Dündar'a, adliye önünde iki el ateş edildi. Kurşun isabet etmeyen Can Dündar'ın durumu iyi. Kurşunlardan biri Dündar'ın yakınında bulunan NTV muhabiri Yağız Şenkal'in bacağını sıyırdı.

MİT TIR'ları davasının bugünkü duruşmasında mahkeme heyeti karar için ara verdi. Bu sırada adliye önünde Can Dündar gazetecilerin sorularını yanıtlarken bir şahıs yanına

Yaklaşıp slogan atarak ayaklarına doğru iki el ateş etti. Dündar silahlı saldırıda herhangi bir yara almazken, yanında bulunan NTV muhabiri Yağız Şenkal'in bacağını bir kurşun sıyırdı. Dündar ve Şenkal'in sağlık durumu iyi. Polisler şahsa hemen müdahale ederek gözaltına aldı. Can Dündar saldırı girişiminin ardından adliyeye döndü. Dündar, "Kim olduğunu bilmiyorum. Sadece bana yönelik silahını yönelttiğini gördüm. Kimlerin bizi hedef gösterdiğini biliyoruz. Umarım onlar ders alır" diye konuştu.

SALDIRGANIN 3 SUÇ KAYDI VAR

Dündar’a silahlı saldırı girişiminde bulunan 40 yaşındaki Murat Şahin’in poliste 3 suç kaydı var. Şahin’in Sivas’ın Hafik ilçesi Çimenyenice köyü nüfusuna kayıtlı olduğu ortaya çıktı. Ailesi yıllar önce Sivas’tan göç eden Şahin’in İstanbul’da dünyaya geldiği belirtildi. 4 üvey ve 5 öz olmak üzere 9 kardeşi bulunan Şahin’in evli ve 8 yaşında bir kız çocuk sahibi olduğu öğrenildi. İstanbul Gaziosmanpaşa’da ikamet eden ve işçi olarak çalıştığı öğrenilen Şahin’in 2011 yılında kasten yaralama, aynı yıl tehdit ve hakaret, 2014 yılı içerisinde ise kapkaç nedeni ile suç kaydının bulunduğu, hakkında bir kaç kez gözaltı ve yakalama kararı çıkarıldığı öğrenildi.

İŞTE İLK İFADESİ

Olayın ardından gözaltına alınarak götürüldüğü Çağlayan Polis Merkezi'nde ilk ifadesi alınan saldırgan Asayiş Şube Müdürlüğü'ne sevk edildi. Saldırganın bir süre inşaatlarda çalıştığı, uzun süre işsiz kaldıktan sonra bir firmada montajcı olarak işe başladığı belirtiliyor. İfadesinde kendisini azmettiren olmadığın iddia etti. Saldırganın "Şehitler hakkında ileri geri konuşuldu, davayı dUyunca Çağlayan Adliyesi'ne gittim" diye ifade

Verdiği öğrenildi. Şahin'in, telefon dökümleri çok yönlü olarak incelenecek. Saldırıda kullanılan silah ise ruhsatsız.Murat Şahin'in Asayiş Şube Müdürlüğü'ne götürüleceği kaydedildi. Görgü tanıkları saldırganın "Seni yaşatmayacağım vatan haini" diye bağırdıktan sonra silahını ateşlediğini söyledi.

06) Rus savaş gemisi İstanbul Boğazı'ndan geçiş yaptı. -09.05.2016

İstanbul Boğazı üzerinden Marmara Denizi açıklarına doğru yol alan savaş gemisi gerilim yaşattı.

Geniş güvenlik önlemleri arasında boğazdan geçen geminin güvertesinde üstü kamufle edilmiş 2 adet tank olduğu dikkat çekti.

Rus Donanması'na ait KIL-158 borda numaralı askeri gemi, saat 08.30 sıralarında İstanbul Boğazı'ndan geçerek Marmara Denizi'ne doğru açıldı.

Geniş güvenlik önlemleri arasında İstanbul Boğazı'ndan geçen geminin geçişine, denizden Sahil Güvenlik Komutanlığı'na bağlı gemi ile deniz polisi, havadan ise polis helikopteri eşlik etti.

GÜVERTEDE ÜSTÜ KAMUFLE EDİLMİŞ 2 TANK

Öte yandan, güvertesinde çok sayıda asker olduğu görülen geminin güvertesinde üstü kamufle edilmiş 2 adet tank dikkat çekti. Gemisinin geçişi sırasında güvertedeki bazı askerlerin dürbün ile etrafı gözledikleri görüldü.

Askeri vinç gemisi yaklaşık 1 saatte İstanbul Boğazı'ndan geçişini tamamlayarak Marmara Denizi'ne açıldı.

07) Faiz Cebiroğlu:ihrac Hoca’yı tanıyor musunuz? -09.05.2016
Bana sık sık sorulan sorudur: ”Mihrac Ural’ı tanıyor musunuz?”

El-Cevap: Mihrac Ural ile hayatta yüz-yüze görüşmedim. Ama Yazılarından tanıyorum. Antakya’da Türkiye İşçi Parti’si üyesi iken, adını duyuyordum. Yazılarını ise, CEPHE dergisinde okudum. Suriye’de, Arapça, ”Yazılı Dil ve Eğitim”i alırken, Yazı ve bildirileri elime geçiyordu. Ama Mihrac Hoca ile yüz-yüze, ne yazık ki, görüşme imkanım olmadı. Mihrac Hoca’yı, fiziksel olarak değil, fikirsel olarak tanıyorum.

Mihrac Ural’ı Orta-doğu’da broşürleri ile tanıdım. Filistin cephesinde yer alırken, Orta-Doğu üzerine yazmış olduğu broşürler üzerinden tanıdım. Ama yüz-yüze hiç görüşmedim.

Yıllar sonra, ben Danimarka’ya, FN aracılığı ile geldim. Mihrac Hoca aklıma geldi ve onu internet üzerinden buldum. O’na yazdım: ”Hoca, yazılarını okuyorum. Makalelerini, benim bloguma da gönderir misiniz?”

Mihrac’ın cevabı: ”Benim yazdıklarım, halka aittir, her zaman paylaşabilirsiniz!”

Mihrac Ural’ı ben aradım ve ben yazdım.

Mihrac Ural’ı ben tanımaya başladım.

Mihrac Ural’ın yazılarını, ben paylaştım. Paylaşıyorum.

Parentez açıyorum: Mihrac Hoca ile yazışırken, ”tenekeciler sitesi” birden beni bulmuşlar ve beni de ”Suriye Muhabaratı” diye ”damgalamışlar. Çok sevindim. Onlara yazdım. Oralı olmadılar. Sonra, Adil Okay’dan cevap geldi, onlara:

”Yapmayın yahu, herşeyi birbirine karıştırdınız, Faiz’in Acille, Mihrac ile ne ilgisi var ki? Faiz, Danimarka’da öğretmendir.”

Tenekeciler sitesi: ”Bilmiyorduk. Onunla ilgili ”ithamı” kaldırıyoruz” dediler. Kaldırdılar.

Ben se, üzüldüm. Eyy aptallar, niye kaldırdınız ki?

Eyy aptallar!!! Suriye Muhabaratını ben yönlendiriyorum! Parentezi kapatıyor ve devam ediyorum.

Mihrac Ural, hiçbir zaman, bana, yazılarımı paylaş veya siteler gönder demedi. Niye desin ki?

Mihrac’ın tüm yazılarını, Mihrac’tan, izin almayarak, ben paylaştım. Paylaşıyorum… Evet….Mihrac Ural’ı bröşürleri üzerinden ve internetten tanıdım. İyi ki, tanıdım. Mihrac Hoca ile irtibatı ben kurdum.

İrtibatımız, devam ediyor.

İrtibatımız, hain, itirafçılar ve tövbekârları ”RAPT” edinceye kadar devam edecektir.

faizce@hotmail.com

08) Haluk Bilginer'in açıklamaları tepki çekti -09.05.2016
Haluk Bilginer'in verdiği röportajdaki açıklamaları sosyal medyada tepki çekti.

Ünlü oyuncu Haluk Bilginer’in son röportajında yaptığı açıklamalar sosyal medyanın gündemine oturdu. ‘Erkeğin iktidarından nefret ediyorum, Tanrı diye bir şey varsa kadındır’ diyen Bilginer’e sosyal medyadan tepki yağdı.

HEP ERKEK CÜMLELERİ

Oyuncu Haluk Bilginer, “Tanrı diye bir şey varsa kadındır. Allah baba değil, Allah anadır o. Allah, baba olamaz. Niye toprak ana diyoruz da Allah ana demiyoruz. Hep erkek cümleleri bunlar” dedi. Bilginer, “İçinden insan çıkaran bir insanı erkek kavrayamaz. 14. yüzyılda kadınları niye yaktık, biz sizi niye yaktık, sizden korktuğumuz için” diye konuştu.

Cumhuriyet’ten Ceren Çıplak’a konuşan Haluk Bilginer, “Erkeğin iktidarından nefret ediyorum, korkmak ne kelime… Dünyanın bu gidişatından çok korkuyorum. Korkmamak aptallıktır, insan olan korkar. Erkeğin de rahmi olsaydı, doğurabilseydi bu dünya çok daha mutlu bir dünya olurdu, savaş falan olmazdı. Kadın doğurduğu için yaşamın değerini biliyor, erkek yaşamın değerini bilmiyor. Öldürmeyi kahramanlık sanıyor” dedi.

Bilginer'in bu açıklamaları sosyal medyada günün en çok tartışılan konusu oldu. Binlerce kullanıcı Haluk Bilginer'i eleştirdi.

09)- Erdoğan gözyaşlarını tutamadı 09.05.2016
Erdoğan’ın gözyaşları yalandır. Kürt Annelerin düşmanıdır, Kürt Annelerin döktüğü gözyaşlarına hiç acımamıştır. Kürt Annelerin döktüğü her yaşların ‘’DAMLASI'na ’’ teröristtir, diyor. Erdoğan gözyaşlarıyla Şov yapıyor ve ‘’ŞOVU’’ seviyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, katıldığı programda İbrahim Sadri tarafından okunan, “Hoşçakal anne” şiirini duyunca gözyaşlarını tutamadı. Erdoğan, "İbrahim Sadri kardeşimizin duygularımızı adeta tazeleyen şiiri, bizleri özellikle annesi olmayanları çok daha farklı yerlere taşıyordu. Ben de bunlardan bir tanesiyim. Biliyorum ki şu anda annesini ebediyete uğurlamış olan tüm kardeşlerimin acısı aynıdır" dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Uluslararası 8. İş Sağlığı ve Güvenliği Konferansı’na katıldı. Konferansta Erdoğan’ın yanı sıra, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım, AB Bakanı Volkan Bozkır, Enerji Bakanı Berat Albayrak, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Süleyman Soylu ile İstanbul Valisi Vasip Şahin de yer aldı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, katıldığı programda İbrahim Sadri tarafından okunan, “Hoşçakal anne” şiirini duyunca gözyaşlarını tutamadı. Erdoğan, "İbrahim Sadri kardeşimizin duygularımızı adeta tazeleyen şiiri, bizleri özellikle annesi olmayanları çok daha farklı yerlere taşıyordu. Ben de bunlardan bir tanesiyim. Biliyorum ki şu anda annesini ebediyete uğurlamış olan tüm kardeşlerimin acısı aynıdır" dedi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Uluslararası 8. İş Sağlığı ve Güvenliği Konferansı’na katıldı. Konferansta Erdoğan’ın yanı sıra, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım, AB Bakanı Volkan Bozkır, Enerji Bakanı Berat Albayrak, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Süleyman Soylu ile İstanbul Valisi Vasip Şahin de yer aldı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan: O kazanç bizim değerlerimizde haramdır

CUMHURBAŞKANI Recep Tayyip Erdoğan, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nün bazı çevreler tarafından ’terör’ üzerinden istismar edildiğini savunarak, "İnsanların acılarını kanatmaktan çekinmeyenler 1 Mayıs İşçi Bayramlarını da yakmanın, yıkmanın, sokakları terörize etmenin bir aracı haline getirmenin çabası içinde oldular.

Emekçi kardeşlerimizin alın terlerinin sembolü olan bu anlamlı günü terör propagandası yapmak, canlı bombaları kahramanlaştırmak için bir fırsat olarak görenler var.

Terör örgütü flamalarıyla yollara dökülmenin İşçi Bayramı’yla ne ilgisi olabilir? Bu tavır her şeyden önce emekçi kardeşlerime yapılmış bir hakarettir" dedi.

'HOŞÇAKAL ANNE’ ŞİİRİ ERDOĞAN’A DUYGUSAL ANLAR YAŞATTI

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Uluslararası 8’inci İş Sağlığı ve Güvenliği Konferansı’na katıldı. İstanbul Haliç Kongre Merkezi’nde düzenlenen konferansa Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yanı sıra Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Süleyman Soylu, Avrupa Birliği (AB) Bakanı Volkan Bozkır ve Ekonomi Bakanı Mustafa Elitaş da katıldı.

’Anneler Günü’nün de unutulmadığı konferansta şair İbrahim Sadri sahneye gelerek, ’Hoşçakal Anne’ adlı şiiri okudu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın şiiri dinlerken duygulanarak, cebinden mendil çıkardığı görüldü. Okuduğu şiirin ardından kısa bir konuşma yapan şair Sadri, yaklaşık 25 yıl önce annesini kaybettiği dönemde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğunu ve cenaze töreninde annesinin tabutunu omuzladığını hatırlattı.

Erdoğan için ilk söyleyeceği kelimenin ’vefa’ olduğunu belirten Sadri, "Bana sorarsanız ne söylersiniz Sayın Cumhurbaşkanı’mızla ilgili, diye. İlk söyleyeceğim kelime ’vefa’ olur. Biz hep onun vefasına tanık olarak yaşadık bu hayatı. Arkadaşlarına, dostlarına bu kadar vefalı olan bir insanın şüphesiz annesine olan bağlılığı elbette kat kat fazladır" diyerek Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın annesi başta olmak üzere, hayatını kaybeden annelere Allah’tan rahmet diledi. İbrahim Sadri, konuşmasının ardından sahneden inip yanına gittiği Erdoğan’la tokalaştı.

"ANNE FARKLI BİR VARLIK, BİZLER ONLARIN ESERİYİZ"

Konferansta hitap eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, tüm annelerin ’Anneler Günü’nü kutlayarak, "Az önce İbrahim Sadri kardeşimin o dokunaklı şiiri, duygularımızı adeta tazeleyen şiiri bizleri, özellikle annesi olmayanları çok daha farklı yerlere taşıyordu.Ben de bunlardan bir tanesiyim. Biliyorum ki şu anda annesini ebediyete uğurlamış olan tüm kardeşlerimin duygusu, acısı aynıdır. Zira biz anneleri kendi medeniyetimizin bizlere koymuş olduğu hedef sebebiyle ayaklarının altı öpülesi anneler olarak bildik. Öyle anladık. Şahsen öyle yaşadım. Öyle zannediyorum ki öyle yaşıyoruz. Anne, farklı bir varlık.

Bizler onların eseriyiz. Onlar, bizler için çok çileler çektiler. Çok çileler çektiklerini kendi kızlarımda da müşahede ediyorum. Evlatları nasıl yetiştirdiklerini, gecelerin, gündüzlerin onlar için nasıl geçtiğini görüyoruz. Onun için bir günün Anneler Günü olması, sadece bir prosedürün yerine gelmesi olarak düşünüyorum. Bizim için her an, her gün Anneler Günü’dür. Anneleri ellerinden öpüyorum, saygılarımı sunuyorum. Buradan dünyamızı daha yaşanabilir hale getiren emekçi kadınlarımızı bir kez daha selamlıyorum. Başta sevgili annem olmak üzere Hakk’ın rahmetine kavuşmuş tüm anneleri hayırla yad ediyor, mekanları inşallah cennet olsun diyorum" diye konuştu.

"MAKİNEYLE İNSANI AYNI DEĞERDE GÖREN ANLAYIŞI ASLA KABUL ETMİYORUM"

Konuşmasında meslek hastalıklarına ve iş kazalarına maruz kalan işçilerin oranının fazlalığına değinen Erdoğan, "Dünyada her yıl 160 milyon işçinin işle ilgili meslek hastalıklarına yakalandığına üzülerek şahit oluyoruz. Bu kayıpların yüzde 98’i şayet gerekli tedbir alınsa, var olan düzenlemeler tam olarak uygulansa önlenebilir kazalardan kaynaklanıyor. Ben burada meselenin imkan, para, teknoloji veya düzenleme eksikliği olduğu kanaatinde değilim. Bu utanç verici manzaranın ortaya çıkmasının esas nedeni insana yönelik çarpık bakış açısıdır. İnsanı sadece bir üretim aracı olarak gören mevcut anlayış, insanı araçsallaştırarak insan hayatını değersizleştirmektedir. Bir fabrikanın üretim sürecinde makineyle insanı aynı değerde gören anlayışı ben asla kabul etmiyorum. İnsana bu şekilde yaklaşanlar üretim maliyetlerini düşürmek, kar marjlarını artırmak için insan hayatını hiçe sayan adımları atmaktan elbette çekinmezler" ifadelerini kullandı.

"BİZİM ANLAYIŞIMIZDA İNSAN HOMOEKONOMİKUS DEĞİL"

İşçilerin alın teri üzerinden emek sömürüsü yapıldığını savunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, bunun düzeltilmesi gerektiğini belirterek, şöyle konuştu:

"İşçilerin ücretleri ve sosyal hakları kısıtlanarak, işçiyi iş kazaları ve meslek hastalarından koruyacak önlemleri almayarak, kazanç olmaz. O kazanç bizim değerlerimizde haramdır. Bu kazanmak değil, çalmaktır. İşçinin hakkını gasp etmektir. Biz insana makine gibi ham madde, sermaye gibi salt bir üretim aracı olarak bakmayız, bakamayız. Bizim anlayışımızda insan homoekonomikus değildir. İş kazalarının azaltılması, can kayıplarının ve emek sömürüsünün önünü geçilmesi için öncelikle bu konuda kendimizi düzeltmeli; insanı merkeze alan bir anlayışı iş hayatına hakim kılmalıyız"

"İŞÇİ KARDEŞİM ÖNCELİKLE KENDİ CANINI TEHLİKEYE ATTIĞINI BİLMELİ"

İş kazalarının azaltılması konusunda işveren kadar işçilere de görev düştüğüne dikkat çeken Erdoğan, "Bakıyorsunuz hükümet kuralı koymuş. İşveren de üzerine düşen görevi yapmış. Gerekli tertibatı almış. Fakat işçimiz çok basit nedenlerin arkasına sığınarak, hatta ’Bana bir şey olmaz’ diyerek, bu tedbirleri uygulamıyor. Hava sıcak diye bareti takmıyor. Rahatsız ediyor diye koruyucu elbisesini giymeyen işçi kardeşim öncelikle kendi canını tehlikeye attığını bilmelidir. İş sağlığı ve güvenliği bilincinin topluma mal edilmesi ancak çalışan, işveren, sendikalar ve idarenin el ele vermesiyle mümkündür. Bu sacayaklarından birisi eksik olursa arzu edilen ilerleme sağlanmaz" dedi.

"CANLI BOMBALARI KAHRAMANLAŞTIRMAK İÇİN FIRSAT OLARAK GÖRENLER VAR"

1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nün ’terör’ üzerinden istismar edildiğini vurgulayan Erdoğan, "İş sağlığı ve güvenliği konusu, günlük siyasetin tartışmalarına, ideolojik hesaplaşmalara mahkum edilemeyecek kadar önemli bir meseledir. İnsan hayatını ilgilendiren bu konuda tüm ayrışmalar, tüm gündemler bir tarafa bırakılmalı; ortak hareket edilmelidir. Hal böyleyken ne yazık ki ülkemizde yaşanan elim kazaları dahi istismar etmekten, bu hadiseleri kendi çıkarları için kullanmaktan imtina etmeyen bir kesimle karşılaşıyoruz. İnsanların acılarını kanatmaktan çekinmeyenler 1 Mayıs İşçi Bayramlarını da yakmanın, yıkmanın, sokakları terörize etmenin bir aracı haline getirmenin çabası içinde oldular. Emekçi kardeşlerimizin alın terlerinin sembolü olan bu anlamlı günü terör propagandası yapmak, canlı bombaları kahramanlaştırmak için bir fırsat olarak görenler var" ifadelerini kullandı.

İŞÇİ ÖRGÜTLERİNE ELEŞTİRİ

İşçi Bayramı’nda yaşanan olaylar üzerinden bazı işçi örgütlerini eleştiren Erdoğan, "İşçilerin hak ve hukukunu savunması gereken örgütlerden bazıları da bu noktada hep sorumsuz bir tavır sergilediler. Emekçileri kendilerine kalkan yaparak, polise, kamu mallarına, dükkanlara saldırmanın işçi haklarıyla bir alakası olabilir mi? Terör örgütü flamalarıyla yollara dökülmenin İşçi Bayramı’yla ne ilgili olabilir? Bu tavır her şeyden önce emekçi kardeşlerime yapılmış bir hakarettir. Bu tarz eylem ve söylemler en çok da bu bayramın gerçek sahibi işçilerimizi rencide etmektedir" diye konuştu.

"1 MAYIS’I RUHUNA UYGUN BİÇİMDE KUTLAMALARINDAN MEMNUNİYET DUYUYORUM"

1 Mayıs’ın son dönemlerde ruhuna uygun şekilde kutlandığını ve bundan duyduğu memnuniyeti dile getiren Erdoğan, "Son yıllarda sendikalarımızın büyük bir kısmının 1 Mayıs’ı ruhuna ve manasına uygun biçimde tam bir İşçi Bayramı olarak kutlamalarından memnuniyet duyuyorum. Bu manzarayı ülkemizin normalleşmesinin, olgunlaşmasının ve demokratikleşmesinin bir parçası olarak gördüğümü özellikle belirtmek istiyorum" dedi.

"EMEĞİN SÖMÜRÜLMESİNE RIZA GÖSTEREN ANLAYIŞIN YERİ YOK"

Gelir dağıtımının adaletli yapılması üzerinden devlete ve işverenlere seslenen Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bizim anlayışımızda emeğin sömürülmesine rıza gösteren anlayışın da işvereni düşmanlaştıran bağnazlığın da yeri yoktur. Hak ve adaleti gözetmeyen hiçbir ideoloji insana fayda sağlamaz. Ben buradan başta devlet olmak üzere işverenlerimize sesleniyorum. Ne olur, ücret takdirini yaparken işçinin alın terinden sömürmek suretiyle kazanmak anlayışını bir kenara koyun. Bilin ki işçinin alın terinin hakkını vermek sizin bereketinizi daha da artıracaktır. Sizi daha da zengin kılacaktır. Öldüğümüzde bizimle beraber bu paralar da gelmeyecek. Bunlar burada kalacak. Öyleyse şöyle açalım. İşsiz insanımızı iş sahibi yapalım"

.

…

FOTO / KAYNAK: ŞENGÜL ÖZER'DEN

VARTO / GIMGIM DEYİP GEÇMEYİN (GÜZEL GIMGIM'IM)

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

YENİ HABER, NÛÇA NÛ (10) HER BÎJI KURDİSTAN

01) -09.05.2016

02) -09.05.2016

.

Ek.Tarihi Mon May 09, 2016 10:00 am Gön: Oezer

Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden biz sorumlu değiliz.

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun
 
İlgili Bağlantılar
· Daha fazla Dünya
· Haber gönderen Oezer


En çok okunan haber: Dünya:


Haber Puanlama
Ortalama Puan: 0
Toplam Oy: 0

Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü


Seçenekler

 Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa

 Bu Haberi Arkadaşına Gönder Bu Haberi Arkadaşına Gönder


Forumlar

 




Bu Site Ali Usta tarafından yapılmıştır.


>Powered by Nuke-Evolution